:::Rehberim.net Forum:::

Felsefe yaşamın neresinde?

Ödev Kaynakları bölümündeki Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji alt forumunda bulunan Felsefe yaşamın neresinde? konusunu görüntülemektesiniz özet:Dünya Sorunları Karşısında Felsefe". XXI. Dünya Felsefe Kongresi, başka felsefe soruları yanında, bu soruya yanıt aramak üzere 10 Ağustos'ta İstanbul'da ...



Go Back   :::Rehberim.net Forum::: > EĞİTİM VE KÜLTÜR REHBERİM > Yardımcı Kaynaklar > Ödev Kaynakları > Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji
       

Felsefe yaşamın neresinde?

Google Özel Arama Kayıt ol Yardım Ajanda Forumları Okundu Kabul Et
Alt 28-01-2008, 05:48 PM   #1
 
YSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
YSS
GENERAL





<!-- google_ad_section_start -->Felsefe yaşamın neresinde?<!-- google_ad_section_end --> Felsefe yaşamın neresinde?


Dünya Sorunları Karşısında Felsefe". XXI. Dünya Felsefe Kongresi, başka felsefe soruları yanında, bu soruya yanıt aramak üzere 10 Ağustos'ta İstanbul'da toplanıyor. Temelde kuramsal bir etkinlik, hem de kuramsallık düzeyi en yüksek etkinlikler arasında sayılan bir etkinlik olan felsefe, insanlığın bugün karşı karşıya kaldığı dünya sorunları karşısında ne yapabilir ki? Felsefe açlık ve yoksullukla, ekolojik felaketlerle, terörle, işkenceyle, adaletsizliklerle savaşımda ne sağlayabilir bize? Max Scheler'in tin (Geist) için söylediğini, felsefe için de söylemek ve felsefenin bu sorunlar karşısında fazla gücünün olmadığını, bu sorunlarla tek başına savaşamayacağını söylemek pek yanlış olmaz sanırım. Bugün yaşanan pek çok insan hakkı ihlalinin temelinde yatan yoksullukla felsefe nasıl savaşabilir? Adaletsizlikleri, savaşları, işkenceleri nasıl ortadan kaldırabilir felsefe? Tüm bu benzeri dünya sorunları karşısında felsefe güçsüzdür. Ama bu güçsüzlük onun bu sorunlar karşısında çaresizliği, hiçbir şey yapamayacağı anlamına da gelmez. Böyle bir sav her şeyden önce doğru değildir. Olan bitene de pek uygun düşmez. Filozofların, dünya tarihine yön vermeseler de onu hiç etkilemediklerini söylemek de doğru olmaz. Felsefe bunu ortaya koyduğu bilgilerle yapar. Aslında onun elinden gelen de budur: Sorunlara felsefeyle bakmak ve konunun izin verdiği ölçüde de doğru ve kesin bilgiler ortaya koymaya çalışmak. Felsefe, adaletin ne olduğunu, insan haklarının ne olduğunu, savaş ve barışın ne olduğunu, bunun insan olmayla ilgisini gösterebilir ancak. Bu bilgilerse kişilerin bu sorunların farkına varmasını sağlayabileceği gibi, sorunlara tutulan ışıkla sorunların çözümüne giden yolu da aydınlatabilir. Böyle olanaklar sunar insanlara. Kimi olanakların bilgisini sunar. İşte bu yazı böyle bir hareket noktasından yola çıkarak bilgi-yaşam bağlantısını, en temelde de felsefe bilgisi-yaşam bağlantısını ele alıyor. Bilginin yaşam için önemini, felsefe sorunlarının yaşamda karşılaşılan sorunlarla ilişkisini ve farkını açığa çıkarmayı amaçlıyor. Bunu da olana, felsefe bilgilerine, felsefe görüşlerine bakarak, onlardan hareketle yapmaya çalışıyor. Kurgulamadan olanı yansıtmayı, felsefe bilgilerine ayna tutmayı hedefliyor. Bilmek, bilgi edinmek, bilgili olmak - bilinen ne olursa olsun - çoğunlukla olumlu bir değer yüklenen, övülen ve istenen bir durumdur. Zaman zaman bilmenin, çok fazla şey bilmenin kişinin başını derde soktuğu söylense de, genellikle bilgili olan kimseye iyi gözle bakılır, bilgi ortaya koymaya, varolan bilgiye ulaşmak için çaba sarf eden kişilere - bu onların işi olmasa, yardım etmek hiç de üzerlerine farz olmasa da - destek olunmaya çalışılır. Neredeyse bilgi ortaya koymaya çalışana dokunulmaz dedirtecek bir genel ön yargı vardır bilgi erbabı için. Bunun bilinen tek istisnası, ortaya konulan ya da ulaşılmaya çalışılan bilgilerin, egemen ahlak ve ideolojiyle, dinsel dogmalarla, kimi zaman da iktidarda olanların çıkarlarıyla çatışma içinde olduğu durumlardır. Ama bu durumda bile, yukarıda anılan bilgiye karşı olumlu ön yargıda bir değişiklik olmaz. Bu türden durumlarda, çoğu zaman, karşı çıkılan şeyin aslında bilgi olmadığı, hakiki bilgi olmadığı, propaganda olduğu vb. türünden bir itham ya da savunmayla karşılaşırız İyi ama, nedir bilgi? Neden iyidir bilgi sahibi olmak, bilgi ortaya koymak? Neden bilenle bilmeyen bir olnıaz? Neden severiz bilgiyi, bilgini, bilgeyi? Bu ve benzeri sorularla karşılaşmayız pek günlük yaşamda. Sormayız bilginin neden önemli olduğunu. Onun çok önemli olduğunu; insanın bilgiyle, "kültür"le insan olduğunu biliriz zaten. Öte yandan olumlu değer yüklenenin, onaylananın sorguya çekilmesi, sorgulanması da düşünülmez pek. Sorgulama yalnızca ya da çoğunlukla olumsuzluğun, rahatsızlığın, sorunların olduğu ya da görüldüğü durumlarda başlar. Sorular sorunlarda köken bulur. Sorunlardan filizlenir yeni sorular ve soruşturmalar. Yeni bilgiler de bu türden soruşturmaların, arayışların sonunda ortaya çıkar genellikle. Kısacası, görülen aykırılıklardır ye- ni bilgilerin başlangıcı. Bu aykırılıkları ya da sorunları gören kişilerin varlığını gerektirir bu da. "Bilgi nedir?" "Hangi bilgileri bilenler bilmeyenlerle bir olmaz?" soruları günlük sorunlarla boğuşan insanların, bilgi üretme peşinde olan bilim adamlarının pek sormadıkları bir sorudur. Ama felsefenin en eski sorularından biridir, "Bilgi nedir?" sonısu. Filozoflar yüzyıllar boyu bilginin ne olduğuyla, onun doğruluğu ve kesinliğiyle meşgul olmuşlar, bilgi sorunlarıyla uğraşmak- tan kendilerini alamamışlardır. Bilgi olanla olmayanı ayırmak, bilgiler arasındaki farklılıkları - bu arada ortaklıkları da - ortaya koymak, bilgileri doğruluk ve kesinlikleri açısından irdelemek, filozofların üzerinde durdukları önemli bilgi sorunları arasında yer almıştır hep. Kimi zaman buna, doğru bilgiyi yanlıştan, deneysel olanı deneysel olmayandan ya da doğrulanabilir olanı doğrulanabilir olmayandan ayıracak bir ölçüt bulma çabaları da eklenmiştir. Kimi zaman kesinlik ve genel geçerlik sorunu ötekilerinin önüne geçmiş, kimi zamansa doğrulama ve/veya yanlışlamayla, temellendirmeyle ilgili yöntem sorunları. Bilmek nedir diye sorulursa, felsefece bakışla, olandan hareketle söylenebilecek olan, bilmenin, dünyayla bağ kurmak olduğudur. Dünyaya ya da dünyayı oluşturan her türden varolana yönelmek, yönelinen şeyin özelliklerini kavramak, sonra da ortaya koymak demektir bilmek. Her bilgi dünyayla kurulan bir bağlantının sonucudur. Bilen öznenin bir varolana uzanmayla, onun hakkında saptayıp ortaya koyduğu bir tür bildirimdir her türlü bilgi. Öznenin yoktan yarattığı bir şey değil, bir varolana ilişkin dile getirdiği bir ifade ya da tümcedir her bilgi. Kuramları oluşturan da bu türden tümceler ya da ifadelerdir. Doğruluğu yanlışlığı söz konusu olan ancak bu türden ifadeler, yani dünyada varolan herhangi bir şeye, - bu şey fiziksel, maddi bir şey olabileceği gibi, bir kavram, bir değer, bir matematiksel nesne de olabilir - ilişkin, onları dillendiren ifadelerdir. Felsefe ve bilimler hep bu türden ifadeler ortaya koymaya çalışmışlardır. Onları doğrulanıp yanlışlanması mümkün olmayan dogmalardan, boş inançlardan ayıran ve üstün kılan da ürettikleri bilginin bu özelliğidir. Yanlışlanıp doğrulanabilir ya da temellendirilebilir çürütülebilir olmasıdır. Bilgiyi bilgi yapan bu ortak özelliğine karşın, bilgiler arasında ayrım yapılmış, kimi türden bilgiler ötekilerinden üstün tutulmuştur. İnsan için bunlar ötekilerden daha önemli görülmüştür. Bilge olmak, bilgelik çok şey bilenin, her şeyi bilenin değil, belli türden bilgilere sahip olanın bir özelliği olarak görülmüştür düşünce tarihinde. Antik Yunan fılozoflarından Efesos'lu Herakleitos , yaklaşık aynı dönemde yaşayan bir başka filozof için, onun çok şey bildiği söyleniyor ama, o daha geceyle gündüzün, iniş ve yokuşun bir ve aynı şey olduğunu bile bilmiyor diye alay etmiştir. Ona göre asıl önemli olan tüm olup bitenlerin olup bitmesini sağlayan şeyi, onlardaki düzeni, yasayı, logos u bilmektir. Her şeyin kendisine göre olup bittiği bu logos'u, şeylerdeki düzeni ölçüyü bilmektir, esas olan. Bugünün diliyle söylersek genel geçer ve zorunlu olanı, doğa yasasını bilmektir, rastlantısal olan unsurları, sonuçları değil. Kişiyi bilge kılan budur, çok şey bilmesi değildir sanıldığı gibi. Bu nedenle, çok bilenle, bilge kişi, fılozof aynı kişiler değildir. Çünkü filozof da bilgiye sahip olan, yani sophos değil, bilgiyi seven, onun peşinde koşandır, philosop hos 'tur. Filozof bilgi için, hakikat için yolda olandır. Felsefenin özü bu yolda olmada, aramadadır. Aramanın, doğru soru ve yöntemle yapıldığında bilgiyle sonuçlanması da çok doğaldır. Fakat her yeni bilginin, her yeni bulmanın, yeni bir aramaya kapı araladığı, yeni kimi soruları da beraberinde getirdiği iyi bilinmektedir. Bu durum bilim ve felsefeyle uğraşanların yazgısıdır bir bakıma. Arayış hiç bitmez. Her bulma yeni bir arayışın sorusunu da birlikte getirir. Bilmek Egemen Olmaktır Yeni bilgi arayışı çağımızı ıralayan olguların başında gelmektedir. Bilim adamları, araştırmacılar kendi alanlarında, kendilerini meşgul eden sorulara yanıt bulma peşindedirler. Çağımızın bilgi idealini, 17. yüzyılın önemli fılozoflarından Francis Bacon 'ın sloganlaştınlan "bilgi güçtür", "bilmek egemen olmaktır" düşüncesi oluşturmaktadır. "Niçin bilgi?" sorusunun da yanıtını oluşturmaktadır, bu düşünce. Bilim yapmak doğaya egemen olmaktır. Doğayı dönüştürme, toplum yararına sunma yoludur bilim yapmak. Bilimin hedefı doğaya egemen olmanın araçlarını sağlamaktır insanoğluna. Bacon'un bu anlatımlarında somutlaşan düşünce, günümüz biliminin hareket noktasını oluşturmuştur. Üzerinde pek düşünülmese, niçin bilgi sorusu pek sorulmasa da, yapılıp edilenlere, çağın bilgisel hedeflerine bakılırsa, örtük olarak varsayılanın, araştırmacıları yönlendirenin hep bu anılan düşünce olduğu görülür. Bilimsel bilgi, bilimsel bilgiye dayanan ya da ondan hareketle geliştirilen teknoloji, insanın yapabilirlik kapasitesini artırmış, insanı doğa karşısında eskisinden çok daha güçlü kılmıştır. İnsan, bu yeni yapabilirlik kapasitesi ile atmosferin doğal yapısını değiştirecek, yeryüzünün iklimini etkileyecek, kendi yaşamını uzatacak, ama aynı zamanda yeryüzündeki tüm canlı nüfusunu yok edebilecek bir güce ulaşmıştır. Üç beş yıl önceleri tahayyül edilmesi bile mümkün olmayan teknolojiler, bugün yeni buluşlar ve teknolojik başarılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hızlı gelişme insan yaşamına sağladığı kolaylıklar yanında kimi korkuları da birlikte getirmektedir. Küresel ısınma, içme suyu kaynaklarının gittikçe azalması, nükleer tehlike ve kirliliğinin başa çıkılması güç boyutlara ulaşması, gen teknolojisi gibi sonuçları tam olarak kestirilemeyen teknolojilerin yaygın olarak uygulanmaya başlanması, hatta insan için de genetik kopyalamadan, genlere müdahaleden daha sık söz edilmeye başlanması, küresel düzeyde sıkça dile getirilen tehlikelerden bazılarıdır. Bu ise bugün bazen bilim ve teknoloji karşıtlığına kadar varan eleştirilerin yapılmasına yol açmaktadır. Doğaya egemen olma, doğayı insan ya da toplum yararı için kullanma düşüncesinin kendisi de sorgulanmakta, insanın öteki canlı ve cansız doğayı kendi çıkan için kullanmaya hakkı olup olmadığı sorusu gittikçe daha sık sorulmakta, bugünkü hoyratça kullanımın sonuçta öteki canlı türleri gibi insana da zarar verdiği, insanın bununla kendi sonunu da hazırladığı söylenmektedir. Teknik insan ilişkisi, teknoloji kullanımının yol açtığı sorunlar uzun zamandır, bilim adamlarının, felsefecilerin, çevrecilerin gündemindedir. Ekosistemi, canlıyı, insanı merkeze alan farklı yaklaşımların, çok farklı sorun ve sorulardan hareket etmelerine karşın, tüm çevreci hareketlerin ortak hedefi doğaya yapılan müdahalelerin sonuçlarına dikkati çekerek, in- sanları bilim ideallerini sorgulamaya çağırmalarıdır. Sıkça seslendirilmekle birlikte, bu çağrının henüz yeterince yankı bulduğunu söylemek güçtür. Bilgi İnsan İçindir "Niçin bilgi?" sorusuna felsefeden, felsefenin bize sağladığı bilgi birikiminden, problem bilincinden yola çıkılarak, "bilgi insan içindir", "insan olma içindir' denilebilir. Aslında bu düşünce oldukça eskidir. Bilmek her şeyden önce ve öncelikle kendini bilmektir. "Kendini bil!" buyruğu felsefi düşüncenin temel sloganlarından biridir. Kendini tanımayan insanın başka şeylere ilişkin bilgilere sahip olması neye yarar? Neyi bilip neyi bilmediğini, neyi nereye ka- dar bildiğini bilmeyen kişinin bilgisinin ne anlamı olabilir? Edinilen, derlenen , toplanan bilgiler kişinin kendisiyle yüz yüze gelmesini, kendisiyle karşılaşmasını, kendisini ve sınırlarını görmesini sağlayamamışsa, o bilgi neye yarar. Bu türden bilgileri yüklenmiş bir kişi olsa olsa bir bilgi teknisyeni olur, ama bilge olmaz. Böyle bir kişinin düşünmeye başlamadığını, aydınlanmaya, kendisi olmaya giden yolun uzağında olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Sorgulama, köklü bir sorgulama olacaksa eğer, kişinin kendisinden başlamak zorundadır. Ancak böyle bir sorgulamayla yola çıkan kişi kendi olmada, bir sayının, bir grup üyesi olmanın ötesinde bir kişi olmada bir adım atmış olur. Bilgi böyle bir sorgulama sürecine katkıda bulunmalıdır. Felsefe Bilgisi ve Yaşam Bu türden sorgulamaya kapı aralayan bilgilerse daha çok felsefenin ve sanatların sağladığı bilgilerdir. Bize çeşitli, değerli veya değersiz ama bizim sahip olduğumuzdan çok daha fazla ve çeşitli, yaşantı olanakları sunan sanat yapıtları; kişiyi kendi varoluşunu, varoluşunun anlamını sormaya çağıran felsefe yapıtları bu açıdan en önemli bilgi kaynaklarıdırlar. Akla dayanan, ussal çıkarımlar ve temellendirmelerle yol alan felsefi düşünmenin yanında, sanat yapıtları kimi zaman görselliği, kimi zaman sesleri ve müziği, kimi zaman insan bedenini ve öteki etkileyici unsurları kullanarak çok daha etkili olurlar kişileri uyandırmada, kendileriyle karşılaşmalarını sağlamada. Felsefe bilgileri hep merkezde soruyu soran kişinin durduğu sorulardır. Kişi kendisinden yola çıkmakta, kendini soru konusu edinmektedir. Soruyla yakalanmaya çalışılan şey her zaman kişinin kendisiyle, ama sonuçta insan olmayla ilgili bir gerçekliktir. Sorulan her soruyla insanla, dünyayla, insan dünyasıyla ilgili bir soruna ışık tutulur. Sorulan her soru, ayırdına varılan her sorun soruyu soranın gördüğü bir sorundur. Yaşadığı, yaşayıp gördüğü, sonra da önemli bulduğu bir sorundur. Kısaca felsefe sorunları yaşamda temelini bulan sorunlardır hep. Filozof lar kendi gördükleri aykırılıkları dile getirirler, onlara çözüm bulmaya çalışırlar. Farklı dönemlerin sorunları arasında karşılaşılan farklılıkların nedeni budur. Aynı kalan sorular da aynı kalan şeylere ilişkin sorulardır. Felsefe sorulan değişene, değişime gözlerini kapamasa da, daha çok değişmede değişmeden kalanı ele alan sorulardır - ama bu arada değişimin ne olduğuna, "her şey değişir" dile getirimindeki paradoksa dikkatimizi çeken de felsefedir. Değişimle birlikte gelen sorularla yaşanan sorunları aydınlatmaya çalışan da felsefedir. İşkence ve insanlık dışı davranışların artmasıyla gittikçe daha fazla söz edilmeye başlandığında, "hak nedir?", "insan haklan nelerdir?", "bir şeyi temel hak yapan nedir?" ve sonuçta insanın değerli bir varlık olarak görülmesi düşüncesi olan insan haklarının temelinde yatan "insan nedir?", "insan neden değerlidir?" sorularına yanıt arayan da felsefedir. Bu sorular ancak felsefeyle, felsefece, felsefece bir bakış ve sorgulamayla yanıtlanabilecek sorulardır. Bugün insan haklarıyla ilgili soruların ele alınmasında olduğu gibi, felsefe soruları yaşamda şu ya da bu biçimde karşılaşılan sorulan merkeze alan sorulardır hep. Bu nedenle felsefe soruları yaşamın neresindedir sorusuna verilecek yanıt, onların yaşamın üstünde ya da dışında değil, içinde olduklarıdır. Ama tüm öteki sorunlar gibi, felsefe sorunlarının da onları sorunlaştıran, yani sorun olduklarını gören bir göze gereksinimi vardır. Gören göz olmayınca sorun da olmaz, her şey nasılsa öyle olup gider ya da öyle yapılıp durur. Öte yandan her ne kadar yaşamdan çıksa da, felsefe sorunlarının yaşamda karşı karşıya gelinen sorunlardan, felsefe sorularının yaşarken sorduğumuz sorulardan temel . bir farkı da vardır. Günlük yaşamda karşılaştığımız tek tek durumlara ilişkin sorular sorarız. "Hak nedir?", "adalet nedir?" diye sormayız, "Bu yaptığım adil mi?", "Bunu yapmaya hakkım var mı?", "Neden hakkım çiğnendi?" diye sorarız. Filozoflar ise bu sorulardan hareketle, birisine haklı haksız dememizi sağlayan şeyi, hakkın ne olduğunu sorarlar. İstenirse daha geneli soran sorular denebilir bunlara. Ama daha genel olmaları, bir şeyin ne olduğunu, neliğini soru konusu edinmeleri yaşamdan koparmaz felsefeyi.

Harun Tepe

Adam Sanat- Ağustos 2003


__________________
İyiliğe karşı şükrü, kötülüğe karşı direnmeyi de nasîb eyle.
YSS isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Felsefe Derslerİne BaŞliyoruz. Ders 1 Felsefe Nedİr? YSS Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji 0 28-01-2008 01:58 PM
Felsefe Tarihi CoRTeZ Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji 2 27-01-2008 09:47 PM
Filozoflar Yaşamları Ve Savundukları Düşünceleri KaraKarTaL585 Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji 34 10-01-2008 08:52 AM
Nermi UYGUR YSS Tarih-Felsefe 0 16-12-2007 10:53 PM
Osmanlı'da Felsefe EKREM Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji 0 10-02-2007 10:47 AM

Aradığınızı bulamadınız mı?
Sorun Cevaplayalım.

----Kapat----


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:21 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.2
Bütün Hakları Saklıdır 2010 Rehberim.net
sohbet - Rehberim

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380