Rehberim

Anayasa

EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM bölümü Hukuk Rehberim / Anayasa konusu gösteriliyor Özet:Anayasa Türkiye 'de anayasal hareketler 19. yüzyılın ikinci yarı sında başlamış ve ilk anayasa Osmanlı ımparatorluğu'nun son dönemlerinde, 1876 yılında ...



Go Back   Rehberim > EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM > Hukuk Rehberim
       

Anayasa

Açılış Sayfam Yap Reklam Kayıt ol Konuları Okundu Kabul Et
Alt 07-02-2008, 08:19 PM   #1
 
Blackberry Torch - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
..........





<!-- google_ad_section_start -->Anayasa<!-- google_ad_section_end --> Anayasa


Anayasa

Türkiye'de anayasal hareketler 19. yüzyılın ikinci yarı sında başlamış ve ilk anayasa Osmanlı ımparatorluğu'nun son dönemlerinde, 1876 yılında kabul edilmiştir (Kanuni Esasi). 1921 Anayasası, Kurtuluş Savaşı yıllarında çıkarılan, savaş koşulları ve gereklerinin zorunlu kıldığı kuralları içeren ikinci anayasadır. Cumhuriyet döneminde üç anayasa çıkarılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk anayasası 1924'te, ikincisi 1961'de ve bugün yürürlükte olan üçüncüsü de 1982 yılında kabul edilmiştir.

Tüm çağdaş demokrasiler gibi Türkiye Cumhuriyeti de güçler ayrılığı ilkesini benimsemiştir. Anayasa'nın, devletin dayandığı temelleri belirten ve Anayasa metnine dahil olan başlangıcında, güçler ayrılığının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediği, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı bir işbölümü ve işbirliği olduğu vurgulanmıştır. 1924'te kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk anayasasında güçler ayrılığı ilkesine yer verilmemiştir. Bu anayasada da, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu belirtilmiş, ancak egemenliğin kullanılması parlamentoya bırakılmıştır. Bunun sonucu olarak, 1924 Anayasası'nda, yasaların Anayasa'ya aykırı olamayacağına yer verilmesine karşın bunu denetleyecek organ, bir başka deyişle anayasa yargısı öngörülmemiştir. Ancak 1946 yılında çok partili hayata geçiş ve 1950 yılında yapılan demokratik seçimlerde iktidarın muhalefete geçmesiyle sorunların bitmediği anlaşılmış ve yasama meclisinin denetlenmesi gereksinimi duyulmuştur. Önce aydınlarca dile getirilen bu anlayış, daha sonra siyasi partilerce de desteklenmiş ve 1961 Anayasası'nda ilk kez güçler ayrılığı ilkesi benimsenip, anayasa yargısı öngörülmüş ve Anayasa Mahkemesi Anayasa'daki yerini almıştır. Böylece, yasaların Anayasa'ya aykırı olamayacağı yolundaki hüküm işlerlik kazanmıştır.
Anayasa'ya göre egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Halk, egemenliğini Anayasa'nın koyduğu ilkeler çerçevesinde seçimler yoluyla doğrudan; yetkili organlar eliyle de dolaylı yoldan kullanır. Egemenliği kullanan organlar yasama, yürütme ve yargıdır. Yasama yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir ve devredilemez. Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. Yargı yetkisi ise, bağımsız mahkemelerce kullanılır.

Türkiye'de güçler ayrılığı ilkesini hayata geçiren, hukuk devleti ilkesidir. Bu ilke, devlet ve toplum yaşamında hukukun üstünlüğünü sağlar. Yasama ve yürütme erklerinde bulunan güç, hukukun üstünlüğü ilkesi gereğince yargıyla sınırlanıp, dengelenir. Yasama işlemleri ile yürütmenin eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı tutulur. Böylece devlet yönetiminde demokrasi sağlanır ve korunur. Anayasa bu düzeni sağlayıcı kurallarla donatılmıştır. Bağlayıcı ve üstün nitelikte olan Anayasa kuralları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, yönetim ile diğer kişi ve kuruluşları bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Ayrıca normlar hiyerarşisi benimsenmiş; alt normların üst normlara aykırı olması engellenmiştir. Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, yönetimi, tüm gerçek ve tüzel kişileri bağlar ve bu kararlar iktidar işlemlerinin meşruiyet kaynağını oluşturur.




Temel Hak ve Özgürlükler
Anayasa'nın başlangıcında, her Türk vatandaşının Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklerden eşitlik ve sosyal adalet ilkeleri gereğince yararlanarak; milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir yaşam sürdürme, maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hakkının olduğu belirtilmiştir. Bununla yetinilmemiş, Anayasa'nın maddelerinde de, Türkiye Cumhuriyeti'nin insan haklarına saygılı bir devlet olduğu vurgulanmış; devlete, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak görevi verilmiştir. Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel gereksinmelerinin ve sosyal güvenliklerinin sağlanmasından da yükümlü kılınmıştır.

Anayasa Mahkemesi binası

Anayasa temel hak ve özgürlükler alanında, doğal hukuk ile çağdaş hukuk anlayışlarının sonucu olan kuralları birlikte içermektedir. Herkesin dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğunun vurgulanması, Anayasa'ya doğal hukuk anlayışının egemen olduğunu göstermektedir. Temel hak ve özgürlükler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da içermektedir. Temel haklar bağlamında; yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve onu geliştirme hakkı tanınmıştır. Tıbbi zorunluluklar ve yasada yazılı durumlar dışında kişinin beden bütünlüğüne dokunulamaz. Kişi olur vermedikçe bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; insanlık onuruyla bağdaşmayan bir ceza verilemez. Angarya yasaktır; kimse zorla çalıştırılamaz. Herkes kişi özgürlüğüne ve güvenliğine sahiptir. Özel yaşamın gizliliği esastır ve herkes özel ve aile yaşamına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Bunların dışında temel hak ve özgürlükler kapsamında olan konut dokunulmazlığı, haberleşme özgürlüğü, seyahat özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve kanaat özgürlüğü, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve mülkiyet hakkı da Anayasa ile düzenlenip güvence altına alınmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, çağdaş hukuk anlayışının sonucu olan sosyal ve ekonomik haklara da yer vermiştir. Ailenin ve gençliğin korunması, eğitim ve öğrenim hak ve ödevi, çalışma ve sözleşme özgürlüğü, sendikal haklar, ücrette adalet, sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkı, konut hakkı, sosyal güvenlik hakkı, sanatın ve sanatçının korunması bu bağlamdadır. Anayasa'da, seçme ve seçilme hakkı, vergi ve askerlik ödevi, dilekçe hakkı gibi siyasal hak ve ödevlere de yer verilmiştir.

Anayasa herkesi yasa önünde eşit kılmıştır. insanlar arasında dil, din, mezhep, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç ve benzeri nedenlerle ayırım yapılamaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ya da sınıfa ayrıcalık tanınamaz.

Yabancılar, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus bütünlüğü, ülke bölünmezliği, egemenliği ve bağımsızlığı gözetilerek aynı hak ve özgürlüklere sahiptir. Yabancılar için getirilen hak ve özgürlükler, uluslararası hukuka uygun olarak ancak yasa ile sınırlanabilir. Bunun yanında, siyasal haklar ve kamu hizmetine girme hakkı yalnız Türk vatandaşlarına tanınmıştır.

Anayasa'nın, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin kuralları evrensel kurallara uygundur. Temel hak ve özgürlükler, ülke ve millet bütünlüğünün, ulusal egemenliğin, Cumhuriyet'in, kamu düzeni ve yararının, ulusal ve genel güvenliğin, genel ahlak ve sağlığın korunması amacıyla ve ayrıca Anayasa'da yer alan özel nedenlerle sınırlanabilir. Ancak bu sınırlama demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldüğü amaç dışında kullanılamaz. Anayasa Mahkemesi, hak ve özgürlüklerin "özü"ne dokunan kuralların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmadığına karar vererek, hak ve özgürlüklerin özünü "sınırlamanın sınırı" kabul etmiştir.
Temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması da yasaklanmıştır. Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin; ülke ve ulus bütünlüğünü bozmak, Türk Devleti'nin ve Cumhuriyet'in varlığını tehlikeye düşürmek, başkalarının temel hak ve özgürlüklerini yok etmek, devletin bir kişi ya da zümre tarafından yönetilmesini ya da sosyal bir sınıfın diğer sınıflar üzerinde egemenlik kurmasını sağlamak, dil, din, ırk, mezhep ayırımı yaratmak ve herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamayacağını belirtmiştir. Temel hak ve özgürlükler ayrıca devletin yasal olmayan müdahalelerine karşı da korunmuştur.

Her Türk vatandaşının, temel hak ve özgürlükleri ihlal edildiğinde yargı mercilerinde dava açma hakkı vardır; ancak, doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne başvurma hakkı yoktur. Vatandaşlar mahkemelerde açtıkları davalarda Anayasa'ya aykırılık savında bulunabilirler. Mahkeme bu savı ciddi bulursa konuyu Anayasa Mahkemesi'ne yansıtabilir.

Türkiye 1949 yılında Birleşmiş Milletler insan Hakları Evrensel Bildirgesini kabul etmiş, 1954 yılında da insan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi'ni onaylamıştır. 1987 yılında Türk vatandaşlarının Avrupa insan Hakları Komisyonu'na bireysel başvuru hakkı; 1989 yılında da Avrupa insan Hakları Divanı'nın zorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece insan hakları konusunda uluslararası denetim yolu benimsenmiştir. Bildirge ve Sözleşme'nin kimi kuralları Anayasa'ya aynen yansımış; bazı kurallarının gerekçelerine bu Bildirge ve Sözleşme kaynaklık etmiştir.

6 Ocak 1961'de hizmete açılan bugünkü Meclis binası, büyüklük açısından dünyanın önde gelen parlamento binalarından biridir.
Devlet Düzeninin Temelleri
Anayasa'ya göre Devlet'in biçimi Cumhuriyettir ve egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olması demokratik devlet modelini yansıtmaktadır. Anayasa'nın benimsediği demokrasi, temsili demokrasidir. Halk, oylarıyla temsilcilerini seçer ve egemenlik hakkını böylece dolaylı yoldan kullanır. Bunun ötesinde egemenlik, güçler ayrılığı ilkesi uyarınca ve Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organlarca kullanılır. Hiç kimse ya da organ kaynağını Anayasa'dan almayan devlet yetkisi kullanamaz. Egemenliğin doğrudan kullanılmasının yolu olan halkoylaması, yanlızca Anayasa değişiklikleri için söz konusudur. Egemenliği kullanmaya yetkili organlar, Anayasa'da gösterilen özgürlükçü demokrasi ve bunun gerekleriyle belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamaz.

Anayasa, "üniter devlet" modelini ve kültür mozayiği içerisinde "tek halk" ilkesini benimsemiştir. Ulus "tek", ülke "tüm" ve Devlet "bir"dir.
Anayasa'da öngörülen hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve güçler ayrılığı ilkesine dayanır. Hukukun üstünlüğü esastır. Yasama işlemleri Anayasa Mahkemesi'nin, yürütme işlem ve eylemleri idari yargının denetimine bağlıdır.
Laiklik ilkesi uyarınca kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandıramaz; siyasal ya da kişisel çıkar ya da nüfuz sağlama amacıyla her ne biçimde olursa olsun dini, din duygularını ve dince kutsal sayılan şeyleri kötüye kullanamaz.
Siyasal partiler, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğeleridir. Ancak Anayasa, devletin bağımsızlığını, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, ulusal egemenliğini, özgürlükçü demokrasiyi, laikliği, insan hak ve özgürlüklerini, hukuk devleti ilkesini güvenceye almış; tüzüğü, programı ya da eylemleri, bu ilke ve öğelere aykırı olan siyasal partilerin Anayasa Mahkemesi'nce kapatılmasını öngörmüştür.
Sosyal devlet ilkesi, geleneksel hukuk devleti ilkesini tamamlayan çağdaş bir öğedir. Bu ilke devleti, sosyal yönden zayıf, güçsüz kişileri güçlüler karşısında korumak, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği sağlamakla görevlendirmiştir.




Anayasa'nın Değiştirilmesi
Anayasa'nın değiştirilemeyecek, hatta değiştirilmesi önerilemeyecek hükümleri
vardır. Türkiye Devleti'nin bir Cumhuriyet olduğuna, devlet düzeninin dayandığı temellere, devletin üniter yapısına, bayrağının biçimine, istiklal Marşı'nın ulusal marş, dilinin Türkçe ve başkentinin Ankara olduğuna ilişkin hükümler, Anayasa'nın değiştirilemez, değiştirilmesi önerilemez düzenlemeleridir.
Bunların dışındaki hükümler yönünden, Anayasa'nın değiştirilmesinde nitelikli çoğunluk koşulu öngörülmüş ve özel yöntem getirilmiştir. Anayasa'da değişiklik yapıla bilmesi için TBMM üye tamsayısının en az üçte birinin yazılı önerisinin bulunması, önerinin Meclis Genel Kurulu'nda iki kez görüşülmesi ve Meclis üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oylama ile kabulü gereklidir. Cumhurbaşkanı'nın Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaları, bir kez daha görüşülmek üzere TBMM'ne geri gönderme ve halkoyuna sunma yetkisi vardır.
Devletin Temel Organları
Güçler ayrılığı ilkesine bağlı olarak Anayasa'da yasama, yürütme ve yargı organları ile kimi kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yetkileri düzenlenmiştir.
Yasama Organı
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 550 milletvekilinden oluşur. Milletvekili seçimleri beş yılda bir yapılır. Meclis, süre dolmadan seçimlerin yenilenmesine karar verebileceği gibi, Cumhurbaşkanı da Anayasa'dan kaynaklanan yetkisi çerçevesinde seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Meclis, savaş nedeniyle seçimlerin bir yıl ertelenmesini kararlaştırabilir. TBMM üyeliklerinde boşalma olması durumunda, her seçim döneminde bir kez ara seçim yapılır.

Seçimler, serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. Seçimlerle ilgili konularda son söz Yüksek Seçim Kurulu'nundur. Yüksek Seçim Kurulu, Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluşur. On sekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme, otuz yaşını dolduran ve ilköğretimi tamamlayan her Türk yurttaşı da seçilme hakkına sahiptir. Seçim yöntemi yasayla belirlenir. Yasa, "temsilde adalet ve yönetimde istikrar" ilkelerini gözetmek zorundadır. Önce Anayasa Mahkemesi kararlarıyla saptanmış olan bu ilkeler, 23 Temmuz 1995 tarihinde yapılan son değişiklikle Anayasa'ya girmiştir.

Milletvekilleri tüm milleti temsil ederler ve göreve başlarken, metni Anayasa'da yer alan andı içerler. Milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözleri ile açıkladıkları düşüncelerinden dolayı yasama dokunulmazlıkları vardır. Suçüstü durumları dışında haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılması Meclis Genel Kurulu tarafından dokunulmazlıklarının kaldırılmasına bağlıdır. Verilen cezalar milletvekillikleri sona erdikten sonra uygulanabilir










Milletvekilleri Meclis Genel Kurul toplantısında
Milletvekilliğinin düşmesine Meclis karar verir. Anayasa Mahkemesi kararıyla açıklama ve eylemleri ile bağlı bulunduğu partinin kapatılmasına neden olduğu saptanmış kişilerin milletvekilliği de düşer. Milletvekilliğinden ayrılma, istemin Meclis Genel Kurulu'nda kabulüne bağlıdır. Parti sinden ayrılan milletvekillerinin milletvekilliği bağımsız olarak sürer. Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ve milletvekilliğinin düşmesine ilişkin kararların iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulabilir.
TBMM çalışmalarını kendi yaptığı içtüzüğe göre yürütür. Anayasa ve içtüzük, Meclis'in komisyonlar biçiminde çalışmasını öngörmüştür. Çeşitli uzmanlık konularına göre oluşturulan komisyonlar hazırlık çalışmalarını yaparlar; son söz Genel Kurulundur. Dilekçe Komisyonu'na her vatandaş başvuruda ve şikayette bulunabilir.
TBMM'nin, Anayasa ile verilen özel görev ve yetkileri yanında, yasa koymak, değiştirmek, kaldırmak, Bakanlar Kurulu'nu ve bakanları denetlemek, belli konularda Bakanlar Kurulu'na yasa gücünde kararname çıkarma yetkisi vermek, bütçe ve kesin hesap yasa tasarılarını kabul etmek gibi görev ve yetkileri bulunmaktadır. Ayrıca para basılmasına, savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü durum ilanına karar vermek, uluslararası anlaşmaların imzalanmasını uygun bulmak, genel ve özel af ilanına ve mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek de TBMM'nin görev ve yetkileri arasındadır.
TBMM, kuruluşundan (23 Nisan 1920) 1961 Anayasası dönemine kadar 7478, 1961 Anayasası geçici döneminde 351, 1961 ve 1982 anayasaları döneminden Temmuz 1999 tarihine kadar 4393 yasa kabul etmiştir. Meclis, 28 yasayla Bakanlar Kurulu'na yetki vermiş; bu yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından 573 yasa gücünde kararname çıkarılmıştır.

Yürütme Organı
Yürütme organı Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu'ndan oluşur. Yönetim birimi de Anayasa'nın yürütme bölümünde yer almış ve kimi yönetsel birimlere yine bu bölümde yer verilmiştir. Böylece, Anayasa'da adından ve örgüt yapısından söz edilen kurumlar "anayasal kurumlar" statüsü kazanmışlardır. Yükseköğretim kurumları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve Diyanet işleri Başkanlığı bu kurumlar arasındadır.


Cumhurbaşkanı
Cumhurbaşkanı Devlet'in başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk Milleti'nin birliğini temsil eder. TBMM tarafından, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim görmüş milletvekilleri ya da milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, gizli oyla ve Meclis üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla seçilir. Görev süresi yedi yıldır. Cumhurbaşkanı seçilen kişinin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sona erer. Bir kimse iki kez Cumhurbaşkanı seçilemez. Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Anayasa'da metni bulunan andı içer.

Cumhurbaşkanı Anayasa'nın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Yasama, yürütme ve yargı alanına ilişkin görev ve yetkileri vardır. Yasama alanındaki görevleri; gerektiğinde TBMM'ni toplantıya çağırmak, yasaları yayımlamak ve gerekli gördüğünde yeniden görüşülmek üzere Meclis'e geri göndermek, Anayasa değişikliklerini gerekli gördüğünde halkoyuna sunmak, yasa ve yasa gücünde kararname çıkarmak, Meclis içtüzüğü'ne ilişkin olarak Anayasa'ya aykırılık savıyla Anayasa Mahkemesi'nde dava açmak, koşulları oluştuğunda TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermektir. Yargıya ilişkin görevleri de, yüksek mahkemelere üye seçmekle sınırlıdır.

Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve onun önerisi üzerine Bakanları atar. Yabancı ülkelere Türk Devleti'nin temsilcilerini gönderir; Türkiye Cumhuriyeti'ne gönderilen yabancı devletlerin temsilcilerini kabul eder.

Anayasa, Cumhurbaşkanlığı ile ilgili bölümde iki anayasal kuruma yer vermiştir: Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve Devlet Denetleme Kurulu. Devlet Denetleme Kurulu, yönetimin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli biçimde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla görev yapar. Cumhurbaşkanı'nın isteği üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinde, her düzeydeki işçi ve işveren meslek örgütlerinde, kamuya yararlı dernekler ve vakıflarda her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yürütür. Silahlı Kuvvetler ve yargı organları Devlet Denetleme Kurulu'nun görev alanı dışındadır.
alıntı






Blackberry Torch isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla

Firma Rehberi
Alt 07-02-2008, 08:19 PM   #2
 
Blackberry Torch - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
..........





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Anayasa<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Anayasa

Bakanlar Kurulu
Bakanlar Kurulu, Başbakan ve Bakanlardan oluşur. Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından milletvekilleri arasından atanır. Bakanlar, milletvekilleri ya da milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasın dan Başbakan tarafından seçilir ve Cumhurbaşkanı'nca atanır. Bakanların görevlerine, gerektiğinde Başbakan'ın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından son verilebilir.
Bakanlar Kurulu oluştuğunda, programı TBMM'nde okunur ve güvenoyuna başvurulur. Güvenoyu alan hükümet göreve başlar ve Bakanlar Kurulu genel siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur. Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görev, yetki ve örgütsel oluşumu yasayla olur. Her bakanlığın ayrı bir görev ve örgüt yasası vardır.
Anayasa'nın, Bakanlar Kurulu ile ilgili bölümünde ulusal savunmaya da yer verilmiştir. Bu bölümde görev ve yetkileri düzenlenen kurumlar, Başkomutanlık, Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu'dur.
Milli Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma, içişleri ve Dışişleri Bakanları, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı'ndan oluşur. Ulusal güvenlik siyasetinin belirlenmesi, saptanması ve uygulanması ile ilgili kararlar alır. Bu kararları Bakanlar Kurulu'na tavsiye eder. Kurul'un, devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü önlemlere ilişkin kararlar Bakanlar Kurulu'nca öncelikle dikkate alınır.
Yönetim
Yönetim, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve yasayla düzenlenir. Yönetimin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Türkiye, merkezi yönetim olarak iller, ilçeler, bucaklar ve köyler biçiminde yapılanmıştır. Yerel yönetimler; il özel idareleri, belediyeler ve köylerdir. Bunlar il, belde ve köy halkının yerel ortak gereksinmelerini karşılamak üzere, karar organları seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.
Yargı
Türkiye'de yargı yetkisi bağımsız mahkemeler ve yüksek yargı organları tarafından kullanılır. Anayasa'da yargı bölümü, hukuk devleti ilkesi esas alınarak mahkemelerin ve yargıçların bağımsızlığı ve yargıç güvencesi temeli üzerine oturtulmuştur. Bu, hak arama özgürlüğünün gereği, insan hak ve özgürlüklerinin güvencesidir.
Duruşmalar, özel durumlarda kararla belirlenen kapalılık dışında herkese açıktır. Suç ve cezada yasallık ilkesi, ceza sorumluluğunun kişisel olması, suçsuzluk karinesi geçerlidir. Herkesin yargıç önünde hak arama özgürlüğü vardır.
Anayasa'da işlevsel yönden üçlü yargı sistemi benimsenmiş ve buna göre yargı mercileri adli yargı, idari yargı ve özel yargı yerleri biçiminde ayrılmıştır. Adli ve idari yargı iki derecelidir. Anayasa'da yer alan özel yargı mercileri, askeri mahkemeler ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri'dir.
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesi, Anayasa'nın yargı bölümünde yer verilen yüksek mahkemelerdir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay yine Anayasa'nın yargı bölümünde yer alan özel görevli iki kuruluştur.




Anayasa Mahkemesi
Başkent Ankara'da bulunan Anayasa Mahkemesi'nin temel görevi, insan haklarını ve temel özgürlükleri korumak ve geliştirmek; yasaların, yasa gücünde kararnamelerin, TBMM içtüzüğü'nün biçim ve esas yönünden Anayasa'ya uygunluğunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini yalnız biçim yönünden denetlemektedir. Anayasa Mahkemesi'nin diğer görevleri ise şunlardır:

• Cumhurbaşkanı'nı, Bakanlar Kurulu üyelerini, yüksek mahkemeler, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay başkan ve üyelerini, başsavcılarını, Cumhuriyet başsavcı vekilini görevleriyle ilgili suçlardan Yüce Divan sıfatıyla yargılar,
• Siyasal partilerin kapatılması davalarına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın partilere uyarı yapılması istemlerine bakar,
• Siyasal partilerin mali denetimlerini yapar,
• Yasama dokunulmazlığının kaldırılması ya da milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin TBMM kararlarını inceler,
• Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı'nı ve Başkan vekili'ni seçer

Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri toplantı halinde

Cumhurbaşkanı, iktidar ve ana muhalefet partileri, Meclis grupları ve TBMM üye tamsayısının en az beşte biri sayısındaki milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi'nde doğrudan iptal davası açma hakkına sahiptirler. Ayrıca mahkemeler, ellerindeki davada uygulayacakları kuralın Anayasa'ya aykırı olduğuna dair ciddi bir sav ileri sürülmüşse ya da kendiliklerinden Anayasa Mahkemesi'nde dava açabilirler.

Anayasa Mahkemesi on bir asıl, dört yedek üyeden oluşur. On bir üye ile toplanarak karar verir. İyeler özel yöntemine ve kontenjanına göre, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek idare Mahkemesi, Sayıştay Başkan ve üyeleri ile öğretim üyeleri, üst düzey yöneticiler ve avukatlar arasından seçilir.

Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Bu kararlar hiçbir biçimde değiştirilemez ve yerine getirilmesi geciktirilemez. Yasama, yürütme ve yargı organlarını, yönetimi, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.

1961 Anayasası ile öngörülen ve 1962 yılında kurulan Anayasa Mahkemesi, Temmuz 1999 tarihine kadar 2642 iptal ve itiraz, 79 siyasal parti kapatma, 66 yasama dokunulmazlığının kaldırılması ya da milletvekilliğinin düşürülmesi davasını sonuçlandırmıştır.
Devletin Üniter Yapısı ve Yerel Yönetimler
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter yapısı Misakı Milli'den gelir. Kurtuluş Savaşı sırasında kabul edilen Misakı Milli ülke sınırlarını belirlemiştir. Bu sınırlar içinde kalan bölgenin kurtarılması ve bu bölgede egemen bir devlet kurulması için büyük bir mücadele verilmiş, bu mücadele devletin tekil yapısını belirlemiştir. Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu, kültürel çeşitliliğin oluşturduğu bir mozaiktir. Anayasa, bu kültürel mozaiği gözeterek ülke ve ulusun bölünmez bütünlüğünden söz etmiştir. Tarihi, sosyal, ekonomik, coğrafi ve kültürel etmenler devletin biçimini şekillendirmiştir.

Devlette, yasama, yürütme, yargı, hukuk ve yasa birliği vardır. Bu birliği sağlamak, merkezi yönetimin yetki ve sorumluluğundadır. İniter devlet, merkezi yönetim ve yerel yönetim biçiminde örgütlenmiştir. Yasama ve yargı dışında merkezi yönetim Başbakanlık ve bakanlıklardan oluşur. Ayrıca, bakanlıklara bağlı ve bakanlıklarla ilgili kuruluşlar vardır.



Türkiye Cumhuriyeti, merkezi, tek yapılı üniter devlet modelini değil, yerinden yönetimli üniter devlet modelini benimsemiştir. İlkenin yönetsel hizmetleri, merkezi yönetim yanında, farklı yörelerde oturan halkın seçtiği kişiler tarafından da yürütülür. Yerinden yönetim örgütleri (il özel idareleri, belediyeler ve köyler) devletten ayrı kamu tüzel kişiliğine, görev ve yetkilere, mal varlığına sahiptir. Ancak yerinden yönetim modelinin benimsenmiş olması devletin tekil yapısını etkilememektedir.


Yerel hizmetler Belediye Meclisi toplantılarında görüşülerek karara bağlanır.

Çünkü, yerinden yönetim örgütleri, merkezi yönetimin yürürlüğe koyduğu yasalarla yönetilmekte, bu yasalar çerçevesinde çalışmalarını sürdürmektedirler. Yerinden yönetim örgütlerinin çalışmalarında parti çıkarlarının egemen olmaması ve eşitliğe aykırı işlemlerin yapılmaması için "idari vesayet" denilen denetim uygulaması getirilmiştir. Merkezi yönetim idari vesayet yetkisini kullanırken, hukuka uygunluk ve bazen de yerindelik denetimi yapmaktadır. Ancak idari vesayet makamı hiçbir zaman yerel yönetimin yerine geçerek işlem yapamaz. Örneğin, il Genel Meclisi tarafından alınan kararlar valinin onamasına bağlıdır.
Anayasa, yerinden yönetimi yerel ve işlevsel olmak üzere iki biçimde öngörmüştür. Yerel olan il özel idareleri, belediyeler ve köyler, yerel ortak gereksinimleri karşılayan, genel karar organları halk tarafından seçilen kamu tüzel kişileridir. İşlevsel olanlara "hizmet yerinden yönetimleri" ya da "özerk yönetimler" de denilmektedir. Bunlar hizmetin niteliğine göre oluşturulur ve genel yönetimin dışında tutulur. Çağın gereği olarak ortaya çıkmış ve kısa sürede gelişme göstermişlerdir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları bunlara örnek olarak verilebilir.
Seçim Sistemi ve Siyasi Partiler
Anayasa'ya göre on sekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşının bir siyasal parti kurma, kurulu bir partiye girme ya da ayrılma hakkı vardır. Siyasal partilere üye olamayacak kişiler Anayasa'da belirtilmiştir. Genel çizgileriyle bunlar; memurlar, yargıç ve savcılar, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ve ortaöğretim öğrencileridir.
Siyasal partiler, çoğulcu ve katılımcı demokratik yaşamın vazgeçilmez öğeleridir. Önceden izin almadan kurulurlar. Milletvekili seçilme yeterliliğine sahip en az 30 kurucu üye tarafından kurulan partinin içişleri Bakanlığı'na bildirilmesi, o partinin tüzel kişilik kazanması için yeterlidir. Siyasal partiler etkinliklerini Anayasa ve yasalar çerçevesinde sürdürürler. Siyasal partilerin etkinlikleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmalarının demokrasi ilkelerine uygun olması zorunludur.
Siyasal partilerin tüzükleri, programları ve eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerine, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, milletin egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf ya da zümre diktatörlüğünü ya da herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez. Bir siyasal partinin tüzük ve programının bu hususlara aykırı olması durumunda parti kapatılabilir. Siyasal partinin aynı nedenlerle eylemlerinden dolayı kapatılması, bu nitelikteki etkinliklerin yapıldığına dair odak durumuna geldiğinin saptanması ile olanaklıdır. Bu saptama yetkisi Anayasa Mahkemesi'nindir. Ayrıca yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden yardım alan siyasal partiler de kapatılabilir.
Siyasal partinin kapatılmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından karar verilir. Bu kararlar kesindir. Kapatılan parti başka bir ad altında yeniden kurulamaz.

Seçim Sistemi

Türkiye'de seçimler tek derecelidir. Nispi temsil sistemine göre, genel, eşit ve gizli oyla, bütün yurtta aynı günde yapılır. Seçmen oyunu tam serbesti içinde kullanır. Oyların sayım ve dökümü ile tutanaklara geçirilmesi açık yapılır. Her il bir seçim çevresi, her muhtarlık bir seçim bölgesidir.
Türkiye'deki seçim yasasına göre önce 550 milletvekilliğinden her ile bir milletvekilliği verilir. Sonra toplam nüfus kalan milletvekili sayısına, her ilin nüfusu da çıkan sayıya bölünerek illerin çıkaracağı milletvekili sayısı bulunur. Kalan milletvekilliği, artık nüfus büyüklüğüne göre dağıtılır. Milletvekili sayısı 118 olan iller bir, 1935 olan iller iki, 36'dan fazla olan iller üç seçim çevresine ayrılır. İlke düzeyinde yüzde 10 baraj sistemi uygulanmaktadır. Genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde geçerli oyların yüzde 10'unu geçemeyen partiler milletvekili çıkaramaz.
Seçim sonucuna göre, milletvekilliklerinin partilere paylaştırılmasında d'Hondt sistemi uygulanmaktadır. Seçime katılmış ve ülke barajını aşmış siyasal partilerin ve bağımsız adayların adları alt alta ve aldıkları geçerli oylar karşılarına yazılmakta, daha sonra siyasal partilerin aldıkları geçerli oylar bire, ikiye, üçe v.s. (o çevrenin çıkaracağı milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar) bölünmekte, çıkan sayılar en büyükten en küçüğe doğru sıralanmakta ve o çevrenin çıkaracağı milletvekillikleri, büyüklük sırasına göre partiler ya da bağımsız adaylar arasında paylaştırılmaktadır.
Siyasi Partiler
1980 yılında yapılan askeri müdahale tüm partileri kapatmış ve yöneticilerine siyaset yasağı getirmiştir. Demokrasiye geçilmesiyle birlikte, 1983 yılında siyasal partilerin kurulmasına yeniden izin verilmiştir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Anavatan Partisi (ANAP) tek başına iktidara gelirken, Halkçı Parti (HP) ve Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP), muhalefet partileri olarak parlamentoda yer almışlardır. 1987 yılında, eski politikacıların siyaset yasağı bir Anayasa değişikliği ve ardından yapılan halkoylaması ile kaldırılmış; 1993 yılında yapılan bir başka Anayasa değişikliği ile de eski siyasal partilerin yeniden açılmasına olanak sağlanmıştır. Ancak kapatılan partilerden sadece ikisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yeniden açılmıştır.

DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit
1995 yılında ülke çapında yapılan genel seçimle, TBMM'nde 10 parti temsil edilme olanağı kazanmıştır. Bunlar; Anavatan Partisi (ANAP), Büyük Birlik Partisi (BBP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Değişen Türkiye Partisi (DEPAR), Demokrat Parti (DP), Demokrat Türkiye Partisi (DTP), Demokratik Sol Parti (DSP), Doğru Yol Partisi (DYP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Refah Partisi'dir (RP). TBMM'de 158 milletvekili ile temsil edilen ve DYP ile yaptığı koalisyon ortaklığı sonucu kısa bir dönem iktidarda bulunan RP, dini ideolojiye dayandığı ve laik Cumhuriyet'e karşı kökten dinci eylem ve söylemleri gerekçesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Anayasa Mahkemesi'ne açtığı dava sonucu Ocak 1998 tarihinde kapatılmıştır. Kapatılan RP'nin bağımsız kalan milletvekillerinin büyük çoğunluğu 1997 yılı sonunda kurulan Fazilet Partisi'ne (FP) katılmışlardır.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli

1999 seçimleri sonucunda DSP, MHP, FP, DYP ve ANAP parlamentoda temsil edilme hakkı kazanırken, CHP %10'luk ülke barajını aşamayarak parlamento dışında kalmıştır. Merkez solun en büyük kitle partisi olan ve seçimlerden birinci parti olarak çıkan DSP, merkez sağdaki partiler gibi demokratik ve laik cumhuriyeti ve bazı sınırlama ve koşullarla serbest piyasa ekonomisini savunmaktadır. İskandinav sosyal demokrat partilerine benzer bir örgütlenme modeline sahiptir. Türkiye'nin en eski partisinin devamı olarak 1992'de yeniden kurulan ve seçim sonucunda parlamento dışında kalan CHP'nin de, DSP ile benzer görüşleri vardır.

1999 seçimlerinde oy yüzdesini önemli ölçüde artıran MHP, "Türk milliyetçiliği" anlayışını esas alarak program ve uygulamalarını belirlemektedir. Laik Cumhuriyet'e karşı köktendinci eylem ve söylemleri gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılan RP'nin bağımsız kalan milletvekillerinin büyük çoğunluğunun katılımıyla kurulan FP, RP'nin oy oranının bir hayli gerisinde kalmış, DSP ve MHP'nin ardından üçüncü parti konumuna gerilemiştir. Türkiye'nin merkez sağdaki en büyük kitle partileri olan ANAP ve DYP, 1999 seçimlerinde büyük oy kaybına uğramışlardır. ANAP, "dört eğilimi bir araya getirme" sloganıyla girdiği 1983 seçimleri ile tek başına iktidara gelmiş tir. Liberal görüşlü Demokrat Parti ve Adalet Partisi'nin devamı olarak 1983 yılında kurulan DYP de, ANAP gibi demokratik ve laik cumhuriyeti, düşünce, inanç ve teşebbüs özgürlüğü ile serbest piyasa ekonomisini savunmaktadır.


FP Genel Başkanı Recai Kutan
İlkede bunların dışında, parlamentoda temsil edilmeyen, ancak siyasal etkinliklerini sürdüren 28 parti daha mevcuttur. Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Demokrat Türkiye Partisi (DTP), Barış Partisi (BP), Demokrasi ve Değişim Partisi (DDP), Halkın Demokrasi Partisi (HADEP), Liberal Demokrat Parti (LDP), Türkiye Özürlüsü ile Mutludur Partisi (TÖM) bunlardan bazılarıdır.


ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz

Siyasal Partilerin Mali Yapıları ve Denetimleri
Siyasal partiler, üyelerinin aidatları, bağışlar ve devlet yardımı ile yaşamlarını sürdürürler. Siyasal Partiler Yasası, siyasal partilere gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılacak bağışlar için belli bir sınır getirmiştir. Devlet siyasal partilere yasayla belirlenmiş koşullara göre yardım yapmaktadır.


DYP Genel Başkanı Tansu Çiller

Kamu kurum ve kuruluşları ile yerel yönetimlerin siyasal partilere taşınır ya da taşınmaz mal, para ya da haklar bağışlaması yasaktır. Ayrıca, siyasal partiler yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı uyruklu kişilerden, yabancı ülkelerdeki dernek, grup ve kurumlardan para ya da mal olarak yardım ve bağış alamazlar.


26 Haziran 1999 tarihinde yapılan Kurultay sonucu CHP Genel Başkanlığı'na seçilen Altan Öymen

Siyasal partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gerekir. Anayasa, siyasal partilerin mali denetimlerini yapma görev ve yetkisini Anayasa Mahkemesi'ne vermiştir. Anayasa Mahkemesi, bu görevini Siyasal Partiler Yasası kuralları çerçevesinde yerine getirir; verdiği kararlar kesindir.

Hukuk Düzeni

Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk düzeni, başta Anayasa olmak üzere yasalar ve yürütmenin işlemleri (tüzükler, yönetmelikler, kara nameler) ile sağlanmaktadır. Ayrıca yönetim de kimi düzenleyici işlemler (genel tebliğler, genelgeler, bütçe uygulama yönergeleri) ile bu düzenin sağlanmasına katkıda bulunmaktadır. Yürütme ve yönetimin düzenleyici işlemleri, devletin tüm örgütlerini kapsayacak biçimde genel nitelikli olduğu gibi, belli konular, kurumlar, yerel yönetimler ve özerk kuruluşlara ilişkin de olabilmektedir.



Anayasa'da, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaşmaların yasa hükmünde olduğu, bunlara ilişkin Anayasa'ya aykırılık savıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamayacağı belirtilmiştir. Yasa hükmünde kabul edilerek, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaşmaların iç hukukta doğrudan uygulanması sağlanmıştır. Ancak Anayasa, bu anlaşmaların Anayasa hükmünde olduğunu belirtmediğinden ve özel kural da getirmediğinden, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaşmalar anayasal denetimde ölçü norm olarak kullanılamamaktadır. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi, genel hukuk ilkelerini iç hukuk düzenlemelerinden önde görmekte, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaşmalara da destekleyici gerekçe olarak kararlarında yer vermektedir.

Cumhuriyet döneminin temel kazanımı, laiklik ilkesiyle birlikte laik hukuk düzeninin benimsenmesidir. Cumhuriyet'in kurulduğu ilk yıllarda, Cumhuriyet'in temel felsefesine uygun bir hukuk sisteminin yeni baştan yaratılması uzun zaman alacağından, ülke koşullarının gerektirdiği kimi değişikliklerle Batılı kaynaklardan yararlanılmasının uygun olacağı kabul edilmiştir. Bu bağlamda, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu; İsviçre Medeni Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu; İsviçre Neuchatel Usul Kanunu, Ceza Kanunu; İtalyan Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu; Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Ticaret Kanunu; Alman, İngiliz, Japon hatta Brezilya kanunları esas alınarak düzenlenip, yürürlüğe konulmuştur. Bu yasaların günün koşullarına uygun düşmeyen kuralları zaman içinde değiştirilmiştir. Anayasa Mahkemesi de, Medeni Kanunun özellikle kadın-erkek eşitliğine ters düşen kimi kurallarının ayıklanmasında iptal kararlarıyla etkin rol oynamaktadır.


1998-1999 Yargı Yılı Açılış Töreni

Gerek Medeni Kanun gerekse Ticaret Kanunu, hazırlandıkları zamanın liberal ruhunu günümüze kadar korumuşlardır. Her ikisinde de sözleşme serbestisi ilkesi egemendir.

Ceza hukukunun evrensel ilkeleri, Anayasa'da olduğu gibi Ceza Kanunu'nda da yer almıştır: Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan yasanın suç saymadığı bir eylemden dolayı cezalandırılamaz; ceza yargıcı kıya sen hüküm kuramaz. Suçun işlendiği zamanki yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasa farklı ise, lehte olan yasa uygulanır. Suçluluğu hükmen kesinleşinceye kadar kimse suçlu sayılamaz. Kimseye, suçu işlediği zaman yasada o suç için öngörülen cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Ceza sorumluluğu kişiseldir.

Kişi özgürlüğü, yanlızca yasayla kısıtlanabilir. Tutuklama ve süresine ilişkin kararı yargıç verir. Yargıç kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü durumunda ya da gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda yapılabilir. Tutuklanan ya da yakalanan kişilere nedeni bildirilir, yakınlarına haber verilir. Bu kişiler Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin görev alanına giren suçlarda en geç kırk sekiz, diğer suçlarda en geç yirmi dört saat, toplu suçlarda ise en geç on beş gün içinde yargıç önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra yargıç kararı olmadan özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş sırasında uzatılabilir.
Herkes mahkemelerde davacı ve davalı olarak sav ve savunma hakkına sahiptir. Bu Anayasa ile saptanmış bir haktır ve hukuk devleti ilkesinin önemli bir öğesidir. Hiç kimse, yasal olarak bağlı olduğu mahkemeden başka merci önüne çıkarılamaz. Yargılama hakkı yalnızca bağımsız yargıçlara verilmiştir. Yargıçlar ve savcılar adli ve idari yargı olarak görev yaparlar. Kendileri istemedikçe ilke olarak 65 yaşını bitirinceye kadar emekli edilemezler, görevden alınamazlar; bir mahkemenin ya da kadronun kaldırılması nedeniyle bile olsa aylık ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun bırakılamazlar.
Adli yargı iki derecelidir. Adli davalar, özel görevli mahkemeler dışında, ilk derece mahkemesi olarak sulh ve asliye mahkemelerinde görülür. Özel görevli mahkemeler; ağır ceza, iş, çocuk, trafik, kadastro, ticaret ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri'dir. Adli davaların temyiz mercii Yargıtay'dır. Yargıtay, ceza ve hukuk dairelerinden oluşur. Ayrıca, Ceza ve Hukuk Genel Kurulları bulunur. Türkiye'de ara (istinaf) mahkemeler yoktur.
Anayasa, asker kişilerin davaları için, askeri yargıyı ayrıca öngörmüştür. Davalar askeri mahkemelerde görülmekte, temyiz mercii olarak Askeri Yargıtay son incelemeyi yap maktadır.

Birey ve Kamu Yönetimi
Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak Anayasa'da, yönetimin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Ancak, Cumhurbaşkanı'nın tek başına yapacağı işlemler, Yüksek Askeri Şura kararları ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları yargı denetimi dışında bırakılmıştır.

Bağımsız mahkemelerde bir duruşma anı

Yönetimin eylem ve işlemlerine karşı açılan davalar idari yargıda görülmektedir. İdari yargı da iki derecelidir. 1982 Anayasasının getirdiği yeni düzenlemelere dayanılarak çıkarılan yasalarla, idare, bölge idare ve vergi mahkemeleri kurulmuştur. Bunlardan idare ve vergi mahkemeleri ilk derece mahkemesi, Bölge İdare Mahkemeleri kimi davalar yönünden üst derece mahkemesidir. Yönetsel eylem ve işlemlere karşı açılan davalara ilk ve son derece mahkemesi bakar.

Anayasa'da bir de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kurulması öngörülmüştür. Bu yüksek mahkeme, askeri makamlar tarafından yapılan işlemler ile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel eylem ve işlemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesidir.
alıntı




Blackberry Torch isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Seçenekler
Stil


Anayasa

Anayasa konusu, EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM/Hukuk Rehberim bölümünde tartışılıyor .



Benzer Konular

Konu Kategori
Ssk Prİm Alacaklari İle İdarİ Para Cezalarinda ZamanaŞimi Ve İtİraz Yollari Hukuk Rehberim
Yeni Anayasa Taslağı Hukuk Rehberim
bilim tarihi Teknoloji Rehberim


Gündemden Başlıklar

Konu Kategori
Evden eve nakliyat Liseler & Üniversiteler
Şehir ve Firma Rehberi Tatil ve Oteller
Tatil ve Oteller Seo

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:02 AM.




Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.2
Tynt Script Sponsored by Information Technology Salary
Bütün Hakları Saklıdır 2005-2011 Rehberim.net