Rehberim

Kediler - Ünlü Kediler ve Dostları

Ansiklopedi bölümü J-K-L / Kediler - Ünlü Kediler ve Dostları konusu gösteriliyor Özet:Kimora Lee Simmons ve Kedisi Max Moda dünyası, "ilgilenmiyorum" diyeni bile kendine çeker. Baksanıza Yönetmen Robert Altman�a. O bile eleştirmek ...


Go Back   Rehberim > EĞİTİM VE KÜLTÜR REHBERİM > Yardımcı Kaynaklar > Ansiklopedi > J-K-L

Kediler - Ünlü Kediler ve Dostları

Açılış Sayfam Yap Reklam Kayıt ol Konuları Okundu Kabul Et

  Sponsorlu Bağlantılar

Konu Kapatılmıştır

Seo Seçenekler Stil
  #1  
Okunmamış 05-05-2008, 02:47 PM
Heretic
Standart Kediler - Ünlü Kediler ve Dostları







Kimora Lee Simmons ve Kedisi Max

Moda dünyası, "ilgilenmiyorum" diyeni bile kendine çeker. Baksanıza Yönetmen Robert Altman�a. O bile eleştirmek adına bile olsa neredeyse tüm moda dünyasını �Haute-Couture� filminde oynatmadan edemedi. Renklerin, çeşit çeşit kumaşların, aksesuarların uçuştuğu bir hayal dünyasıdır, moda. Endamı yerinde modellerin sunduğu giysileri giydiğimizde biz de onlara benzeyeceğiz sanırız. Bu bazen güzel bir hayal bazense rüküş bir neşedir.
Moda dünyası da kedilerin gizemine hayır diyememiştir. Kedilerden ilham alan tasarımcıları ve tasarımları saymakla bitiremeyiz. Ayrıca, her genç kızın en azından bir kez başına ansiklopedi koyarak denediği manken yürüyüşünün moda literatürdeki adı da �kedi yürüyüşü�dür. Ama hiçbir manken -Naomi Champbell ya da Elle Macpherson bile olsa - bir kedi kadar zarif yürüyemez. Kediler muhteşem bir sessizlik ve inanılmaz bir senkronizasyon içinde yürürler. Önce bir adım ve sonra gözün algılayamadığı bir hızda bir önceki adımla aynı çizgiye diğer adım.. Herkesin becerebileceği bir kareografi değildir bu.

Kedi yürüyüşünün gölgesindeki moda dünyasında bir isim var ki, sadece kedi yürüyüşünden değil kedileri de logosuna kadar taşıyacak ve ürettiği mücevherleri bile kedilerle süsleyecek kadar �kedici�. Kimora Lee Simmons�dan söz ediyoruz ya da Amerika�yı sallayan Phat Cat markasının arkasındaki isimden.
1975 yılında doğan Kimora Lee Simmons, bir moda patroniçesi olmadan önce bir model ve moda tasarımcısı idi. (Aynı zamanda 2006 yılında boşanana dek de Hip-Hop müzik yıldızı Russell Simmons�ın da eşiydi.) Simmons Kore-Japon karışımı bir anne ile Afro-Amerikan bir babanın kızı olarak dünyaya geldi ve 13 yaşında moda dünyası ile tanıştı. Uzun boyu ve gösterişli duruşu ile kısa zamanda moda dünyasının aranan modellerinden oldu. Chanel�in Karl Lagerfeld imzalı ürünleri bir süre Kimora Lee Simmons ile tanıtıldı.
Halihazırda yönettiği Baby Phat markası ise aslında eski eşi Russel Simmons�ın tarafından yaratıldı. Ama Russel yönetimi daha sonra Kimora�ya devretti. Baby Phat markalı giysilerle dolaşan ünlü mankenler Tyra Banks ve Claudia Schiffer sayesinde marka kısa zamanda Amerikalılar�ın ilgi odağı oldu. Kimora Lee Simmons bugün Motorola firmasının lüks bayan cep telefonlarına bile tasarlayacak kadar ünlü bir isim. (Motorola i833 modeli, Kimora Lee Simmons imzasını taşıyor.)
Kimora�nın bu başarısına çocukluğundan beri tanık olan sadece anne ve babası değildi, 8 yaşından beri yanından ayırmadığı kedisi Max da Kimora�nın zor ve güzel anlarının tanığı oldu. Dile kolay tam 21 yıl, Kimora�dan ayrılmadı. Yakın çevresi Kimora�nın Max�a olan düşkünlüğünü ve Max�ın hastalığı sırasında gözünün bir şey görmediğini söylüyor. Max�ın vefat ettiği gün hıçkırıklar içinde krizler geçiren Kimora, bir aile üyesini kaybetmenin yanı sıra bir aile yadigarını da kaybetmiş oldu. Max, Kimora Lee Simmons�ın ilham kaynaklarındandı. Hatta Baby Phat�ın logosunda yer alan kedi çizimi de Max�tan esinlenilerek tasarlanmıştı. Max, gerisinde büyük bir moda markasını yansımış bir sevgi bırakarak 2004 yılında böbrek rahatsızlığı sonucunda vefat etti.
Sponsorlu Bağlantılar
  #2  
Okunmamış 05-05-2008, 02:48 PM
Heretic
Standart Anne Frank'ın Kedisi

Anne
Frank'ın
Günlüğü'ndeki
Kedi

Ortaokula başladığımda yabancı dil kurasında şansıma "Almanca" çıkınca babam değiştirmek için az uğraşmamıştı. Ama kaderimi değiştiremeyince yabancı dilimin güçlenmesi için beni Alman Kültür'e kaydettirmişti. Alman Kültür'ün dersleri Alman Lisesi'nin krem renkli sınıflarında yapılırdı. Alman Lisesi'ne gitmeden önce Tünel çıkışında iki durağım vardı. Biri bir kırtasiye dükkanı diğeri ise Alman Kitabevi.
Tünel'in çıkışında şimdilerde Gramafon Cafe'nin olduğu yerde eskiden bir kırtasiye dükkanı bulunurdu. Ağırlıklı olarak resim malzemesi satardı. Kırtasiye dükkanındaki her şey öğrenci harçlığımın ötesindeydi. Sadece bir kez ucuza bir tüp ithal Prusya Mavisi alabilmiştim. Alman Kitabevi de sınırlı öğrenci bütçemin oldukça ötesindeydi. Saatlerimi orada geçirsem de her seferinde tek alabildiğim ücretsiz kitap kataloglarıydı.
Anne Frank'ın Günlüğü ile de ilk kez Alman Kitabevi'nde karşılaşmıştım. O zamanki yaşlı sahibi bu kitaba gösterdiğim ilgi karşısında şaşırmış, kitabı bana satmak yerine "bizim hakkımızda yalanlar yazmış bir kızın hikayesi" demeyi tercih etmişti. Yalan söylediğini o zaman da biliyordum.

Alman Kültür'e gittiğime göre Alman Kütüphanesi'ne de kaydolmalıydım. Oda Kule'nin sanırım üçüncü katındaydı ve herkese yardımcı olan Hayriye Hanım kaydımı yapmıştı. Pırıl pırıl beş kitabı ve bir kucak dolusu klasik müzik plağını bir seferde ödünç almak azımsanmayacak bir ayrıcalıktı. Das Tagesbuch des Anne Frank's da ilk alacağım kitaplardan biri olacaktı. Ama Almancam henüz kitap okumama izin verecek kadar ilerlememişti. Yine de Anne Frank'ın Günlüğü'nü ödünç aldım. "Liebe Kitty" diye başlayan bu kitabı kutsal bir metin sayıp günler boyu özenle yanımda taşıdım durdum. Günlük tutmaya da ilk kez o zaman başladım. Anne Frank her güne "Liebe Kitty" diye başlıyordu. Sanki biri ile konuşarak yazıyordu. Ben de kendi günlüklerimde benzeri bir hitap şekli oluşturmalıydım.
Anne Frank'la ikinci karşılaşmama kadar uzunca bir süre geçti. Üniversite kitaplığında bir dönem ödevi için kitap kartotekslerini karıştırıyordum. Birden Anne Frank'ın Günlüğü yazılı kartoteksi gördüm. Can Yücel'in çevirisi ile yayınlanan bu kitabı hemen kütüphaneden alarak sabırsızlıkla yurda döndüm. Kitabın sayfaları yıllar boyu durduğu depoda o kadar sararmıştı ki, sanki günlüğün orijinalini okuyormuşsunuz hissine kapılıyordunuz.
Anne Frank, Nazi zulmünden korkan Hollandalı bir Musevi ailenin kızıydı. Nazilere yakalanmamak için ailecek bir evin çatı katına saklanmışlardı. Sürekli Nazilere yakalanacaklarının korkusu içindeydiler ve günler haftalara, haftalar aylara uzadıkça bu korku daha da artacaktı. Doğum günleri, evlilik yıldönümleri, kavgalar, tartışmalar kısaca aile üyelerinin tüm yaşamları bu çatı katına hapis olmuştu. Tek lüksleri savaş haberlerini dinledikleri radyoları, caz plakları ve ara sıra kafalarını uzatmaya korktukları küçük bir çatı kapağından kente bakmaktı.
Frank Ailesi savaşı ve hapislik duygusunu çocuklarına hissettirmemek için olağanüstü bir çaba sarf ediyorlardı. Doğum günü kutlamaları bu çabanın bir parçasıydı. Küçük kızları Anne Frank'a doğum gününde bir defter hediye edilecekti ve o da bu defteri günlük yapmaya karar verecekti. Günlüğün ilk sayfasına 12 Haziran 1942 tarihini atıp "Liebe Kitty" diye yazmaya başlayacaktı.
Frank Ailesi ne yazık ki Nazilerden saklanmayı başaramayacaklardı. Bir muhbirin jurnali ile üstelik de savaşın bitmesine az bir süre kalmışken SS'ler tarafından yakalanacaklardı. Anne Frank "Liebe Kitty"sine veda etmeye bile fırsat tanınmadan aile üyeleriyle toplama kamplarına gönderilecekti. Toplama kamplarında önce anne Edith Frank yaşama veda edecekti. Çok hastaydı ve direnmeyecek gücü kalmamıştı. Sırada Anne Frank ve ablası Margot vardı. Az yemek ve bakımsızlık yüzünden tifüse yakalanacaklardı. İki kız kardeş de ölüme yenik düşeceklerdi. Çelimsiz bedenleri yakılmak üzere bir el arabası yardımıyla cesetlerle dolu yamaca atılacaktı. Ve bir gün savaş bitecek, Auschwitz cehenneminden sadece Baba Otto Frank kurtulabilecekti, tabii böylesi bir trajediden sonra kurtulmak bir anlamı taşıyorsa...
Otto Frank kaybettiği ailesinin ardından bir şeyler yapmak istedi. Onları geri getiremese de onların ruhunu dindirecek bir şeyler... Yazmayı seven kızının günlüklerinin yayınlanabileceğini düşündü. Otto Frank günlüklerin yayınlandığında böylesine ilgi çekeceğini hiç ummamıştı. Ama kızı Anne Frank'ın 2 yıl boyunca her güne "Liebe Kitty" diye başladığı günlük yayınlandığında çok büyük ilgi topladı. Anne Frank'ın Günlüğü yüzlerce dile çevrildi ve Alman Faşizm'in acımasız yüzünün önemli bir kanıtı olarak kabul gördü.
Günlüğü okumayı bittirdiğimde hareket bile edememiştim. Yatağımın içinde sanki mıhlanıp kalmıştım. Kitabı göğsüme bastırıp Anne Frank'la vedalaştım. Yıllar sonra tekrar karşılaşacağımızı bilmiyordum.
Ama tekrar karşılaşacaktık. Artık bir kedi dostu olmuştum ve Anne Frank yine bir tesadüfle karşıma çıkacaktı. Belki de bulmacanın son parçasını tıpkı yukarıdaki fotoğrafındaki gibi bir tebessümle bana uzatıyordu. "Liebe Kitty" diye başlayan günlüğü okumuş olsam da "Kitty"nin anlamını bu son karşılaşmamızda öğrenecektim. "Kitty"nin Almanca'da "küçük kedi" anlamına geliyordu. Anne Frank kedilerden çok hoşlanıyordu ve günlüğünü küçük bir kedi olarak görüyordu. Tüm duygularını ayrıntılarıyla bu küçük "kediciğe" anlatıyor, çocukluktan genç kızlığa adım attığı günlerin tanığı hep o küçük kedicik oluyordu. Çatı katında yalnızlığının, korkularının belki de yarattığı bir dosttu bu küçük 'kedicik'.
Fotoğraftaki kedi dostu küçük kıza bir kez daha baktım. Ne kadar masum ve ne kadar mutlu gözüküyordu. Okulda çekilmiş bir fotoğraf olmalıydı. Mono-Lisa gülüşlü bu küçük kız fotoğrafı çekilirken acaba ne düşünüyordu? Bir gün bir toplama kampının kirli odalarında tutsak edileceğini, annesinin, ablasının ve kendisinin bu karanlık ölüm kampından bir daha çıkamayacaklarını düşünebilir miydi?
  #3  
Okunmamış 05-05-2008, 02:49 PM
Heretic
Standart Kedi Sylvester



SYLVESTER
Eğlence sektörü yeni kahramanların
peşine çoktan takılmıştı. Sylvester artık
yaşlı bir kediydi. 1964�te son kez
Tweety ile kameraların önüne geçti
ve ardından uzun sürecek
bir sessizliğe gömüldü.



Stallone�un �İlk Kan� filminden çok çok önce �Sylvester� ismi bir kedi ile ünlenmişti. İkinci Dünya Savaşı�nın bittiği yıl, 6 yıllık savaşın bunaltısını unutturmak için elinden geleni ardına koymayan Amerikan eğlence sektörü aradığını animasyon filmlerde bulmuştu. Bu animasyon filmlerinden biri de �Life With Feathers� (~Kuş Tüylü Yaşam) idi. Filmin kahramanı ise Friz Freeleng�in yaratıcılığından taşıp gelen palyaçoya öykünmüş görünümü ile �Kedi Sylvester�dı. Sylvester 1945�den 1947�ye kadar çizgi karelerde yalnız başınaydı. Ama 1947�de Bob Clampett tarafından yaratılan Kuş Tweety, Sylvester�in vazgeçilmez rol arkadaşı olacaktı.
Bir kedi ile bir kuş bir araya gelince çizgi kareler unutulmaz çekişmelere ve maceralara sahne oldu. Kıskanç kedi Sylvester, her fırsatta Tweety�nin peşine düşecek ve Tweety de her seferinde kendisini Sylvester�in tırmığından kurtaracak bir yol bulacaktı. Friz Freeleng�in bu keyifli çizgi filmi Warner Brothers stüdyolarına da �animasyon film� dalında ilk Oscar heykelciğini kazandıracaktı. Warner Brothers için kazanılan Oscar ödülünün ayrı bir önemi de vardı. �Sylvester ve Tweety� çizgi filmi ile Warner Brothers böylelikle Disney Stüdyoları�nın Tom ve Jerry�sinin karşısına 6 yıl gecikme ile de olsa �category killer� bir çizgi film çıkarmıştı.
Sylvester�in öyküsü beğenilerle gelişiyordu. Amerika�ya merhaba dedikten kısa bir süre sonra yanına Tweety eklenmişti. Oscar ödülünün ardından ise çizgi filme bu kez yuvarlak gözlükleri ve beyaz topuz saçları ile sevimli �Nine� (~Granny) karakteri dahil edildi. Çok geçmeden de Sylvester�in korkulu rüyası Bulldog cinsi köpek Hector çizgi filmdeki yerini aldı. Her ne kadar kuş Tweety zaman zaman öne çıksa da baş kahraman Sylvester�dı. Bitmez tükenmez enerjisi ile çizgi filmin her karesini neredeyse havalandırıyordu. �Sylvester ve Tweety� çizgi dizilerinin konusu hep aynı temele dayanıyordu. Sylvester, Tweety�nin peşine düşüyor ve her seferinde kabak Sylvester�ın başına patlıyordu. Kuş Tweety ile köpek Hector�un karşısında Sylvester �kaybeden� olmaya mahkum gibiydi. Ama öykü küçük büyük herkesçe sevilmiş ve benzeri bir sonla karşılaşacağını bilse de seyirci çizgi filmi sektirmeden izler olmuştu.
Amerikan sinemalarında ve televizyonlarında kedi Sylvester bir çok ünlü oyuncunun önünde bir şöhret edinmekte gecikmedi. Her ne kadar Holywood�un renkli partilerinde kimse onu görmese de Amerika Sylvester�le gülüyor, Sylvester ile heyecanlanıyordu. Çocukların yeri göğü indirdikleri yemek saatlerinin üstesinden Sylvester sayesinde geliniyordu ve çocukların yemek saatleri artık Sylvester�ın gösterim saatlerine göre ayarlanıyordu.
Ne var ki Sylvester�ın da şöhretinin bir sonu vardı ve eğlence sektörü yeni kahramanların peşine çoktan takılmıştı. Sylvester artık yaşlı bir kediydi. 1964�te son kez Tweety ile kameraların önüne geçti ve ardından uzun sürecek bir sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik televizyonlarda kısa süreli gösterilen ve her biri neredeyse bir diğerinin benzeri olan kısa Sylvester çizgi filmleri ile bozulduysa da eski günlerin şaşası kalmamıştı. Sylvester�a bir darbe de gözü aç yapımcılardan geldi. Yaşlı kral tahtan feragat etmeli ve tacını oğlu Sylvester Junior�a devretmeliydi. Karar bir kez verilmişti. Baba Sylvester oğlunu Amerika�ya takdim etti ve artık çizgi karelerde oğlunun yanında yardımcı karakter olarak boy göstermeye başladı.
Geçmişin ve geleceğin, eskinin ve yenin artık zamandan bağımsız yaşandığı Yirminci Yüzyıl�da ise Sylvester kendisine yapılanların sanki öcünü bir hamlede alıverdi. Amerikan ABC televizyonu Sylvester�ın gösterim haklarını satın aldı ve artık klasikleşmiş bir çizgi karakter olan Sylvester bir daha feragat etmemek üzere altın tahtına tekrar çıktı. Ayrılmaz arkadaşı Tweety�i de unutmamıştı. Çizgi kareler bu ayrılmaz ikilinin muzurlukları ve haşarılıkları için sonuna dek açıldı ve onlar da bu ısrarlı daveti haksız çıkarmadılar.
Yeniden şöhrete kavuşan Sylvester, sadece kendisine �iade-i itibar� yapılmış olmasına değil aynı zamanda yıllar boyu Ördek Duffy ile aynı tonda kendisine ses veren Mel Blanc�dan da kurtulduğuna sevinir gibiydi. Her ne kadar eski sesini kaybetmiş olsa da şöhreti sadece kendisine aitti.
  #4  
Okunmamış 05-05-2008, 02:50 PM
Heretic
Standart Alice ve Kedisi Cheshire


Alice ve Kedisi Cheshire
Cheshire Kedisi'nin tüm konuşmaları
felsefi değer taşır ve Alice'in
yaşam pencerelerini zorlar.



Alice Harikalar Diyarında kitabını bir çoğumuz çocuk masalı olarak bilse de aslında bu kitap bir çocuk masalının olmasının yanı sıra mantık ve matematik kavramlarının arka planda tartışıldığı bir eserdir. Yazarı her ne kadar Lewis Caroll takma ismini kullanmış olsa da Charles Lutwidge Dodgson aslında Britanyalı bir matematikçidir. Alice Harikalar Diyarı'nda isimli masalın ana karakterlerinden biri ise her daim onun karşısına çıkan ve mantığı temsil eden Cheshire Kedisi'dir. Ee bir kedi bir masala girince doğal olarak masal sadece masal olmaktan çıkar ve arka planında bir çok derin konuyu da beraberinde getirir.
1865 yılında ilk baskısı yapılan Alice Harikalar Diyarında'nın günümüze ulaşan 22 kopyasından birinin 1.5 milyon dolara satıldığını da dikkate alacak olursak bu ilginç masal dünya edebiyatında eşsiz bir yer edinmiştir denilebilir. Bu ünlü masaldan esinlenen sanatçı sayısı da hiç az değildir. The Beatles'ın "Lucy in the Sky with Diamonds" şarkısında, Nabakov'un bir çok eserinde Alice'den izler görülür.
Masal, kız kardeşi ile pikniğe çıkan küçük sarışın Alice'in "Geç kaldım" diyen bir beyaz tavşanın arkasından gitmesi ve tavşanın girdiği deliğe bakarken delikten içeriye düşmesiyle başlar. Küçük delik bir anda büyür ve Alice'i fantastik bir dünyanın içine çekiverir. Bir çok hayvan ve konuşan oyun kağıtları ile bezeli masal kahramanları Alice'i şaşkınlığa uğratır. Masal bu büyüleyici hayal dünyasından bir ağacın dibinde Alice'in uyanması ile sona erer.
Masalda yer alan Cheshire Kedisi, Alice istediğinde ortaya çıkar ve genellikle Alice'i kızdıran konuşmalar yapar. Ama Cheshire Kedisi'nin tüm konuşmaları felsefi değer taşır ve Alice'i yaşam pencerelerini zorlar. Bir kanıya göre Cheshire, yazarının doğduğu kasabanın ismidir. Cheshire Kedisi her seferinde tebessüm ederek belirir ve tebessüm ederek gözden kaybolur. Alice, "hayatımda hiç gülümseyen bir kedi görmedim" der ve Cheshire Kedisi onu yanıtlar "Çünkü bu Cheshire Kedisi'dir. Ondandır."
Cheshire Kedisi ile Alice arasında geçen her konuşma rahatlıkla alınıp çerçevelenip duvarlara asılacak cinstendir. Bir keresinde Alice ile Cheshire Kedisi arasında şöyle bir konuşma geçer :
Alice : Deli insanların arasına gitmek istemiyorum.
Cheshire Kedisi : Bunun sana pek bir yararı yok. Hepimiz burada deliyiz. Ben deliyim. Sen delisin.
Alice : Benim deli olduğumu nereden biliyorsun?
Cheshire Kedisi : Öyle olmalısın. Öyle olmasaydın buraya gelmezdin.
...
Alice : Buradan gitmek için bana hangi yolu izlemem gerektiğini söyler misin?
Cheshire Kedisi : Nereye gitmen konusunda iyi bir anlaşamaya bağlı bu.
Alice : Neresi olduğunun önemi yok!
Cheshire Kedisi : O zaman hangi yol olduğunun da bir önemi yok.
Alice : Sonunda herhangi bir yere varsın da.
Cheshire Kedisi : Elbette varacaksın. Eğer yeterince uzun yürürsen.
Yayınlanması ile yazarı Charles Lutwidge Dodgson'a inanılmaz bir şöhret ve para kazandıran Alice Harikalar Diyarında sadece okullarda değil matematik eğitimi yapılan yüksek okullarda da okutulmaktadır. Yazar Dodgson bu şöhrete rağmen matematik eğitimi verdiği okulda yaşamının sonuna dek mütevazi bir öğretmen olarak kalmıştır. Cheshire Kedisi'ne gelince, Alice gibi onu çağırmayı deneyin. Tebessümü ile her an karşınıza çıkabilir.
  #5  
Okunmamış 05-05-2008, 02:51 PM
Heretic
Standart Televizyonun Star Kedisi Salem


CADI KEDİ
S A L E M











Herhalde cadılarla Ortaçağ papazlarından sonra en çok ilgilenen film yapımcıları olmuştur. 70�lerin sonunda TV�de gösterilen Tatlı Cadı dizisini seyredenler bu harika diziyi hemen hatırlayacaklardır. Dünyalar güzeli iyi kalpli cadı Samantha�nın burun kıvırması ile yaptığı büyüleri, Samantha�nın annesi Endora�nın ölümlü olmasından dolayı hiç haz etmediği damadı Darren�a yaptıkları ve Samantha ile Darren�ın cadı bebekcikleri Tabitha�nın muziplikleri tüm çocukluğumuza büyülü bir şekilde yerleşmiştir. Bir cadı olmayı arzulayarak, sokak arası oyunlarımızda onları taklit ederek geçmiştir zamanımız. Şimdilerde ise yeğenlerim �Sihirli Annem� dizisini seyrederek büyüyorlar ve onlar da sık sık büyü yapmak için birbirleriyle yarışıyorlar.

Yapımcılar Samantha�yı şimdilerde sinema filmine uyarlamaya çalışıyorlar (başrolünde de Nicole Kidman oynayacak). Cadılar gerçekten film yapımcıları için muhteşem bir hikayedir. Tatlı Cadı�dan sonra Hollywood�un ikinci kez bir başka cadılı dizi ile seyircinin ilgisini yakalamayı başarmıştır.

1996 yılında gösterime giren �Sabrina Genç Cadı� dizisi, �iki halası ile yaşayan genç ve iyi kalpli bir cadı�nın maceralarını anlatıyordu. Salem ise cadılı bu evin cezalı kedisi idi ve o da aslında bir cadıydı. Salem, cezalı bir cadıydı. Dünyayı ele geçirmeye çalıştığı için Cadılar Konsülü tarafından 100 yıllığına kedi olarak yaşamakla cezalandırılmıştı. Bu bir cezadan çok ödüle benziyor gerçi :-)

"Sabrina Genç Cadı" TV dizisi ülkemizde de "Sabrina" ismiyle gösterilmişti ve oldukça sempati toplamıştı. Gerçi benim gibi "Tatlı Cadı" dizisi ile büyüyenler için biraz "de javu" olsa da Sabrina'yı severek izlemiştim. Salem dizinin her karesine simsiyah ve parlak görünümü ile damgasını vurmuştu. Adeta kedi olarak dizinin üç insan oyuncusundan rol çalıyordu.

Salem diziye göre kedi olarak geçirmesi gereken 100 yılın henüz 25 yılını geçirmişti. Cezası cüretinden dolayı verilmişti. O kadar cüretkardı ki, aynı evi paylaştığı Hilda ve Zelda'nın kuzenlerinin evcil hayvanı Newt'e aşık olmuş ve ona Danimarka'yı vermeyi vaat etmişti.

Cadı Salem karakteri aslında Sabrina dizisi ile doğmamıştı. Bir çizgi diziden esinlenilerek TV'ye uyarlanmıştı. Bu uyarlamada da çizgi dizideki ismi olan Archie�yi kaybetmiş ve adı Salem'e dönüşmüştü. 100 yıllık cezaya katlanmak için çaba harcayan Salem, boş zamanlarda en çok Sabrina ile Risk oyunu (bir tür Monopol) oynamayı seviyordu.

Kediler, iyi kalpli cadılar, büyüler ve eğlence... Sinema ve bir çocuk için bundan daha keyifli bir konu olabilir mi? Bu arada Salem'in sadece ismi değil, oldukça da iddialı bir soyadı vardı, Saberhagen!
  #6  
Okunmamış 05-05-2008, 02:52 PM
Heretic
Standart Çiçek Kedi Fritz


Çiçek Kedi Fritz
Robert Crumb'ın Fritz gibi
bir karakteri doğurmasının ardında
60 gençliğinin kültür değişimi vardı.
Crumb, özgürlüğe giden yolda otoriteyi
Kedi Fritz ile sorgulamış,
duvardaki tuğlalardan biri olmak
istemeyen Fritz ile duvarı yıkmaya çalışmıştır.



Robert Crumb tarafından çizilen bir çizgi romandı Fritz. 1960'lı yıllarda doruğa çıkan underground çizgi karakterlerin başında geliyordu. Fritz kolejli öğrenci yaşlarında, sorun çıkaran, geleneksel değerlerle uyuşamayan deyim yerindeyse Maganda bir kedi adamdı. Ahlakı zayıf olan Fritz gösterişli kadınlara dayanamaz ve her seferinde karakolluk olmasına ramak kalırdı.
Bir animasyon ustası olan Ralph Bakshi, Robert Crumb'ın bu çizgi karakterini 1972 yılında filme uyarladı ve gösterime girer girmez açık saçık filmelere verilen ve ancak belli bir yaşın üzerinin izleyebileceği anlamına gelen "X" damgasını da yiyiverdi. Ama film gişe rekorları kırdı ve 1960'ların "çiçek çocukları" Fritz'i izlemek için salonları doldurdu.
Filmde Fritz lisedeki dersleri kıran, lise boykot gösterilerine katılan bir karakterdi. Orgy'den, uyuşturucuya kadar alternatif denemelerden gözünü sakınmayan Fritz, otoriteyle de başı dertte bir kedi adamdı.
Robert Crumb
Fritz'in animasyon film dünyasındaki başarısı üzerine karakterin yaratıcısı Robert Crumb, Fritz'i öldürmeye karar verdi ve son karede bir deve kuşu kadın Fritz'in kafasına bir buz tuğla ile vurarak Fritz'i çizgi dünyasından sildi.
1974 yılında Kedi Fritz'in Dokuz Canı isimli bir animasyon film daha gösterime girdiyse de 1972 yılında yakalanan başarı elde edilemedi.
Robert Crumb'ın Fritz gibi bir karakteri doğurmasının ardında 60 gençliğinin kültür değişimi vardı. San Fransisco'ya yerleşen Crumb burada tanıştığı sanatçılarla Zap dergisinde çiçek çocuk kültürüne destek verdi. Zap mizah dergisi 2 milyon üzerinde kopya satıyordu ve bu Crumb'ın çizimlerini her hafta milyonlara ulaştırması anlamına geliyordu.
Kediler bazen romantizmin bazense isyanın simgesi olurlar ve bu yönleri ile sanatçılar için vazgeçilmez bir zenginliktir. Kedi Fritz'in yaratıcısı Robert Crumb için de böyle olmuştu, özgürlüğe giden yolda otorite, Kedi Fritz ile sorgulanmış, duvardaki tuğlalardan biri olmak istemeyen Fritz ile duvar yıkılmaya çalışılmıştı.
  #7  
Okunmamış 05-05-2008, 02:53 PM
Heretic
Standart Şapkalı Kedi Dr.Seuss

Şapkalı Kedi
Dr. Seuss
Çocukların en çok kullandığı 220 sözcüğü kullanarak
1957 yılında bir çocuk kitabı kaleme alan
Theodor Seuss Geisel
çocuk edebiyatına bir daha çıkmamacasına girdi.


En güzel çocuk kitaplarında neden kediler başroldedir? Çünkü onlar çocukların büyülü dünyasını süslemeye her halleri ile hazırdırlar. Şapkalı Kedi Dr. Seuss da bunlardan biridir. 1991 yılında aramızda ayrılan Theodor (�Ted�) Seuss Geisel'in kaleme aldığı muhteşem kedi Dr. Seuss, 200 milyonun üzerinde adette satış yapmış ve onlarca dile çevrilmiştir. 2003'te Hollywood'un filme uyarladığı Şapkalı Kedi yönetmeni Brain Grazer'e de Oscar adaylığı getirmiştir.
Theodor Seuss Geisel
Pekiyi kimdir Şapkalı Kedi Dr.Suess?
Dr. Seuss gerçekten bir doktordu. 1904 yılında ABD'de doğan Theodor Seuss Geisel, Alman göçmeni bir aileden geliyordu. Ama Alman aile I. Dünya Savaşı sırasındaki Amerikalılaşma kampanyasına ciddi bir katılım göstermiş, bu kampanyaların ön saflarında yer verilen Ted ve kızkardeşi bir anda popüler çocuklar olmuşlardı. Ün Ted'e aslında daha çocukken gelmişti.
Kolej yıllarında "4'e düşme 5'ten şaşma" felsefesine sıkı sıkı bağlı kalan Ted'in gönlü aslında o yıllarda yayınlanan kolejin mizah dergisindeydi ve ilk kez Ted bu dergide Seuss ismini takma isim olarak kullanarak yazmaya başladı.
Ted kolejden sonra Oxford'a gittiyse de arkadaşı Helen onun "profesör" değil "artist" olması gerektiğini söylemişti. Ted, Helen'in bu haklı önerisine kulak vermekle kalmadı ona evlenme de teklif etti. Ama evlilik ile sanatı aynı anda yürütmek kolay olmayacaktı. Gündüzleri evin geçimini sağlamak için reklamcılık yapan Ted, geri kalan zamanlarda dergilerde, gazetelerde yazacaktı. Sanat alanında 15 yıl süren kariyer savaşının sonunda Ted artık önemli dergilerde ve gazetelerde çizgi diziler çizen, animasyon filmlerine katkı sağlayan bir çizere dönüşecekti.
Ama bunlar da yetmeyecekti. Başka bir şey yapmak istiyordu ve sonunda ilk çocuk romanını kaleme aldı. "Ve Onu Mulberry Sokağında Gördüğümü Düşünmek" (~And to Think That I Saw It on Mulberry Street) 1937 yılında yayınlandı ama tam 26 yayınevi tarafından rededilmişti. 27. ise yayınlamaya karar verdi. Ama kariyerindeki altın dönüşü "Şapkalı Kedi" (~The Cat in the Hat) ile yakaladı Ted. Çocukların en çok kullandığı 220 sözcüğü kullanarak 1957 yılında bir çocuk kitabı kaleme alacak ve o andan itibaren de Şapkalı Kedi Dr.Seuss, çocuk edebiyatına bir daha çıkmamacasına girecekti. İlerleyen yıllarda Şapkalı Kedi Dr. Seuss'un daha bir çok maceraları kitaba dönüşecek ve Ted'e unutulmaz bir şöhret getirecekti. Kedilerin uğur getirdiğine dair batıl inancı, herhalde Theodor Seuss Geisel kadar doğrulayacak başka bir örnek yeryüzünde yoktur. Ne dersiniz?
  #8  
Okunmamış 05-05-2008, 02:54 PM
Heretic
Standart Paul Gallico Thomasina Kedi Kitapları

Odtü Kütüphanesi�nin kasvetli sessizliğinden çıkmaya ihtiyacım vardı. Thomasina ile beklediğim büyülü buluşma gerçekleşmemişti.


Okumaya Altın Kitaplar�dan 100 Masal ile başlamıştım. Bana sorarsanız o kırmızı deri kaplı, sayfaları teksirden masal kitabı bugünkü kuşe baskı ve resimli masal kitaplarından çok daha güzeldi. Para biriktirip aldığım ilk çocuk kitabı ise Paul Gallico�nun Thomasina'sı idi. Kapağında küçük bir kız çocuğu ve sarman bir kedi vardı. Sayfaları nedense garip bir saygıyla çevirip okuduğumu hatırlıyorum. Kendimce önemli bir şey yaptığım inancındaydım ve eylemime saygı gösteriyordum. Hayal meyal hatırlıyorum küçük kız Mary Ruadh�ın kediciği Thomasina hastalanıyor ve veteriner olan babası Thomasina�nın uyutulması gerektiğini anlıyordu. Ama bunu yani ölümü kızına nasıl anlatacak ve kızından bu kararı vermesini nasıl isteyecekti. Thomasina ve Mary üstelik de bu kadar da birbirlerine yakınken. Mary onsuz, o da Mary�siz düşünülemezdi. Kitabın sonunda ağlayıp ağlamadığımı hatırlamıyorum ama sabah kahvaltı masasında annemin yumurtaya bandırılmış kızarmış ekmeklerini yerken anlattığımı anımsıyorum.

Thomasina�yı da Paul Gallico�yu da çocuklukta bırakmıştım. Bir gün Odtü Kütüphanesi�ndeydim ve önümdeki kalın kitaba bir türlü konsantre olamıyordum. Belleğim isteğim dışında hayal dünyasına kaçıyor, unutulmuş anıları teker teker canlandırıyordu. Hatırladıklarımdan biri de Thomasina idi. Referans kitaplar bölümü uzağımda değildi. Paul Gallico ile tanışmanın bundan uygun bir zamanı olamazdı. Onu hep İtalyan sanmıştım. Kısmen doğruydu. Babası 19. yüzyılın sonunda Amerika�ya göçmüş bir İtalyan idi. New York�ta doğmuştu. Columbia Üniversitesi�nden mezun olsa da gönlünü sinemaya kaptırmıştı ve New York Daily News�de film eleştirileri yazarak gençliğini geçirmişti. Ama New York Daily News onun spora olan düşkünlüğü daha başarılı bulmuş ve o da bunu haklı çıkarmıştı. Kısa zamanda Amerikan�ın en ünlü spor yazarı oluvermişti. Ama Gallico öyküler yazmak istiyordu. Bir öyküsünü 5000 dolara satınca bu işte şansı olduğuna inanmaya başlamıştı.

Ama ben Thomasina ile ilgili bir şeyler arıyordum. Ansiklopedinin kolonlarını gözümle taramaya başladım. Boşunaydı. Paul Gallico�nun dört evliliğinden bile söz ediliyordu ama sarman kedicikten hiç haber yoktu. Ansiklopedinin yazar kurulu bu kitabı okumamış olmalıydı. Yoksa böylesi önemli bir ayrıntıyı atlamazlardı. Sadece Thomasina�nın 1957 yılında yayınlandığını öğrenebilmiştim. Bir de Disney�nin kitabı filme uyarladığını. Amerikan Edebiyatı�nda okuyan bir arkadaşımdan sonradan öğrenecektim ki, Thomasina �dan başka Paul Gallico iki kedili öykü daha yazmıştı, Sessiz Miyav (~The Silent Miaow) ve Onurlu Kedi (~Honourable Cat).

Odtü Kütüphanesi�nin kasvetli sessizliğinden çıkmaya ihtiyacım vardı. Thomasina ile beklediğim büyülü buluşma gerçekleşmemişti. Belki Hazırlık Okulu�nun önünde tekrar o sarman kedi ile karşılaşır ve Thomasina ile ilgili anılarımı ona anlatabilirdim. Öyle de yaptım. Yanılmamıştım sarman kedi, her Odtü�lünün birbirine klasik hitabı olan �Hocam� lafını kendi şivesi ile vurgulayan büfecinin her zamanki gibi yanındaydı. İşte o gün ona Thomasina ismini taktım.
  #9  
Okunmamış 05-05-2008, 03:00 PM
Heretic
Standart Kedi Felix



Kedi Felix
Okyanusu Uçakla
Geçen İlk Kedi


Felix en eski TV çizgi kedi kahramanıdır. Televizyonun yeni keşfedildiği günlerde görüntü kalitesindeki sorun sebebi ile bir çizgi karakter geliştirmek hiç de kolay olmamıştır. Televizyonda iyi görüntü verecek çizgi karakterin çok ayrıntılı çizgileri olmaması, daha basit şekillerle ifade edilmesi gerekiyordu. İşte Felix bütün bu aranan özelliklere birebir uyuyordu. Üstelik siyah beyaz rengi de görüntü için ideal renklerdi. RCA�in ilk televizyon yayını 1928�de New York Kanal 1�de başladığında Kedi Felix 13 dakikalık bir çizgi film olarak gösterilmeye başlandı.
Kedi Felix, Otto Messmer tarafından Pat Sullivan Stüdyoları için yaratılmıştı. Aslında ilk gösterimi televizyondan çok önce 1919 yılında sinemalarda gösterilmişti. Sinema gösterimi 5 dakika sürüyordu. Gösterilmesi sadece animasyon sanatlarına olan ilgiyi değil Amerikalılar�ın kedilere olan ilgisini de arttırmıştı. Sesin beyaz perdeye gelmesi ile sessiz Kedi Felix de seslendi ve Astromiyavlar ilk sesli Kedi Felix çizgi filmi oldu.
Kedi Felix muhteşem bir şöhret yakaladı. Öyle ki Atlantik Okyanusu�nu uçakla geçen ilk kişi olan Charles Lindbergh, Kedi Felix�i uçağının üzerine resmetti. Ama Disney�in çizgi karakterlerinin ortaya çıkması ile Kedi Felix, onların şöhretinin gölgesinde kaldı. Çünkü Disney animasyon sanatlarında daha ileri teknikler kullanmaya başlamıştı ve Kedi Felix o ilk yaratıldığı biçimde kalmıştı. Kısa zamanda Kedi Felix�i yayına taşıyan tasarım ekibi dağıldı.
Otto Messmer, Kedi Felix�in inen başarı grafiğine rağmen çizmeye devam etti ve Kedi Felix dünyada bir çok gazetede günlük çizgi dizi olarak varolmaya başladı. Ama Joe Oriolo Kedi Felix�ten çok etkilenmiş bir başka çizerdi ve Otto Messmer�den izin alarak Kedi Felix�i yeniden canlandırmaya karar verdi. Artık 1950�li yılların sonuna gelinmişti ve Joe Oriolo Kedi Felix�e yeni özellikler ve yeni bir görünüm ekledi. 264 adet 5 dakikalık diziler çekildi. O şaşalı günlerin üzerinden 20 yıl geçmişti ve Kedi Felix tekrar bir numaraya oturdu. Joe Oriolo bununla da yetinmedi ve Kedi Felix tasarımını oyuncak dünyasına, kartpostallara ve hatta mücevherlere taşıdı. Bir süre sonra şöhret tekrar gölgeye çekilmeye başladı.
1980�lere gelindiğinde ise bu kez Joe Oriolo�nun oğlu Don Oriolo bayrağı devraldı ve Kedi Felix�i üçüncü kez şöhret sahnesine doğru harekete geçirdi. Don Oriolo, Bebek Felix�i de tasarımları arasına kattı ve artık üçüncü şöhret dalgası ile Kedi Felix bir çizgi kedi klasiği olarak animasyon tarihindeki yerini bir daha değişmeyecek şekilde aldı. Bunun belki de en güzel kanıtı, bugün bir çok kedi dostunun siyah beyaz renklerdeki kedisine Felix ismini vermesidir. Ne dersiniz?



  #10  
Okunmamış 05-05-2008, 03:00 PM
Heretic
Standart Pembe Panter


Pembe Panter
40 Yaşında

Müziğini ezbere bilmeyen yok gibidir. Dırın dırın dırıııın dıırırırn! Evet efendim. Pembe Panter. Şu pembe renkli muhteşem yaratık ve bu bilindik melodi de Henry Mancini�ye ait. Başı beladan kurtulmayan ama asla ve asla belanın bulaşamadığı mutluluk denizi.
Pembe Panter bu yıl 40 yaşını kutluyor. Friz Freleng ve David DePatie 11 Nisan 1964 yılında Pembe Panter�i bizlere armağan ettiler. (Bu armağan ediş de kolay olmadı, Pembe Panter yaklaşık 100 farklı desen arasından seçildi.)
Bu sevimli çizgi karakter ünlü olmakta da gecikmedi ve doğumundan iki hafta sonra Time�a kapak oldu. Çıkışından 1 yıl sonra 1965�te Grammy ve Oscar kazandı. 1965�te Pembe Panter artık 1 yaşına basmıştı ve artık konuşma zamanı gelmişti. Sesli Pembe Panter çizgi filmleri sinema salonlarını renklendirmeye başladı.. Yine aynı yıl Müfettiş Clousseau karakteri doğuverdi. 1969�da ise Pembe Panter Blake Edwards�ın yönetiminde ve Julie Andrews�ın oyunuyla beyaz perdeye aktarıldı ve artık sadece bir animasyon film olmaktan çıktı. Amerika�da ve dünyada bir Pembe Panter hayranlığı doğmuştu. Halkın ilgisi müthişti. Bun gören NBC, Cumartesi gecelerinde yayınlanacak olan 90 dakikalık Pembe Panter Show�u hemen yayına soktu.
Ama 1980 yılı Pembe Panter tarihinde hüzünlü bir sayfa oldu. Çünkü Müfettiş Clousseau�yu canlandıran oyuncu Peter Sellers yaşama veda etti. 1993 yılında ise Pembe Panter 29 yaşındaydı ve baba olmaya artık hazırdı. Üç tane nur topu gibi evlat sahibi oldu, Pinky, Panky ve Punky. Ama bu sevimli çizgi karakterlerin yaratıcısı Friz Freeleng 1995�te oğlu Pembe Panter�i ve torunlarını bırakarak aramızdan ayrıldı. Pembe Panter�i ve Friz Freeleng�i unutamayanlar Hollywood�daki Çin Tiyatrosu�nun önündeki kaldırıma Pembe Panter ve Friz Freeleng için yıldız koydular.
Friz Freleng aramızdan ayrılsa da yaratmış olduğu Pembe Panter efsanesi parlaklığından hiçbir şey yitirmedi. Ve 1999 yılına gelindiğinde Alman Telekom şirketi Pembe Panter�i resmi sözcüsü olarak ilan ettiğini açıkladı ve bütün reklam malzemelerinde bu sevimli çizgi karaktere yer verdi. Almanların bu sevgisi bununla da kalmadı ve Nürnberg�deki bir köprüye Pembe Panter ismi verildi.
Pembe Panter biraz Cary Grant, biraz David Niven ve hatta James Dean�in karışımı olarak yaratılmıştır. İlk çizgi film gösterime girdiğinde bu sevimli karakteri yaratanlar umduklarından çok daha büyük bir sevgi uyandırdıklarını hemen fark ettiler. Halk filmde katıla katıla gülüyordu. Nasıl gülmesinlerdi. Pembe Panter girdiği her tehlikeden şansının yaver gitmesi ile kazasız belasız kurtuluyor. Tam tersi peşine düşenler bir türlü başlarını beladan kurtaramıyorlardı. Bir anlamda o hepimizin olmak istediğiydi, neşeli, dertsiz, tasasız, şanslı ve sevgi dolu, tıpkı rengi gibi pembe yani mutluluğun rengi.
  #11  
Okunmamış 05-05-2008, 03:01 PM
Heretic
Standart Ray Bradbury





Yandaki resme bakar mısınız. Ne kadar güzel gülen bir yaşlı delikanlı. Saçlar bembeyaz, elinde tuttuğu kedi ise simsiyah. Sanki siyah beyaz fotoğraf için özellikle seçilmiş gibiler.
"With Cat for Comforter" (~Rahatına Düşkünler İçin Kedilerle) kitabının yazarı olan Ray Bradbury aslında bizlerin de yabancısı değil. Deliler Mezarlığı, Fahrenheit 451, Mars Yıllıkları Türkçe�ye çevirlmiş eserlerinden birkaçı.
1920 doğumlu Bradbury, öyküden şiire, senaryodan makale yazarlığına kadar yazın alanın bir çok dalında eserler bırakmış bir sanatçı. Aslında o bir yazı fabrikası. Uzun yaşamının her anın da neredeyse herşeyi yazmış biri. Aynı zamanda da bir kedi dostu..
Bradbury, çalışmalarında özgürlüğü ve özgürlüğü engelleyenlere isyanı dile getirmiştir. Bu yüzden de eserleri totaliter devletlerde yasaklanmış ve gizli kopyaları yakılmıştır. (Şimdilerde herhalde Moskova sokak pazarlarında korsan kopyaları satılmaktadır.)
Amerikan Edebiyatı�nın mihenk taşlarından biri olan Bradbury, aldığı sayısız ödülün yanı sıra televizyon ve sinema dünyasına da her zaman yakın olmuştur. Dile kolay 65 öyküsü TV�ye uyarlanmıştır.

Karısı Maggie ve dört kedisi ile Los Angeles�ta yaşayan Ray Bradbury karısı, kedileri, dört kızı ve sekiz torunu ile 80 yaş doğum günü partisinde gazetecilerin karşısına geçtiğinde �her sabah aynı heyecanla kalkıp aklına gelenleri daktilosuna koşarak yazarım ve önümüzdeki 10-20 yıl için planlar yapıyorum� demiştir.
Bu kadar üretkenliğin arkasında acaba kedilerden gelen ilham mı vardır bilinmez ama Bradbury 60 yıllık sanat kariyerinde hep yazmış hep yazmıştır. Daktilosunun sesinin hiç susmaması dileğiyle..




  #12  
Okunmamış 05-05-2008, 03:02 PM
Heretic
Standart Tom ve Jerry





7 Oscar Kazanan
Tom ve Jerry
ya da
Hanna-Barbera
Dansı

İki genç adam düşünün (bu yazıya eşlik eden orta yaş üzeri fotoğraflarını görmemezlikten gelip). Her ikisi de yirmilerinde. Biri bankacı olmaya karar vermiş ama bir hukuk firmasında muhasebeci olarak çalışmaktan bıkkın, diğer ise mühendislik okulunu parasızlıktan güç bela bitirmiş.Her ikisi de yaratıcı, her ikisi de enerjik ve de ortak yönleri çizgi filmler. Söz ettiğimiz iki delikanlı William D. Hanna ile Joseph R. Barbera. Bu ikili öylesine birbirleri ile bütünleşmişler ki, yarattıkları çizgi filmlerin jeneriğinde Hanna-Barbera yazısını görenlerin çoğu onları tek kişi sanıyor.
Hanna ve Barbera, Tom ve Jerry�nin yaratıcıları. Her fırsatta fare Jerry�yi pusuya düşürmeye çalışan kedi Tom'un maceralarının yer aldığı çizgi dizi, Hanna ve Barbera�nın kaleminden çıkmıştır. Çocukluğunda Tom ve Jerry�yi seyretmemiş çok az insan olsa gerek... Gerçi şimdilerde Tom ve Jerry eskisi kadar gösterilmiyor, ama Tom ve Jerry bizim çocukluğumuzun kahramanlarıydı. Onları seyrederken dakikaların nasıl geçtiğini anlamaz ve bittiğinde içimizi garip bir hüzün sarardı. Tom ve Jerry çekişmesinde yüreğimiz tabii ki fare Jerry�den yana atar ve her seferinde kedi Tom�un başarısız olmasını dilerdik ki, öyle de olurdu. Ama büyüyünce anladık ki ,aslında Tom ve Jerry tıpkı yaratıcıları gibi ayrılmaz bir ikili ve her ne kadar fare ve kedi de olsalar birbirlerine gönülden bağlı dostlar.
Çocukluğumda seyrettiğim Tom ve Jerry�ler efektler haricinde sessiz idiler. Ama sonradan Tom�un sahibi sahneye çıktı ve tüm kareler boyunca konuşan sadece bu sosis bacaklı teyzecik oldu. Hanna ve Barbera, tüm ısrarlara rağmen Tom ve Jerry�yi konuşturmadılar. Onlar sessizliğin biricik sesi oldular. Ekranda bombalar patlasa da, düşen koltukların altında kalınsa da Tom ve Jerry biz çocukları hiç korkutmadılar. Tam tersi herşeye yeniden başladılar ve bizi hep güldürdüler.
Tom ve Jerry, Hanna ve Barbera�nın animasyon dünyasına tek büyük armağanı değil. Jetgiller, Taş Devri ve Scooby Doo da ikilinin kaleminden çıkmış diğer büyük yapımlar. Dünya çapında bir beğeni toplayan bu çizgi diziler kuşkusuz birçok ödülü de beraberinde getirdi. Hanna ve Barbera, Disney�in �animasyon� kategorisindeki Oscar tekelini de yıkan kişiler oldu ve Tom ve Jerry çizgi dizisi ile tam 7 Oscar aldılar. Hep düşünmüşümdür Hanna ve Barbera�dan hangisi Tom, hangisi Jerry. Ama hiç bir kaynakta bu sorumun yanıtını bulamadım.
İlk Tom ve Jerry dizisi 1939�da hazırlandı ve 1940�ta gösterime girdi. Yani yarım asırdan da fazla bir süre önce. (Tom ile Jerry�nin bu kadar genç gözükmesinin altındaki sır herhalde birbirlerini kovalayarak yaptıkları egzersizler olmalı..) Aslında Hanna ve Barbera, Tom ve Jerry�den kısa bir süre önce �Puss Gets the Boot� isimli bir çizgi dizi üzerinde çalışıyorlardı. Ama bu çizgi dizi devam etmedi ve bundan Tom ve Jerry doğdu.
Hanna ve Barbera tarafından 200�e yakın Tom ve Jerry çizgi dizisi hazırlandı. 1940�lı yıllarda dönemin ünlü sinema sanatçısı ve dans ustası Gene Kelly bile Tom ve Jerry ile bir filminde dans etti. Tom ve Jerry küçük büyük herkesin kalbinde sıcak bir yer edinmiştir. Gecikmiş de olsa bir çocukluk sırrımı itiraf edeyim. Tom ve Jerry�yi seyrettiğim yıllarda, kedim yoktu. Ama fare Jerry�yi kedi Tom�a karşı korumak istesem de, un çuvallarına batan, yıldızları sayan Tom�un bazen haksızlığa uğradığını düşünüp üzülürdüm. Kediler bana aslında o zamanlar göz kırpmış olabilir mi ? Çocukluk sırrı yine de bende kalsın.
  #13  
Okunmamış 05-05-2008, 03:03 PM
Heretic
Standart Ünlü KEdiler & Ünlü Dostları




Geçtiğimiz haftalarda bir gazetenin haftasonu magazin ekinde Asmalı Konak�ın Dilara rolünü hakkını vererek oynayan Selda Özer ile yapılmış bir röportaj vardı. Selda Özer gazetecilere çok keyifle döşenmiş evini açmıştı. Mobilyalar, dekorasyon göz kamaştırıyordu. Ama asıl göz kamaştıran Selda Özer�in İran kedisi idi.
Kedilerle yaşamanın ne demek olduğunu bilen bizler bu resme baktığımızda her kediseverin görebileceği şeyi hemen görüverdik. Muhteşem beyaz kanepenin kenarından iki üç tel iplik sallanıyordu. Belli ki Selda Özer�in muhteşem İran kedisi kanepeyi tırnaklarını sivriltmekte zaman zaman kullanıyordu. (Sırrını ifşa ettiğimiz için bizi affetsin.) Ee ünlü kedisi olsa da kedi kedidir, tırnak törpüleme ertelemeye gelmez.
Bizim ünlü kedicilerimizin başında Diva Ajda Pekkan gelir. Gerçi bir aralar Sezen Aksu�nun da kedisi vardı ama sonradan �Bir Kedim Bile Yok� şarkısı ile kedilere veda etmiş olabilir mi? Hürriyet�in bizce en keyifli köşe yazarlarından Pakize Suda da sıkı kedicilerdendir. (Onun kedisi olmak için neler vermezdik.) Leman Sam ise yüreği hem kediler hem de sokak kedileri için atan örnek sanatçıların başında gelir. Evinde baktığı kediler için başına gelen talihsizlikler malumumuz. Ama bir çok hit şarkıya imza atan Şehrazat�ın kedisinden bile şarkı isteyen sanatçılar olduğu iddia edilir. Candan Erçetin�in son çıkardığı Fransızca Şarkılar çalışmasını kedisine ithaf ettiğini söylersek, bu sesi güzel kendi güzel hanımefendiye de bunun yaraştığını söylersiniz değil mi? Bizce de aynen öyle.
Peki ya Türkiye dışındaki ünlülerden kimler kedici olarak nam salmış dersiniz? Aslında Clinton'ların kedisi Socks'dan çok önce Beyaz Saray Abraham Lincoln'ın kedisi Tabby ile tanışmıştı. Üç Silahşörlerin yazarı Alexander Dumas'nın kedisi Mysouff ise zamanı tahmin etmek konusunda acayip bir yeteneğe sahipti. Alexander Dumas çalışmasını ne zaman bitireceğini kendisi bile bilmezken kedisinin bildiğini söylerdi. Renoir ve Monet ise kedi hayranı iki empresyonistti. Seine Nehri kenarında bolca kedileri resmettiler. Nobel Barış Ödülü sahibi Dr. Albert Schweitzer'in ise sağ elinin üzerinde uyuyan kedisi Suzi yüzünden sol el ile reçete yazdığı söylenir.
Edebiyat'ın üç kedi silahşörü ise Charles Dickens, Mark Twain ve Ernest Hemingway'dir. Ama Hemingway 30 kedi ile rakiplerinden ciddi bir şekilde sollamıştır. 30 kedinin atası ise Hemingway'e bir kaptanın verdiği bir dişi kedi idi. Biz Türkiyeliler'in de çok yakından tanıdığı Kırım Savaşı ile dünyaca üne kavuşan Florence Nightingale şişman iran kedisine Bismarck ismini vermişti ve Nightingale'in yavru kedileri çalışırken bile cebinde taşıdığı bilinir.
Ama "yerçekimi kanunu"nu bulan Sir Isaac Newton sadece kedisever olarak kalmamış aynı zamanda kedi kapısını da icat eden kişi olmuştur. İki Dünya Savaşı'nda da İngiliz tarihine damgasını vuran Churchill'in kedisi Jock ise, İkinci Dünya Savaşı boyunca bütün kabine görüşmeleri sırasında meşhur Savaş Kabinesi Odası�ndan bir an bile ayrılmamıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın diğer ünlü karakteri ABD Başkanı Roosevelt'in kedisi Slippers'ın da normalde dört tırnağı olması gerekirken beş tırnağı vardı. Roosevelt de Slippers olmadan adım atmazdı.
Ama bir başka ABD Başkanı Eisenhower da Napoleon gibi kedi düşmanıydı. Napoleon bir keresinde küçük bir kediye karşı kendisini kılıçla korumaya kalkışmıştı. O güzel bestelerin sahibi Johannes Brahms ise eli ayağı durmayan kedi düşmanlarındandı. Evinin penceresinden komşularının kedilerine çeşitli şeyler fırlatırdı.
Ünlü kedicilerin kedisi olmak zor mudur bilinmez. Bilinen bir şey var ise o da kedilerin ünlü ünsüz demeden bizleri etkileri altına aldığıdır.
  #14  
Okunmamış 05-05-2008, 03:04 PM
Heretic
Standart Süslü Pudgie Wudgie

PUDGIE
WUDGIE


12 kilo ağırlığında bir sarışın fıstıktı Pudgie-Wudgie. Giymeyi sevdiği kostümleri, şapkaları ve güneş gözlükleri ile Elton John ile Quenn�in solisti Freddie Mercury�nün dişi kedi versiyonu gibiydi. Hani derler ya bir çıkardığını bir daha giymez. İşte tam o cinsten. New Yoklu kostüm tasarımcılarının yaratıcılıklarını zorlardı. Ama giydikleri benzersizdi ve renk kombinasyonları en önem verdiği şeydi. Kötü kumaşı ve dikişi kokusundan anlar, küçük bir kaprisle sırtından sıyırıverirdi.
Zengin gardırobu ile sadece hemcinsi kedileri değil ünlüleri bile kıskandırabilirdi. 200�ün üzerinde kostümü vardı ve bir kadın örgütünün defilesine saten üzerine dantel işlemeli bir gelinlikle çıkmıştı. Seyirciler alkıştan ortalığı yıkarken o mağrurluğundan ödün vermez bir şekilde yürüyordu. Yıldız olmak kolay değildi. Ölçülü bir tebessüm, kraliyet tarzı sallanan kuyruk ve ağır emin adımlar...
Halkın ilgisini kısa bir sürede çekmiş ve beğeni toplamakta da gecikmemişti. Bakımını üstlenmiş olan Frank Furko ile sokak hayvanlarına destek kampanyaları çerçevesinde her yere gitti.. Lady Diana�nın programı kadar yoğun bir programı vardı. Partilere, ilkokullara, hemşirelik okullarına gider sokak hayvanları için yardım toplardı. Tüyleri kadar altından bir kalp taşır ama halkın önünde gözyaşlarına her daim hakim olurdu.
Tabii reklam ajanslarından teklifler gelmekte gecikmedi. 1996�da Dad�s Cat mamalarının reklamlarında oyandı. Amerikan�ın Aktüel�i ya da Tempo�su sayılan National Enquirer fotoğraflarını yayınladı ve en çok izlenen TV şov programlarından biri olan Maury Povich Şov�a çıktı. Kedileri için benzeri kostümler almak isteyen Amerikalılar her yeri kolaçan etmeye başladı.
15 yıllık dostu Frank Furko ile bir an olsun ayrılmadılar. Ta ki ölüm onları ayırana dek ve Pudgie Wudgie yakalandığı kanser hastalığından dolayı teşhisten 2 ay sonra, gerisinde bir gardarop dolusu kostüm, yüzlerce sıcak anı, binlerce dolar yardım bağışları, onun için yas tutan, üzülen binlerce hayran ve herşeyden öte biricik dostu gözleri yaşlı Frank Furko�yu bırarakak dünyaya gözlerini yumdu.
Satenlerle, dantellerle, renkli gözlük ve işlemeli başlıklarla bezeli gardırobun sessizliğine Frank Furko�nun alışması kolay değildi. Bir kraliçe ile yaşamıştı, bir kraliçe ile yaşlanmıştı.
Frank Furko, Pudgie Wudgie�den sonra başka bir kediyi alamayacağını açıkladı. Hiçbir kedi onun anısını dolurmaya yetmeyecek gözüküyordu ve Pudgie Wudgie ile gömülmek istediğini vasiyetine yazdırdı.
Pudgie Wudgie olağanüstü bir sarışındı.. Olağanüstü yaşadı.. Çok sevildi, çok sevdi. Tıpkı onun gibi renkli kostümler giyen Elton John�ın önce bir başka sarışın Marilyn Monroe sonra da Lady Diana için söylediği şarkıdaki gibi..
Rüzgardaki bir mum gibi asla günbatımında azalmayan
  #15  
Okunmamış 05-05-2008, 03:06 PM
Heretic
Standart Mama Yıldızı Morris

Morris
Barınaktan Şöhretler Dünyasına
Film çevirdi, ABD başkanlığına aday oldu, sabah TV programlarının
baş konuğuydu


Neredeyse 40 yıl önceydi. Morris, televizyon ekranlarında yayınlanan �9 Canlı Kedi Mamasıreklam filmi ile bir anda inanılmaz bir üne kavuştu ve hala Amerika�da en sevilen pet ikonlarından biri. Morris�in hikayesi aslında halkın beğenisini kazanan geçmişi hicran dolu bir çok sanatçı ile benzerlik sunar. Sokakta geçen yıllarının ardından 1968 yılında Chicago�da bir barınakta yaşamaya başlayan Morris�in farklılığına kedi barınağı yöneticileri de varmış olsa gerek, profesyonel hayvan terbiyecisi Bob Martwick�i haberdar ettiler.
Martwick, Morris�i görür görmez vurulduğunu söylüyor. Morris Chicago�daki barınaktan hemen Martwick�in dubleksine alınıyor. Kısa bir süre sonra 9 Canlı Kedi Maması üreticilerinin kapısını çalan Martwick yanılmadığını kanıtlıyor ve 9 Canlı Kedi maması yöneticileri de Morris�i görür görmez tutuluyorlar, Morris'e şöhret kapısı aralanıyor. Çekimler, kuaförler, aksesuarlar, pahalı yemekler..
Morris bir anda lüks bir yaşamın ortasında kendini buluyor. Hatta Burt Reynolds ve Dyan Cannon ile 1973 yılında Shamus isimli bir filmde bile başrol kapıyor. Ünlü Time dergisi film hakkındaki yazısında Morris�den okuyucularına �Pisi Burt Reynolds� olarak söz ediyor. Shamus, ABD�deki Morris fanatizmin doruk noktası diye düşünülürken, 1980�lerde Morris bu kez biri kedi bakımı diğeri ise kedi edinme üzerine iki de kitap çıkarıyor. 1986�da ise üçüncü kitabını kedi sağlığı üzerine yazıyor.
Eğlence dünyasındaki yerini iyice sağlamlaştıran Morris, kaprisli ve skandallar içinde yüzen Hollywood starlarından yorgun yapımcıların da her zaman göz bebeği oluyor. Çünkü Morris gece hayatı, skandalı, bağımlılıkları olmayan bir yıldız olarak kariyerine hiçbir zaman leke getirmiyor.
Kısa zamanda sabah TV programlarının aranan konukları arasına giriyor. Michael Jackson�dan Madonna�ya kadar bir çok ünlüyü ağırlayan Oprah Winfrey bile Morris�in programına katılması için epey bir çaba döküyor. Morris�i kullanılarak 9 Canlı Kedi Maması�nın satışları her yıl rekor üzerine rekor kırsa da Morris, hayranlarından kedi barınakları için milyonlarca doları Morris Seyahatte turları ile zorlanmadan topluyor ve hemcinslerinin bir ölçü olsun yaşamını kolaylaştırıyor. Bu başarılı tur ona ABD�nin saygın yayın organı USA Today�den �Yılın Hayvan Yıldızı� ödülünü kazandırıyor.
1998 ve 1992 başkanlık seçimlerinde aday olarak gösterilen Morris, bu seçimlere katılmak isteyen şu anki ABD Başkanı�nın babası George Bush�un da keyfini kaçırıyor. Çünkü kamuoyu yoklamaları George Bush�un isminin Morris�den daha az bilinir olduğunu söylüyor. Bu verileri dikkate alan Bush seçimden yenilgi almamak için çekiliyor.
Ama aslında bir tane Morris oldu. O da gerçekten Chicago�daki barınaktan yıldızlık basamaklarını tırmanan Morris. Bir kedinin yaşamı 40 yılı aşan bir kariyeri sürderemeyecek kadar kısa ne yazık ki. 9 Canlı Kedi Maması Morris�le yakaladıkları şansı yitirmemek için Morris�ten sonra sırayla üç sarman kediyi daha Morris olarak tanıttılar, ama bunu yaparken gerçeği saklamadılar. Şu an Kaliforniya�daki bir barınaktan gelen Morris IV yıldızlık koltuğuna vekalet ediyor. Belki 9 Canlı Kedi Maması firmasının gerçeği Morris severlerle paylaşması takdir edilse de bu başarıya güzelliği ile imza atan Morris�in ne zaman ve nasıl bizden ayrıldığı konusunda hiçbir bilgi olmaması pazarlamacıların hala kirli bir sırrı.
Yeni Konu aç Konu Kapatılmıştır

Seçenekler
Stil


Kediler - Ünlü Kediler ve Dostları

Kediler - Ünlü Kediler ve Dostları konusu, Ansiklopedi/J-K-L bölümünde tartışılıyor .



Benzer Konular

Konu Kategori
Ünlülerin Nitelikleri Türkçe - Edebiyat
Kediler Hakkında Bilmedikleriniz J-K-L
Kediler için Feng Shui J-K-L
Ses Bilgisi Türkçe - Edebiyat
Ses Olayları Türkçe - Edebiyat


Gündemden Başlıklar

Konu Kategori
Evden eve nakliyat Liseler & Üniversiteler
Şehir ve Firma Rehberi Tatil ve Oteller
Tatil ve Oteller Seo

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:21 AM.




Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.2
Tynt Script Sponsored by Information Technology Salary
Bütün Hakları Saklıdır 2005-2011 Rehberim.net