EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM bölümü Kadınca / Çocuklarımızın karınlarını doyurduğumuz kadar, ruhlarını da beslemeliyiz konusu gösteriliyor Özet:Tek başına bir âlem, bir hilkat şaheseri onlar. Ruhlar âleminden yola çıkıp, anne karnında izn-i İlâhi ile teşekkül ettikten sonra, ...
| |||||||
Çocuklarımızın karınlarını doyurduğumuz kadar, ruhlarını da beslemeliyiz | Açılış Sayfam Yap | Reklam | Kayıt ol | Konuları Okundu Kabul Et |
| | #1 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | Tek başına bir âlem, bir hilkat şaheseri onlar. Ruhlar âleminden yola çıkıp, anne karnında izn-i İlâhi ile teşekkül ettikten sonra, âleme teşrif eden bir âlem… Ruh programı levh-i ezelîde belirlendiği gibi; dünya ile olan teması, ilk eğitimi erken yaşta başlıyor. Said Nursî, yıllar önce, kendi üzerinden örnek vererek şahsiyet gelişimin bir yaşından itibaren başladığını söylüyor. Bugün, bilim onu doğruluyor; hatta bunun, yani ilk eğitimin anne karnında başladığını söyleyenler bile var. “Mahiyet-i insaniye şu kâinatın bir misâl-i musağğarı (yani kâinatın küçültülmüş bir numûnesi) olduğundan, âdetâ âlemde ne varsa, insanda numûnesi vardır”1 gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda buna, “anne karnındaki âlem” desek, sanırım yanlış olmaz. Çünkü: Küçük bir kâinat olmaya namzet insan yavrusunu anne karnında, dünyada gerekli bütün özellikleriyle halk ediyor Rabbimiz. Çocuğa ihsan edilen bunca duygu, bunca hasse, bunca cihazâtın doğru sevk ve idaresi ise kendisine verilecek eğitimle, onu hayata nakış nakış hazırlamakla mümkün oluyor. Bunun da ilk muhatabı ebeveyn yani anne baba. İşin burasında, annenin, çocuk eğitimdeki rolü tartışılamayacak kadar büyük. Bir defa, anne baba, yolun başındayken dikkat etmeli; ilk nutfenin besmele ile rahm-ı mâdere intikalini önemsemelidirler. Çünkü: “Bismillah her hayrın başıdır.”2 Her hayırlı işin başlangıcıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar neticesinde; besmeleyle içilen suyun bile olumlu tepki verdiği, harikulâde şekiller aldığı tesbit edilmiştir. Anne, karnındaki çocuğa “A B C”yi öğretecek değil ya! O eğitimi anne, yaşayışıyla, hâl ve gidişâtıyla, davranışıyla verecektir yavrusuna. Alkollü içki ve sigara kullanan anne ile kullanmayan anne; stresli anne ile stressiz anne; aldığı gıdalara dikkat eden anne ile dikkat etmeyen anne; zikirle, şükürle, hamdle hayatını hayatlandıran anne ile bunlardan uzak bir annenin dünyaya getireceği çocukta belirgin farkların ortaya çıkması sürpriz olmasa gerek. Allah’ın lütfettiği yavruya önce güzel bir isim konur. Bunu, çocuğun sağ kulağına “ezan”, sol kulağına da “kamet”i hafif sesle okuyarak yapmak yani ismi, bu şekilde çocuğun kulağına seslenmek Peygamber Efendimizin (asm) sünnetidir. O, torunu Hasan’ın kulağına bu şekilde okumuştur.3 Önce parmağını, daha sonra da annesini emen çocuk helâl süte muhtaçtır. Anne sütü, en besleyici gıda, en koruyucu antibiyotik olmanın yanında; sinedeki sıcaklık, vücuttaki ihtizaz anne-çocuk arasında mükemmel bir rabıta, bir harika bağlantı. Âdeta gel-git olur onlara, iletişim kurulur. Cenâb-ı Hakkın kudreti bu: İnsan, doğuştan dil ve konuşma kabiliyetiyle dünyaya gelir. Önce çevresindeki sesleri dinler, bunları anlamaya ve benzerini çıkarmaya çalışır. Daha sonraki aşamada, bir bakıma, depoladığı sözcükleri kullanarak cümleler kurar, kendini anlatmak ve çevresini anlamak için. Dolayısıyla, ona yardım etmek için o an, hiç de erken değildir. Batılı bir eğitimci: “Çocuk eğitimine kaç yaşında başlamalı?” sorusuna: “Çocuğunuz kaç yaşında?” der. “Bir yaşında” cevabını alınca da: “Bir yıl geç kalmışsınız dostum” cevabını verir. İşte tam bu sırada ona, çevre bilgisinin yanı sıra, temel bilgileri kelimeler, sözcükler ve kısa cümleler hâlinde; hatta, ninni gibi, şarkı gibi sunmalı. Bunu, “bebek konuşması” şeklinde de yapabilirsiniz. Uzmanlar, bu tarz konuşmanın bebekler için çok faydalı olduğunu söylüyor. İlerleyen aylarda onlarla konuşurken, yetişkinlerle konuşur gibi konuşun, davranın. Bir şey söyleyin, size cevap vermesini bekleyin; ardından tekrar bir şey söyleyin. O size, gülümseyerek ya da el kol, ayak hareketleriyle cevap verecektir. Annenin, dudağını, bağrına bastığı yavrusunun kulağına yaklaştırıp, ılık nefesiyle “Lâ ilahe illallah, lâ ilahe illallah” diye melodimsi bir üslûpla mırıldanması ne büyük bir haz verir hem kendine, hem ona; nakş olunur yavrucağın ruhuna. Nitekim Hz. Peygamberimiz: “Çocuğunuza önce ‘Lâ ilahe illallah’ cümlesini öğretiniz”4 buyurmaktadır. Bir çocuk, bizim duygu ve düşünce seviyemizde olmasa bile, kendi idrak ölçüleri çerçevesinde her şeyi görür, duyar, düşünür; tıpkı bir tohum gibi ruh ve hafızasına ekilen şeyler vakti geldiğinde neşv ü nema bulur, çiçek açar, meyve verir. Bunun gerçekleşmesi için çocuğun, bilgi kirliliğine ve ahlâkî erozyona uğramaması, yıpranmaması gerekir. Çocuğun fizikî gelişiminde gıdanın rolü ne ise, şahsiyetinin inşasında da sevginin, ilginin rolü odur. Çocuğa her şey verebilirsiniz, ama sevgi veremezseniz, susuz kalmış gonca gibi solarlar. M. Marshall: “Çocuklarımızın karınlarını doyurduğumuz kadar, ruhlarını da beslemeliyiz” diyor. Hz. Peygamberimiz (asm): “Çocuklarınızı çok öpün zira her öpücük için size Cennet’te bir derece verilir ki, iki derece arasında beş yüz yıllık mesafe mevcuttur. Melekler öpücüklerinizi sayarlar ve sizin için yazarlar”5 müjdesinden başka: Reyhana benzettiği ve “Kokusu Cennet kokusundandır”6 dediği çocukları, kucaklayıp öperdi. Bir defa, çocuklar arasında ne diğer kardeşlerine, ne de cinsiyet farklılığına göre ayırıma gidilmez. Erkeği de, kızı da yaratan Rabb-i Rahîm; kime ne takdir etmiş, O’ndan başkası bilmez. Öyleyse, bize kanâat düşer. Bebeklerin ilk gülüşü, inci gibi bir dişin ilk fark edilişi, ilk sözcükleri unutulmaz anlardır. Bundan sonra, ilk adım… Evet, hayat yolunda atılan ilk adım! İşte, burada, tutmak lâzım yavrucağın elinden. Çünkü, eşyayı, çevreyi ve çevrede olup bitenleri tanıtmanın vaktidir. Sen doğruyu veremezsen, eğrilir kişiliği; “eğri”lere yer verir, heder olur bir ömür. Risâle-i Nur’da ifade edilen: “Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî almazsa sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânını ruhuna alabilir. Âdeta gayr-i müslim birisinin İslâmiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabanî düşer”7 cümleleri, çocuğa erken yaşta verilecek dinî eğitimin önemini vurguluyor. “Çocuğun kendisine söylenenleri tam olarak anladığı ve kendi düşüncelerini ifade edebildiği yaşlardan itibaren dinî esasların öğretimi yapılabilir.”8 Bunun için çocuğun sevgiye, iyi örneklere, açıklayıcı doğru bilgilere ihtiyacı vardır. Bunların yerli yerinde uygulanması ölçüsünde onun dinî eğitim terbiyesi de başarıya ulaşacaktır. Bir gün, anne yengeç: “Yavrucuğum” diye seslenir. “Doğru yürümesini ne zaman öğreneceksin?” Yavru yengeç cevap verir: “Bana yürümeyi öğreten sensin anneciğim” der. “O tür yürümeyi, sende görmedim ki…” Evet, “örnek olmak” çok önemli. Yavrucağın dimağına kaydoluyor hemence. “Her millet; ülkesini, insanını ve millî değerlerini onlara emanet edeceği genç kuşakları, kendi düşünce istikametinde ve kendi kültürüyle yetiştirme mecburiyetindedir. Yoksa, o milletin gelecekte “kendi” olarak kalması mümkün değildir.”9 Hz. Ali (ra): “Çocuğu kendin için sev, milletin için yetiştir” diyor. “Çocuklar sosyal bir ortama uyum sağlayabilecek psikolojik olgunluğu ortalama üç yaşını doldurduklarında kazanmaktadırlar.”10 Kendilerine mahsus ilgilerinin, isteklerinin, meraklarının çoğalmaya başladığı bu çizgiden itibaren onlara daha yakın durmalı, onlarla daha çok ilgilenmeli; arada, otorite duvarı bulunmamalı. Onlara değer vermeli ve bunu onlara hissettirmeli. Onlara güleryüz göstermek, tebessüm etmek, bâzen oyuncaktan daha çok fayda verir. Çocukları hiçbir surette azarlamamak, korkutmamak; aksine, o küçücük yüreklerini “yüreklendirmek” gerekir. Baskıcı davranış çocuğu iki yüzlü yapar ve sana göre başka, başka yerde, başka olur çıkarlar. Buna yol açmamalı! Bâzen de onların dünyasına misafir oluvermek, hatta “onlar” olmak; “yorgunum” sözcüğünü bir kenara bırakıp şaka yapmak, oynamak, çok zor olmasa gerek. Hatta, oyun gibi oyunlarla onlara Cenneti tanıtmak, ahiretten söz etmek çoğu zaman mümkündür. Onları dikkate alıp dinlemek, onlara, yerine getirilebilecek şeyler için söz vermek sağlam bir diyaloğu ve karşılıklı güveni arttırır; güven duyar baba ile anneye. Gelelim işin en önemli yerine: Televizyon ve bilgisayarın çekici tesirinde kalan çocukların, ailenin ve toplum değerlerinin kontrolünden çıktığı bir gerçek! Bu konunun uzmanları, çocukların ilgisini çeken film ve oynadığı bilgisayar oyunlarının, çocuğa yön verdiğini, ilgisini uyandıran popüler her şeyin onun şahsiyet oluşumunda önemli rol oynadığını belirtiyorlar. Böyle olunca, çocuğun psikolojisine, onun kişilik gelişiminin hangi yönde seyrettiğine dikkat etmek gerekir. Onları, oyun görünümlü şiddetten, ahlâkî dejenerasyona yol açacak filmlerden uzak tutmalı. Eğer mutlaka bunlardan istifade edilecekse, birçok müsbet oyun var, film var; bazı zaman izlesin. Çocuğu sanal eğlencelerle avutmak, oyalamak yerine, oyun oynamaya alıştırmak daha doğru olanıdır. Çünkü, oyunda birtakım toplumsal kuralları, paylaşmayı, beklemeyi, sorumluluk almayı, uyum sağlamayı, girişimciliği, problem çözmeyi, diğer insanlara saygılı olmayı öğrenen çocuk, özgüvene kavuşur. Bazı anne babanın aşırı müdahaleci tutumundan dolayı oyundan mahrum kalan çocuklar kavgacı, hırçın ve uyumsuz oluyorlar. Çocukların gösterdiği davranış sorunlarının sebeplerinden biri de, ana babaların onlara uygun sınırlar koymamalarıdır. Bazı ailelerde disipline pek rastlanmaz. “Çocuktur yapar” deyip, önemsemez geçerler. Halbuki disiplin, çocuk terbiyesinin önemli bir parçasıdır. Nerede uygulanacağı belirsiz disiplin ise, istenilen neticeyi vermiyor; çünkü çocuk, nerede durması gerektiğini bilmiyor. Onları eleştirmemenin, başkasıyla mukayese etmemenin, her dediğini yapmamanın yanında; sevgide de, orta yol uygulanmalı; çocuk, şımartılmamalı. Çocuklara oyuncak alırken zararsız maddeden yapılanlar, sökülüp takılanlar; eğitici olanlar tercih edilmeli. Şiddeti çağrıştıran silâh, bıçak, bomba türü nesneler, eve hiç sokulmamalı. Onlar artık yavaş yavaş kitapla tanışmalı, bunlarla kaynaşmalı. Babaya sorumluluk baştan beri yüklenmiş, reislik sıfatıyla. Çünkü, Sevgili Nebî (asm): “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz” 11 buyurmaktadır. Çocuğun dünya ve ahiret mutluluğunu gözetmek. Onun dünyaya gelmesine vesile olan insanların üzerinde görevdir. Yedirip içirmek, giydirip kuşatmak yeterli hizmet değil; onları, ergenlik çağına kadar çoban olup gütmeli, istikbal ihtiyacına her yönden eğitmeli. Zaman ayırmalı! Onlara mutlaka zaman ayırmalı. Çocuk terbiye etmek, bir tablodan geri mi? Renk renk nakşedersin boyayı, tuvallere hayallerin dökülür. Hayret-engîz bir manzara oluşur. Ya çocuğun? İdeali inancınla yoğurup o yavruya sununca, renklenecek dünyası. Allah’ın inâyetiyle, nakış nakış benliğine dolacak doğru bilim; hayırlı ilim; sevgi, saygı; iman, Kur’ân, itikat. Hayat boyu yolu aydın, bahtı açık olacak. Ana baba doğru yol gösterince… İnşaallah! A.Rıza Aydın Dipnotlar: 1- Said Nursî, Sözler, 255 (5. Haşiye). 2- A.g.e., 5. 3- Ebu Dâvut, Edep, 108. 4- Ebu Dâvut, Salât, 25 (Nurların Işığında Namaz, 33). 5- Prof. İ. Canan, Hadis Ansiklopedisi, 1: 374. 6- A.g.e., 374. 7- Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, 40. 8- TDV İslâm Ansiklopedisi, 8: 356. 9- Prof. İ. Canan, Hadis Ansiklopedisi, 1: 357. 10- Sema Tekin (Çocuk Gelişimi Uzmanı), www. 06yaş.net 11- TDV İslâm Ansiklopedisi, 8: 355 (Müslim, İmare, 20). kı |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
Çocuklarımızın karınlarını doyurduğumuz kadar, ruhlarını da beslemeliyizÇocuklarımızın karınlarını doyurduğumuz kadar, ruhlarını da beslemeliyiz konusu, EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM/Kadınca bölümünde tartışılıyor . | |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Kategori | |||
| Ultima Dünyası Hakkında Herşey Ultima Rehberi | Diğer Online Oyunlar | |||
| Güneş sistemi | SATÜRN | Geniş bilgi | Tarih - Coğrayfa | |||
| Tılsımlar Mecmuası | Risale-i Nur | |||
| Hangi besinden ne kadar tüketmeli? | Sağlık | |||
| ÖlÜm Hakkindakİ Hadİsler | İslam ve insan | |||
| ||||
| Konu | Kategori | |||
| Evden eve nakliyat | Liseler & Üniversiteler | |||
| Şehir ve Firma Rehberi | Tatil ve Oteller | |||
| Tatil ve Oteller | Seo | |||