Rehberim

Resimli Müzik Tarihi Ansiklopedisi

MÜZİK REHBERİM bölümü Müzik Aletleri / Resimli Müzik Tarihi Ansiklopedisi konusu gösteriliyor Özet:İlkçağ Uygarlıklar ı Mısır İÖ 4000'lere dayanan bir geçmişe sahip Mısır uygarlığının müziğe verdiği önem, kazılarda bulunan çalgılardan (flüt, arp, ...


Go Back   Rehberim > EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM > MÜZİK REHBERİM > Müzik Aletleri

Resimli Müzik Tarihi Ansiklopedisi

Açılış Sayfam Yap Reklam Kayıt ol Konuları Okundu Kabul Et

  Sponsorlu Bağlantılar

Cevapla

Seo Seçenekler Stil
  #1  
Okunmamış 01-04-2011, 02:45 PM
özlemm
Standart Resimli Müzik Tarihi Ansiklopedisi

İlkçağ Uygarlıklar
ı
Mısır

İÖ 4000'lere dayanan bir geçmişe sahip Mısır uygarlığının müziğe verdiği önem, kazılarda bulunan çalgılardan (flüt, arp, davul, def, darbuka, trompet ve hatta bir tane de kontrbas bulunmuş, ancak sonradan bunun bir tabut olduğu anlaşılmıştır) ve tapınak duvarlarındaki resimlerden (Arp çalan kadının ense köküne elindeki gitarı geçiren adam figürü gibi) anlaşılıyor



Eski Mısır'da (ortası ve yenisi de var valla) çalgı çalmak nedense tamamen kadınlara atanmış bir iştir Erkekler tapınakta (kahvehane) taş tablet (okey galiba) oynarken, kadınlar tarlada müzik yaparmış Tanrı Orisis'in ölümünü kutlamak için toplanan rahipler halkla birlikte dans ederken kadınların yaptığı müzikten faydalanmış, ancak halktan birinin "Orisis ölmemiş, çabuk dağılın" demesiyle rahipler olay yerinden tüyünce bütün suç kadınların üstüne kalmıştır



O güne kadar üçüncü hanedan döneminde doruğa ulaşan müzik kültürü rahiplerin yediği halt yüzünden biraz gerilemiştir Mısır müzik kültürünün en ilginç enstrümanı 'Sistr' denen vurmalı çalgıdır İlk zamanlarda yapılan araştırmalar sonucu bu çalgıya 'Kemkem' denildiği ileri sürülmüş, ancak daha sonraları bunun araştırmacıların aptallığı olduğu anlaşılmıştır Çünkü kemkem, ‘herhangi bir müzik aletinden çıkan ses' anlamına gelir Gerçi bu konuda araştırmacılar bir nebze haklıdır Nedeni ise, bu çalgının ilk olarak Nil nehrinin suları taştığı sırada yapılan ayinde kullanılmış olması ve çalgıcıların müziğe su içinde devam ederken enstrümanlardan 'BlopşTopş' (Mısır dilinde buna 'kemkem' denir) diye ses çıkmasıdır Sümerler
Bu Sümerler denen uygarlığın elemanları (İÖ 4000-2300) Güney Mezopotamya'ya kapağı atıp yörenin tüm zenginliklerinden faydalanmışlar, ekonomiden yazının keşfine, yasalardan mimariye, matematikten astronomiye kadar her türlü ota boka maydanoz olmuşlardır Uygarlıktan günümüze kalan en büyük ipucu alçı tabletlere ve papirüse yazılmış ve tılsımlı olduğuna inanılan ilahilerdir Aslında altın ve gümüşten yaptıkları değerli eşyalar da bulunmuş fakat tılsımına inanılmadığı için bulanlar tarafından nakte çevrilmiştir Sümerler müziğe de el atmak durumda kaldıklarında Mısır'dan ödünç aldıkları çalgıları kullanmışlar, ancak üçüncü hanedanın gıcıklık yapmasıyla hepsini geri vermek zorunda kalmışlardır Bunun üzerine gönderdikleri aletlerin kopyasını yapmaya çalışırken santur ve bağlama türü iki enstrüman icat etmişler ve böylece tarihin ilk aptallık sonucu ortaya çıkan keşfini yapmışlardır

Çin


İÖ3000'lere kadar uzanan Çin kültüründe müzik kalbin sesi ve evrenin imgesi olarak benimsenmiştir O yüzden Çin müziğinden anlam çıkarmak biraz zordur Bir Çinlinin kalbinin sesi nasıldır bilir misiniz? Çinlilerin her şeye bir anlam vermekte üstlerine yoktur Çin enstrümanları çok çeşitli ve ilginç olmakla beraber hepsinin ayrı bir anlamı vardır Çanlar savaşı, ses veren taşlar yiğitliği, telli çalgılar ciddiyeti, üflemeli çalgılar genişlik ve bolluğu, davullar ise kafa ütülemeyi ifade eder Çin enstrümanlarından 'Lâ' adı verilen gong çok işlevli bir enstrümandır Bu işlevlerden bir kaçı; cinleri ve ruhları kurbanın yanından kaçırmak, tapınaklarda pinekleyen tanrıları rahatsız edip dikkatlerini çekmek, ay tutulmasına sebep olan ejderhayı korkutmak, orduyu uyarıp tüymelerini bildirmek, saraylarda ziyaretçilerin geldiğini duyururken ziyaretçinin kalp krizi geçirmesini sağlamak gibi sıralanabilir




Çin müziği beş notadan oluşan bir diziye dayanır Eski bir Çin atasözü der ki : "Beş nota ve on dokuz çocuk, yaşamını idame ettirmeye yeterlidir" Bilge Konfiçyus da müzik için şunu der: "Müzik toplum düzeni ve eğitim için çok önemli bir araçtır Ancak pirinç pilavı da bir o kadar önemlidir" Konfiçyus müzik konusunda çok konuşmuş ve hatta kendini ele vermiştir Mesela bilge "Müzik, ihtirasları alevlendirmek için değil, yatıştırmak içindir" sözüyle iktidarsız olduğunu ifade eder Ancak hiç bir zaman bunu kabullenmemiş, "Eeeüü, sadece çok müzik dinlerim" demiştir Batı, müzikte çoksesliliğe yeni yeni adım atarken, Çin olayı aşmıştır bile Nüfusun fazla, işin az olması sonucu tapınak ve saraylarda bin kişilik korolar, üç yüz kişilik orkestralar kurup piyasayı kasıp kavurmuşlardır
Hindistan
Hint uygarlığının (İÖ2000) müziğe fazlasıyla önem verildiği görülür Tarihin ilk notaya alınmış ezgileri Hintlilere aittir Teorik çalışmalara önem veren müzisyenler, belli bir melodi çizgisi izleyen 'Raga' ve ritmi belirleyen 'Tala' adlı kalıplar bulmuşlar, olayın ciddiye alınması için de ellerinden geleni yapmışlardır Mesela her raga bir ruh halini yansıtır ve belli mevsimlerde, belli günlerde ve hatta belli saatlerde çalınması gerekir Aksini yapanlar Hint fakirliğine mahkum edilir Hint çalgıları çok zengin ve çeşitlidir Ancak en göze batanı 'ramsinga' adı verilen büyük bir boru şeklindeki üflemeli çalgıdır Çalgı fazla ağır olduğundan tavana telle asılarak çalınır Ramsinga'nın çalgıcısı hata yaparsa aynı tele kendisi asılır Hint kültüründe müzisyenler üçe ayrılır Birinci sınıf Pagod'tur Bunlar Hint tapınaklarında yirmi yaşına kadar tanrıların karısı olarak hizmete sunulmuş on iki genç kızdır Pagod'lar tapınakta kaldıkları süre içerisinde -hesapta!- müzik ve dans öğrenir, dinsel törenlerde bunları sergilerler Yirmi yaşından sonra da geçimlerini payvonlarda dans ederek sağlarlar İkinci sınıf Raca sarayına bağlı müzisyenlerdir Bunlar saray için müzik yaparlar, geri kalan zamanlarında yan gelip yatarlar Devlet sanatçısı gibi bir şey yani Üçüncü sınıf, halk tabakası müzisyenleridir Hint sokakları bunlarla kaynar Halkın verdiği sadakalarla geçinen bu müzisyenler günün birinde meşhur olup Raca'ya kapak atma hayalleriyle yanıp tutuşurlar
Yunan
Yunan uygarlığı Arkaik Yunan, Altın Çağ ve Helenistik Çağ olarak üçe ayrılır Fakat ne hikmetse, Altın çağa ait pek fazla bilgi günümüze ulaşmamıştır Arkaik Yunan ve Helenistik çağa ait de bir yığın zırva bilgi mevcuttur Örneğin şenliklerde tanrıların yaşamının pantomim dansları ve müzik eşliğinde dile getirildiği söylenir Bir pantomimci için bir tanrıyı canlandırmak pek zor olmasa da, müzisyenlere oldukça fazla iş düşmektedir Yunan müziği genellikle dine dayalıdır Kiliselerde verilen vaazlar şiirsel olsa da bunu yapan rahipler pek şiirsel değillerdir Bunun üzerine rahiplerin daha fazla saçmalamasını engellemek ve şiire bir yön vermek için müzik kullanılmaya başlanmıştır Aksi taktirde rahipler farkında olmadan hece vezninden çıkıp, o yıllarda pek bilinmeyen aruz veznini kullanmaya başlayabilirlerdi Zamanın meşhur düşünürlerinden Platon ve Aristo felsefi konulardan sıkıldıklarında birazda müzik üzerine düşünüp, müzik eğitimine devletin el koyması yolunda geyik bir fikir üretmişlerdir





Tarihe göz atıldığında Yunanlıların da enstrüman icadında Sümerler kadar beceriksiz olduğu görülür Zira bazı Yunan çalgılarının Asyalı kavimlerden kiralandığı ele geçen kira kontratlarıyla ispatlanmıştır Yine bir aptallık sonucu ortaya çıktığı tahmin edilen "Lir" çalgısı sadece dört tellidir Aptallığın veya cimriliğin örtbas edilmesi için iddia edilen "Yunan müziğinde nota dizisi dörder sesten oluşur Eeee valla o yüzden eeeüüü" açıklamasının koca bir yalan olduğu çok daha sonraları ortaya çıkmıştır Çünkü Lir'e çaktırmadan her yıl bir tel eklenerek on beş telli bir enstrüman olması sağlanmıştır Ne yani şimdi Yunan müziği on beş sesten mi oluşmaya başladı, laf!



Yunanlıların bu konuyu hala örtbas etmeye çalışmaları ilginçtir Mesela yine bir Yunan çalgısı olan "Çirata" başlarda yedi, taş çatlasa sekiz telli iken, zaman içinde yine tel sayısının arttırıldığı görülmüştür Bu kadar beceriksizlik varken bir de üflemeli çalgı icat etmeye kalkışmışlar ancak onu da bir türlü tutturamamışlardır Aulos denen bu üflemeli çalgıya tel ekleyemediklerini fark edince ne yapacaklarını şaşıran Yunan müzisyenler, deliklerin yer ve sayılarını değiştirerek yeni modeller üretmişlerdir Aulos'un otuz yedi çeşidi vardır İsimlerini saymak çok saçma olur, çünkü her ismin altından yeni bir enstrüman daha çıkıyor.



Roma


Roma müziği önceleri askeri törenler için kullanılmıştır Savaşlarda askerlere gaz vermek amacıyla gürültülü çalgılar kullanılmıştır Eğer hala cepheye koşmayan asker varsa bir trompetçi sessizce onun yanına yanaşır ve kulağının dibinde aniden borusunu öttürür Bu yöntem her zaman işe yaramıştır İlginçtir ki birçok Roma imparatoru müzik yorumcusudur Bir çoğunun da çok iyi birer trompetçi olduğu bilinir Bu uygarlığın ne bir müzik aleti ne de müzik kuramı üretmek için uğraşmadığı ortaya çıkmıştır Müzik adına yaptıkları tek şey gürültü patırtı çıkartan aletler yapıp, komşularını rahatsız etmektir Roma müziğine dair en eski belge Romulus'un Cecina'lıları yenmesini kutlayan törenlerde görkemli ilahileri anlatan bir yazıttır Bu ilahinin sözleri şöyledir; "Yendik bee! Nasıl koyduk ama çocuğu Ölmeye ölmeye ölmeye geldiiik, Cecina'yı Roma'ya gömmeye geldiik"

Ortaçağın sonuna Karanlık Çağ denmesinin sebebiyse, (valla daha fazla geyik yapmayacağım bu kısım çok ciddi) kilisenin insanlara, sadece ölümden sonrasına hazırlık yapması için baskı kurması ve dünya için bir faaliyet göstermenin gereksizliğine inanmasından kaynaklanır İşte yaklaşık bin yıl süren bu çağ müziğin gelişimini ve sürekliliğini kesip atmıştır





Din ve müzik işlerini birbirine karıştıran Katolik papazlar kiliseye çalgı sokmama kararı alırlar Katı prensiplerle yönetilen kilisenin tutumu bu konuda çok serttir Zira kiliseye çalgı sokmaya çalışırken yakalanan papazlar aforoz edilir ve tören sırasında aynı çalgı papaza sokulur Ancak zamanla bu cezadan vazgeçilmiştir Çünkü kontrbas gibi enstrümanlar törenin oldukça uzamasına neden olmuştur Çalgılar, müzik ve danslar kiliseye göre putperestliği ifade eder Müzik ancak ve ancak tek sesli, kutsal, tanrıya adanan, duaların kolay ezberlenmesi için yapılan, ayinlere gizem ve tılsım katan ve banyo yaparken sıkılmamak için gösterilen bir faaliyet olabilir Onun dışında gelişme göstermeye çalışan müzik ortaçağ papazları tarafından engellenmiş, o zamana kadar üretilen ve notaya alınan tüm müzikal belgeler kilisenin sobasında yakılarak, üzerinde kestane kebap yapılmıştır Başka bir rivayet ise henüz kestane mevsimi olmadığı için bu bilgiyi yalanlar
İşte bu bahsi geçen lanetli Ortaçağa ait müzikal yapı ise şundan ibarettir: Müzik sadece melodiyi ifade eder, tek seslidir ve armoni yoktur, belli bir metne dayanır (Hıristiyanlıktan önce bu metin şiir ve tiyatrodan alınırken, Hıristiyanlıkla birlikte İncil’den alınmaya başlanmıştır Tabi ki tüm telif hakları kilise aracılığıyla tanrıya iletilmektedir) ve büyük kısmı doğaçlama yoluyla yapılır (Herkes kafadan sallayıp müzik yapar, böylece müzisyenlere pek ihtiyaç kalmaz ve telif hakkı olarak da babayı alırlar)
Bu dönem müzikal açıdan kısır bir dönem olduğundan Hıristiyanlar hazıra konup İbrani ayinlerinin üstüne yatmışlar, olayı kiliseye taşımışlardır Bu döneme ait ele geçen en eski ilahi belgesi (belli ki sobada yakılmaktan çekirdek külahı yapılarak kurtulmuş) bir papirüstür Mısır'da bulunan belgede notaya benzeyen şekiller varken, sözün Eski Yunanca, melodinin ise Doğu kökenli olduğu görülür Bu durum dönemin müzikal yapısının ne kadar dandik bir durumda olduğunun kanıtıdır
İlk Nota Çalışmaları
El yazması olarak korunan en eski müzikal belge dokuzuncu yüzyıldan günümüze gelen Gregorius ezgileridir Müziklerin belgeleştirilmeye ihtiyaç duyulması, kulaktan kulağa taşınan ezgilerin salak müzisyenler tarafından deforme edilmesinden bıkan kuramcıların fikridir Başlarda müziği yazıya dökmek çok zordur Sonradan bazı harflerin simgeleştirilerek bir ses ifade etmesi sağlanmıştır Bu yöntem de pek akılcı değildir, zira aynı salak müzisyenler tüm simgeleri aynı sesten okurlar
Ancak o tarihlerde Toskana'da Arezzo katedralinin rahiplerinden Guido adında bir eleman korodaki çocuklara ayinleri ezberletmek için değişik bir yöntem dener Bu yöntemde her yeni sesin bir öncekinden daha yüksek başladığı bir halk ezgisi vardır Guido bu halk ezgisine Latince ve dinsel içerikli (sıkıyosa başka bir içerik kullansın) bir metin uydurur Ancak o dönemdeki her türlü müzikal belgenin kilise sobasında değerlendirilmesinden olacak, bu metni eline yazar Parmaklarındaki girinti ve çıkıntılara metnin ilk hecelerini yerleştirir Böylece bir ses dizisinin sekiz notası birden işlenmiş olur





Yöntemin uygulanışı şöyledir: UTqueant laxis ('ut' sonradan 'do' olur), REsonare fibris, MIra gestorum, FAmuli tourum, SOLve polluti, LAbi reatum, SAncte Ionnes (Sa'nin sonradan si olduğu tahmin edersiniz heralde) Ayrıca avucunun içi boş kalmasın diye, seslerin birbirine orantısal incelik ve kalınlıklarını gösteren ayrı renklerde dizek çizgileri kullanmış ve daha önce kullanılan simgeleri buraya yerleştirmiştir Bu yöntem müzik tarihinde "Guido d'Arezzo'nun -Çok Kötü Yanmış- Eli" olarak anılır




Dindışı Müzikal Yapı
Ortaçağda müzik işleri tamamen kilisenin elindedir Ancak kilise müziği zamanla halk arasında, çocuklar tarafından okulda ve oyunda söylenmeye başlanmış, kutsal müzik gündelik yaşama girmiştir Tabi ki halk bundan zamanla sıkılır ve gizli gizli din dışı sözler ve ezgiler üretir
Notaya alınmış dindışı ezgilere 11 yüzyıldan sonra rastlanmasının tek sebebi o yüzyıla kadar kış mevsiminin çok sert geçmesi ve kiliselerin hala notayla ısınıyor olmasıdır Gerçi ele geçen dindışı ezgilerinde yine kilise kalıpları içinde türediği görülür Yapısı değişmeyen müziğin konularında büyük farklılıklar vardır
Çok sesliliğe ilk adımın da bu yüzyıllarda atıldığı sanılmaktadır Aynı ezgileri kilisede koro söylerken, dışarıda halk farklı sözlerde söylerse tabi ki çok sesli bir şeyler olur İşte halkın müzik adına bu içten içe baş kaldırışı zamanla gezgin müzisyenleri, özgün müzikleri ve sözleri oluşturur
Bir çoğumuzun bildiği Carl Orff'un Carmina Burana adlı yapıtı aslında 13 yüzyıla ait bir dizi şarkıdır Tamamı din dışı dünyadan, şehvet, kadın, içki, sarhoşluk, delikanlılığın kitabi (o sıralar bir kez yazmışlar işte adamlar, niye tekrar yazıyorlar anlamam) ve töre dışı konuları içeren bir metindir İşin daha ilginci bu metni Goliards adındaki henüz yemin etmemiş öğrenci papazlar farklı üniversitelerde yazmışlardır Bu yüzden eser Latince, Eski almanca ve Fransızcadan oluşur Carl Orff (delikanlı adamdır) 1930'da aynı duygularla metni besteleyip üne kavuşturur






Ortaçağ Çalgıları
Bu çağda çalgı ve orkestrasyon (papazlar sağ olsun) hakkındaki bilgisizlik ayyuka çıkmıştır Belki de bu bilgisizlik bir sürü abuk subuk çalgının ortaya çıkmasına sebep olmuştur Geçen sayıda bahsi geçen ilkçağ çalgılarından “lir” ve “çirata”ya (okuyanlar bilir) eklenen teller maliyeti artırdığından zamanla yok olmuş, yerini daha az telli “viyola” ve “lut”a bırakmıştır Haçlı Savaşlarından sonra ortaya çıkan lut, taşıması kolay, şekli güzel ve çalması çok zor bir çalgıdır Haçlılar belli ki savaş ganimeti olarak doğudan lutu getirmişler, ancak bir türlü ne işe yaradığını bulamamışlar, çalmayı becerememişlerdir
Yine İspanya yoluyla Avrupa'ya giren “kitara” da bu tip bir çalgıdır ve o yıllarda moda haline gelmiştir Dört telli bir çalgının moda olması gibi doğal bir şey olamaz herhalde Çok eski bir çalgı olan “arp” ortaçağda olgunluk dönemi yaşar İlk arp ağaç kesilmeden yapılmıştır, büyüdükçe çalması zorlaşır





Ortaçağın en önemli çalgılarından biri “gayda”dır Gayda çalmak için etek giyme zorunluluğu çalgının popülaritesini düşürür Yerine aynı ses verme düzenine sahip org tercih edilir Ancak zamanın orgları dört yüzden fazla borudan ve havayı sağlayan pedal ve körüklerden oluştuğundan, arkadaş toplantılarına götürmesi çok zordur.






Güzel sanatlarda Rönesans'ın beşiği İtalya'dır Rönesans'a öncülük eden sanatçılar, Leonardo da Vinci (1452-1519), Michelangelo (1475-1564), Raphaello (1483-1520), Bellini Ailesi (Koca ailenin doğum ve ölüm tarihini yazacak halim yok!), Botticelli (1445-1510), Giani Versace (1942-1997), Shakespeare (1564-1616), Montaigne (1533-1592), Marlowe (1564-1593) gibi sayılabilir Ancak müzikte Rönesans, İtalya'da değil daha çok Burgonya ve Flaman (şimdinin Belçika, Lüksembourg, Kuzey Fransa ve Hollanda'sı) besteciler tarafından gerçekleşir İtalya müzikte Rönesans’ı Albino-Romina Power çifti piyasaya çıkana kadar gerçekleştirememiştir





Çokseslilik ortaçağın ortalarında başlamasına rağmen, biraz kafa patlatmak gerektiğinden gelişememiştir Çünkü çokseslilik için birkaç ses ya da çalgının, bağımsızca ama uyum içinde birbirine bağdaşması ve karmaşık bir armonik yapı gerektirir Bu da kafa istediğinden ortaçağda bunu gerçekleştirebilecek bir babayiğit çıkmamıştır 15 yüzyılda benzer dört sesin birbiriyle uyum içinde tınladığı keşfedilir A Cappella korolar ve bu korolara kapak atmak büyük önem kazanır Çalgı eşliği olmadan sırf insan sesi kullanılarak yapılan yapıtlarda armonik yapı yoğunlaşmıştır Rönesans’la armonik kaygı duymak çok moda haline gelmiştir Sırf bu kaygılar yüzünden matah bir şeymiş gibi bemol ve diyez kavramı (bir yığın siyah tuş ve küçük perde aralıkları) ortaya çıkmıştır Rönesans müziğinde iki çeşit ritim kalıbına rastlanır; birincisi dans müziğinin gelişmesiyle değişken ve karmaşık ritimler, ikincisi de beyinsiz zümre için geliştirilen tekdüze izoritmik yapı
Rönesans'a kadar vokal müziği kilisenin elinden çıktığından yörelere göre farklılık göstermez, tüm yörelerde tek tip müzik yapılır Rönesans ile birlikte her ulusun kendine ait bir şarkı biçimi gelişir; İngiliz halk şarkısı karol (carol), Fransız çoksesli aşk şarkısı Şanson (chanson), Alman aşk şarkısı Lied, Türk acı şarkısı Arabeks (Arabesk) ve İtalya'da ünlenen Floransa karnaval şarkısı Frottola gibi.





Rönesans'ta çok anlamsız bir yaşam sevinci ve insancıllık söz konusu olmuş, bu durum ortaya dansları çıkarmış, danslarda çalgıları arttırmıştır Çalgılar artık yalnız insan sesine yön vermek ve eşlik etmek için kullanılmaz Danslar için çalgı müziği gelişmiş ve Rönesans'tan Barok döneme kadar yükselen bir önem kazanmıştır Çalgı müziği danslar için geliştirildiğinden adını da danslardan almıştır Ne saçma, önce bir dans izliyorsun sonra ona müzik yapıyorsun Neyse





Rönesans’la birlikte müzik tarihi açısından çok önemli gelişmeler olmuştur Şimdi bunlara göz atalım:
• Art arda dizilmiş dörtlü, beşli ve oktav aralıkların yerine, üçlü ve altılı aralıklardan yapılmış Falso Bordone yerleşmiştir Evet haklısınız ben de bir şey anlamadım aslında ama bu bir gelişme işte ne yapabilirim Çok merak ettiyseniz bir müzik hocası tutup öğrenin İyi bir hoca bulamazsanız beni arayın, çevrem geniştir
• Teksesli müzik yerini çoksesli müziğe bırakır Bunu daha önce yazdım mı ben?
• Dinsel duygular için kullanılan Kilise makamları yerine majör ve minör tonlar kullanılmaya başlanır
• Modülasyon (makamdan makama -torpilsiz- geçme tekniği) meydana çıkar
• Müzikli tiyatro (veya tiyatrolu müzik) icat edilir
• Müzik yazılarının geliştirilmesi, müzikal belgelerin önem kazanması ve kiliseye yakmak için nota yerine odun kömür bütçesi ayrılması yine bu dönemde gerçekleşir
Şimdi de dönemin müzikal yapısındaki bazı gelişmelere bakalım Bunlardan en önemlisi Kromatik sistem (yarım ses sistemi) kurallarıdır:
• Arka arkaya dizilmiş birtakım seslerden sonra bir yarım sesle bir tam ses geldiği zaman, bunların yeri değiştirilip ses sona getirilir Evet haklısınız ben de bir şey anlamadım aslında ama bu bir kural işte ne yapabilirim Çok merak ettiyseniz bir müzik hocası tutup öğrenin İyi bir hoca bulamazsanız beni arayın, çevrem geniştir
• Bir nota, bir tam ses inip tekrar eski yerine çıkarsa, bu tam ses yarım sese çevrilir Şimdi bunu da anlamayanlar olmuştur Bakın cidden çok iyi hocalar tanıyorum ben
• Eğer bir nota bir minör üçlü çıkıp tekrar eski yerine gelirse, üçlü perdesi yarım ses tizleştirilir
• Bitişik derecelerle yapılan bir kadansta, sondan bir önceki notayla sondan iki önce nota arasında bir yarım ses bulunduğu zaman; bu yarım ses, sonuncu ile sondan bir önceki arasına konur
Sponsorlu Bağlantılar
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Etiketler
ansiklopedisi, müzik, resimli, tarihi

Seçenekler
Stil


Resimli Müzik Tarihi Ansiklopedisi

Resimli Müzik Tarihi Ansiklopedisi konusu, MÜZİK REHBERİM/Müzik Aletleri bölümünde tartışılıyor .



Benzer Konular

Konu Kategori
Müzik eğitiminin çocuk gelişimi üzerindeki etkileri Çocuk Sağlığı ve Gelişimi
Ankara Yerel Etkinlikler Ankara
TÜrk Toplumunun MÜzİk Sorunlarinin ÇÖzÜmÜnde Temel GÖrÜŞ Ne Olmalidir? Müzik Aletleri
Müzik Bilimi'nin Tarihi Ve Tanımı M-N-O
MÜzİk Ve Felsefe-mÜzİk EstetİĞİ Iii Müzik Aletleri


Gündemden Başlıklar

Konu Kategori
Evden eve nakliyat Liseler & Üniversiteler
Şehir ve Firma Rehberi Tatil ve Oteller
Tatil ve Oteller Seo

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:44 PM.




Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.2
Tynt Script Sponsored by Information Technology Salary
Bütün Hakları Saklıdır 2005-2011 Rehberim.net