Rehberim

Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

EĞİTİM VE KÜLTÜR REHBERİM bölümü Öğretmenler Odası / Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm? konusu gösteriliyor Özet:1. Bölüm AİLEDE İLETİŞİM Çocuk psikolojisinin tarihî gelişimine bakış Çocuk psikolojisinin doğu ve batıdaki tarihî gelişimine kı*saca değinmek yararlıır. olacakt ...



Go Back   Rehberim > EĞİTİM VE KÜLTÜR REHBERİM > Öğretmenler Odası
       

Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

Açılış Sayfam Yap Reklam Kayıt ol Konuları Okundu Kabul Et

Cevapla

 

Seo Seçenekler Stil
Alt 26-12-2005, 05:06 PM   #1
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?


1. Bölüm AİLEDE İLETİŞİMÇocuk psikolojisinin tarihî gelişimine bakış
Çocuk psikolojisinin doğu ve batıdaki tarihî gelişimine kı*saca değinmek yararlıır. olacakt
Sokrat'ın talebesi olan Platon "Çocuk eğitiminin farklı ol*ması gerektiğini çünküın yeteneklerinin değişik oldu*ğunu söyler" onlar
Çocuklar hakkında ilk bilimsel yazı ve çalışma 1774 yılın*da yapılmış ve Pestalozzi bu öncülüğü yapmıştır. Bundan 10 yıl sonra çocuk psikolojisinin daha da geliştiği görülür ve Preyer'in çalışmaları dikkat çekicidir.
Asrımızda ise Paulov ve Thordike'nin çocuk psikolojisine katkıları hayli fazladır.
Eflatun, çocuk terbiyesini "Bedene ve ruha lâzım olan te*kamülü sağlamaktır" şeklinde formüle eder. A. Cuvillier ter*biyeyi çocuğun sosyalleştirmesi olarak ele alır. Çiçeron ter*biyenin amacını çocuğu insanlığa yükseltmek olarak görür.
Çocukları korumak düşüncesi ilk defa Amerika'da çocuk mahkemelerinin kurulması ile ortaya çıkar.
İnsan Hakları Beyannamesine 1948 yılında çocuk hakla*rını koruyucu bazığunu görürüz. maddelerin konuldu
Çocuk haklarının resmen korunması 1959 yılında Çocuk Haklan Beyannamesinin kabulü ile başlar.
İslâm dünyasında çocuk haklarının korunması konusu İslâmiyetle birlikte başlamıştır.
Hz. Ömer zamanında çocuklu ailelere devlet yardımı ya*pılmıştır. Çocuklarla ilgili hükümlerin toplandığı ilk eser Hicrî 632'de Estruşenî tarafından yazılmıştır. Daha sonra Hicrî 751'de İbni Kayyım el-Cevziyye'nin telifini görürüz.
İbni Sina (980-1037): Çocukta ruh ve beden gelişiminin beraber yürütülmesini savunur. Kanun adlı eserinde, "Ço*cuklar bakılmalı, aşırıya kaçmamak şartıyla hareketleri kont*rol edilmeli. Fıtrî kabiliyetleri desteklenmeli, onu tedirgin edecek şeyler ortadan kaldırılmalıdır. Bu tarz yetiştirme ruh ve beden çelişmesine katkıda bulunur. Bu davranışlar çocu*ğun ilk yıllarındaki kişiliğine siner. Altı yaşına gelince eği*tim ve öğretim için öğretmene gönderilmeli, basamak basa*mak giden bir eğitim yolu izlenmeli ve gereksiz bilgiler yük*lemekten kaçmak gerekir" der.
Gazzali: Çocuk kalbinin saf ve temiz olduğunu ileri sürer. Bu nedenle herşeyi anlamaya müsait bir durumu vardır. Eği*timi yabanî ısırgan otlarını ayıklayan bahçıvana benzetir. Eğitimin çocuğu kötülüklerden korunarak yapılmasını ve şiddete başvurulmaktan kaçınılması gerektiğini söyler. Aksi takdirde bu davranışların çocuğu kötülüklere iteceğini ifade eder.
İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetname'sinde de ço*cuk terbiyesi ile ilgili geniş bilgiler bulmak mümkündür.
Çocuk haklarının îslâmiyetle birlikte korunmaya başladı*ğını belirtmiştik. Yüce Peygamberimiz çocuk karakterinin değişkenliğine işaretle: "Bulûğa erinceye kadar çocuktan ka*lem kaldırılmıştır. Yani yaptıklarından mes'ul değildir" bu*yurur. Çocuklara eşit davranılması hususunda ise şu ikazda bulunur: "Çocukların senin üzerindeki haklarından biri, on*lara eşit davranmandır."
Farabî, çocuk terbiyesi hakkında haz ve elemi gözeten bir yol izlenmesini savunur.
Taşköprîzade çocuk kalbini henüz şekil almamış ve cila*lanmamış bir demire benzetir.
Son devrin büyük İslâm âlimi ve mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursi, insanın ilk ve en tesirli mualliminin annesi olduğuna dikkat çekerek, ailede alınacak terbiyenin çocuğun şekillenmesinde büyük yer tuttuğuna işaret eder. İnsanın var*lığına yerleştirilmiş duyguları ele alarak onları akıl, gadap ve şehvet olarak sınıflandıran Said Nursî, doğuştan bu duygula*ra sınır konulmadığını belirtir. Bediüzzaman bu duyguların terbiye ile doğru orantılı olarak gelişen ifrat ve tefrit durum*larının neler olduğunu, itidal üzere kullanmanın fıtrata uygun olacağını, bunların da ancak eğitimle olacağını vurgular. Ço*cuk eğitiminin küçük yaşta verilmesinin üzerinde önemle du*ran Said Nursî, "Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir iman dersi almazsa, sonra pek zor ve müşkil bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir" der. Ve çocuk terbiyesi*nin ancak eğitimle olacağını ısrarla söylerken cehaleti en bü*yük düşman olarak görür. En büyük üç düşman olarak vasıf*landırdığı cehalet, zaruret ve ihtilafla, ilim, sanat ve ittifak si*lahıyla mücadele edilmesini ister.






Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla

Firma Rehberi
Alt 26-12-2005, 05:07 PM   #2
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

2. Bölüm ÇOCUK GELİŞİMİÇocuğun gelişim dönemleri ve özellikleri


ÇOCUK GELİŞİMİ
a-Bedensel
b-Zihinsel
c-Sosyal gelişim
Çocuk psikolojisi doğum öncesinden başlayarak ergenlik dönemine kadar olan bölümü ele alır. Çevre faktörlerinin ço*cuğun bünyesinde etkisini, büyüme ve gelişme dönemlerini ve çocukla toplum arasındaki iletişimi inceler.
Çocuk anne-babanın cinsel hücrelerinin birleşmesinden meydana gelir. Alın yazımızı içinde barındıran 46 kromo*zomla birlikte, anne-babanın genetik mirasını da taşır. Do*kuz ay, on gün sonra bu tek hücre milyarlarca sayıya ulaşa*rak, mükemmel bir insan yavrusu olarak bir çığlıkla birlikte dünyaya gözünü açar.
Yeni doğan bir bebek ortalama olarak günde 7-8 defa bes*lenir. Sonraki dönemlerde bu sayı gittikçe azalır. Çocuğun beslenmesinde anne sütünün yerini hiçbir şeyin alamayacağı inkâr edilemez bir gerçektir.
Yeni doğan çocuğun uyku ihtiyacı da oldukça fazladır. Bir günün 16-18 saatini uyku ile geçirir. Bir yaşındaki çocuğun uyku ile geçirdiği süre 8-10 saat arasında değişir. Uz*manlar gözlem ve teshillere dayanarak yeterli olan uyku mik*tarlarını şöyle belirlemişlerdir:
2-5 yaşlarda 13-15 saat 6-8 yaşlarda 12-15 saat
8-10 yaşlarda 11-15 ve 10 yaşında ergenlik dönemine ka*dar çocukların 10-11 saat uyudukları görülmektedir.
Bu dönemde bebek kendini diğer varlıklardan ayıramaz: İki yaşında karmaşık şeyleri beceremez. Basit zihinsel çalış*maları yapabilir. Yedinci ve sekizinci ayda destek konulma*dan oturur. Emeklemeyi dokuzuncu ayda gerçekleştirir ve bir yerlere tutunarak dolaşabilir. Birinci yaşında tek başına ayağa kalkabilmekte, bir yaşını bitirirken acemi yürüyüşlere başlamaktadır.
İlk iki yaşında boy hızlı bir gelişme gösterdikten sonra ya*vaşlar.
Doğumda 3-5 kg olan ağırlık, ilk yaşta üç katına çıkmıştır. İkinci yılda bu ağırlık 12 kg'a ulaşır.
Altı ve yedinci aylarda ilk diş belirir, dört yaşına doğru süt dişleri tamamlanır.
Üç yaşında çocuk sembolik düşünür. Fazla karışık şeyleri yapamaz. Bu semboller kesin şeyler değildir. 2 yaşındaki ço*cuk yürür ve objeleri tutabilir. Arkadaşları ile diyalog kurmaya başlar ve onlarla beraber olmaktan zevk alır. Sosyalleşme bi*lincinin ilk harcı bu dönemde atılır.
Sembollerle düşünme 3-4 yaşlarında başlar. Yaşıtları ile ilişkiye girebilir. Düşünce biçimi hep "ben" merkezlidir.
Bir-bir buçuk yaş arasında çocuğun konuşmalarını ailesi dışındakiler pek anlayamazlar. Bu yaşta cümleler tek sözcüklüdür. Çok sözcüklerle kendini ifade etme 4 yaşındadır.
Erken konuşmaya başlayan çocuklar genelde normal ya da normalin üstünde zekâlı çocuklardır. Anne-babanın ço*cukla ilgilenmesi, çocuğun oynadığıın da erken konuşma üzerinde etkisinin olduğunu unutmamak ge*rekir. Refah düzeyi yüksek olan ailelerde konuşma yaşı daha erkendir. Aile fertleri arasında sağlıklı iletişim ve diyalog da konuşma yaşında etkili bir unsurdur. oyunlar ve kitaplar
Ev dışındaki kişilerle olan ilişki çocuğa diyalog deneyi*mini kazandırır. Bu nedenle ana okuluna giden çocuklar daha fazla çocuklarla iletişim kurduklarıçin çevre ve toplumla daha rahat uyum sağlarlar. i
İki-üç yaş arası, çocuk açısından zorlu bir dönem niteli*ğindedir. Çocuk dengeli değil, genelde isyankârdır. Söz din*lemediği gibi çevresinden yardım da kabul etmez. Bu olum*suz dönem anne ve babayı fazla endişelendirmemelidir. Kontrol altına almayı denemek fayda yerine zarar verir. Bu hareketlerimizle hareketlerin aşırılık kazanmasına ve daha olumsuz davranışlar sergilemesine sebep oluruz.
Bu devreyi uysal ve dengeli bir kişilik sergileyen dönem izler. Çünkü çocuk 3 yaşına gelmiştir. 2 yaşında başlayan sorgulama ve sorma dönemi 4 yaşında en üst düzeye çıkar. Bu çağdaki tipik soruların başında, "Ben nereden, nasıl gel*dim?" sorusu gelir. Çocuğun yaşına uygun olarak kısa, öz ve doğru cevaplar verilmelidir. Bu soruya, çocuğun anlayıp kavrayabileceği bir sadelik ve yalınlıkta bir karşılık verilme*si en uygun olanıdır. Sözgelişi, "Çocuklar annenin karnı içinden çıkarlar" gibi bir cevap verilebilir. Kesinlikle çocuğu susturmak ve gerçeği yansıtmayan karşılıklar vermek doğru değildir. Bu konuda anne-babaya önemli görevler düşer. Ço*cuklarıyla iyi bir diyalog kurarak sağlıklı bir öğrenme ortamı hazırlayabilirler. Şüphesiz ki anne babanın kültür seviyeleri de bu açıdan önemlidir.
Beş yaşına gelen bir çocuğun şahsî ve sosyal ilişkileri art*mıştır. Olaylar karşısında soğukkanlıdır. Dikkatli ve kararlı bir tutumu vardır.
Altı yaşındaki çocukta belirgin değişimler göze çarpar. Kararsız ve tenbel bir kişilik sergiler. Bu davranışlar bir geçiş dönemini oluşturur. Artık okul çağışlamıştır. Bu dönemin belirgin özelliği grup oyunlarıdır. Daha önceleri tek başına sürdürülen oyunlar grup oyunlarına yerini bırakmıştır. ba
Çocuğun her yönüyle istikrarlı ve huzurlu olduğu devre, on yaş dönemidir. Beden ve ruh sağlığı bakımından gelişim 9 yaşına göre daha iyidir. 9 yaşında görülen gerginlik, on ya*şında uysallık ve uyumluluğa yerini bırakmıştır. Çocuklar olayların üzerinde bu yaşta fazla durmazlar. Anne ve baba ta*rafından kolaylıkla anlaşılır. Öfkenin çok az görüldüğü bir yaştır. Anne-baba ve öğretmen ilişkileri çok iyidir. Baba on*lar için önder ve yol göstericidir.
Annenin bebeğini kucağına alması çocuğa güven ve haz duygulan kazandırır. Anne sütünün bir fonksiyonu da budur. Emzirmek için çocuk kucağa alındığında, anne ile çocuk ara*sında tarifi imkânsız bir iletişim yaşanır. Anne çocuk ilişkile*ri bu dönemde başlar.
Anne-baba olarak çocuğumuza cinsel hayat konusunda bilgi verip vermemekte kararsız kalırız. "Çocuğa cinsî hayat hakkında bilgi verilmeli mi?" şeklindeki bir soruya, uz*manların verdiği cevap hiç duraksamadan "Evet" olur. Ve olumlu cevap verilmesi konusunda ittifak halindedirler. Ço*cuk doğum ve cinsiyetle ilgili konuları anne-babasından öğrenemezse bunlara başka yerlerden cevap arayacaktır. Çoğu zaman da bilgi almaya çalıştığı kaynaklar sağlıksız, bulduğu cevaplar yetersiz ve ikna edici olamaz. Çoğu zamanda konu*yu yanlış yönlendirmeye ve istismar etmeye çalışan yayınla*rın tuzağına düşme tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Makul olanı ebeveynin usûlü dairesince, konuyu sır ol*maktan çıkarmak için onlara yaşlarına göre tatmin edici ve ikna edici bilgiler vermesidir. Çocuğun nereden geldiğine cevap olarak çoğu aileler kapıdan bulduklarını, pazardan al*dıklarını, leyleğin getirdiğini veya doktorun verdiğini söyler*ler. Çocuk bu cevaplarla tatmin olmadığı gibi kaçamak ce*vapların verilmesi merakını daha da arttırır. İkna edilmeyen çocukta, bu konuların güzel bir şey olmadığı, ilgilenmesinin yarar sağlamadığı düşüncesi ağırlık kazanır ve suçluluk duy*gusuna kapılır. Bu davranış onun daha sonraki hayatına men*fi tesir yaptığı gibi bir yaşam boyu ruhsal bozukluk olarak da kendi aile ortamında da sürebilir. Aslında bu his de diğer me*raklar gibi yerinde bir duygudur. Esas olan merakı sağlıklı bir biçimde doyurmaktır.
Ayıplamak veya kınamak hiç doğru bir davranış şekli de*ğildir. Kınanan meraklar saplantı halini alır. Gizli olan, ya da yasaklanana karşı ilgi gittikçe artar.
Peki, çocuğa bu bilgileri kim vermelidir? Anne mi? Yoksa baba mı? Bu çocuğa göre değişiklik arz eder. En iyisi çocuk kime soru yöneltiyorsa, gerekli bilgi ve cevapları da ondan alabilmelidir. Çünkü çocuk soru sorduğu kişiyi kendisine da*ha yakın bulmaktadır. Bilgi verirken, güven verici açıklama*lardan kaçınmamak gerekir.
Bu soruların cevabı çocuğun yaşı ve karakter gelişimi ile uygunluk arz etmeli. Her şeyden önce anne ve baba da doğru ve yeterli bilgiye sahip olmalıdır.
Çocuğun gelişim dönemleri ve özellikleri
* Süt çocukluğu
* Özerklik dönemi
* Oyun dönemi
İnsan hayatını dört büyük devreye ayırmak mümkündür. Bunlar sırası ile şöyledir:
Çocukluk dönemi
Gençlik dönemi
Olgunluk dönemi
İhtiyarlık dönemi
Çocukluk ve gençlik dönemleri ise üç devre halinde ince*lenir:
İlk çocukluk dönemi: Bu dönem doğuştan başlar ve ye*di yaşına kadar devam eder.
İkinci çocukluk devri: Yedi ve on dört yaş arasını kapsar.
3- Üçüncü dönem olan gençlik devresi ise: 14-21 yaşları arasıdır. Tüm bu dönemleri kesin çizgilerle birbirinden ayır*mak mümkün değildir. Uzviyet itibarıyla birbirinden farklı belirtileri olduğu gibi, huy bakımından da değişiklik göste*rirler. Kısaca belirtmek gerekirse:
*7. yaşa kadar çocukta oyun hakimdir. Bilgisini oyun va*sıtasıyla kazanır. Bilgi kaynağı oyundur diyebiliriz. 7-14. yaşlarda oyun artık çalışmadan ayırt edilir. Bilgiler şuurlu bi*çimde kazanılır.
*15. yaşta çocukta mizaç, karakter ve şahsiyet teşekkül eder. Çocuğun gelişimini bilmek ve o dönemlerde beliren ka*biliyetleri göz önüne almak çocuk terbiyesi açısından çok önemlidir.
Bazı beceriler belli yaşlarda kazanılır. Örneğin 3 yaşında*ki bir çocuk sayıçok güzel öğrenip ko*nuşabilir. sayamazken, bir dili
Çocuğun 0-12 yaş arasındaki dönemlerini bu nedenle da*ha kapsamlı olarak incelemek yararlı olacaktır.
Çocuğun gelişim devrelerini;
* Süt çocukluğu
* Özerklik devresi
* Oyun dönemi ve
* İlkokul dönemi olarak sıralamak mümkündür.




Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:07 PM   #3
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

Özerklik dönemi (1-3 yaş)
Çocuk artık yürür ve koşar. Durmadan dolaşır ve çevresini araştırır. Bulduğu herşeyi ağzına götürür. İsteklerine karşı çı*kılmasını hiç istemez. Öfkelidir. Başına buyruk olmayı arzu eder. Tam anlamıyla kendini ayrı bir varlık olarak görür. Fa*kat anne-baba ile diğer kardeşlerin yasaklamaları ve koydu*ğu kurallarla karşılaşan çocuk hayatın sınırsız olamayacağını yavaş yavaşmak istemez. Gerçek eşyalarıımak ona daha zevkli gelir. Kitapları yırtmak duvarlara resim yapmak ve çizmekten hoş*lanır. kavrar. Kendisine verilen oyuncaklarla oyna* tan
Bu devrede çocuğun yasaklarla tanışması çok önemlidir.
Hiç kural tanımayan ve bilmeyen çocuk saldırgan olur.

İsteklerini her ne şekilde olursa olsun elde etmeye çalışır ve bencil, saldırgan bir kişilik kazanır.
Baskı ve dayakla karşılaşan çocuk daha değişik bir kişilik sergiler. Aşın uysal, herşeye boğun eğen silik bir kişilik tab*losu ile karşımıza çıkar. Bu nedenle çocuğun gelişim sürecin*de sergileyeceği özellikleri iyi gözlemek izleyeceğimiz yol ve tutum açısından önem taşır.
Bu yaşta çocuk inatçı, her şeyi karıştıran bir yapıda ve ha*reketleri çelişkilerle doludur. Buna inat devri diyoruz. Özellikleri şudur: Çocuk istediği şeylere karşı o anda inat eder. Zihni başka şeylere çevrildiği zaman inadından vazgeçer. Bu özellik bir kaç hafta ya da birkaç ay sürebilir.
Üçüncü yaşın sonunda çocuk artık söz dinler, olumlu dav*ranışlar sergiler ve uysal bir kişilik gösterir. Bu devrede anne-babanın dikkatli ve soğukkanlıı gerekir. olmalar
Dayak ve korkutmalar biraz önce söylediğimiz gibi çok zararlıdır.
Çocuk artık kendi kendisine yetecek bir seviyeye gelmiş*tir, döküp saçmasına bakmadan kendi kendisini beslemesine imkân vermek gerekir.
Ayrı bir başlık halinde inceleyeceğimiz gibi, tuvalet eğiti*mi için uygun yaşın birinci yaş olduğu bilinmelidir.
Baskı yapmadan başlatmak çok önemlidir. Çocuğun tep*kisine meydan vermeden düzenli ve kararlı biçimde zamanla düzene sokulur.
Birinci yaşın sonunda çocuğun yatağını ayırmak ve kendi odasında yatırmak gerekir. Çocuk kendi başına yatamaz, korkar, nasıl yatabilir, gibi düşüncelerle yatağını ayırmamak daha sonra telâfisi imkânsız yanlışlara yol açabilir.
Üç yaş sonunda uysallık döneminin başladığını söylemiş*tik. Bu dönemde herkesle barış içinde olan çocuk masal, hi*kâye ve çizgi filmlerden hoşlanır. Dinî hikâyeler ve menkı*beler ilgisini çeker ve duygularını kanalize eder.


Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:08 PM   #4
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

İlkokul dönemi (6-11 yaş)
Çocuğun anneye bağımlılıktan kurtularak dış dünyaya açıldığı bir dönemdir Artık çocukta iyi ile kötüyü birbirinden ayırma yeteneği gelişmiştir.
Bu dönemde mücerret kavramları da az çok anlamaya başlamıştır. Hayal ile gerçek birbirinden ayrılır. Çocuk hare*ketli ve canlıdır.
Cinsel kimlik artık gelişmiştir. Grup oyunu başlamıştır. Her cins kendi aralarında oynar. 6-11 yaş arasında dikkat çe*kici gelişmeler olur. Zaman kavramı da gelişmiştir. Arkadaş*ları ile oynamaya başladığı gibi, ev dışındaki kişilerle de diyaloga girmiştir. Sorumluluk alacak bir duruma gelmiş ve so*rumluluk almaktadır. 7. yaş ayırt etme yaşı olarak kabul edi*lir. Çocuk bu dönemde sistemli bir eğitime hazırdır. Ruhsal ve bedensel olarak bu olgunluğa gelmiştir. Bu yaşta çocuğu anlamak ve ilişki kurmak gayet kolaydır. Bu dönemde ahlakî şuur da gelişmiştir. İlişkilerinde uyumlu ve dengelidir. Ka*biliyetlerinin geliştiği bir çağdır. Dinî kavramlara karşı ilgisi artan çocuğun bu merakı bol resimli hikâyelerle geliştirilebi*lir. Bu tür kavramların çocuğun ruh dünyasını tatmin ettiği görüşü genel bir düşüncedir.
Çocukta duygusal gelişim, zihinsel gelişmeden önce ol*maktadır. Bu açıdan çocuğun kalbini kazanmak suretiyle bir şeyler verilebildiği ölçüde sevgi ve bağlanma duygusu geli*şir.
Dinî kavramlar kullanmak suretiyle çocuğun üzerinde baskı kurmak, ya da çocukları isteklerimiz doğrultusunda yönlendirmek de bir takım sakıncaları beraberinde getirmek*tedir. Dinî ve ahlâki unsurları yerinde ve zamanında kullan*mak yararlar getirdiği gibi, zamansız ve maksatlı kullanmak da o derece zararlıdır. Bu metod sık sık kullanıldığı zaman çocukta suçluluk duygusu gelişir. Bu duygunun geliştiği ço*cuk zamanla Allah korkusuyla birlikte öfke geliştirecektir. (A. Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı)
Allah'a iman olaylara karşı dayanma gücü verir. Bu duy*gular geliştikçe çocuğa olayları tevekkülle karşılama hissi kazandırarak huzur verir. Bu şekilde hayat güzel bir hale gel*mekte ve yaşanmaya değmektedir. İman insanın kâinata ba*kış açısını değiştirerek ona güç kazandırır. Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin yorumuyla iman insanı insan etmekte, belki insanı sultan etmektedir. Hakiki imanı elde eden insan ise kâinata meydan okuyabilir.


Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:08 PM   #5
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

Süt çocukluğu (0-1 yaş)
Uyku, çocuğun bütün hayatını kapsamıştır. Bakıma muh*taçtır. Tüm hayatıçer. Kendine yeterli bir duruma gelmesi için yılların geçmesi lâzımdır. Her yönüyle cahildir. Halbuki hayvan yavrusu çok kısa bir zamanda olgunluk dü*zeyine ulaşır. İnsan yavrusu ise bir ömür boyu öğrenmeye muhtaç olarak dünyaya gönderilmiştir. uyku ile ge
Doğduğu zaman hemen hemen hareketsiz olan insan yav*rusu bir müddet sonra, ürüyen, koşan, ellerini kollarını kulla*nan, kendine has karakter ve davranış sergileyen bir duruma gelmektedir.
Bu dönemde anne ile çocuk arasında yakınlaşma çok ileri düzeydedir. Duygusal ilişkiler başlamıştır. Sevgi alışverişi de bu dönemde olur. Çocuğu emzirmekle, dokunmakla bu sevgi belli edilir. Çocuğun alt ve üstünüğiştirmek bile bir sevgi belirtisidir. Bu duygusal ihtiyaçların bu dönemde ek*siksiz olarak verilmesi çok önemlidir. Çocuğun beslenmesi kadar önem arz eder. Bunlarda yapılan bir hata daha sonraki dönemlerde değişik bir şekilde ve olumsuz etkiler halinde ortaya çıkarlar. de
Çocuk sadece acıkınca uyanır. İhtiyaçlarının belli bir dü*zen içerisinde karşılanması çok önemlidir. Çünkü çocuk bu*nu zamanla öğrenecektir. Ve onda alışkanlık yapacaktır. Bunu öğrenen çocuk eskisi gibi tüm gücüyle ağlamadığı gibi be*lirli aralıklarla ağlar. İhtiyaçlarının zamanında karşılanma*sı—altını değiştirmek, emzirmek gibi— ona güven duygusu aşılar. Ki güven duygusu bu dönem gelişecek yaşam boyu katlanarak devam edecektir.
Bu dönemde, yani doğumun ilk ayında çocuk anneyi ken*di uzantısı ve devamıörürken, üçüncü aydan itibaren onu kendinden ayrı ve farklı bir varlık olarak görür. Anneyi tanır, gelişini sesler çıkararak ve değişik hareketler yaparak sevinçle karşılar. gibi g
Çocuk yürümeye başladığı zaman kendisini ayrı bir varlık olarak görür. Fakat gerek fizikî ve gerekse duygusal bağ ileri yaşlara kadar sürüp gider.
Yeni doğmuş hayvan yavrusunda tam şeklini almış "sevk-i tabiî"ler vardır. İnsan yavrusunda ise bunun sayısı çok az ve olanlar da inkişafa muhtaçtır.
Tavuk yavrusu birinci günden itibaren geziyor, yemini buluyor ve kendisini düşmanlarından sakınabiliyor. Ördek yavrusu ise mükemmel bir şekilde yüzüyor. Peki ya insan yavrusu? O ise tüm ihtiyaçlarını zamanla ve deneyimle öğre*necek.
Bütün bunlar bize gösteriyor ki, insan yavrusu ile hayvan yavrusunun dünyaya geliş gayeleri de farklıdır. Çünkü hay*van yavrusu, sanki başka bir âlemde, yapacağı işler kendisine öğretilmiş gibi dünyaya gelir. İnsan yavrusu ise her şeyi öğ*renmeye muhtaç, hayat kanunlarına tümüyle cahildir. İnsan öğrenmekle tekemmül edecek, daha sonra da kendisinden is*tenilen kulluk vazifesini yerine getirmekle mükellef tutula*caktır.


Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:08 PM   #6
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

Oyun dönemi (5-6 yaşlar)
Bu dönemde çocuk çok hareketlidir. Her şeyi bilmek ve öğrenmek ister, sık sık soru sorar. İnatçılık dönemini atlatan çocuk daha sevecen ve yardımseverdir. Arkadaşları ile oynar ilişki kurar, her şeyini paylaşmaya hazırdır. Kendi yemeğini artık kendisi yer.
Çok canlı bir hayal gücü vardır. Bu nedenle, korkar. Ger*çek ile hayalleri karıştırır. Masal ve hikâyelere karşı ilgisi art*mıştır. Tasarladığı şeyleri gerçekmiş gibi anlatır. Mülkiyet duygusu gelişmemiştir. Arkadaşının oyuncağını kendisinin*miş gibi kabullenmek ister. Ağlayarak onu elde etmeye çalı*şır.
Çocuk 5 yaşına gelince hareket ve davranışlarında tutarlı*lık göze çarpar. Bu dönemde çocuk, ne yapacağını önceden tasarlar. Davranışlarım kontrol edebilir. Bu çağda zihinsel ve dil gelişimini sürdürür. Ancak, canlı ve cansız kavramı tam gelişmediği gibi zaman kavramı da tam gelişmemiştir. Bun*dan dolayı çocuk oyuncağı ile konuşmakta ve onu dert ortağı gibi düşünerek dertleşmektedir.
Bu dönemde cinsiyet farkı görülmeye başlar. Kız çocuk*ları anneye erkek çocukları babaya benzemek isterler. Çocuğun zekâsı mücerret kavramlarıörünmeyen şeyleri al*gılayacak kapasitede değildir. Bu nedenle dinîramların bir kısmını anlayabilirler. yani g terim ve kav*
Anne ve babaya benzemek duygusu çocuklarda kimliğin gelişmesine yardımcıği kazanırlar. Bu dö*nemde kendisine yön verecek ölçü ve prensipleri alarak bir üstbenlik kimliği kazanır. olur ve bu kimli


Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:08 PM   #7
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

Çocukta Allah inancı
Amerikalı yazar David Heller, "Çocuk ve Allah " konusundaki araştırmalarıyla tanınmış ve bu konuda kitaplar yayınlamış bir ilim adamı. Heller, bir kitabının girişinde, konuyla ilgili olarak şunları yazmış:
Çocukken çocuk gibi düşünürdüm. Ama bir yandan büyüklerin dünya ile ilgili kaygıları beni çekerdi, insanların davranışına bir anlam vermeye çalışırdım. Özellikle Allah inancıyla ilgili konula*rı çok merak ederdim. Çevremdeki büyüklere, öğretmenlere, an*neme babama pek çok soru yöneltirdim. 'Dünya neden böyle ? ' di*ye sorardım bıkıp usanmadan. Tabiî, nice çocuk gibi ben de deği*şik cevaplar alırdım. Aramaya devam ederdim.
1984 yılında Harvard ve Michigan'da psikoloji okumuş bir ye*tişkin olarak, çocukların zihnindeki Allah kavramını bir ihtisas alanı haline getirmiştim. Çocukların Allah'ı isimli kitabımı o za*man yazmaya başladım. Kitap 1986 yılında Chicago Üniversitesi tarafından yayınlandı.
O kitabı yazmak, diğer insanların dinî görüşlerini de kendi gö*rüşlerim kadar anlamama yardım etti. Araştırmalarım sırasında çocukların din, yaş ve cinsiyet farkına rağmen Allah konusunda birçok fikirleri paylaştıklarınıöğrendim. Çoğu çocuk Allah'ın ne kadar güçlü olduğunu, kendi hayatında Allah inancının yerini me*rak eder. Çocuklar Allah'ın her yerde olduğuna inanırlar. Allah'ın gökte, çiçeklerde ve insanın kendi içinde var olan tecellîlerinden sık sık söz ederler. Bu küçük ilahiyatçılar çevrelerindekilerin ruhî münasebetlerine de büyük önem verirler. Al*lah'ın insan neslini bir maksatla yarattığı sonucuna varmış gibi*dirler. Hepimizin o maksada ve birbirimize bağlı olduğumuz gö*rüşündedirler. On iki yaşındaki Tamara'nın dediği gibi, 'Hepsi birbirine bağlı... Hepimizin hayatı... Allah da bizim kaderimizi yö*netiyor. '
Her çocuktan yeni bir şeyler öğrendiğimi görüyordum. Çünkü her birinin Allah tanımında özel bir nitelik ve özel bir bakış açısı vardı. Çocukların yorumlarıüşünmemi sağlı*yordu. Çocukların Allah hakkındaki düşünceleri hem ciddi olarak düşünülmeye değerdi, hem de çok güzeldi. Beni özellikle çocukla*rın Allah'a yazdıkları mektuplar heyecanlandırıyordu. Bu mek*tuplar bana ilham kaynağı oluyordu. benim daha derin d
Çocuklar Allah'a hemen her konuda mektup yazabiliyorlar. Meraklarını, düşlerini, çeşitli hikâye ve olayları, en gizli düşünce ve duygularınıı özellikle ağırlık taşıyor. Çünküçocukta Allah inancının gelişme*sinde aile çok önemli bir rol oynuyor. aktarabiliyorlar. Bu mektuplarda aile konular
Kitle haberleşme araçlarının çocuk üzerindeki tesiri bugün benim çocukluğuma, yani 1960'lara göre daha da güçlü. Çocuğun iyi ve kötüüçlerle, kahramanlarla, tabiat üstü varlıklarla ilgili kavramları bunlarla oluşuyor. Ama bazı çocuklar anlatımı zor şeylere gerçek bir merak duyabiliyorlar. Meselâ ilme, tabiata, dinî inançlara. Ve çocuğun ilgi alanı ne olursa olsun, açık sözlü ve samimî bir ifade kullanacağından emin olabilirsiniz. Çünkü ço*cukluk demek, samimiyet demektir g


Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:09 PM   #8
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

KARAKTER NEDİR?
Karakterlerin unsurları
Karakter gelişimi
Karakter: Değişik ruh yeteneklerinin bir şahısta özel bir şekilde toplanmasıdır. Yani karakter bir insanı duygu, fikir ve hareket tarzı bakımından öteki insanlardan ayıran vasıftır.
Ruh bilimcilerine göre karakterde, hem yaratılışın ve hem de yaşayış biçiminin ayrı ayrı katkıları vardır. Karakter bun*ların bir nevi sentezidir.
Doğuştan gelen pay huy (mizaç), yaşayıştan gelen pay ise, çevre, eğitim isimleri altında toplanır.
HUY: (Mizaç) İnsanların doğuştan gelen ruhsal özellikle*ri demektir.
ÇEVRE: Karakterin doğuştan sonra değişmesine ve bir şekil almasına sebep olan etkilerin hepsine çevre denir. Bun*lara iklim, memleket gibi tabiat unsurları ile aile, millet, din, âdet, gibi toplumsal değerleri de ilâve etmek gerekir.
EĞİTİM: Karakterin en son şeklini alması için yetişkin in*sanların küçüklere isteyerek verdikleri değerlerin hepsine eğitim denir.
Karakteri şu şekilde tarif etmek mümkündür: İnsan davra*nışlarının belirli bir hal almasıdır. Şu anda bir durum karşı*sında nasıl bir tavır takınıyorsa, daha sonra aşağı yukarı aynı durumlarda, gene aynı şekilde tavır alıyorsa bu onun karakte*ridir.
Başka bir düşünür ise karakteri, iç ve dış görünüşü ile ka*naatler arasında devamlı olarak bir uygunluk gösteren tavır ve hareket eğilimleri olarak tarif eder.
Tarifte iç ve dış görünüş kaydı düşülmektedir. İnsan ka*rakteri hakkında fikir verirken sadece dıştan görünebilecek hareketlerine dayanmak yeterli değildir. Çünkü insan kalbiy*le, kafasıyla neye inanıyorsa, neyi kabul ediyorsa kendini ona göre şekillendirir. Dikkat edilmesi gereken ikinci bir nokta kanaat ve hareketler arasında bir uygunluğun bulunmasıdır. Bir insan belirli konular hakkında fikirlerini söyleyebilir, fa*kat bu fikir ve kanaatler arasında bir çatışma yaşanıyorsa, böyle bir insanı bütünlük arz eden bir şahsiyet olarak kabul etmek zordur. İntibaksızlıklar çoğu kere bu fikir ve kanaatler arasındaki çatışma sonucu ortaya çıkar.
İyi bir karakter toplumun yerleşik değerlerine uyan karak*terdir diyebiliriz. Böyle bir karakter kişinin topluma uyması*nı kolaylaştıracağı gibi, iyi insan olmanın da şartlarını taşır.
KARAKTERİN UNSURLARI
Düşünürlerin büyük ekseriyetine göre, doğuşta ne karak*ter ve ne de şahsiyet vardır. Bunların ancak bir nüve, bir po*tansiyel halinde olduğu görüşü hakimdir. Fert ailede, okul ve toplum içindeki kişilerden bir çok şeyler öğrenir. Şahıs top*lumun beğendiği ve beğenmediği hareketleri gözler, o çevre*de yaşayabilmek için bunlara uymak zorunda olduğunu an*lar, kendine özgü bir karakter geliştirir.
Karakteri meydana getiren unsurlar:
Toplumun ahlâk kuralları
Ferdin kendine özgü yaratılış (mizaç) halleri
Kişinin yakınlarının yaptığı eğitimin etkileri.
Kişinin kendi irade kudreti.
Ferdin çeşitli alışkanlıkları.
Yukarı sayılan öğelerin şekillerine göre ferdin karakteri gelişir. Burada karakteri basit bir uyum olayından ayırmak gerekir. Karakter kişinin yıllarca çevresi ile yaptığı mücade*lenin sonucunda gelişen bir kompleks halidir. Bunların teme*li çocukluk ve gençlik dönemlerinde kazanılır, hayat bo*yunca çok az değişikliklere uğrayarak devam eder.


Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:09 PM   #9
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

ÇOCUKTA KARAKTER GELİŞİMİ
Karakter ve ahlâkın gelişimi hakkında öne sürülen görüş*ler de farklılık gösterir. Sosyologların pek çoğu; "Fert doğuş*tan ahlâka sahip değildir. Kişi toplum içinde yaşadığına göre, çevresi içinde kaldıkça toplumun ahlâk kurallarını tanır, çe*şitli kimselerle bir arada bulunarak ahlâk ve karakterini bura*dan alır" görüşünü savunurlar.
Psikologlara göre ise fert; ahlâk ve karakterinin en önemli unsuru olan sorumluluk duygusunu toplumdan alır. Ve onda evvela "ahlâkî ben" teşekkül eder. Karakter bunun üzerine gelişir. Bu duygu herkeste olduğu için toplumda da vardır. Demek oluyor ki ahlâk ve karakterin teşekkülü hem ferdin irsiyetine bağlıdır, hem de çevreden alınan ve kaynağı çok çe*şitli olan etkilere ihtiyaç duyar.
Karakter esas itibariyle gençlikte ve yetişkinlerde meyda*na gelir. Şüphesizdir ki kişi bu bakımdan bazı istidatlarla yüklüdür. Karakterin henüz belirlenmemişşekline "ben*lik" adı verilir. Görülüyor ki karakterin gelişimi hayat içinde olmaktadır. Bu bakımdan çocuğun çevresinden ayrılması hiç doğru değildir. bu
Çocukta karakter ve ahlâkın geliştiğini gösteren bazı özellikleri üç ana başlık altında toplamak mümkündür.
Sorumluluk duygusu
Özgecilik duygusu
Başkaları ile beraber çalışma hali.
1- SORUMLULUK DUYGUSU
Kişinin kendisine verilen görevi veya herhangi bir işi her ne pahasına olursa olsun yapması demektir. Bu ahlâk ve ka*rakterin temel prensiplerinden sayılır. Bu duygu fertte nasıl meydana gelir? Şöyle özetlemek mümkündür. Kişide olan bu özellik sosyal çevresinin gerçekleri ile akıl arasındaki karşı*lıklıünasebetlerin sonunda meydana gelir. m
2- ÖZGECİLİK DUYGUSU
Bu duygunun gelişmesi ile ferdin bencillikten kurtulur ve ahlaken geliştiğini gösterir. Çocuk ilk yaşlarda hep bencildir, daima kendisini düşünür. Beşşından sonra, dünyada baş*kalarının yaşadığını ve onların da kendisi gibi varlıklar oldu*ğunu anlar. Yne de kendini bencillikten kurtaramaz. Ancak 9-10 yaşlarından sonra kendisini tenkit etmeye başlar. ya
3- BAŞKALARI İLE BERABER ÇALIŞMA HALİ
Başkaları ile beraber çalışabilme hali ahlâk ve karakterin son merhalesi olarak kabul edilir. Daha önceki dönemlerde anne, baba ve öğretmen birer emredici iken onlar şimdi ken*disi ile beraber çalışan birer şahıs olarak kabul edilir.
Ferdin ahlâk ve karakterinin gelişmesi iradenin gelişmesi*ne bağlıdır. Konuşurken başkasının sözünü kesen, yaptıkları işi veya görevi sonuna kadar götürmeyenler ya da bir konuya kendini dikkatli bir şekilde vermeyenlerde psikologlar ka*rakter bakımından bir zaaf görmektedirler.
Ferde etki yapan sosyal baskı, ahlâk ve karakterin yönünü tayin eder. Bunun da ailede başladığını söyleyebiliriz. Çocuk bu yönüyle okula gelişmiş olarak gelir. Okula gelen çocukta ahlâk ve karakter için gerekli olan zihnî kontrol görülür. Şa*yet zihnî kontrol gelişmemişse, bunun sebebi ailedeki sosyal baskının azlığından, iyi örneklerin bulunmamasında, gerekli yerlerde övülmemesinde ya da ayıplanmamasında aranmalı*dır.
Buluğ çağı, şahsiyet gibi karakterin de sarsıntı geçirdiği bir dönemdir. Bu dönemde çocuğun karakter gelişimine yar*dım ederek sosyal hayatını yeniden düzenlemek gerekir.
Karakterin gelişimi ferdin iradesine bağlıdır. Ferd iradesi*ni eğitim ile ne kadar geliştirirse, karakter buna orantılı ola*rak o kadar sağlamlık kazanır. Ferdi şu veya bu şekilde davranışa sevk eden fizyolojik ve sosyal motifler, iradenin yardımı ile düzene girer.


Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:09 PM   #10
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

ANNE VE BABANIN ÇOCUĞUN RUH SAĞLIĞINA ETKİLERİ ÇOCUĞUN AİLEDEKİ YERİ

Annenin çocuğun ruh sağlığı üzerindeki et*kileri
Çocuğun kişilik gelişmesinde en önemli rolün anneye düştüğünü söylemiştik. Anne, ailede kişiliğe etki yapan en önemli fertlerin başında gelir. Annenin ölmesi ve boşanma gibi sebeplerle yıkılan yuvalarda büyüyen çocuklar toplum içinde daha fazla uyumsuzlukları ile dikkat çeker. Ruh ve be*den gelişiminde annenin hissî tesiri oldukça fazladır. Bu ko*nuda yapılan araştırmalar şu sonuçları vermiştir:
Doğumdan itibaren bir ay içinde kaybedilen annenin yokluğu çocuk üzerinde belirli bir tesir bırakmıyor.
Doğumdan 3 ay sonra meydana gelen ayrılmalarda ço*cukta huy değiştirmeleri, iştahsızlık, neşesizlik ve durgunluk görülür.
Çocuk bir yaşına girdikten sonra anne ve babanın ayrıl*malarında yeni şeylere karşı uyumsuzluk belirtileri ve konuş*ma geriliği görülmektedir.
İki yaşından sonraki boşanmalarda zekâ geriliği oranı fazladır.
Çocuk başlangıçta anneye bağlı olarak büyür. Sonradan aile fertlerinin birbirlerine karşı ilişkileriyle kişiliğini öğre*nir, şahsiyetini geliştirir. Aile içinde anne sevgisi çocuğun hayatında ilk yeri tutar. Daha sonra baba ve diğerleri gelir.
Daha önceki bölümlerde söylemiştik ki: Çocukta 3-4 yaşına geldiği zaman ödip kompleksi gelişir. Anne ve babanın çocu*ğa karşı göstereceği sevgi ve şefkatle bu davranış olumlu yö*ne doğru çevrilir.
Doğum sırasında çocuk gerek ruhsal, gerekse bedensel bakımdan adeta bir şok geçirmiştir. Annenin çocuğunu biz*zat emzirmesi bu yönüyle çok önemlidir. Çocukta doğumun yaptığı etkiyi gidermeye yarar. Annenin onu şefkatli bir sesle emzirmesi ve sallayarak uyutması çocuğun anne rahmindeki hayatının devamına imkân verir. Ve doğum anındaki sarsın*tıların verdiği bilinçsiz ıztırabı unutturur.
Yapılan araştırmalarda nevrozların, anne sütü ile beslenmeyenlerle birlikte güvenli bir çocukluk devresi geçirmemiş olanlarda daha sık görüldüğü tesbit edilmiştir.
TERBİYEDE ANNE SÜTÜNÜN YERİ
Anne sütü ile beslenen çocukların ruhen ve bedenen daha sağlıklı nesiller olarak yetişeceklerini daha önce de vurgula*mıştık. Anne sütünün çocuğun terbiyesinde de önemli rolü vardır. Emzirmenin de belirli kural ve şartlan vardır. Bunlar emzirme sırasında çocuğa kazandırılmalı, bir alışkanlık ola*rak yerleşmesi sağlanmalıdır. Normal bir çocuğa ağladıkça değil, acıktıkça mama verilmelidir. Çünkü çocuklara uygun gelebilecek bir saat tesbit etmek mümkün değildir. Bunun böyle olması rast gele bir emzirme yolunu seçmeyi gerektir*mez.
TUVALET EĞİTİMİ
Çocuğun büyük ve küçük abdestini tutması organların belli bir olgunluk seviyeye ulaşmasına bağlıdır. Bunun da belli bir zamanı vardır. Bu sebeple çocuğu çişini tutamıyor diye dövmek, başkalarının yanında utandırmak, ruhsal açı*dan çok tehlikelidir. İleride büyük ve küçük abdestini tutamama gibi davranış bozukluklarına varan neticelerle karşılaşa*biliriz.
Çocuğun terbiyesinde annenin üstlendiği görev gereği onun şefkat yüklüılmasının ayrı bir yeri vardır. Bundan dolayı annelere şefkat kahramanı denilmiştir. Anne*nin bebeğin ilk yıllarında verdiği ölçüler ve duygusal alışve*riş bir ömür boyu gelişip büyüyerek çocuğun sağlam bir kişi*lik kazanmasında temel prensipler olarak görev yapacaklar*dır. olarak yarat
Aşağıya aldığımız satırlar annenin çocuk yetiştirme sana*tındaki görevini çok güzel ifade etmektedirler.
"İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi onun valide-sidir. Ben bu seksen sene ömrümde seksen bin zatlardan ders aldığım halde kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum validemden aldı*ğım telkinat ve manevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, ade*ta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerinde bina edildiğini aynen gö*rüyorum."


Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:10 PM   #11
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

Çocuğun ruh sağlığı üzerinde babanın etki*leri
Baba ailede otoriteyi temsil eder. Ailenin sevk ve idaresi baba tarafından yapılır. Ailede çocukların neleri yapıp, neler*den sakınacakları baba tarafından öğretilir. Babanın bu rolü çocuk eğitimi açısından çok önemlidir. Bu otorite ne çok faz*la ve ne de az olmalıdır. Fazla baskı gelişmeyi önler.
Babanın görevi çocuğu olaylara karşı önceden hazırla*mak, cesur yetiştirmek ve tereddütlü davranmaktan kurtar*maktır.
Hayata güler yüzle bakmak, olaylar karşısında yılmamak, kişilik için şarttır.
"Güzel gören güzel düşünür ve güzel düşünen hayatından lezzet alır." Bediüzzaman'a ait bu vecize bunun en iyi yorumlanış biçimidir.
Baba olmadığı zamanlarda bu boşluk bir derece dayı, am*ca, ağabey ve büyükbaba gibi yakın akrabalar tarafından dol*durulmalıdır.
Babanın davranışları ile çocuk çok şeyler kavrar. Baba otoritesi ile çocuk hürriyetin anlamını anlar. Değerini öğre*nir. Baba otoritesi aynı zamanda toplumun kurallarını temsil eder. Bir takım yasaklar koyar, çocuk bu yasaklara karşı hareketlerini düzenler. Böylece hem hürriyeti, hem de yasaklan tanımış olur. İkisi arasındaki farkı öğrenir. Karşılaştırma yapma imkânı bulur. Kısıtlandığı hallerde hürriyetin değeri*ni kavrar.
Babanın otorite sahibi olması onun kırıcı, ya da tahakküm edici olmasınıİyi bir baba çocuklara sevgi gös*terirken, öte taraftan eğitim için lâzım olan sertliği de göste*rir. Bu davranışların dozu çok önemlidir. Bir ilâç gibidir; do*zu aşırıya kaçan ilâç hastaya şifa olmadığı gibi çocuğa karşı hareketlerimizde aşırıya varan sert tutumlar ileride daha bü*yük problemlerle bizi karşı karşıya getirir. gerektirmez.
Sevgi ve sertliğin bir kişide bir arada ahenkli olması otori*tenin tarifidir.
Baba otoritesi fazla olduğu zaman özellikle hassas yapılı çocuklar bundan zarar görebilir. Hassas ruhlu çocuklar ge*nellikle her şeyi düşünebilen, üstün zekâlı ve duygulu çocuk*lardır. Baskılardan dolayı bunlar genelde içe dönük bir kişilik geliştirmişlerdir. Bu nedenle onlar daha çok yardıma muh*taçtırlar. Bu çocuklar sert otoriteye sahip babanın davranışla*rını unutmazlar, onlarııllarca hatırlarlar. Babaların bu şekil*de hareketleri kişiliğin oturduğu ergenlik çağında tehlikeli*dir. y
Baba çocuğun her yaştaki ilgi ve ihtiyaçlarını bilmeli ve hareket ve tutumlarını buna göre ayarlamalıdır. Bu sebepler*den dolayı baba bilimsel bir eğitime sahip olmalıdır. Böyle bir eğitimden yoksunsa çocuğun hareketlerini kendi ço*cukluk davranışları ile karşılaştırmaya çalışmalıdır. Yine Bediüzzaman Said Nursî'nin dilinden bu durum şöyle ifadesini bulur: "Âlim-i mürşid koyun olmalı, kuş olmamalı. Koyun kuzusuna süt, kuş yavrusuna kay verir."


Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:11 PM   #12
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

Yemek yememe veya az yeme alışkanlığı
Beslenmede iyi bir alışkanlık kazandırılmasıçocuğun ki*şilik gelişmesinde yardımcı olur.
Normal olarak çocuk acıktığı zaman yemek yer.
Beslenmede güçlük çekiyorsa bunun fizyolojik ya da psi*kolojik boyutları vardır.
Bu iki sebep bazen beraber de olabilir. Hasta olan bir çocu*ğun yememesi psikolojik bir nedene dayanır. Bu durum nor*mal sayılır.
Fakat hiçbir sebep yokken yemek yememesi, anne-baba ve kardeş gibi çevresindekilerle olan bir uyumsuzluktan ileri gelmiş olabilir.
Bu durum karşısında anne-babanın takınacağı tavır çok önemlidir. Her şeyden önce endişeye kapılmamak gerekir. Çocuğu zorlamamalı. Bazı anne-babalar işi rüşvete kadar götürürler. Çocuğun bu hassasiyeti öğrenmesi, onu anormal bir şekilde kullanmasına neden olur. Bilinçli ve bilinçsiz ola*rak bir isteğini yaptırmak için bu durum bir vasıta olarak kul*lanılır. Anne babayı dize getirmek için bazı yollara sık sık baş vurabilir. Bu da çocukta "Onları dize getirdim" gibisinden bir üstünlük duygusu meydana getirir.
Yemek yemediğinden dolayıçocuğu cezalandırmak, ya da şiddet kullanma yoluna gitmek de hatalıdır.



Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:12 PM   #13
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

Dayak çocuğu öfkelendirip heyecana getireceğinden işta*hını tamamen kapatır. Bu gibi durumlarda bir şey yiyemeye*ceği gibi, yenilenleri de sindiremez.
Çocuğun bu davranışlarını başkalarına anlatmak doğru değildir. Kendisinin önemli bir kişi olduğu kanısına varır. Ve hareketlerini devam ettirir.
Çocuğa zorla yemek yedirmemek gerekir. Önüne konan yemeği yemeğe alıştırılmalı, yemiyorsa sofradan kaldırmak yerinde bir tutumdur. Öğün arasında iştahı kırıcı bir şeyler ye*dirilmemelidir. Çocuk belli zamanlarda yemeğe alışmalıdır.
Çocuklarda temizlik ve kuruluk alışkanlığı
Çocuklarda temizlik ve kuruluk bir alışkanlık haline geti*rilmelidir. Bazıçocuklar yaşları ilerlediği halde altlarınııs*latmaya devam ederler. Bunlardan bazıları temizlik ve kuru*luk alışkanlığını almamışlardır. Bu hal bilinçaltı ruhsal se*beplere bağlı olarak gelişir. Çocuk bu hareketiyle çevresin*dekilerden ilgi toplamak ya da öç almak isteğindedir.
Normal olarak bir çocuk dışkısını 2 yaşında, çişini 3 yaşın sonunda söylemesini öğrenir. Bu yaşlardan önce alışkanlık kazandırılamaz. 4-5 yaşlarına kadar gündüzleri arada sırada, geceleri ise daha fazla altlarına kaçırırlar.
Öksüz ve yetiştirme yurtlarında bu oran daha fazladır. Bu*nun nedeni yetersiz eğitime bağlıdır. Bedensel ve ruhsal has*talıklar da gece işemeye neden olabilirler.
İdrar ve barsalların anatomik olarak olgunlaşmaları belli bir zamana bağlıdır. Bu durum 2 yaşına kadar devam eder. Fakat 6 aylıktan itibaren kısa aralıklarla alıştırmaya başla*mak şarttır. 6 aylıkken saatte bir, l yaşını doldurduktan sonra 1.5 saatte bir lâzımlığa götürmek gerekir.



Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:13 PM   #14
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

Temizlik ve kuruluk anlayışı ve alışkanlığı oldukça uzun bir zamanda ve tekrarla kazandırılır.
Çocuk çişini haber vermeyi öğrendikten sonra zaman za*man altınııslatabilir. Çocuk uykuya girdikten 3-4 saat sonra iyice uyandırılmalı ve ihtiyacını görmesi istenmeli. Bu şekil*de çocuk zaman zaman uyanma alışkanlığı da kazanır. Kuru*luk ve temizlik alışkanlığı için bu şarttır.
Genelde altınııslatan çocukların uykusu çok derindir. Bu nedenle sidik torbasının büzücü kasları derin uykuda gevşer ya da torbanın dolması sonucu gelen uyanlar çocuğu uyan*dırmaya yetmez. Bunun sonucu da altınııslatma olayı ger*çekleşir. Çocuğun altınııslatmasıçoğunlukla ruhî sebeplere dayanmaktadır. Çocuğu erken tuvalet eğitimine tâbi tutma ve baskıcı bir eğitim uygulama gece işemelerine neden olur.
Aileye gelen yeni üye de onu kıskançlığa sevk eder. An-ne-babanın bebeğe yönelen ilgisi onu rahatsız edebilir. Dik*katleri üzerine çekmek için de altınııslatır. Çok kısa süren bu dönem biraz sevgi ile aşılabilir.
Akşam yemeklerinde çocuğa fazla sulu şeyler yedirilmemesi gece işemelerinin önüne geçilmesi için uygulanacak tedbirlerden biridir.
Altınııslatmaması için 3-4 yaşından sonra altına bez ve muşamba sermek bu alışkanlığın devam etmesine neden olur.
Altınııslatan çocuğu dövmek, utandırmak ve çeşitli şekil*lerde korkutmak doğru bir davranış değildir. Bu bir eğitim işidir, demiştik. Korkutma ya da dövme çocukta aşağılık ve güvensizlik duygusunu geliştirir.



Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-2005, 05:13 PM   #15
 
Herkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Pasaj Müdürü





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?


Dışkı kaçırma erkek çocuklarda daha çok görülür ve ge*nelde ruhsal sebeplere dayanır. Çoğu zaman yetersiz eğitim ve dışkı tutma alışkanlığı kazandırılmamışım
Bazen da ruhsal bozukluk sonucu ortaya çıkar. Dışkısını daha önce haber veren çocuk, bu kez tutmamaya başlar. Yeni kardeşin doğması, boşanmalar, hastalıklar ve korkutucu olaylar da buna neden olur. Çocuk ilgi çekmek için bu yola başvurmuştur. Bu gibi durumlarda çocukla kuracak normal bir ilişki ve gösterilecek sevgi onu normal davranışlara sü*rükler.
Tek başına görülen yatak ıslatma: Çocuk neşeli, mutlu ve uyumlu ise sorun kısa zamanda çözülür. Çocuğun davra*nışlarında ve ruhsal durumunda bir anormallik söz konusu değilse iyi bir davranış ve anlayışla kısa bir zamanda sorun çözülür.






Herkul isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Seçenekler
Stil


Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm?

Hangİ YaŞta Hangİ EĞİtİm? konusu, EĞİTİM VE KÜLTÜR REHBERİM/Öğretmenler Odası bölümünde tartışılıyor .



Benzer Konular

Konu Kategori
ATATÜRK'ün eğitim alanında yaptığı yenilikler ATATÜRK Köşesi
Özürlü Çocukların Sosyal Uyumu Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji
İnsan Hakları ve Eğitim Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji
Uzaktan Eğitim Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji
İnternet ve Eğitim Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji


Gündemden Başlıklar

Konu Kategori
Evden eve nakliyat Liseler & Üniversiteler
Şehir ve Firma Rehberi Tatil ve Oteller
Tatil ve Oteller Seo

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:45 PM.




Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.2
Tynt Script Sponsored by Information Technology Salary
Bütün Hakları Saklıdır 2005-2011 Rehberim.net