Rehberim

Rehberlik

EĞİTİM VE KÜLTÜR REHBERİM bölümü Öğretmenler Odası / Rehberlik konusu gösteriliyor Özet:I. GİRİŞ Verimlilik sözcüğünü gittikçe daha sık duyar hale geldik. Ülkemizin kurumsal ve bireysel verimlilik çalışmalarına ihtiyacı var. Verimlilik çeşitli ...



Go Back   Rehberim > EĞİTİM VE KÜLTÜR REHBERİM > Öğretmenler Odası
       

Rehberlik

Açılış Sayfam Yap Reklam Kayıt ol Konuları Okundu Kabul Et
Alt 08-02-2008, 08:48 PM   #1
 
Blackberry Torch - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
..........





<!-- google_ad_section_start -->Rehberliğe Dayalı Sistemle Okullarda Verimliliği Arttırmak<!-- google_ad_section_end --> Rehberliğe Dayalı Sistemle Okullarda Verimliliği Arttırmak


I. GİRİŞ


Verimlilik sözcüğünü gittikçe daha sık duyar hale geldik.

Ülkemizin kurumsal ve bireysel verimlilik çalışmalarına ihtiyacı var.

Verimlilik çeşitli kaynaklarda bir mal ya da hizmeti elde etmek için katlanılan maliyetlerle, sonunda elde edile çıktının oranı ya da çıktı/girdi olarak tanımlanmaktadır.

Verimliliğe en çok ihtiyacı duyulan alanlardan biri de eğitimdir. Eğitimde verimliliği arttırmak için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır.bu çalışmada ise rehberliğin eğitimde verimi arttırma aracı olarak uygulanabilirliği üzerinde durulmuştur.



II GENEL BAKIŞ


Günümüzde eğitimden beklentiler yavaş yavaş değişiyor. Artık eğitimli insanların akademik becerilerine yani bilgi ve yeteneklere sahip, bunun yanında insanlarla rahat iletişim kuran, bağımsız ve grupla iş yapma becerisine sahip, analiz eden üretici değişik sosyal etkinliklerde de bulunan kişiler olması bekleniyor. Bunun gerçekleşebilmesi için öğrenciye, veliye, öğretmene ve okul yönetimine düşen görevler ver.

İnsanın gelişme süreci vardır. Bu sadece bedensel gelişme değildir. Çocuk sahibi olmanın ağır sorumlulukları vardır. Anne babalar kendilerini bilinçlendirmelidirler. Bir insanın bebeklik döneminden itibaren her yaşta belli davranışları kazanmış olması beklenir, ama yetişkinlik çağına girmesine rağmen güvensiz, bağımsız iş yapma becerisine sahip olmayan kişilere rastlayabiliyoruz.

İnsanı ilişkilerde kişilikleri değil davranışları yargılamak gerekir. “Sen çok kötü bir çocuksun” yerine “bu yaptığın doğru bir davranış değil.” Veya “bu yapmış olduğun davranış beni üzüyor,” gibi ifadelerin kullanılması uzmanlarca tavsiye ediliyor.

Sorunlar ne olursa olsun aileler çocukların/gençlerin aşağılık duygusuna kapılmalarına, özgüvenlerini yitirmelerine sebep olacak söz ve davranışlardan sakınmalıdır.. Bütün bunların yapılmasının sebebi yetişkinlik dönemlerinde değişik sorunlar çıkmaması.

Okulda yetişkinlik döneminde olması beklenen davranışları (Katılımcılık, kendine güven hissi, sorumluluk bilinci, örnek davranışlar kazanma, iş başarma becerisi, sosyalleşme, vb.)kazandırmada üzerine düşen rolü yerine getirmelidir.

İnsanın temel gereksinimleri vardır, bu gereksinimleri karşıladıkça kendilerini daha iyi hissedecek sonucunda var olan potansiyellerini açığa çıkararak ve kendisini gerçekleştirecektir. Bir kişinin beslenme, barınma, giyinme gibi fizyolojik ve bedensel ihtiyaçları vardır. Bazı veliler çocuklarının bu ihtiyaçlarının karşılanmasını yeterli görüyor

Ama bunun yanında çocukların, gençlerin hatta yetişkinlerin kendini güvende hissetme bir gruba ait olma ,diğer insanlarca sevilme , diğer insanlarla iyi ilişki kurma, statü kazanma yani kendine saygı duyma ve yetenekleri ve nitelikleri ile takdir edilme gibi ihtiyaçları vardır.

Özellikle ergenlik döneminin başlarında çevresinde güvendiği ve onlarında ona güvenildiğini hissettiği , sevdiği, kendisini yargılamadığına, olduğu gibi kabul ettiğine inandığı onu destekleyen yetişkinler arzu eder. Bu tip yetişkinlerin onların olumlu davranış özellikleri kazanmasında katkısı büyüktür.

Diğer yandan anne, baba, öğretmen gibi yetişkinlerce sürekli eleştirilen, küçümsenen kişiler yetişkinlerin onu anlamadığı düşüncesine kapılarak onlardan uzaklaşmaya başlar, kendini rahat hissedebileceği bir gruba yönelebilir, sanırım çetelere katılan kişiler bu yüzden yanlış yola sapmış olabilirler.

Öğrenciler çevresel etkilerle doğuştan gelen güven duygularını kaybedebilirler, ama öğretmenler ve aileler biraz çaba sarfederek bunu tekrar kazanmasına yardımcı olabilir. Öğrenciler de şunu bilmeli, herkeste başarmak potansiyeli mevcuttur. Önemli olan onu geliştirebilmek, yaşanan olumsuzluklar hep olacak demek değildir, olumsuz bir şeye karşılık pek çok olumlu olay ve durum olduğu hatırlanmalı.

Yetişkinlerin bir model oluşturma görevinin yanısıra danışmanlık görevi de vardır. Öğrencilerin sorunlarını velisini ve öğretmenine götürdükleri zaman aldıkları tepkiler aynı zamanda danışma ihtiyacı ve isteğini de belirler, sorunun çözümünü bulmasına katkıda bulunmaktan çok öğrenciye karşı yargılayıcı davranan veli ve öğretmen danışmanlık hakkını kaybeder böylece meseleler zamanında iletilmez, istenmeyen sonuçlar ortaya çıktığı zaman veli ve öğretmen haberdar olur.

Okulun amacı hayata hazırlamaktır, burada temel bilgiler verilir, istendik davranışlar kazandırılır, öğrenci zamanını nasıl kullanacağını öğrenir, okul öğrencinin sosyal ve kültürel yönden gelişimine katkıda bulunur, öğrencinin yukarıda belirttiğimiz yorumlama, muhakeme yapma, üretici olma karşılaştırma, yapabilme vb. Yetenekleri geliştirmesine katkıda bulunur.

Öğrenme ortamları öğrencinin sorumluluk aldığı, katılımcı olduğu, yeni fikir ürettiği hayatta kazanması istenen özellikleri kazandığı mikro düzeyde bir hayat ortamı olmalıdır. Okulun amacı hayata hazırlamaktır. Yapılacak bir organizasyon da öğrencilere görev vermiştim. Bu başarısız oldu ama ikinci denememizde başarılı oldu. Ondan sonrakiler de öğrenciler ben bunu yapayım, öbürü ben de şunu yaparım diyerek görevleri paylaşmaya başladılar. Belki yaptığı şey basit gelebilir ama hayatta ondan birşey yapması istenildiğinde eli ayağına karışmayacaktır

.

III. . REHBERLİĞE DAYALI SİSTEM



1999-2000 Eğitim yılında Bursa Özel Nilüfer Lisesi 7. sınıflarda 2000-2001 eğitim yılında 9. sınıflarda rehberliğe dayalı sistem adı verilen bir model geliştirildi. Dönem sonlarında deney yapılan şube öğrencilerinin diğer şubelerdeki öğrencilere göre daha başarılı oldukları tespit edildi.

Genel olarak öğrenciler öğrenmeye karşı isteksizdir, ayrıca araba kullanmak için ehliyete ihtiyaç vardır., mühendislik yapmak için diplomaya ihtiyaç vardır. Ancak anne-baba olmak için ciddi eğitim çalışması yapılmamaktadır. Öğrencilerin çoğu özgüvenlerini yitirmiş ve sınıfta kendini kabul ettirme çabası içerisindedir.

Bir de bunun yanında derslerinde başarılı, sosyal faaliyetlerde etkin, insani ilişkileri iyi öğrenciler vardır. Bunlar her ortamda başarılı olurlar.

Ama bir ortam oluşturup yeterince başarılı olamayan öğrenciler de daha başarılı hale getirilebilir.

Dönem başında öğretmen öğrencilerle iyi bir iletişim kurdu. Öğretmen öğrencilerine güvendiğini ve değer verdiğini hissettirdi. Bu dönem yaklaşık iki ay kadar sürdü. Bu süre içerisinde öğretme ders sırasında fırsat eğitimini kullanarak çeşitli hikayelerle, güzel sözlerle, çeşitli kişisel gelişim kitaplarından alıntılar anlattı. İlk bakışta İngilizce Dersinde süre çalınıyor gibi gözükse de öğrenciler öğrenmeye karşı yeterince istekli değil. Derste 5-6 dakika bu konulardan bahsedilince öğrenciler zamanla istekli hale geldiler, İngilizce dersine karşı olan ilgi arttı. Çünkü bilinçaltlarına bunlar kaydediliyordu.

İki aylık bir sürenin sonunda velilerle bir toplantı düzenlendi. Burada öğrencilere etkili ders çalışma yolarının öğretileceği belirtildi. Velilerin tutumunun nasıl olması gerektiği konusunda bilgi verildi. Daha sonra her hafta öğrenciler vasıtasıyla öğrencilere bir yazı gönderildi. Bu yazıda o hafta yapılan etkinlikler, bir sonraki hafta yapılacak etkinlikler ve etkili iletişim, gelişim psikoloji vb. konular yer aldı.

Toplantı sonrası her veliye ve öğrenciye randevu verildi. Burada öğretmen, öğrenci ve veli beraber görüşerek bazı kararlar aldı. Son kararı öğrencinin vermesine dikkat edildi.

Tabii daha önce o öğrencinin öğrenme tarzı tespit edilmeye çalışıldı. Öğrenme tarzları bir öğrencinin bir konuyu verirken, bir sorunu çözerken kullandığı yaklaşımlardır.(oxford, 1992) Kişinin öğrenme yöntemi tercihleridir.(Reynolds Grestein,,1992)

Bu arada ders işlenişinde çeşitli yöntem ve tekniklerden faydalanıldı. Rita Dunn 1990 yılında Educational Leadership dergisine verdiği bir mülakatta, öğrencilerin hemen hemen her konuyu onların öğrenme tarzına uygun yöntem ve tekniklerle verildiği takdirde öğrenebileceklerini belirtmiştir. Rita Dunn öğrencilerin bir yöntemde yeterice öğrenemiyorsa, öğrencilerin öğrendikleri yöntemde öğretmeliyiz demiştir.

Motivasyon sağlanmış, öğrenciler verimli ders çalışma yöntemlerini öğrenmiş, zamanlarını planlamıştı. Giderek öğrencilerin hem davranışlarındaki hem de derslerindeki olumlu değişim fark edilir hale gelmişti.

Tekdüzelikten kurtulmak için çeşitli etkinlikler düzenlendi. Gezi, piknik, yemek vb. Veliler bu etkinlikler sonrası öğrencilerin veriminin arttığını belirttiler.

Bu organizasyonlarda öğrencilerin aktif rol alarak sorululuk bilincinin gelişmesi sağlanmaya çalışıldı. İlk seferinde yeterince başarılı olamadılar. Diğerlerinde başardılar. Okulun birinci amacı öğrencileri hayata hazırlamaktır. Belki de dersler bunun için bir araçtır.

Öğrencilere kitap okuma alışkanlığı kazandırılmaya çalışıldı. Özellikle kişisel gelişim, verimli ders çalışma vb. alanlarda kitaplar dağıtılarak öğrencilerin okuması teşvik edildi.

Öğle tatillerinde sınıf gruplara bölünerek gruplarla ayrı ayrı görüşmeler yapıldı.O hafta kazandırılmak istenen hedef davranış velilere de bildirilerek evde de gündem oluşturuldu.Ayrıca ders öğretmenlerinden biri de fırsat eğitimini kullanarak o davranışın pekiştirilmesine katkıda bulundu.

Dönem sonuna gelindiğinde, bazı derslerde çok başarısız olan öğrencilerin çok iyi notlar aldığı görüldü. Sınıfta bir takım ruhu oluşmuş ve herkes istekliydi. Velilerle yapılan görüşmelerde sağlanan motivasyon sonucu öğrencilerin uyarıya gerek kalmadan derslerini çalıştığını ve anlatılan zaman planlaması ve ders çalışma tekniklerini kullandıklarını belirttiler.

Bu teknik doğru bir şekilde uygulandığında öğrencilerde gözle görülür bir fark meydana gelmektedir. Sistematize edilip ülke genelindeki bütün eğitim kurumlarında uygulanabilir.



IV: .SONUÇ



Motivasyon ve iletişime önem veren ‘rehberliğe dayalı okul verimliliğini arttırma sistemi’ uygulandığı 20 yedinci sınıf ve 24 dokuzuncu sınıf öğrencisinde olumlu sonuçlar verdi.Bundan sonra yapılacak araştırmalarla ve örnek uygulamalarla yöntem geliştirilip liselerde eğitimin kalitenin artmasına katkıda bulunabilecektir.
alıntı






Blackberry Torch isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla

Firma Rehberi
Alt 18-03-2008, 09:00 AM   #2
 
iPhone 4 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cousin





<!-- google_ad_section_start -->Rehberlik<!-- google_ad_section_end --> Rehberlik

Çalışma ortamının düzenlenmesi
Çalışma ortamının düzenlenmesi

Ya ümitsizsiniz ya da ümit sizsiniz.
Ya çaresizsiniz, ya da çare sizsiniz.
Behçet Necatigil

Ders Nasıl Çalışılır?
Valla mı? Ciddi misin? Manyaklar gibi ders çalışmaya hazır mısın? Çok iyi..
Bak manyakçım önce kitabını sana göre en verimli çalışabileceğim yere koy. Yok yok çöp kutusuna değil, masaya koy. Kitabını lambadan 22.5 duvardan 32, göz hizandan ise 78 cm. Uzağa koy. Çünkü bu uzaklıktan istesen de okuyamazsın.
Defterini ise masanın üstüne koy. Dik otur. Sağ el başparmağını burnuna koyarak iki karış mesafe ölç. Şimdi çok seri bir şekilde parmaklarını aşağı, yukarı oynatarak derse Naniik, naniik! yap.
Ders çalışırken mutlaka kendine dinlenme süresi ayır. Çalışırken sallanan koltuğu otur. Sallanırken her öne gelişte bir kelime okur, her arkaya gidişte ise dinlenirsin.
Matematik kitabının içinde tarih kitabını koy. Böylece bir dersi çalışırken başka bir dersi kaytardığını bilmek ruhunu huzura kavuşturacaktır.
Ders çalışırken iç huzurun çok önemlidir. Huzurlu değilsen ders çalışamazsın. Es kaza huzurluysan, radyoyu açıp haberleri dinle.
Radyodaki ders çalışmamana sebep olan politik, sosyolojik, ekolojik ve nörolojik unsurları üzerinden atmak için bir sonraki müzik programını mutlaka dinle.
Konsantrasyonunu sağlayacak son hareketi de yap. Gir kardeşini döv. Stresini at. Gel.
Haa, bi dakka. Önce mutfağa git. İnce uzun bir sürahiye patates cipsi, bir tabağa da kola koy. Bu terslik araştırma süreni uzatacak ve kahretsin ki derse geç başlamana neden olacaktır.
Unutma ki, her baba söze Ben sınıf birincisiydim diye başlar. Ancak 30 kişilik bir sınıfta her öğrencinin babası birinci olamayacağından, olasılık hesabına göre babaların dürüstlük oranı 1/30 dur. Baban nasihat çekerse he de gitsin.
Eğer okulda notları 10 üzerinden alıyorsan, aileni notların 5 üzerinden geçirildiğine inandır. Böylece aldığın bir 3 bile, ailenin gözünde 6 gibi işlem görecektir. Eğer okulda 5 üzerinde not alıyorsan ve aileni notların 2.5 üzerinden inandırabiliyorsan, yuh o aileye, senin zaten sorunun yok. Eğer kredili sistemde okuyorsan, Lise 1 de aldığın kredileri dönem sonunda dolara endeksli sigortala. Böylece kredi faizinle diğer dönemlerde hiç ders almadan diplomayı cebe indirebilirsin.
Çok zorlandım. Üfff. Saat de çok geç olmuş. Sen en iyisi Bir dahaki sınava çalışırım diye kendini kandır ve yatağına saldır.
Hala uyuyamayıp, ders çalışmak niyetinde isen senin için bir şey yapamayız. Doktor tavsiyesi ile kendi haline bırakılacaksın. Vah vah!
Öğrencileri koruma derneği adına sana acil şifalar dileriz. Yazık yahu, vahh vah. Allah. Allah! Neler var şu dünyada.
Akıl var, mantık var. İsrar ediyo ya, çalışam diyo ya. Biz daha ne yapalım. Vah vahh. Yok aklımız almıyo ya. Anlatsam, inanmazlar. Hala çalışıcam diyo ya. Atın şunu dernekten kardeşim,, hepimize kötü örnek oluyo. Vah vah!
Dikkatim çok çabuk dağılıyor!”, “Odama girince genellikle uykum geliyor!” benzeri şikâyetleri sık sık duyarız. Bu tür şikâyetlerin önüne geçmeniz ve daha başarılı olmanız için çalışmamızın başından sonuna kadar pratik önerilerde bulunduk.
Şimdi de bu duruma neden olabilecek faktörlerden birisini, en iyi çalışma ortamının nasıl düzenleneceğini ve en iyi çalışma şeklinin hangisi olduğunu anlatalım. Bunun önemini şöyle bir örnekle açıklayalım. İnsanların büyük bir çoğunluğu kendilerini evlerinde rahat hissetmektedirler. Çok yakın bir arkadaşınızın evine gitmiş olsanız bile gece uyumakta zorluk çekebilir ve evinizi özleyebilirsiniz. Peki, bunun nedenini hiç düşündünüz mü? Aslında bu durum evin özümsenmesi, sahiplenilmesi ve kişinin kendinden bir parçayı evine aktarmasından kaynaklanmaktadır.
Tıpkı bunun gibi çalışma odalarımızda da kendimizi ders çalışırken rahat hissetmemizi sağlayacak bazı düzenlemeler yapmalıyız ki çalışma ortamımız da başarılı olmamıza, dolaylı da olsa, katkıda bulunabilsin. Şöyle bir düşünün: Bütün kitapların birbirine girdiği, dağınık, loş, ısıtması yetersiz, duvarları posterlerle kaplı bir odada verimli çalışmak mümkün müdür? Elbette ki değildir. Bu konuda yapılan araştırmalar belirli bir çalışma alanı ile çalışma davranışı arasında şartlı refleks türünden bir ilişkinin olduğunu göstermiştir. Bunun anlamı şudur: Çalışma ortamında yemek yenilmesi, uyunması, hayal kurulması v.b. bir süre sonra çalışma mekanı ile bu davranışlar arasında bir şartlanmaya neden olmaktadır.
Yemek yeme, uyuma, dinlenme v.b faaliyetleri çalışmak için ayırdığımız ortamda değil de ilgili mekânlarda yapmak, çalışmak için kendimize ayırdığımız mekânı en iyi şekilde kullanma amacını taşımaktadır. Böylesi bir alışkanlığı kazanarak çalışma ortamına döndüğümüzde çalışma davranışını kendiliğinden tetiklemiş oluruz.
“Öğrenci dediğin çalıştığı yerden belli olur!”
Kendinize ait bir odanız varsa ya da evin belirli bir köşesini ders çalışmak için ayırdıysanız çalışmaya başlamadan önce dikkat etmeniz gereken bazı noktalar vardır:
a) Işığın yoğunluğu
Çalışma masanızı pencereye yakın bir yere yerleştirin. Çünkü çalışmak için en elverişli ışık gün ışığıdır. Ancak yazın sıcaktan ve kışın da soğuktan etkilenmemek için pencereye çok da yakın olmamalıdır.
Akşam saatlerinde odanızı aydınlatmanız gerektiğinde ışık, parlama ve gölgelerden korunmak için, yazı yazdığınız elin çaprazındaki omzunuzun arkasından gelmelidir.
Işık çalışma masasındaki materyalleri aydınlatacak yoğunlukta olmalı ve odanın diğer kısımlarıyla büyük bir karşıtlık oluşturacak kadar parlak olmamalıdır.
b) Ders araç ve gereçlerine kolay ulaşabilme
Ders çalışırken dikkati dağıtan faktörlerden birisi de ders araç ve gereçlerinin düzensiz yerleştirilmesidir. Çalışmaya başlamadan önce, gerekli olan materyalleri önceden hazırlayıp kolayca ulaşabileceğiniz bir yere koymalısınız.

Soru bankaları, dergi ya da ders notları gibi çalışırken ihtiyaç duyacağınız materyalleri işlevsel ve göze hoş gelebilecek bir şekilde yerleştirmek ders çalışırken sıkılmamanızı ve zevk almanızı sağlayan faktörler arasındadır.


c) Fiziksel rahatlık
Oturduğunuz koltuk ya da sandalye ne çok yumuşak ne de çok sert olmalıdır. Burada hemen belirtelim ki sandalye çalışmak için koltuğa oranla daha uygundur. Çünkü koltuk gevşemeye neden olabilmekte ve ders çalışma verimini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
d) Okuma mesafesi
Ders çalışırken okunan materyalin uzaklığı yaklaşık olarak 30 cm olmalıdır. Böylesi bir mesafe gözlerin kelime gruplarına odaklaşmasını kolaylaştırması açısından önemlidir. Ayrıca gözlerinizin yorulmasını ve okurken meydana gelen baş ağrılarını da büyük ölçüde azaltacak bir faktördür.
e) Okuma pozisyonu
Büyük bir heves ve heyecanla bir an önce çalışmaya başlamak isteyen bazı öğrencilerimiz (!) “Artık ders çalışmaya başlamak için her şey hazır sanırım. Çalışma masasına oturup çalışabilir miyiz?” diyebilir. Sevgili arkadaşlar lütfen acele etmeyin ve sabırsızlanmayın! : -)
Çalışmaya başlamadan önce birkaç ufak düzenleme daha yapmamız gerekli. Ders çalışırken;
·Her iki ayağınızın da yere paralel uzanmasına,
·Sırtınızın olabildiği ölçüde dik olmasına,
·Kaslarınızın fazla gergin olmamasına dikkat etmelisiniz.
Peki, böylesi bir ders çalışma pozisyonunun bize sağlayacağı faydalar nelerdir?

·Vücudunuz öne eğilmiş bir pozisyonda iken beyninize, duyma ve denge mekanizması aracılığıyla, uykunun tam sırası olduğuna ilişkin sinyaller gider. Oysaki dik oturduğunuzda, beyniniz önemli bir şey olduğunu anlar. Böylelikle konsantrasyonunuzu sağlamanız daha da kolaylaşır.
·Araştırmalar bel kemiğinin dik oturma pozisyonundayken omuriliğe daha fazla enerji gönderilmesini sağladığını göstermiştir. Dolayısıyla omuriliğinize yönelen elektrik enerjisi akışı da, beyin gücünüzü artıran bir niteliğe sahiptir.
·Kitap ya da notların gözlerden en az 30 cm uzaklıkta olması, gözlerinizin merkezi ve çevresel görüş açısından faydalanmanızı sağlayacaktır.
·Ders çalışırken üst omurganız, özellikle de boynunuz eğik bir pozisyonda ise, nefes borunuzdaki damarlar sıkışacak ve beyne yeterli düzeyde oksijen ve kan akışı engellenmiş olacaktır. Dik oturduğunuzda ise beyninize yeterli düzeyde oksijen ve kan dolanımı sağlanmış olacaktır.




iPhone 4 isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-03-2008, 09:02 AM   #3
 
iPhone 4 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cousin





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Rehberlik<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Rehberlik

Sınavda başarılı olamıyorum diyenlere önemli notYalnız işitirsen unutursun.
Görürsen hatırlarsın,
fakat en iyi bildiğin şey yaptığın şeydir.

Ders derste öğrenilir. Doğru söze ne demeli. Sevgili arkadaşlar dersi derste öğrenebilmek için yapmanız gereken iki şey var: Öğretmeninizin anlattıklarını dinleyin ve not tutun. Bu konunun öneminin daha iyi kavranması için yapılan bir araştırmayı aktaralım. Bu araştırmanın bulgularına göre, ortalama bir akademik başarıya sahip olan bir öğrenci okuduğunun % 20’sini hatırlayabilmektedir. Eğer yeni bilgi önce okunur daha sonra da dinlenir ise hatırlama oranı % 40’a çıkmaktadır. Okunduktan sonra dinlenilen yeni bilgi, aynı zamanda yazılırsa hatırlama oranı % 60’a çıkmaktadır.
Şimdi sırasıyla ders dinleme ve not almanın önemini anlatalım. Şimdi sizden yapmanızı istediğim şey aşağıdaki örneği okurken aktarılan şeyi zihninizde canlandırmanız. Sonrasında da bu örnekten hareketle dersi dinlemekle arasında ne gibi bir bağlantı olduğunu düşünmeniz.
Haftalarca gösterimde kalan bir filmi arkadaşlarınızla birlikte izlemek için bilet aldınız. Arkadaşlarınızla buluşup sinemaya gitmeyi planlıyorsunuz. Ancak evden geç çıkmış olmanız, filmin başını kaçırmanıza neden olacak muhtemelen. Arkadaşlarınız sinema salonuna girip koltuklarına oturmuşlar ve heyecanla filmi izliyorlar. Neyse ki 15 dakika gecikmeyle de olsa filme yetişebildiniz. Ancak filmin kahramanlarıyla geciktiğiniz için tanışamadınız. Kim, kimdir anlam veremiyorsunuz bir müddet. Zor da olsa kahramanları ve ilişki ağlarını çözebildiniz. Ancak filmden aldığınız zevk, filme zamanında yetişmiş arkadaşlarınızınki kadar büyük olmayacaktır. Ne can sıkıcı bir durum değil mi?
İşte dersi dinlemek tam da böylesi bir etkinliktir. Bu yazımızda ders dinleme ve başarı arasındaki ilişkinin yönünü açıklayalım. Genellikle dinleme daha az dikkat edilen ve geliştirilme noktasında güdük kalan bir beceridir. Bu yüzden lütfen bu bölümü dikkatlice okuyunuz.

Derse zamanında girin:
Bir dersin anlaşılması için gerekli olan ilk koşullardan birisi derse zamanında girmektir. Nasıl ki izleyeceğiniz filmin bütününü tam anlamıyla kavramak için sinemaya zamanında gitmeniz gerekiyorsa dersin bütününü kavramak için de derse zamanında girmelisiniz. Zira öğretmen dersin ana hatlarını (tanım, formül, ilke v.b) vermiş ve anlatacağı konuyu önceki derslerde anlattığı konularla ilişkilendirerek derse başlamış olabilir. Bu ise dersin birbirinden kopuk parçalar halinde algılanmasını önleyerek bütünü kavramak ve zihnin anlamayı kolaylaştırmak için çizdiği anlam haritasına bir ana yol daha eklemek anlamına gelir.
Derslerinizi düzenli olarak takip edin:
Dersleri düzenli bir şekilde takip eden bir öğrencide derste anlatılanlara hakim olma duygusu egemendir. Aynı zamanda öğretmen, konuyu öğrencilerin bilgi ve anlama kapasitelerini de göz önünde tutarak anlatacağı için ilgi ve merakınızı da daha kolay sağlamış olacaksınız. Aksi takdirde bir bilgiyi öğrenmek için hem daha fazla zaman ve çaba harcayacak hem de diğer konularla arasındaki bağıntıyı kurmakta zorlanacaksınız.
Dinlerken dikkatinizi uyanık tutun:
“Dersi dinlerken sıkılıyorum; sık sık dikkatim dağılıyor.” türünden şikâyetleri sık sık duyarız. Öncelikle şu bilinmelidir ki yapılan araştırmalar insanların anlatılanları 30 saniye kadar bilinçli olarak dinleyebildiklerini göstermiştir. Daha sonra bir veya iki saniyelik bir kopukluk meydana gelmektedir. Dikkatin bir nokta üzerinde uzun bir süre boyunca odaklanması imkânsızdır. O yüzden ders dinlerken kısa sürelerde dikkatin dağılması olağandır. Hatta bilim adamlarınca kanıtlanmıştır ki, dikkat dağılması dikkatin dağılarak uyuşmasını (ve hatta uykunuzun gelmesini) önlemek için ve dikkatinizi tekrar toplamak için zihnin kendisi tarafından alınan bir önlemdir.
Ancak bu sorun “Hıııımmm demek ki sorun bende değilmiş, dikkatim de dağılabilirmiş.” denilerek geçiştirilmemeli, “Hocam dikkatim çok çabuk dağılıyor, bende dikkat dağınıklığı var galiba.” diyen öğrencilerimiz de normal bir durumu rahatsızlık gibi algılamamalıdırlar. Önemli olan insan doğasında zorunlu olarak meydana gelen bu kopmalardan sonra dikkati toplayarak konuya tekrar dönebilmektir.
Peki, yapılması gereken nedir? Derste dikkati toplamak için neler yapılmalıdır?
a. Ders dinlerken dikkatinizi toplamanın yollarından ilki derse aktif olarak katılmanızdır. Bu, sürekli söylenen ancak önemi gerektiği kadar anlaşılamayan bir durumdur. Eğer aşağıdaki sorulara olumlu yanıtlar veriyorsanız aktif dinleme becerisini kazanmışsınız demektir. Cevaplarınız genel itibariyle olumsuz yönde ise ders dinleme etkinliğinizi gözden geçirmenizi tavsiye ederim.

 Öğretmenin anlatacağı konu hakkında ne bildiğimi düşünürüm?
 Derse gelmeden önce anlatılacak konuyla ilgili aklıma takılan soruları not ederim?
 Aklıma takılan sorulara ders esnasında cevap bulup bulamadığımı sorgularım?
 Eğer sorularıma cevap bulamadıysam dersin öğretmenine ya da arkadaşlarıma bunu sorarım?

Aslında dikkat edilirse yukarıda sayılanların hepsi öğrencinin zihni ile anlatılan içerik arasında bir iletişimin bulunup bulunmadığını sorgulayan türden sorulardır. Peki, anlatılanlarla iletişim halinde olmak ne demektir? Bir iletişim süreci mesajı gönderen, mesaj ve mesajı çözümleyen (alıcı) olmak üzere üç kısıma ayrılır. Eğer bunlardan herhangi birinde sorun varsa anlatılanlar deyim yerindeyse “havada kalır.” Başka bir ifadeyle derste anlatılanlar tekdüze ve öğretmenin ağzından çıkan sözler olarak algılanmaya başlanır. Böylesi bir durumda zihin pasiftir.
Zihnin pasif olması da dersin boşa gitmesi ve zaman kaybı anlamına gelmektedir. Öğretmen tarafından anlatılan konu, öğrencinin zihninde herhangi bir iz bırakmamıştır. Böylesi verimsiz bir derste öğrenci adeta geçmek bilmeyen sıkıntılı dakikalarla boğuşur.
b. Derste dikkati toplamanın ikinci yolu ise derse hazırlıklı gelmektir. Konu anlatımlı bir kitap ya da derginiz ya da notlarınız varsa o konu hakkında, genel olarak olsa bile, bir fikir edinmeniz oldukça önemlidir. Hatta vakit bulamazsanız sadece başlıklara göz atmanız ve bunlar üzerinde fikir jimnastiği yapmanız bile faydalı olacaktır. Daha sonra aklınıza takılan yerleri not edin.
Derse çalışarak gelmenin faydalarını ise şöyle sıralayabiliriz:

·Öğretmenin anlattıklarını ders esnasında anlamsız gelen söz öbekleri olarak görmezsiniz.
·Anlama ve kavrama işini daha sonraki bir zamana ertelememiş olursunuz. Bu da üniversite sınavına hazırlanan bir öğrencinin az zamanda daha çok şey başarması anlamına gelir.
·Derste anlatılan konunun ana fikrini daha iyi kavrarsınız. Eğer ana fikri kavramış iseniz konunun ayrıntılarını anlamakta güçlük çekmezsiniz; aksine her bir bilgi parçasıyla arasındaki bağıntıyı kurmanız kolaylaşır. Bunun tersine, konunun bütününe hakim değilseniz anlama işini sonraki bir zamana ertelemişsiniz emektir.

·Zihnin anlatılan bilgileri hafızada tutması kolaylaşır.

c. Üçüncü bir yol ise derse zihninizde sorularla gelmenizdir. Bu, aklınızda belirsiz kalan ve cevap bulamadığınız konuları daha iyi kavramanızı sağlayacaktır. İnsan zihni bir soruya cevap ararken daha aktiftir.
d. Not tutun, ancak ne kadar az olursa o kadar iyi olur!
Dördüncü yol, not tutmaktır. Derste iken ya da evde kendi başınıza çalışırken not tutmanız kesinlikle önemlidir. Hele ki ilk kez karşılaştığınız bir bilgiyi, belleğinizin kaydetme kapasitesi zaman açısından epeyce kısadır. Bu tür bilgileri not etmeniz daha önemlidir. Önemli olmasının sebeplerini ise şöyle sıralayabiliriz:
·Derse aktif katılımı sağlayarak zihni uyanık tutar ve dikkati öğrenilen konu üzerinde yoğunlaştırmayı sağlar. Böylece motivasyon da yüksek tutulmuş olur.
·Alınan notların düzenlenmesi ve dolayısıyla gözden geçirilmesi, unutmanın öğrenmeye olan bozucu etkisini azaltır. Hatta tutulan notların yeniden yazılması, tekrar için faydalı bir yoldur. Böylece öğrenilecek bilginin kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya geçirilmesi kolaylaşmış olur.
Hedeflediğiniz üniversiteyi ve bölümü kazanmak istiyorsanız not tutmayı önemsemelisiniz. Ancak bu not tutma genelde yapıldığı gibi klasik not tutma olmamalıdır. Doğru bir biçimde not tutma, öğretmenin ağzından çıkan her kelimeyi bir sekreter gibi yazmak değil, anahtar sözcükler ve kavramlar kullanarak yazılan sözcük sayısını azaltmak ve gözden geçirileceği zamanda da sözcüklerden daha fazlasını hatırlamaktır.
Yaratıcı ve eğlendirici bir not tutma yöntemi: Zihin Haritaları
Birçoğumuz kitap okurken ya da ders dinlerken kendimizce önemli gördüğümüz yerleri bir kenara not ederiz. Ancak not tutarken zihnimizin yapısını ve özelliklerini göz önünde tuttuğumuz pek söylenemez.
Zihin haritaları ise yaratıcı düşünmeyi ve bilgiyi organize etmeyi sağlaması açısından zihnin yapısına ve özelliklerine uygun bir not tutma sistemi sunmaktadır. Temel mantığı, soyut bilgilerle görüntünün bir araya getirilmesidir. Böylece beynin sağ lobu (şekil boyut, renk, müzik gibi faaliyetlerle ilgilenen) ile sol lobunun (ayrıntılar, sayılar, lineer, soyut düşünme gibi faaliyetlerle ilgilenen) aynı bilgi üzerinde birlikte çalışmaları sağlanmaktadır. Her iki lobun da etkin kılınması, çeşitli konular arasındaki ilişkileri aynı anda görmenizi sağlar. Sonuç olarak da, bilgilerin bellekte saklanma süresi uzar ve hatırlanması da kolaylaşır.
Not tutarken genel olarak dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır.
·Not tutarken anahtar sözcükler kullanın. Bir anahtar kelime, ihtiyaç duyulan bilgilerin hepsinin özünü içeren en küçük kelime veya kelime grubudur. Anahtar kelimeler veya sözcükler en kısa şekilde düzenlenmeli ve kolay hatırlamayı sağlayan sözcükler olmalıdır. Bunun nedeni zihnimizin, temelde klasik not tutmada olduğu gibi, cümleler halinde değil, anahtar sözcük ve imgelerle hatırlamasıdır.
Bunu bir örnekle açıklayalım: Bilgisayarda çok yer kaplayan bir dosyayı bir sıkıştırma programıyla sıkıştırırsanız bilgisayarınızda daha fazla yer açmış olursunuz. Sıkıştırdığınız bu bilgileri açtığınızda ise eski bilgilerinizin korunduğunu görürsünüz. İşte not tutarken kullanılan anahtar sözcükler de böyledir. Kullanılan anahtar kelime içerdiği bilgileri serbest bırakarak bu bilgilerin tekrar hatırlanmasını mümkün kılmaktadır.
·Not tutarken oklar, birbirine zıt ya da farklı renkler, simgeler kullanın. Bu, kullandığınız anahtar sözcükler arasındaki ilişkileri daha kolay görmenizi sağlayacaktır.
·Anahtar sözcükleri ve simgeleri daha kolay hatırlayabilmek için göze çarpıcı gelen öğeler kullanabilirsiniz. Örneğin renk kullanmak, üç boyutlu resimler çizmek, altını çizmek v.b.
·Kısaltmalar kullanın.
Şimdi bir zihin haritası çizmek için nelere dikkat etmemiz gerektiğini aşamalarıyla gözden geçirelim:
Aşağıdaki aşamaları takip ederken örnek olarak kullanabileceğiniz örnek zihin haritalarını sonraki sayfalarda bulabilirsiniz.
1)Öncelikle yatay bir sayfanın ortasına konuyla ilgili olduğunu düşündüğünüz renkli bir resim çizin.
2)Konunun ana başlıklarını merkezdeki şekilden çevreye doğru dallandırın.
3)Ana başlıkları temsil eden anahtar kelimeler alt başlıklara oranla daha büyük harflerle yazılmalıdır.
4)Her bir dallanmaya bir anahtar kelime yazılmalıdır. Böylece her anahtar kavramın ilişkide olduğu diğer anahtar kavramlarla bağlantılı olması sağlanmış olur.
5)Anahtar kavramlar her zaman ya büyük ya da küçük harflerle veya hem büyük hem küçük harflerle yazılmalıdır.
6)Her bir anahtar kelime ayrı bir dallanmanın üzerine yazılmalıdır. Böylece bilgilerin hatırlanması daha da kolaylaşacaktır.
7)Her bir dallanma birbiriyle bağlantılı olmalı, birbirinden kopuk olmamalıdır. Bu, bilgilerin hafızada ilişkilendirilerek hatırlanmasını kolaylaştıracaktır.
8)Beyin haritalarında olabildiğince şekil ve resim kullanmaya çalışın.
9)Mümkün olan her yerde göze çarpan imgeler, işaretler, şekiller, resimler kullanın. Zira göze çarpan ve farklı şekiller daha iyi hatırlanırlar.
10)Düzen ve sıralama gerekiyorsa sayılar, kodlar ve bağlar kullanın.
11)Anahtar kelimeler arasında bağlantı kurmak için, oklar, semboller, sayılar, harfler, imgeler, renkler kullanın.


iPhone 4 isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-03-2008, 09:03 AM   #4
 
iPhone 4 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cousin





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Rehberlik<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Rehberlik

Uyku öğrenmenin mayasıdır

Ders çalışmaya başladığımda uykum geliyor? Yorgunluktan ve uykusuzluktan dikkatimi bir türlü toplayamıyorum? Geç saatlere kadar ders çalışıyorum; ama bir türlü başarılı olamıyorum!

YILDIZLARDA UYKU
Şehre çöken karanlık
Sokakta bir adam gördü.
Kattı adamı önüne
Evine götürdü.

Adam dinlendi biraz,
Sofraya oturdu.
Yemeklerini yediler,
Annesi çocuğu yatırdı.

Şehre çöken karanlık
Her gece başucunda
Yalnız korkan çocuğa
Masallar anlatırdı.

O gece garip bir şey oldu:
Karanlık uzandı göğe,
Gökten bir yıldız aldı,
Odaya getirdi.

Boşlukta dönen yıldız
Işık ışık bölündü.
Renkli maytaplar gibi
Çocuğun üstüne döküldü.

Çocuk hemen uyudu
Uykusunda güldü.
Behçet NECATİGİL

Gelecek kaygısı, statü endişesi, çevremize karşı sorumluluklarımız gibi faktörler bu problemleri yaşamamızın başlıca sebeplerinden sadece birkaçı.
Unutulmamalıdır ki ÖSS sadece masa başında oturup müfredattaki konuları öğrenmek ya da soru çözmek değildir. ÖSS aynı zamanda kendisini duygularına ve heyecanına gereğinden fazla kaptırmayan adayların başarılı olabileceği bir sınavdır.

Biz de bu yazımızda başarılı olmak için gerekli olan faktörlerden birisini inceleyeceğiz: Uyuma ve uyumanın öğrenmeye etkileri.
Hepimiz günlük koşuşturmalar içerisinde yaptığımız etkinliklerin (zihinsel ya da bedensel) türüne göre farklı düzeylerde enerji harcarız. Araştırmalar göstermiştir ki zihinsel efor harcayan bireyler bedensel iş yoğunluğu olan kimselerden daha fazla enerji harcamaktadırlar.
Yapılan araştırmalar insanlarda uykusuzluğun; düşünme becerilerini, duyguları ve motivasyonu olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir. Yeterli derecede uyku uyumayan bir adayın fiziksel ve ruhsal streslere dayanıklılığı azalmaktadır. Yetersiz, düzensiz uyku geceleri ve sıkı bir çalışma döneminin ardından kendimizi agresif, bitkin, öğrenme zorluğu yaşayan bireyler olarak görüşümüzün sebebi de bedenimizin ve zihnimizin ihtiyaçlarını görmemezlikten gelmemizdir.
Unutmayın ki başarılı olmak için verimli çalışma teknikleri bilmek ne kadar önemliyse sağlıklı bir uyku da bizler için o kadar önemlidir.

Verimli çalışmak için hangi uyku tipine girdiğinizi biliyor musunuz?
Her insanın ihtiyacı olan uyku süresi ve verimli bir şekilde ders çalıştığı zamanlar birbirinden farklılık göstermektedir. Sınava hazırlanan bir aday da kendi uyku tipini iyi bilmeli ve çalışma düzenlerini buna göre ayarlamalıdır.
Bireyler uyudukları ve uyandıkları zaman dilimine göre iki kısma ayrılmaktadırlar:
a- Sabah tipleri, akşam erkenden yatıp (tatil günleri de dahil olmak üzere), ertesi gün hiçbir zorluk çekmezler ve zorunlu olmadıkları halde erken saatlerde uyanırlar. Bu tipden bireyler erken kalkıp çalışmayı tercih ederler ve genellikle sabah vakitlerinde daha verimli çalışırlar.
b- Akşam tipleri ise geç saatlere kadar uyanık kalırlar ve sabahları da uyanmakta zorluk çekerler. Örneğin cumartesi günleri geç saatlere kadar uyumayıp pazar günü de öğlene kadar uyuyabilmektedirler. Bu tipten olan bireyler sabahları uyanabilmek için uyarıcı maddeler alma gereksinimi duyarlar ve ancak öğle vakitlerine doğru verimli olabilmektedirler.
Yapılan araştırmalar günlük uyku ihtiyacımızın, uyuma ve uyanma saatlerimizin de genetik olarak belirlendiğini göstermiştir.
Dolayısıyla bu sürenin bir kısmının gündüz uyunması (ki öğlen 14.00 civarında uyunması uykuya dalmayı kolaylaştırmaktadır), gece uykusunda azalmaya yol açabilmektedir. Uyku araştırmacıları gündüz uyunan yarım saatin gece uykusunun 1.5 saatine eşdeğer olduğunu aktarmaktadırlar.
Sınava yaklaşırken bu bilgiyi aklınızda tutmanız, öğlen uykularıyla birlikte uyku yoğunluğunuzun azalmasına yol açacak, bu da gece daha geç saatlere kadar uyanık kalmanızı sağlayacaktır.
Bu konuda en şaşırtıcı uygulama ise Japonya'da yaşanmaktadır. Japonya'da bazı işyerlerinde öğlen uyuyanlara ek ücret ödenmekte, böylece öğlen uykuları özendirilmektedir. (Şimdi birçoğunuz belki de Japonya’da olmak varmış diyebilir: )
Öğrenmeyi kolaylaştıran bir uykuda dikkat edilmesi gerekenler:
Gelin şimdi de sınav yaklaşırken sağlıklı ve dolayısıyla öğrenme üzerinde olumlu etkiler yaratabilecek uyku düzenlerinin nasıl olması gerektiği hakkında biraz düşünelim:
1. Uyku saatlerine ve süresine dikkat edin.
Yapmanız gereken ilk şey akşam hangi saatlerde uykunuzun geldiğini ve kaç saatlik bir uykunun sizin için yeterli olacağını bilmektir. Uyku saatlerimizi ve süresini bilmek ve bunlara uygun saatlerde yatıp kalkmak, sağlıklı bir uykunun ilk şartıdır. Genetik olarak belirlenen uyku saatleri bebeklerde yaklaşık olarak 16-17, 12 yaşlarındaki çocuklarda 8-11 saat, yetişkinlerde ise ortalama 7-8 saattir. Dolayısıyla daha fazla uykunun öğrenmeyi zorlaştırdığı da bilinmektedir.
2. Yiyecek ve içeceklerinize dikkat edin.
Akşam saatlerinde aşırı miktarda yemek yememeye dikkat edin. Gereğinden fazla yemek yemek midenizi rahatsız edecek ve iyi bir uyku uyumanızı da engelleyecektir.
Gün içerisinde aşırı miktarda sıvı almamaya özen gösterin. Zira hem midenizi rahatsız eder, hem de gece sık sık idrar yapma ihtiyacı ile uyanmanıza neden olur. Zihni uyarıcı etkisi olduğu bilinen çay, kahve, kola benzeri içecekleri de akşam saatlerinde almanız uykuya dalmanızı zorlaştıracaktır. Hâlbuki gece içinde uyanma sayısı ne kadar artarsa uyku kalitesi de o kadar düşmektedir.
3. Uyku ortamının fiziksel şartlarına dikkat edin.
Uyunacak ortamın fiziksel şartlarını kişisel ihtiyaçlarınıza göre düzenlemeniz (ses, sıcaklık, ışık miktarı, yatağın sertliği v.b.) iyi bir uyku için önemlidir.
Uyumakta zorluk çekilen anlarda yatağa girmeden önce ılık ya da sıcak bir duş yapmak, vücut ısısını yükseltmektedir. Hemen ardından da serin bir odada uyumak, uykuya dalmayı kolaylaştırmaktadır.
Bir deney:
Harvard Üniversitesinden Dr. Stickgold ve arkadaşları öğrencilerle bir deney yürüttüler. Öğrenciler bir bilgisayar oyunu oynuyor, sonra izleyen günlerde, oyunu ne kadar hatırladıkları sınanıyordu. Oyunu öğrendikten sonraki altı saatten fazla uyuyan öğrenciler, ertesi günü oyunu, daha az uyuyanlara göre daha iyi hatırlıyorlardı. İyi dinlenen öğrenciler, o kadar iyi uyumamış olanları iki gün, hatta iki hafta sonra bile performansta alt ediyorlardı


iPhone 4 isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-03-2008, 09:04 AM   #5
 
iPhone 4 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cousin





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Rehberlik<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Rehberlik

Soruları hızlı okuma ve anlama kılavuzu

Sürekli yaptığımız şey ne ise, biz oyuz.
O zaman mükemmellik bir eylem değil,
bir alışkanlıktır.
Aristoteles
Öğrenci Seçme Sınavı tek oturumda yapılan ve 180 soru için 195 dakika verilen bir sınavdır. Sınav bir yanıyla öğrencinin anlama ve yorumlama gücünü ölçerken diğer yanıyla da bu soruların belirli bir zaman dilimi içerisinde yanıtlanması esasına dayanmaktadır. Burada dikkatimizi çeken vurgulardan biri de zamandır. Birçok öğrenci sınavdan çıktıktan sonra “Soruların hepsini okuyacak kadar zamanım olmadı.”, “Soruları yavaş çözdüğüm için birçok soruyu boş bırakmak zorunda kaldım.” demektedir. Birçok faktörün yanı sıra 180 sorunun 195 dakika içerisinde yapılamamasının nedenlerinden biri de “yavaş okuma”dır.
Bu yazımızda yavaş okumayı etkileyen faktörleri, farklı okuma amaçlarına göre okuma hızlarını ve okuma hızını artırmak için neler yapılabileceğini gözden geçireceğiz.
Kaplumbağa hızında okumak


Okurken dikkatin dağılması, okunan metnin ya da sorunun anlaşılamaması, okunduktan sonra hatırlanan miktarın son derece az olması gibi problemlerin sebeplerini hiç düşündünüz mü? Bu problemlerin temel nedenlerinden bir tanesi yavaş okumadır. Sebebini ise şöyle açıklayabiliriz?
Okuma yaparken bilgilerin kısa bir süreliğine hafızada tutulduğu kısa süreli belleği kullanırız. Kısa süreli bellekte bir bilgi parçasının uzun süre tutulması mümkün değildir.
Okurken cümlenin başlangıcı ile sonu arasına kısa süreli belleğin kapasitesini aşan uzun bir zaman aralığı girerse yukarıda bahsedilen problemler ortaya çıkmaktadır. Öyleki cümlenin sonuna gelindiğinde okunanları birbiriyle ilişkilendirmek ve onlara bir anlam vermek zorlaşır. Sonuçta da okunmuş, ancak anlaşılmamış metni tekrar okuma ihtiyacı hissedilir.
Yavaş okuyucunun genel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

·Dakikada 100 ila 200 kelime arasında okur.
·Sabit bir hızla okur.
·Cümleyi kelime grupları halinde okumak yerine her bir kelimeyi tek tek okur.
·İçten seslendirerek okur.
·Yavaş okuduğu için kısa süreli belleğin bir bilgiyi hafızada tutma süresini aşar. Bu da unutmanın yanı sıra ilgi ve konsantrasyonun sık sık dağılmasını beraberinde getirir.
·Gözleri bir sayfada yaklaşık 500 kez sabitleşir.
·Bir satırı 8 ila 12 göz hareketinde okur.

Okuma hızının yavaş olmasının temel sebeplerinden biri yavaş okunanların daha iyi anlaşılacağı inancının olmasıdır. Hâlbuki bu yanlış bir inançtır.
Okuma bir yönüyle okunan metinden anlam çıkarmak diğer yönüyle de göz hareketleri eşliğinde gerçekleşen karmaşık bir zihinsel süreçtir. Şimdi gelin bu karmaşık zihinsel becerinin hangi süreçlerde gerçekleştiğini birlikte inceleyelim.
Okumak yedi aşamalı bir süreçtir:
Okuma 7 aşamada gerçekleşen bir süreçtir. Ancak okumada göz hareketlerinin etkisi sanıldığı kadar büyük değildir. Bu süreçlerle birlikte hangi organın (göz ya da akıl) daha büyük oranda kullanıldığını da inceleyelim.


Göz

Akıl
1. Hatırlama: İlk aşamada okumanın gerçekleşebilmesi için harflerin göz tarafından alınması ve beyin tarafından da tanınması, hatırlanması gereklidir.

X

X
2. Görme ve algılama: Harflerden yansıyan ışığın göz tarafından alınıp optik sinirler aracılığıyla beyne iletilmesidir. Bu süreçte aktif olan organ gözdür.

X
3. Ara bütünleşme: Okunan bilgilerin birbirleri arasında ilişki kurulmasıdır. Bu süreçte aktif olan ise akıldır.

X
4. Üst bütünleşme: Yeni bilgilerin analiz etme, eleştirme, reddetme, kabul etme gibi zihinsel işlemler aracılığıyla eski bilgilerin üzerinde inşa edilmesi sürecidir. Bu süreçte de aktif olan akıldır.

X
5. Kaydetme (hafızada tutma): Bilgilerin hafızada tutulması, depolanmasıdır.

X
6. Hatırlama: Depolanan bilgilerin ihtiyaç anında geri çağırılması, hatırlanmasıdır. Burada da aktif olan akıldır.

X
7. İletişim: Yorum yapma, sonuç çıkarma ve kullanma gibi zihinsel süreçleri kapsar. İhtiyaç halinde okunan bilgilerin kullanılmasıdır. Burada da zihinsel süreçler daha ağırlıktadır.

X

Yukarıda görüldüğü gibi okumada asıl etkili olan zihinsel becerilerdir. Göz zannedildiği kadar okumada etkili olan bir faktör değildir. Ancak bu süreçlerin sağlıklı bir süreçte işlemesi için temel bir öneme sahiptir. Bu yüzden zihin kadar gözün de eğitilmeye ihtiyacı vardır. Çünkü okuma hızını yavaşlatan temel faktörlerden birisi okurken yapılan göz hareketleridir. Bunu daha iyi anlamak için gözün okurken nasıl hareket ettiğini inceleyelim.
Gözler gerçekte nasıl okur?
Okurken gözlerimiz sayfa üzerinde düz bir biçimde hareket etmezler. Bunun tersine Şekil I’de gösterildiği gibi, soldan sağa doğru küçük ve düzenli sıçramalar yaparlar. Bunu bir çekirgenin sıçrayarak ilerlemesine, yoluna devam etmesine benzetebiliriz. Çekirge küçük ve düzenli sıçramalarla ilerler. O, her bir sıçramada bir duraklama noktasında durur ve daha sonra başka bir duraklama noktasına doğru harekete geçer. İşte göz de aynen böyledir. Göz, belirli bir müddet metin üzerinde hareket eder ve sonra da durur. Bilgi de işte bu duraklama anlarında algılanmaktadır. Duraklama sayısı bir bakışta ne kadar sözcük görüldüğüne bağlı olarak artmakta ya da azalmaktadır. Bir bakışta ne kadar çok sözcük görülürse duraklama sayısı da o kadar az olacaktır.



Yavaş okuyucunun sorunlarından biri de okuma süresinin çoğunu alıp götüren işte bu duraklama anlarıdır. Çünkü o, bir bakışta az sayıda sözcük görmektedir. Zira okuma hızı bir bakışta gözün ne kadar çok kelime görebildiğine bağlı olarak değişmektedir. Ne kadar az duraklar ve bu duraklamalar arasında ne kadar çok kelime görebilirsek okuma hızımız da o oranda artmaktadır.



Şekil II’de görüldüğü gibi yavaş okuyucu, kelimeleri tek tek algılamakta ve kelimeler arasında ilişki kurmakta zorlanmaktadır. Okumanın bir anlam etrafında birleşmemesi de geri dönmeleri beraberinde getirmektedir. Bu ise dikkat kaybına, motivasyonun bozulmasına, zaman kaybını beraberinde getirmektedir. Oysaki bu yanlış bir okuma davranışıdır.
Yukarıda anlatılanları daha basit bir şekilde şöyle anlatabiliriz. Çekirgeler arasında bir yarış düzenlendiğini ve 100 metrelik mesafede bulunan farklı cinsteki kurbağaları en doğru şekilde sayan çekirgenin birinci olacağını ve yarışı kazanacağını düşünelim. Ancak bu çekirgelerin yarışmayı birinci olarak bitirebilmeleri için yerine getirmeleri gereken belli kurallar vardır. Bunlar;

1. 100 metrelik mesafeyi mümkün olan en az sıçramada bitirmelidir:
2. Her sıçramada mümkün olduğunca çok sayıda kurbağayı saymalıdır:
3. Farklı cinsteki kurbağaları tanımalı ve doğru olarak söylemelidir:

Bir çekirgenin bu yarışı kazanabilmesi için göz önünde bulundurması gereken bazı şeyler vardır. Bunları yukarıda verilen kurallar ışığında inceleyelim:
1. 100 metrelik mesafeyi mümkün olan en az sıçramada bitirmelidir:
Bir çekirgenin 100 metrelik mesafeyi 100 sıçrayışta, bir diğerinin ise 200 sıçrayışta bitirdiğini düşünelim. Bir kere 200 kere sıçraması 200 kez yere inmesi ve tekrar sıçraması anlamına gelir ki bu epeyce vakit alır. Ancak 100 sıçrayışta yarışı bitiren çekirge daha az zamanda ve daha az enerjiyle yarışı tamamlamış olacaktır.
Hızlı Okuma Açısından: Aşağıda verilen şekilde de hızlı bir okuyucunun bir defada okuduğu kelime grupları gösterilmiştir. O, metni kelime grupları halinde okur. Dolayısıyla zamanı daha da kısaltmış olur. Oysaki yavaş okuyucu, hızlı okuyucunun yaptığı sıçramaların ve duraklamaların 3-4 kat daha fazlasını yapmak ve kelimeleri tek tek okumaktadır. Çok fazla duraklama yapmak bilgilerin hafıza tutulmasını zorlaştırdığı için geri dönmeler de o oranda artmaktadır (Yavaş okuyucunun yaptığı sıçrama ve duraklama sayısı yukarıda gösterilmiştir.)



Her bir duraklama ¼ saniye ile bir 1,5 saniye arasında sürmektedir. Bu duraklama sürelerine daha az zaman ayırmak okuma hızının artmasını da beraberinde getirmektedir. Hızlı okuyucunun okuma hızını arttırmasının nedenlerinden biri de, okuma hızını düşüren bu gereksiz tekrarları en aza indirmesidir. O, kelimeleri tek tek değil, gruplar halinde algılamaktadır.

2.Her sıçramada mümkün olduğunca çok sayıda kurbağayı saymalıdır:
Yarışın en az sıçramada tamamlanması birincilik için yeterli değildir. En az sıçramayla 500 kurbağayı en iyi şekilde saymalı ve doğru olarak söylemelidir. Bunun için de çekirgelerin görme açılarının geniş olması gereklidir. Öyleki aynı anda ortalama 5 tane kurbağayı sayabilmelidir.
Hızlı Okuma Açısından: Hızlı okuyucunun, bir metni okurken okuma hızını artırması bir bakışta ne kadar çok kelime gördüğüne bağlıdır. Bu ise görme alanının genişletilmesi anlamına gelmektedir. Gözün görme alanı ise takistoskobik adı verilen eğitimlerle genişletilebilmektedir.
3.Farklı cinsteki kurbağaları tanımalı ve doğru olarak söylemelidir:
Kurbağaları saymak tek başına yeterli değildir. Yarışta doğru olarak sayılması gereken 150 adet farklı cinsten kurbağa vardır. Birinci olmak isteyen çekirgenin yarışı erken bitirebilmesi için hem en az sıçramada yarışı tamamlaması, hem kurbağaları mümkün olduğunca doğru sayması hem de farklı cinsten olan kurbağaları birbirinden ayırt ederek söyleyebilmesi gereklidir.
Hızlı Okuma Açısından: Okumanın temel amacı okunan metnin anlaşılmasıdır. Bu ise kelimeler ya da kelime grupları arasında ilişki kurulabilmesiyle mümkündür. Okumada hızın tek başına bir anlamı yoktur. O, anlama hızı ile baş başa gitmelidir. Anlama oranının düşürülmesi hızlı okumanın bir amacı değildir. Zaten böylesi bir okumaya hızlı okuma da denilmemektedir.
Okuma hızını etkileyen iki temel faktör:
Aynı metin ya da kitap farklı zamanlarda farklı amaçlarla okunabilir. Bu yüzden sabit bir okuma hızından bahsetmek mümkün değildir. Okuma hızı, okuma amacına ve okunan konunun kolaylık ya da zorluğuna göre değişebildiği için siz de okurken okuma hızınızı, okuma amacınıza ve okuduğunuz konunun zorluk ya da kolaylığına göre ayarlamalısınız. Ancak unutulmaması gerekenlerden biri de okuma hızının bireylerdeki bilgi, deneyim ve anlayış düzeyiyle yakından alakalı olduğudur. Şimdi gelin okuma hızını etkileyen faktörleri inceleyelim.
1- Okuma amacı: Okuma hızı, okuyucunun bir metni hangi amaçla okuduğuna bağlı olarak değişmektedir.
a. Bazı kitaplar dikkatli okumayı ve okunan yerlerde uzun uzun düşünmeyi gerekli kılarlar. Bu yüzden bu tür okumalarda okuma hızı düşüktür.
b. Bir metni, içeriği hakkında bilgi ya da fikir edinmek için okuyabilirsiniz. Böylesi bir okumada “tam anlama” amaçlanmadığı için okuma hızı oldukça yüksektir.
c.Bazı metinler ya da kitaplar sadece eğlenmek amacıyla okunabilir. Buradaki amaç zevk almak ve hoş vakit geçirmek olduğu için hız önemli bir faktör değildir.
d.Bazı okumalar yazım hatalarını, anlatım bozukluklarını ya da dizgi yanlışlıklarını bulmaya yöneliktir.
e.Aranan bir bilgiyi bulmak için yapılan okumalarda da okuma hızı farklıdır.

2- Okunan konunun kolay ya da zor bir içeriğe sahip olması:
Farklı türden ve farklı içeriklere sahip kitapların okunma hızları aynı değildir. Örneğin akademik bir kitabın okunma hızı ile bir gazetenin, derginin okunma hızı aynı değildir. Buradaki temel farklılık metindeki ifadelerin kolaylık ya da zorluğudur.
Okuma hızını artıran etkenler
Okuma hızınızı şu andaki hızınızdan daha ileri bir noktaya çıkartmanız mümkündür. Basit olarak, okurken dikkat edilmesi gereken temel noktalar şunlardır:

1.Dudakla okuma yapmayın: Dudakla okuma, okunan cümlenin kelime kelime okunması için okuyucuyu zorlamaktadır. Kelime kelime okuma ise, okuma hızını düşüren bir faktördür. Burada yapılması gereken şey, metni kelime grupları halinde okumak için dikkati toplamaktır.
2.İç seslendirme yapmayın: İç seslendirme, içinden okumaktır. İç seslendirmenin terk edilmesi zor bir alışkanlıktır; ancak imkânsız değildir.
3.Sözcük dağarcığınızı geliştirin: Çok okuyarak sözcük dağarcığını artırmak, bir metni okurken kelimelerin daha kolay tanınmasını sağlar. Bilinmeyen kelime ya da kavramların zihinde bir anlama kavuşması zordur. Dolayısıyla böylesi kelimeler okuma hızını düşürür.
4.Cümlenin ya da paragrafın anlamını kavrayın: Okurken bilinmeyen kelime ve kavramlara çok fazla girmeden, cümlenin anlamını çıkartmayı amaç edinin.
5.Gözlerinizin duraklama ve geriye dönüş sayısını azaltın: Okunan metnin kelime grupları halinde algılanması duraklama sayısını azaltır. Aynı şekilde kelimeleri tek tek okumak, kısa süreli belleğin bir bilgiyi hafızada tutmasını zorlaştırdığı için sık sık geri dönme ihtiyacı hissedilir.
6.Görme alanını genişletme (Tachistoscope): Görme alanı, okuyucunun bir bakışta kavrayabildiği kelime ya da sayısal karakter toplamıdır. Hızlı ve etkili okumanın temel amaçlarından biri de işte bu alanın genişletilmesidir. Gözün kelimeleri gruplar halinde algılaması halinde daha az duraklama yapılacak, bu da okumada boşa giden zamanın tekrar kazanılmasını sağlayacaktır. Zira yapılan araştırmalar, okuma sırasında kullanılan zamanın % 94’ünün, gözün durak yapması sırasında, % 6’sının ise geçişlerde (durak aralarında) olduğunu göstermiştir.
7.Bir yönlendirici (parmak ya da kalem) eşliğinde okuyun: Bir yönlendirici eşliğinde okumak, geri dönme ve yeniden okuma alışkanlıklarını azaltmaktadır. Böylece dakikada okunan kelime sayısı artmakta ve gözlerin daha rahat okuması sağlanmaktadır.
8.Zihninizin okunmayan sözcükleri tamamladığını unutmayın: Okuma hızını artıran faktörlerden biri de zihnin, okunmayan sözcükleri doldurmasıdır


iPhone 4 isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-03-2008, 09:04 AM   #6
 
iPhone 4 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cousin





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Rehberlik<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Rehberlik

ÖSS neyi ölçüyor?

Bilgi sınırı olmayan bir denizdir.
Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.
Mevlana

Öğrenci Seçme Sınavı nasıl bir sınavdır? Genel olarak neyi ölçmektedir? “Sınava çok çalıştığımız” halde neden bazı soruları yapmakta zorlanırız? Soruların kolay ya da zor diye nitelendirilmesinin sınavın öğrencide ölçtüğü bilgi düzeyiyle bir ilgisi var mıdır? Bu sorular bu bölümde cevaplayacağımız sorulardır. Soruların ölçtüğü bilgi düzeylerini kavramak, bir öğrencinin “Ben neden başarılı olamıyorum?” sorusuna cevap bulmasını sağlaması bakımından önemlidir.
Bilgi düzeyleriyle ilgili aşağıda verilenler, soruların hangi düzeydeki bilgileri ölçtüğünü görebilmeniz için anlatılmıştır. Bu süreçlerin, dolayısıyla soruların, mantığını genel olarak bilmeniz bazı soruların neden çok basit ve kolay olduğunu, bazılarının da neden daha zor ve karmaşık olduğunu kavramanızı sağlayacaktır. Bilgi düzeylerinin daha iyi anlaşılması için örnek sorular da eklenmiştir. Bu soruların birçoğu çıkmış ÖSS sorularıdır.
Öğrenci Seçme Sınavı’nın Ölçtüğü Bilgi Düzeyleri
Öğrenci Seçme Sınavı’nda sorulan soruların ölçtüğü bilgi düzeyleri birbirinden farklılık göstermektedir. Çok basit düzeyde bir sorudan tutun da “seçici, eleyici” dediğimiz sorulara varana kadar bu böyledir. Bu bilgi düzeyleri, ezberlenmiş bilginin hatırlanmasıyla başlayıp, kavrama, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme becerisini ölçen düzeye kadar çıkabilmektedir.
Bilgi basamağından değerlendirme basamağına doğru çıkıldıkça ölçülen bilgi düzeyi karmaşıklaşır ve öğrenilip geliştirilmesi de daha uzun ve yoğun bir çabayı gerektirir.
Çalışmaya ve öğrenmeye başladıkça o konuyla ilgili daha ileri bir bilgi seviyesine ulaşabilecek ve daha zor soruları yapmaya hazır hissedeceksiniz kendinizi. Öğrenmeyi çok katlı bir bina gibi düşünebilirsiniz. Katlara çıkabilmek için öncelikle binaya girmeniz ve ilk kata çıkmanız gerekir. İlk kata çıkmadan ikinci kata, ikinci kata çıkmadan üçüncü kata, üçüncü kata çıkmadan dördüncü kata çıkmanız zor olacaktır. İşte öğrenmede tıpkı bunun gibi bir yapıya sahiptir. Bazı bilgiler vardır birinci katı çıkmanın anahtarıdır; onunla dördüncü ya da beşinci kata çıkamazsınız. Yapmanız gereken şey birinci katı çıktıktan sonra daha sonraki katlar için gerekli öğrenmeleri yapmaktır.
Belleğinizdeki bilgiler arttıkça, o konuyla ilgili, daha zor ve karmaşık soruları yapmaya hazır olacak ve her öğrenme basamağında, bilmediklerinizi, önceki bilgilerinizle yorumlamanız mümkün olacaktır.
ÖSS’de sorulan bazı soruların “seçici, eleyici” olmasının mantığı da ölçtüğü bilgi düzeyinin daha üst sıralarda olmasından gelmektedir. Şimdi gelin ÖSS’deki soruların ölçtüğü bilgi basamaklarını birlikte inceleyelim. ÖSS’deki soruların ölçmeyi hedeflediği bilgi basamakları altıya ayrılmaktadır:
1. Basamak: Bilgi Düzeyi
Bilgi düzeyi, daha ileri düzeydeki bilgileri kavrama ve özümseme açısından temel oluşturma niteliği görmektedir. Bu düzeydeki soruların öğrenciden beklediği, bilgilerin öğrenildiği biçimiyle hatırlanması ya da tanınmasıdır. Başka bir ifadeyle, bu düzeyde adayın hatırlama gücü ölçülür. Bu tür bilgilerin (terimler, tanımlar, olaylar, olgular, ilkeler, formüller, kuramlar v.b.) hatırlanabilmesi için ezberlenmesi gereklidir. Hatırlama gücünü ölçen bir soruda istenen bilgi, derste ya da ders kitabında geçen haliyle sorulur ve öğrencinin kendisinden herhangi bir şey katması beklenmez. Örneğin bir tanımın hatırlanıp hatırlanmadığı yoklanmak isteniyorsa, öğrencinin ilgili tanımdan başka bir şeyi hatırlaması beklenmez. İlk basamaktaki bilgiler, sonraki basamaklara temel teşkil etmektedir. Bu yüzden öğrenilmesi de zorunludur.

Örnek Soru 1:
Aşağıdakilerden hangisinin oluşumunda iç kuvvetler etkili olmuştur?
A.Pamukkale travertenlerinin
B.Kapıdağ Yarımadası’nın
C.Toros Dağları’nın
D.Bafra Ovası’nın
E.Ürgüp yöresindeki peribacalarının

Örnek Soru 2:
Aşağıdakilerden hangisi Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliklerinin özelliklerinden biri değildir?
A.Büyük Selçuklular tarafından yıkılmaları
B.Malazgirt Savaşı’nın kazanılmasından sonra kurulmaları
C.Anadolu’nun bayındır hale getirilmesinde etkili olmaları
D.Egemen oldukları bölgelerde İslamiyet’i yaymaya çalışmaları
E.Kurdukları yerleşim yerlerine Türkçe isimler vermeleri ve Anadolu’yu Türkleştirmeye çalışmaları
Bu türden soruların soru kökü, genellikle bir soru cümlesinden oluşur. Herhangi bir düşünce, durum, sorun bulunmaz. Buradaki amaç, yukarıda da bahsedildiği gibi, öğrencilerin hatırlama gücünü ölçmektir. Ancak ÖSS’de bilgi (ezber) düzeyindeki soruların sayısı azdır. Dolayısıyla ezberlemek başarıyı beraberinde getirmemektedir.

2. Basamak: Kavrama Düzeyi
Bilgi düzeyindeki sorular bir konunun anlamadan ziyade ezberlenmesine dayanmaktaydı. Oysa kavrama becerisini ölçen bir soruda, bilginin derste ya da ders kitabındaki haliyle öğrenilmesi öğrencinin işine yaramaz. Kavrama basamağında öğrenciden istenen; bilgiyi farklı bir biçimde ifade etmesi ya da farklı şekillerde ifade edilen bilgileri tanıması, dönüştürmesidir. Bu tür sorularda öğrenci soruyu çözebilmek için kendisinden bir şeyler katmalıdır.
Kavrama basamağındaki sorular üç alt sınıfa ayrılmaktadır:
a- Çevirme:
Kavrama basamağının ilk alt basamağı olan çevirmede, sözel bir ifadenin yine sözel bir ifadeye ya da sembole, grafiğe; bir sembolün ya da grafiğin sözel bir ifadeye çevrilmesi istenebilir. Hatta grafik ya da sembolün yine bir grafik ya da sembole çevrilmesi de istenebilmektedir. Bu tür sorularda çevirisi yapılan ile çevrilen eşdeğer niteliktedir.

Örnek Soru 3:
Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı
Bu beytin düz yazıya en iyi çevrilmiş hali aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kapımı açan sabah rüzgârı gönlümün ateşini söndüremez.
B) Gönlümün ateşini sabah rüzgârı kadar söndürecek hiçbir şey yoktur.
C) Bana gönlümün ateşinden başka yanan bulunmaz ve kapımı açan sabah rüzgârıdır.
D) Sabah rüzgârı, her gün ilk kez kapımı çalar ve gönlümün ateşini söndürür.
E) Sabah rüzgârından başka kapımı açan yok ve gönlümün ateşi bana aittir.

Örnek Soru 4:
Durkheim, “Toplumsal olaylar, tıpkı bir eşya gibi ele alınmalıdır.” demekle aşağıdakilerden hangisini belirtmek istemiştir?
A) Ortaya çıkışları bakımından, fiziksel olaylarla toplumsal olaylar arasında fark yoktur.
B) Toplumsal olaylarla fiziksel olaylar, sonuçları itibariyle aynıdır.
C) Toplumsal olayların gözlemiyle fiziksel olayların gözlemi aynıdır.
D) Toplumsal olayların fiziksel nedenlere bağlı olduğu unutulmamalıdır.
E) Toplumsal olayların gözlenmesinde, ön yargılardan arınık olunmalıdır.

b- Yorumlama:
Kavrama basamağının ikinci alt basamağında ise “yorumlama” becerisini ölçen sorular bulunmaktadır. Çevirmeden daha üst bir bilgi düzeyi gerektiren yorumlamada, öğrenciden istenen şey bir sorudaki anlamın daha açık bir şekilde ifade edilmesidir. Bir paragrafın açıklanması, özetlenmesi ya da paragraftaki bilgiler arasındaki ilişkilerin bulunması bu basamakta hedeflenen amaçlardandır.
Örnek Soru 5:
Bir yönetmenimiz şöyle diyor: “Gerçek bir film, ayakkabının içine kaçan bir taşa benzemelidir.”
Bu cümlede, filmle ilgili olarak belirtilmek istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bir durumu eleştirel yaklaşımla ele alıp olumlu ve olumsuz yönleriyle yansıtmalıdır.
B) İnsanı ve toplumu tedirgin eden sorunlar üzerinde bizi düşünmeye zorlamalıdır.
C) İnsanın duygu dünyasını etkileyecek nitelikte olmalıdır.
D) İzleyenlerin, yaşamı daha iyi tanımasına olanak sağlamalıdır.
E) Değişik yollara başvurarak izleyicilerin ilgisini kamçılamalıdır.

c- Öteleme:
Kavrama basamağının üçüncü alt sınıfında “öteleme” becerisini ölçen sorular sorulmaktadır. Bu basamaktaki sorularda öğrencinin gözlenen olaylardan hareketle gözlenmemiş olaylar hakkında bir yargıya varması istenir. Bu tip soruların doğru olarak yanıtlanabilmesi için soruda verilen bilgilerin yorumlanabilecek kadar iyi öğrenilmesi gereklidir.
Öteleme becerisini ölçen sorularda öğrenciden, verilen bilgilerden hareketle (--- ile sembolize edilen) boşluk doldurması ya da doğru bir genellemeye ulaşması istenir. Bu tür sorularda doğru cevap niteliği taşıyan seçenek, diğerlerine göre doğru cevap olma olasılığı daha yüksek olan bir yargıdır. Çünkü bu sorular kesinlikten uzak, varsayıma dayanan sorulardır. Örnek olarak 2006 ÖSS Türkçe testinin 24. sorusunu verebiliriz.

Örnek Soru 6:
Çocukken beni en çok etkileyen kitaplar Michael Strogoff, Küçük Prens ve Pıtırcık dizisi olmuştur. Bunlar çocuğun düş gücünü geliştiren kitaplardır. Örneğin küçükken Jules Verne’in romanlarını okumuş bir bilgisayar mühendisiyle okumamış olan, birbirinden ayrılır; çünkü okuyan daha yaratıcıdır. Ayrıca, edebiyat öğretmenlerinin karşı çıkmasına karşın, çocukken bizi gözyaşlarına boğan bir yazarımızın kitaplarından da tat aldığımı söylemek isterim. Çünkü biz fark etmesek de o kitaplar, aslında duygusal eğitimimizin bir parçasıydı. Bize acımayı, ağlamayı öğretmişti onlar. ----. Bu, kötü bir şey.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Şimdiki çocuklar bunları tatmadan, yaşamadan yetişiyor
B) Yaşamda insanı insan kılan böyle olaylarla karşılaşacağımızı düşünüyorduk
C) Böylece duygularımızı yansıtmayı öğreniyorduk
D) O zaman öğretmenlerimizin yanılmadığını anlamıştık
E) Çocukların duygularına aşırı ölçüde yüklenmiştir bu kitaplar

3. Basamak: Uygulama Düzeyi
Uygulama basamağındaki sorular, öğrencinin daha önceden öğrendiği bir bilgiyi yeni durumlara uygulayıp uygulayamadığını ölçen sorulardır. Öğrenci bilginin anlamını kavradığını göstermekle kalmamalı, bilgiyi kendisi için yeni olan durumlara da uygulayabilmelidir. Yeni durumla kastedilen şey ise kavram, genelleme, ilke ya da teoriler arasındaki bağlantıları görebilmedir.
Bu düzeydeki bir davranışı öğrencinin gösterebilmesi için, öncelikle soruda karşısına çıkan bu yeni durumu tanıması gereklidir. Ondan sonrada bu yeni durumun hangi ilke, kavram ya da teori ile ilişkisinin olduğunu anlamaya çalışmalıdır.
Sık sık öğrencilere yeni ve özgün sorular çözmeleri tavsiye edilir. Bunun temelinde yatan sebep şudur: Öğrencinin çözdüğü bir soru özgün bir soru değilse ya da derste öğretmen tarafından daha önceden benzeri çözülmüş bir soru tipi ise öğrencideki uygulama becerisi ölçülmüş olmamaktadır. Eğer öğrenci sınavda bu sorunun benzeri çıkmış ve doğru sonuca ulaşmışsa sorunun öğrencide ölçtüğü beceri uygulama becerisi değil, tanıma ve hatırlamayı ölçen bilgi basamağıdır. Bu yüzden ÖSS'ye hazırlanan bir aday, uygulama becerisini ölçen sorulara karşı hazırlıklı olmalı ve farklı türden soru tiplerini de çözmelidir.
Bunu daha iyi anlamak için aşağıdaki soruları yukarıdaki bilgilerin ışığında gözden geçiriniz.
Örnek Soru 7:
1 den büyük asal olmayan bir tamsayının rakamlarının toplamı, sayı asal çarpanlarına ayrılarak yazıldığında, bu yazılışta bulunan tüm asal sayıların rakamlarının toplamına eşit oluyorsa bu tür sayılara Smith sayısı adı verilir.
Örneğin, 728 sayısı asal çarpanlarına
728 = 2 • 2 • 2 • 7 • 13
biçiminde ayrılır. 7 + 2 + 8 = 2 + 2 + 2 + 7+1+ 3 olduğundan 728 bir Smith sayısıdır.
Bu tanıma göre, aşağıdakilerden hangisi bir Smith sayısı değildir?
A) 4 B) 21 C) 22 D) 27 E) 121

Örnek Soru 8:
Derslerinde başarısız olan bir öğrencinin “Hayatta başarılı olmak için okulda başarılı olmak şart değildir.” demesi aşağıdaki savunma mekanizmalarından hangisine örnektir?
A) Yansıtma B) Bastırma C) Ödünleme D) Bahane Bulma E) Yön değiştirme

Örnek Soru 9:
Kaman civarına bahar gelince
Yıkılır ovadan yörük çadırları,
Yücesinde pare pare duman tutmuş
Düldül Dağ’ın yaylasında mekân kurulur.
Hoş gelmişsin ilkbahar!
Nisan ayı içinde donanır dağlar,
Donanır yeşilinden, alından
Bu dizelerde aşağıdaki şiir türlerinden hangisine özgü nitelikler ağır basmaktadır?
A) Lirik B) Pastoral C) Epik D) Didaktik E) Dramatik

4. Basamak: Analiz Düzeyi
Analiz basamağı bir bilgi bütününün parçalarına ayrılarak, bu öğeler arasındaki ilişkilerin birbirinden ayrılmasıdır. Gerçekten de bazı sorularda olgusal bir gerçek, gizli olan ya da açıkça belirtilmemiş bir sayıltı, yazarın bir olaya bakış açısını ve kendi düşüncesini desteklemek için gösterdiği kanıtlar v.b. bilgi parçaları bulunabilir. Eğer soruda bahsedilen bilgi parçalarını ve bunlar arasındaki ilişkileri göremezseniz, sorulan soruları anlamakta ve doğru cevabı bulmakta zorlanırsınız.
Analiz gücünü ölçen sorular üç alt sınıfa ayrılmaktadır:
a- Bir bilgi bütününü öğelerine ayırma:
Bu basamaktaki sorularla bir bütünü parçalarına ayırmanız ve bunlara anlam vermeniz istenir. Böylece, örneğin bir paragrafta, verilen bilgi bütününü oluşturan öğeleri birbirinden ayırıp ayıramadığınız ölçülür.

Örnek Soru 10:
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde yan cümlecik temel cümleciğin belirtili nesnesidir?
A.Havaların düzelmesini dört gözle bekliyorlarmış.
B.Sonunda, istedikleri gibi güzel ve ucuz bir eve taşınmışlar.
C.Toplantı salonunda bir köşeye çekilip uzun uzun konuşmuşlardı.
D.Okullar açılınca yine Ankara’ya geleceklermiş.
E.Tatillerinin bir bölümünü yaylada geçirmeye karar vermişler.

b- Bir bilgi bütününün parçaları arasındaki ilişkilerin analizi
Bu grupta ise öğeler arasındaki ilişkiler, neden-sonuç ilişkileri sorulmaktadır. Bu türden sorularda sizden istenen bir bilgi bütününün parçaları arasında tutarlılık olup olmadığını tespit etmeniz ve bu öğelerin bütünü oluşturan genel anlam ya da fikirle ilgili olup olmadığını bulmanızdır.

Örnek Soru 11:
Aşağıdakilerin hangisinde verilen I. Çözeltiyle II. çözelti eşit hacimlerde karıştırıldığında, oluşan çözeltinin pH si 7 olur?
(Oluşan çözeltinin hacmi, karıştırılan çözeltilerin hacimlerinin toplamına eşittir.)
I. çözelti II. çözelti
A) pOH = 1 [H+] = 1x 10 -13 M
B) pH = 2 [H+] = 1x 10 -2 M
C) pH = 13 [H-] = 1x 10 -1 M
D) pH = 4 pH = 10
E) pH = 3 pOH = 11

c- Örgütleme ilkelerinin analizi
Bu basamakta, bir bilgi bütününün dayandığı birtakım temel ilkelerin (örneğin bir yazarın amacının, görüşünün, yorumunun ya da bir hipotezin, genellemenin) ortaya çıkarılması istenir.
Bu tür bilgi düzeyini ölçen sorularda, daha ziyade tümdengelimsel düşünme önem kazanmaktadır.
5. Basamak: Sentez Düzeyi
Sentez gücünü ölçen sorularda, belli bir amaç için uygun olan parçaları uygun olmayanlardan ayırarak bir bütün oluşturma becerisi ölçülmektedir. ÖSS’de sentez gücünü ölçen sorular da sorulmakta ve sizden dağınık ya da karmaşık bir biçimde verilmiş bilgi parçalarını anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmeniz istenmektedir.
Örnek Soru 12:
I. O zamanki koşullar içinde pek çoklarımızca, hatta olacak iş de değildi, bir ütopya idi.
II. Kurulu düzeni tümüyle gökten inmiş bir değişmez bütün olarak bilen ve ona karşı gelmeyi rüyasında görse hayra yormayan kişilerden, her iki dünyanın sorunları üzerinde düşünebilen özgür insanlar yaratmak kolay iş değildir.
III. Biliyordu ki, onun eksikleri, sefaleti, acizliği, kişilikten yoksunluğu kulaktan dolma bilgilerine körü körüne bağlılığından ileri geliyordu.
IV. Ulusuna güveni vardı ve bu güveni hiçbir zaman sarsılmamıştı.
V. Oysa Atatürk, insan aklının zaferine inanıyordu.
Dil ve düşünce bütünlüğü bakımından anlamlı bir paragraf oluşturabilmek için yukarıdaki cümleler nasıl sıralanmalıdır?
A) I-III-II-V-IV B) II-I-V-IV-III
C) II-V-IV-III-I D) I-II-V-IV-III
E) V-IV-III-I-II
Bu tür soruları rahatça çözebilmeniz için verilen bilgi parçalarının biçim ve içerik yönünden birbirleriyle olan bağlantılarını hedef alan sorular çözmeniz gereklidir.
6. Basamak: Değerlendirme Düzeyi
Değerlendirme, belirli bir amaç için, belirli ölçütler yardımıyla soruda verilenlerin yargılanmasıdır. Değerlendirme kapsamına giren soruların bazıları bir bilgi bütününün “tutarlılığını, mantıksal doğruluğunu” ölçerken (bunlar iç ölçütler olarak tanımlanırlar) bazıları da verilen birden çok düşünce arasında “karşılaştırma yaparak anlamca birbirine yakın ya da birbirini destekleyen, tamamlayan” (bunlar dış ölçütler olarak tanımlanırlar.) seçenekleri bulmanız istenir.
Bu tür soruların en önemli özelliklerinden birisi değerlendirme yapabilmek için bir ölçüt sunmasıdır. Değerlendirme becerisini ölçen soruları doğru olarak yapabilmek için bilgi, kavrama, uygulama, analiz, sentez becerileri geliştirilmelidir.

Örnek Soru 13:
I. Bazen bir insan yüzü, bir olay, bir konuşma, bir doğa parçası yıllar önce okuduğum öykülere götürür beni.
II. Bir öykücünün belleğinde iz bırakan, sessiz bir anıya dönüşen her şey, zamanı geldiğinde yazarını yazmaya zorlar.
III. Öyle öyküler vardır ki ilk okuyuşumda bende bıraktığı izlenimler nedeniyle onu, bir dostu özler gibi özler, zaman zaman onunla birlikte olmak isterim.
IV. Küçük bir ayrıntı, belki bir çocuğun bakışı, bir kedinin kamburunu çıkarıp yazarın ayağına sürtünmesi, öyküde etkileyici öğeler olarak karşımıza çıkar.
V. Yazarları etkileyen, konu sandığında beklemeye bırakılan nice olaylar, durumlar bir süre sonra öyküleştirilmeyi ister.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangileri anlamca birbirine en yakındır?
A) I. ve III. B) II. ve IV. C) II. ve V. D) III. ve IV. E) IV. ve V


iPhone 4 isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-03-2008, 09:05 AM   #7
 
iPhone 4 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cousin





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Rehberlik<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Rehberlik

İngilizce öğrenmeyi kolaylaştıran günlük tavsiyeler

İngilizce konuşmayı sağlamak için geliştirilen yöntemle artık herkes kısa sürede İngilizce konuşabilecek.

Uygulanmakta olan İngilizce eğitim metodunun konuşturmayı geliştirmede yetersiz kaldığını gören Callan Method İngilizce konuşmayı geliştiriyor.

Easygo Education eğitim danışmanlarından Çiler Umsu ile bu yeni metodu ve ingilizce eğitimi ile ilgili görüştük.

• Kaç farklı şekilde ingilizce öğrenme metodu vardır. Callan Method nedir, alışılagelmiş ingilizce metodlardan ne farkı var?
İngilizce öğrenmenin bir çok yolu var, fakat 50 yıldır en yaygın kullanılan iki sistem bulunmaktadır. Birincisi ‘’klasik sistem’’ dediğimiz genel olarak kurslarda ve okullarda uygulanan sistemdir. Diğeri ise Ingilizce konuşturmada en başarılı yöntem olarak da kabul edilen ‘’ Callan Method’’dur.

• Callan Metodun sağladığı avantajlar neler?
'Anadil Yöntemi' de denilen bu yöntem ile isteyen herkes en kısa sürede İngilizce konuşabilir. İnsanlar anadillerini gramer öğrenerek değil; duyarak, konuşarak öğrenirler.
Bu metot ile gramer ve kelime bilgisi, konuşma pratiği yaparak öğreniliyor. Böylece, öğrenciler, İngilizce konuşma korkusunu önce psikolojik olarak gideriyorlar sonra bunu alışkanlık haline getiriyorlar.

• Callan Metodun nasıl uygulandığını kısaca anlatır mısınız?
Bu yöntemde aynen küçük bir çocuğun yeni konuşmayı öğrenmesi gibi önce kısa cümleler duyması ve konuşması sağlanır. Üzerinde uzun yıllar çalışılarak hazırlanmış özel soru- cevap formatında ilerleyen Callan Method ile kelimeler defalarca tekrarlanır. Bu sorular gitgide daha uzun ve daha zor cümlelere dönüşerek zamanla otomatik olarak cevap verilmeye başlanır. Böylece artık kafalarda formül kurmadan ve gramer düşünülmeden, otomatik olarak İngilizce konuşulmaya başlanır.

• 3 Ayda öğrencinin geleceği noktayı nasıl tarif ediyorsunuz?

Bizim 3 aylık eğitim programımıza (2+1) katılan İngilizce seviyesi başlangıç düzeyinde olan birisinin elde edeceği İngilizce kapasitesi genel İngilizce’nin %60-70 kadardır. bu da günlük ve ticari hayatta kendi işlerinizi kendiniz yapabilecek kadar İngilizce konuşabiliyorsunuz demektir.

• Verdiğiniz eğitim ile ilgili bir garanti ve uluslararası bir sertifika sağlıyor musunuz?
Uluslararası ‘’Callan Method Sertifikası’’ veriyoruz. Ayrıca, 160 saat kursumuza katılan bir kişinin, Cambridge Üniversitesinin First Certificate sınavını geçmesini garanti ediyoruz.

• Dünya çapında bu metodu uygulayan üniversite ve şirketlerden örnek verebilirmisiniz.
IBM, FIAT, PHİLİPS, OLİVETTİ v.b. birçok uluslararası büyük firma personeline İngilizce eğitimini Callan Method ile verdiği için Callan Method ile anlaşması bulunmaktadır. Ayrıca ülkelerin istihbarat servislerinin İngilizce’ yi öğretmede Callan Method’ u tercih ettikleri bilinmektedir. Türkiye’de biz de Easygo olarak, farklı sektördeki birçok firmaya İngilizce eğitim hizmeti vermekteyiz.

Türkiye’deki ingilizce eğitimi konusunda temel sorunlar nelerdir?
Türkiye'de İngilizce eğitiminde iki kavram birbirine karışmış durumdadır: Öğrenme ve konuşup-anlama. Öğrenme işi kısa zamanda gerçekleşebilir ki bu sadece gramer ve kelime bilgisidir, fakat bir dil için bunları biliyor olmak yeterli değildir, en önemlisi bunları kullanmak yani konuşabilmek ve anlayabilmek. Bunları geliştirmek içinse çok pratik yapıp devamlı tekrar etmek gerekir, çünkü bu öğrendiklerimizin iyice beynimize yerleşmesi gerekmektedir. Bunun içinde zaman gereklidir.
Yani kısa zamanda (örneğin; 1 hafta-1 ay v.b.) İngilizce konuşturduğunu iddia eden kurslar (tabi bir kaç basit cümle haricinde) ne kadar yoğun ve ne kadar hızlı eğitim verirlerse versinler zaman kavramını ortadan kaldırdıkları için bu dediklerini başarmaları (konuşma ve anlama bakımından) imkansızdır. Bununla beraber Klasik sistem ile eğitim veren kurslara da isterseniz 2-3 yıl gidin yeterli konuşma pratiği yapamadığınızdan İngilizce konuşmanızda ciddi bir gelişme olmamaktadır.

• Öğrencilere İngilizce öğrenmek için günlük hayatlarında neler tavsiye ediyorsunuz?
1. Kendi İngilizce seviyelerine uygun İngilizce kitaplar okumalarını,
2. Başlangıçta İngilizce alt yazılı film ve tv seyretmeleri daha sonra İngilizce anlamaları geliştikçe alt yazı olmadan seyretmeye devam etmeleri,
3. Konuşma pratiği yapabilecekleri yabancı birini bulmaları, yoksa internet üzerinden arkadaşlar edinerek onlarla yazışmalarını,

• Belirli bir seviyeye gelmiş bir kişinin İngilizceyi unutmaması için önerileriniz nelerdir?
Yapılacak en iyi şey kitap okumak, tv seyretmek ve haftada 1-2 saat yabancı birisi ile konuşma pratik yapmak.

• Ülkemizde 2. bir yabancı dil bilme oranı ne durumda ve 2. dil öğrenme konusunda talep artıyor mu?
Dünyanın değişen yapısına göre çince, ispanyolca gibi diller önem kazanmakta bu dilleri ikinci dil olarak bilen kişiler iş yerleştirmelerinde tercih edilmekteler. Ama yinede İngilizce dünyanın heryerinde geçerli dil olma özelliğini uzun yıllar koruyacak gibi görünmekte.

• İngilizce eğitim sektörünü nasıl bulunuyorsunuz?
• Sektörde çok fazla eğitim veren kurs bulunmakta buda öğrencilerin kafasını karıştırmakta.
Bu konudaki tavsiyemiz öğrenciler herhangi bir kursa kayıt yaptırmak isterlerse en fazla 1 aylık kayıt yaptırmaları eğer daha sonra gerçekten istedikleri eğitimi aldıklarını düşünürlerse kursa devam etmeleri. Çünkü birçok kurs ilk başta birçok vaatlerde bulunabiliyor ve öğrencilerin gözlerini boyayabiliyorlar ve sonunda bu vaat ettiklerini yerine getiremediklerinden öğrenciler memnun kalmayabiliyor. Sektörde yaşanan en büyük sorunda bu Öğrenciler ilk başta kursun parasını birkaç ay-kur peşin ödediklerinden (ki bu durum birtakım kampanyalarla cazip hale getiriliyor) sonradan eğitimden hoşnut olmayıp ayrılmak istediklerinde ödedikleri paraları veya verdikleri senetleri geri alamayabiliyorlar. O yüzden hangi kurs olursa olsun ilk başta 1 aylık kayıt yaptırmakta yarar var.

• En çok hangi sektörlerden talep alıyorsunuz şirketlerin personeline dil konusunda yatırımları artıyor mu?
Çoğunlukla Finans-Banka, İlaç, Tekstil, Logistik, Teknoloji ve yabancı ortaklı firma çalışanlarından talep olmakta. İngilizcenin önemi gün geçtikçe artmakta, firmalarda bunun bilincinde ve ona göre çalışanlarına İngilizce eğitimi konusunda daha duyarlılar.

• İnternetin ingilizce öğrenmeye katkıları var mı?
Tabi ki İnternet’te İngilizce eğitim sitelerinden öğrencilerimiz gramer ve kelime bilgilerini geliştirebilirler ve İnternet üzerinden diğer ülkelerden arkadaşlıklar kurularak onlarla konuşma pratiği yapabilirler. İnteraktif olarak konuşma dersleri yapılabilinse de etkisi canlısı gibi olmayabiliyor.


iPhone 4 isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-05-2008, 02:28 PM   #8
 
tatangalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Stajyer





<!-- google_ad_section_start -->Cevap: Rehberlik<!-- google_ad_section_end --> Cevap: Rehberlik

kardeş merhaba senden ricam bana kalite güvencenin önemi ve kalite kontrolün önemi lazım çok acil


tatangalar isimli üyemiz çevrimdy?ydyr. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Seçenekler
Stil


Rehberlik

Rehberlik konusu, EĞİTİM VE KÜLTÜR REHBERİM/Öğretmenler Odası bölümünde tartışılıyor .



Benzer Konular

Konu Kategori
Mesleki Rehberlik ve Yöneltme Süreci Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji
meslek tanıtımı İstek ve Önerileriniz
Eğitimciler İçin Rehberlik Sunular Yardımcı Kaynaklar


Gündemden Başlıklar

Konu Kategori
Evden eve nakliyat Liseler & Üniversiteler
Şehir ve Firma Rehberi Tatil ve Oteller
Tatil ve Oteller Seo

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:27 PM.




Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.2
Tynt Script Sponsored by Information Technology Salary
Bütün Hakları Saklıdır 2005-2011 Rehberim.net