EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM bölümü Sağlık / Kanser Çeşitleri Belirtileri Etkileri ve Tedavileri konusu gösteriliyor Özet:Kanser Çeşitleri Belirtileri Etkileri ve Tedavileri Adacık Hücre Kanseri Nadir bir tür olan adacık hücresi kanserinde kanser (kötücül) hücreleri pankreasın ...
| |||||||
Kanser Çeşitleri Belirtileri Etkileri ve Tedavileri | Açılış Sayfam Yap | Reklam | Kayıt ol | Konuları Okundu Kabul Et |
| | #1 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | Kanser Çeşitleri Belirtileri Etkileri ve Tedavileri Adacık Hücre Kanseri Nadir bir tür olan adacık hücresi kanserinde kanser (kötücül) hücreleri pankreasın belirli dokularında bulunur. Pankreas yaklaşık 15 cm. uzunluğunda bir ucu daha geniş diğer ucu daha dar olan ince bir pear benzeri bir organdır. Pankreas midenin arkasında ince barsağın oluşturduğu bir halkanın içinde yer alır. Daha geniş olan sağ tarafı baş orta bölümü gövde ve ince sol tarafı ise kuyruk olarak adlandırılır. Vücutta pankreasın temel olarak iki işlevi vardır. Gıdaların sindirimini sağlayan salgıları ve gibi gıdaların kullanımını ve depolanmasını yöneten insülin gibi hormonları üretir. Sindirim salgılarını üreten pankreas bölümü ekzokrin pankreas olarak adlandırılır. Pankreas kanserlerinin yaklaşık % 95'i ekzokrin pankreastan kaynaklanır. Pankreasın hormon üreten bölgelerinin adacık hücresi adı verilen özel hücreleri vardır ve endokrin pankreas olarak adlandırılır. Pankreas kanserlerinin sadece % 5'i bu hücrelerden kaynaklanır. Bu özet endokrin pankreas kanseri (adacık hücresi kanseri) hakkında bilgi vermektedir. Pankreastaki adacık hücreleri vücudun şekerli gıdalarının depolanmasını ve kullanımını düzenleyen insülin gibi hormonlar üretir. Pankreastaki adacık hücreleri kanserleştiğinde gereğinden fazla hormon üretebilirler. Böyle aşırı hormon üreten adacık hücre kanserlerine işlevsel (fonksiyonel) tümörler denir. Bazı adacık hücre kanserleri ise aşırı hormon üretmezler ve işlevsiz (non-fonksiyonel) tümörler olarak adlandırılırlar. Adacık hücrelerinde vücudun başka bölümlerine yayılmayan tümörler de gelişebilir. Bunlar selim (iyicil) tümörler olarak adlandırılırlar ve kanser değildirler. Hekimin saptanan tümörün kanser mi yoksa selim bir tümör mü olduğunu ayırt etmesi gereklidir.Karın ağrısı ishal (diare) mide ağrısı sürekli yorgunluk hissi baygınlık ve çok yemek yememeye rağmen kilo alma gibi durumlarda bir hekime başvurmalıdır.Bu belirtiler varsa hekim vücuttaki hormon miktarlarının normal olduğunu belirlemek için kan ve idrar tahlilleri isteyecektir. Röntgen incelemeleri ve özel taramalar gibi başka testler de gerekebilir.iyileşme şansı (prognoz) hastanın hangi tip adacık hücresi kanseri olduğuna kanserin ne kadar yayıldığına ve hastanın genel sağlık durumuna bağımlıdır.Adrenokortikal Karsinom Adrenal korteks kanseri nedir? Adrenal korteks kanseri kanser hücrelerinin adrenal bezin dışındaki tabaka olan adrenal kortekste bulundunan nadir bir kanserdir. Adrenal korteks kanserine adrenokortikal karsinom da denir. Üst abdomenin arka kısmında her böbreğin üst kısmında bir tane olmak üzere iki adrenal bezi vardır. Adrenal bezlere suprarenal bezler de denir. Adrenal bezin iç kısmına adrenal medulla denir. Adrenal medulladan başlayan kansere feokromasitoma denir.Adrenal korteksteki hücreler vücudun düzgün çalışabilmesine yardımcı olan önemli hormonları yaparlar. Adrenal korteksteki hücreler kanserleşince yüksek kan basıncı kemiklerde zayıflama veya diyabet gibi semptomlara neden olan bir veya daha fazla hormonu aşırı olarak salgılarlar. Eğer erkeklik veya kadınlık hormonları etkilenirse vücutta seste kalınlaşma yüzde kıllanma üreme organlarında büyüme veya göğüslerde şişme gibi değişiklikler görülür. Hormon salgılayan kanserlere işlevsel tümörler denir. Adrenal korteks kanserlerinin çoğunluğu fazladan hormon üretmez ve bunlara işlevsel olmayan tümörler denir.Aşağıdaki semptomlar ortaya çıkar ve kaybolmazsa doktora başvurulmalıdır:
doktor vücuttaki hormon miktarlarının normal olup olmadığını görmek için kan ve idrar testleri isteyecektir. Doktor ayrıca karnınızın içinin resmini gösteren abdominal tomografi de isteyebilir. Ne cins bir tümörün olduğunu anlayabilmek için başka özel filmler de çekilebilir. İyileşme şansı (prognoz) kanserin ne kadar yayıldığına (evre) ve doktorun kanserin tamamını ameliyatla çıkartabilmesine bağlıdır.Evre Açıklaması: Adrenal Korteks Kanserinin Evreleri: Adrenal korteks kanseri saptandığında kanserin ne kadar yayıldğını anlamak için tetkikler yapılacaktır. Buna evreleme denir. Doktor tedaviyi planlayabilmek için kanserin evresini bilmelidir. Adrenal korteks kanserinde aşağıdaki evreler kullanılır: Evre I Kanser beş cm'den daha küçük ve adrenal bez etrafındaki dokulara yayılmamış. Evre II Kanser beş cm'den daha büyük ve adrenal bez etrafındaki dokulara yayılmamış. Evre III Kanser adrenal bez çevresindeki dokulara veya lenf bezlerine yayılmış. Lenf bezleri lenf sisteminin küçük fasulye tanesi şeklinde parçalarıdır ve infeksiyonlarla savaşan hücreleri yapar ve depolarlar. Evre IV Kanser bölgedeki doku veya organlara ve adrenal korteks etrafındaki lenf bezlerine yayılmış veya kanser vücudun diğer bölgelerine yayılmış. Nüks Kanser tedavi edildikten sonra yinelemiş (nüks). Nüks adrenal korteks veya vücudun başka bir yerinde olabilir.Tedavi Seçenekleri: Adrenal Korteks Kanseri Nasıl Tedavi Edilir? Adrenal korteks kanseri olan tüm hastalar için tedavi seçenekleri mevcuttur. Üç çeşit tedavi kullanılır: -Cerrahi (kanserin çıkartılması) -Kemoterapi (kanser hücrelerini öldürmek için ilaçlar kullanmak) -Radyoterapi (kanser hücrelerini öldürmek için yüksek doz X ışınları veya diğer yüksek enerjili ışınlar kullanmak) Cerrah adrenalektomi denilen bir ameliyatla adrenal bezini çıkartabilir. Adrenal bezinin çevresinde kanser içeren dokular çıkartılır. Bu bölgedeki lenf bezleri de çıkartılabilir (lenf bezi diseksiyonu). Kemoterapi: kanser hücrelerini öldürmek için ilaçları kullanır. Kemoterapi hap şeklinde alınabilir veya bir iğne yardımıyla toplardamar veya kas içine verilebilir. Kemoterapiye sistemik tedavi denir çünkü ilaç kan dolaşımına girer vücut içinde dolaşır ve vücut içindeki kanser hücrelerini öldürür.Radyoterapi kanser hücrelerini öldürmek ve tümörü küçültmek için yüksek enerjili X ışınlarını kullanır. Adrenal korteks kanseri için uygulanan radyoterapi vücudun dışındaki bir makineden verilir (eksternal radyoterapi).Kanser tedavisinin yanısıra (kemoterapi radyoterapi ve/veya cerrahi) hastaya kanser tarafından salgılanan fazla hormonların neden olduğu bulguları önlemek ve tedavi etmek için başka ilaçlar da verilebilir.Evreye Göre Tedavi Tedavi kanserin ne kadar yayıldığına ve hastanın yaşı ve genel durumuna göre düzenlenir. Konu DakikEmre tarafından (05-02-2012 Saat 11:25 PM ) değiştirilmiştir. |
| | |
| | #2 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | CİLT KANSERİ (Deri Kanseri)
Melanoma olmayan deri kanserleri erken tanınabilir mi ?
Dil ve Dudak Kanseri Dudak dil ağız döşemesi tükrük bezleri yanak iç kısımları diş etleri ve damağı etkileyen kötü huylu tümörler. Tümörlerin % 90′ ı skuamöz hücre kanserlerdir ve kalanları lenfoma melanoma küçük tükrük bezlerinin kanserleri ve sarkomalardır. Etkilenen sistemler: Sindirim sistemil Genetik:• ilgisiz Görünme sıkılığı: • 12 /100.000 (her yıl 30.300 yeni olgu). Her yıl 5000 kişi bu hastalıktan ölür • Ağız boşluğu tümörleri tüm kanserlerin erkeklerde % 4′ ünü kadınlarda % 2 ‘ sini meydana getirir• Hurma taze hurma yaprağı çiğneme alışkanlıkları sigaranın yanan ucunu ağız içinde tutma alışkanlığına bağlı olarak Asya’da ensidansı yüksektir.Yaş : • 50 ve üzeri. Fakat dumansız tütün kullanımı ile genç yaş grubunda artış görülmektedir. Cinsiyet: • Erkek = Kadın BELİRTİ VE BULGULAR • Yutma güçlüğü • Lokmaların burundan geri gelmesi. • Konuşma problemleri • Tümöre bağlı nazofaringeal yetersizlik ve boğaz ağrısı yutulan gıdalrın hava yollarına kaçması. • Yansıyan ağrı nedeniyle tek taraflı kulak ağrısı • Sıklıkla hassas ve infeksiyon ile karışan ağız boşluğunda kitle veya ülser. Genellikle elle muayenede ülserin kendi sınırının ilerisine uzanın sert alana hissedilir. • Sert boyun kitlesi • Boyunda elle gelen lenf bezleri NEDENLERİ • Tütün kullanımı (Dumanlı veya dumansız) • Enfiye kullanımı • Aşırı alkol tüketimi • Dudak kanseri hallerinde ultraviole ışığa maruz kalma • B12 vitamini veya demir eksikliği anemisi. TANI: GÖRÜNTÜLEME • Akciğere sıçramayı ekarte etmek için göğüs grafisi • Kemiğe sıçramayı düşündüren kemik ağrısı varsa kemik scan görüntüsü • Beyin veya karaciğere sıçrama düşündüren klinik varsa Bilgisayarlı tomografi veya MR BİOPSİ • Ayaktan yapılan transoral biopsi kesin tanı koydurur. TEDAVİ UYGUN SIHHİ BAKIM • Cerrahi girişim için hastanın yatırılması • Tedavi lokalizasyona bağlı olarak değişir örneğin dil yanak duvarı farenks damak dudak• Radyasyon (Şua -Işın)tedavisi ve / veya (İlaç) kemoterapi ile birlikte veya sadece kanserli bölgenin tamamen ameliyatla çıkarılması seçilen tedavidir. • Ameliyat edilemeyen lezyonlar radyasyon tedavisi ve / veya kemoterapi ile tedavi edilirler. • Cerrahi gereken hastalarda beslenme normal yara iyileşmesi için en önemli faktördür. Ağızdan beslenme mümkün değilse mideye sonda sokularak ve / veya mideye dışardan delik açılarak beslenme gerekebilir. AKTİVİTE • Hastanın fizik durumu tolere edebildiği kadar DİYET • Hastalığın yayılımına ve çiğneme veya yutma kabiliyetine bağlıdır TAKIP HASTANIN İZLENMESİ • Üst hava yolu ve sindirim sisteminde olası odağın veya nükslerin tetkiki için rutin periyodik baş ve boyun muayenesi yapılmalıdır. ÖNLEM / KAÇINMA • Tütün içilmesi veya dumansız tütün kullanılmasının önlenmesi • Alkol kullanılmasının önlenmesi BEKLENEN GELİŞME VE PROGNOZ Yeterli tedavi yapılan erken lezyonlarda % 80 ‘den fazla tedavi sağlanır. Ekstragonadal Germ Hücreli Tümörler Ekstragonadal germ hücreli tümörler Ekstragonadal germ hücreli tümörler benign ( kanser olmayan gonadlardan vücudun diğer bölümlerine göç eden sperm veya yumurta hücresinden gelşirler.Yaş ve cinsiyet ekstragonadal germ hücreli tümör gelişimini etkileyebilir. Görüntüleme yöntemleri ve kan testleri Ekstragonadal germ hücreli tümörleri bulmak ve tanı koymak için kullanılır. Tedavi şeklini ve prognozu bazı faktörler etkiler. Ekstragonadal germ hücreli tümörler gonadlardan vücudun diğer bölümlerine göç eden sperm veya yumurta hücresinden gelişirler.Ekstragonadal gonad ( seks organları) dışı gelişim anlamına gelmektedir.Testiste oluşan sperm hücresi veya overde oluşan yumurta hücresi vücudun başka bir yerine göç edip orada germ hücreli tümör gelişimine neden olur.Bu tümörler vücutta herhangibir yerde gelişebileceği gibi sıklıkla beyinde hipofiz mediasten veya karın boşluğunda gelişir. iyi huylu) veya malign ( kanser kötü huylu) olabilir. Benign ekstragonadal germ hücreli tümörler benign teratom olarak isimlendirilir.Bu tümörler malign ekstragonadal germ hücreli tümörlerden çok daha sıktır ve sıklıkla çok daha büyüktür. Malign ekstragonadal germ hücreli tümörler non-seminom ve seminom olarak incelenir.Non seminomlar seminomlardan çok daha hızlı büyüme ve yayılma eğilimindedir. Genellikle daha büyük olurlar ve belirti verirler. Tedavi edilmediklerinde malign ekstragonadal germ hücreli tümörler akciğer lenf nodu kemik karaciğer veya vücudun diş kısımlarından gelişir. Yaş ve cinsiyet ekstragonadal germ hücreli tümör gelişimini etkileyebilir.Malign ekstragonadal germ hücreli tümörlerde risk faktörleri: • Erkek cinsiyet • 20 yaş veya daha üstü olma • Kleinfelter sendromlu olma Ekstragonadal germ hücreli tümörde görülen olası semptomlar arasında göğüs ağrısı ve solunum problemleri de bulunmaktadır. Malign ekstragonadal germ hücreli tümörler yerleştikleri yerlere komşu alanlara bağlı değişikliklere neden olabilir. Hastada eğer şu semptomlar varsa doktora başvurmalıdır: • Gö?üs ağrısı • Solunum problemleri • Öksürük • Ate? • Başağrısı • Barsak problemleri • Yürüme zorluğu • Görme ve göz hareketlerinde zorluk Görüntüleme yöntemleri ve kan testleri ekstragonadal germ hücreli tümörleri bulmada kullanılır. |
| | |
| | #3 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | ENDOMETRİUM KANSERİ (RAHİM KANSERİ) Rahim kanseri rahim ağzı kanserinin pap-smear’ le taramasının yapıldığı gelişmiş ülkelerde en sık görülen jinekolojik kanserdir.Görülme Sıklığı Rahim kanseri sıklıkla menopoz sonrası dönemde görülen bir kanserdir. Hastaların büyük çoğunluğu 65 yaşın üzerindedir. Ancak ciddi risk faktörleri varlığında % 25 vakada menopoz öncesi dönemde de görülmektedir. Risk Faktörleri - Şişmanlık - Hiç doğum yapmamış olmak - Geç menopoz yaşı - Hipertansiyon - Şeker hastalığı - Erken ilk adet görme yaşı - Dışarıdan östrojen verilmesi - Kronik adet görmeme - Meme kanseri nedeniyle tamoksifen kullanımı Yukarıda sıralanan sebeplerin kansere eğilim yaratmasının sebebi fazla salgılanan östrojenin rahim kanseri oluşumunda etkili olması noktasında ortaklıkları vardır. Bu sebeple sigara kullanımı ve düşük sosyo-ekonomik düzeyinin yumurtalıkların işlevini bozarak rahim kanseri sıklığını azalttıkları düşünülmektedir. Rahim kanserinin endometrial hiperplazi adı verilen öncül oluşumunun zamanında tanı konup tedavi edilmesi rahim kanserinden korunmada hayati öneme sahiptir. Bu öncül lezyonun oluşum sebepleri ile rahim kanserinin oluşum sebepleri benzer sebeplerdir. Anormal vaginal kanama nedeniyle tetkik edilen hastaların birçoğunda bu öncül lezyonlar saptanır. Tanısında rahimden küretaj yolu ile alınan hücresel materyalin incelenmesi esastır. Tedavisinde hormonal ilaçlar ya da eğer çocuk istemi yok ve 45 yaşından büyük bir olgu söz konusu ise rahimin ve yumurtalıkların çıkarılması yer alır .Akut Lenfoblastik Lösemisi Akut lenfoblastik lösemi (ALL) olgunlaşmamış lenfosit öncüllerinin (lenfoblastlar) klonal çoğalması ile karakterize bir hastalıktır. Lenfoblastların çoğunluğu B lenfosit orijinli (%80- 85) geri kalanı ise T lenfosit orijinlidir. Nadiren hücrelerin hangi seriye ait olduklarıbelirlenemez. ALL tedavisi genellikle 3 aşamada yapılır. İlk aşama remisyon indüksiyonu olup remisyonsağlandıktan sonra konsolidasyon (pekiştirme) ve idame tedavileri uygulanır. Akut myeloblastik lösemiden farklı olarak santral sinir sistemi (SSS) nüksleri sık görüldüğünden ayrıca SSS profilaksisi ygulanmaktadır.ALL prognozu son yıllarda uygulanan tedavi rejimleri ile gerek çocuklarda gerekse de yetişkinlerde düzelmiştir. Hastalığın biyolojisinin anlaşılması destekleyici tedavilerin gelişmesi ve yeni ilaçların kullanılması prognozun düzelmesi üzerine etkisi olan faktörlerdir.Yetişkin hastalarda %60-90 oranında remisyon elde edilmesine rağmen uzun süreli hastalıksız yaşam süresi ancak %30-40 hastada örülmektedir. Bu oran kötü risk faktörü olan hastalarda %20 civarına düşmektedir.TEDAVİYE CEVABI ETKİLEYEN FAKTÖRLER Hastalığın seyrini ve tedaviye cevabı etkileyen bazı faktörler tanımlanmıştır. Bunlar; remisyonda kalma süreleri yani relaps olana kadar geçen süre nüksün lokalizasyonu immünfenotipik karakterler yaş relaps sırasındaki toplam lökosit sayısı gibi faktörler sayılabilir.Bir çok merkez bunlar arasında en çok erken relapsı dikkate almaktadır. Erken relaps olarak ilk iki yıl içinde ortaya çıkan relapslar dikkate alınmaktadır. Yapılan çalışmalarda ilk iki yıl içinde relaps olanların geç relaps olanlara göre daha kötü prognoza sahip olduğu görülmüştür.T hücreli ALL 10 yaşından büyük olmak da kötü prognoz göstergesi sayılmaktadır. Relapsın lokalizasyonu da önemlidir. Ekstramedüller relapsın (genellikle santral sinir sistemi) kemik iliği relapsına göre daha iyi prognozlu olduğu bilinmektedir. 35 yaşından büyük hastalar yüksek lökosit sayısı null veya ayırımı yapılamayan blastların olması Philedelphia kromozomu (Ph+) pozitifliği ve remisyona geç ulaşılan hastalarda tüm tedavilere rağmen ALL seyri kötü gitmektedir. Maalesef ALL hastalarının %60-70’nde tanı anında bu kötü prognoz faktörleri bulunmaktadır. Özellikle ilk remisyon süresi 18 aydan az olan hastalarda uzun süreli yaşam şansı %5’in altına düşmektedir. Salvage tedavi ile %40-60 oranlarında remisyon elde edilmesine rağmen hastalıksız yaşam süresi 2-7 5 ay arasında düşmektedir. Tüm bu verilere rağmen hastaların hastalıksız yaşam süresini etkileyen üç faktör en önemli olarak bulunmuştur.a-Hastalık ve hastaların özellikleri: Relaps riski; yaşlılarda lökosit sayısı 30-50 X 109/l olanlarda Ph kromozomu pozitif olan ve tam remisyona geç ulaşılan hastalarda en yüksektir.Philedelphia kromozomu (Ph+) yetişkin ALL hastalarında %20-30 oranında bulunmaktadır. Bu oran 50 yaş üzeri hastalarda %50 oranlarına ulaşmaktadır. t(9;22) t(4;11) ve t(8;14) kromozom bozuklukları kötü riskli hastalarda tespit edilir. Yukarıda sayılan faktörler dışında hastalığın seyrini etkileyen faktörlerde bildirilmiştir. Santral sinir sistemi tutulumu blastoranı kemik iliği tutulumunun tipi hemoglobin trombosit laktik dehidrogenaz yüksekliği ve organomegalilerde sayılmaktadır. Bu risk faktörleri genellikle tedaviyle ilişkilidir.b-Remisyon süresi: Birinci remisyon süresinin uzunluğu hastalığın seyrini etkilemektedir. 18 aydan uzun süren remisyonlarda prognozun daha iyi seyrettiği bilinmektedir. c-Biyolojik özellikler: Relaps sırasında karyotipik ve immünfenotipik değişikler gözlenebilmektedir. Çocukluk çağındaki relapslarda farklı karyotipik blastların bulunması%30 ile %96 arasında görülmektedir. Tam olarak farklı blastların klonal farklılaşmadan ziyade sekonder lösemiyi akla getirmektedir. |
| | |
| | #4 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | AKUT MİYELOİD LÖSEMİ (Kemik İliği ve Kan Lösemisi) Akut miyeloid lösemilerde (AML) lösemik öncül hücrelerin kontrolsuz olarak çoğalmaları yanı sıra olgunlaşma ve farklılaşma özelliklerini kaybetmeleri söz konusudur. Habis karakterli bu hücreler genellikle blastlar ya da ona yakın düzeyde (promiyelosit promonosit gibi) hücrelerdir. Bu hücreler kemik iliğini tamamen infiltre ederek hematopoiezin yetersizliğine yol açarlar. Diğer taraftan çoğalan lösemihücreleri kanda da artma gösterirler ve seyrek de olsa ekstramedüller dokuları ve merkezi sinir sistemini infiltre edebilirler. Vücuttaki toplam sayısı artmış olan bu lösemi hücre kitlesi ayrıca metabolik yönden olumsuz etkilere de neden olabilir. Akut lösemili hastalarda kemik iliğindeki monoklonal lösemik hücre kitlesinin yanı sıra azalmış sayıda normal hematopoietik kök hücre kitlesi de vardır. Sitotoksik ilaç tedavisinin ana ilkesi lösemik hücre kitlesini kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisinde görülemeyecek derecede şiddetle baskılamak ve normal hematopoiezin yenilenmesini sağlamaktır. Bu tedavi hastalıksız sağkalımın ya da şifaya kavuşmanın ilk ve en önemli basamağıdır. Akut lösemi hastanın vücudunda bu olumsuz biyolojik etkilerinin yanı sıra hastada ve yakın çevresinde yine olumsuz psikolojik etkilere de yol açar. Bütün bunlar göz önünde tutulacak olursa akut miyeloid lösemili hastalarda tedavi çok yönlü olarak ele alınmalıdır. Burada hastayı bilgilendirme ve tedavi için olurunu almak tedavinin tasarımı uygulama planı komplikasyonların önlenmesi ya da tedavisi ve gereken konsültasyonların belirlenmesi hem iç hastalıkları ya da pediatrinin hem de hematoloji uzmanınınbilgi ve deneyimini gerektirir. Hastanın ve yakınlarının hastalık tedavisi yan etkiler ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmesi mutlaka gereklidir ve bu işlem hastanın tedaviye uyumunu da kolaylaştırır. Ayrıca imzalanmış onayının alınarak saklanmasının hem etik yönden hem de hukuksalyönden önemli olduğu unutulmamalıdır. AML tanısı konmuş çok ileri yaşta ve diğer bazı hastalıkları olan hastalar ve kan almayı reddeden hastalarda standart sitotoksik ilaç tedavisi yapılması olası görülmeyebilir.Bu hastalarda destekleyici tedavi uygulanabilir. Sadece ileri yaş tedavi kararını olumsuz olarak etkilemez. Akut miyeloid löseminin tedavisine karar vermeden önce şu basamakların bilinmesi gereklidir: -AML tanısı mutlaka çevre kanı ve kemik iliğinin mikroskopik değerlendirilmesi ile koyulmalıdır. Bundan sonra immunofenotipleme sitogenetik ya da moleküler biyolojik incelemeler için örnekler alınmalıdır. Bu ikinci incelemeler tanıya ve prognozu belirlemede yardımcı incelemelerdir. Hastalarda performans durumu ve risk değerlendirmeleri en başta yapılmalı tedavi buna göre tasarlanmalıdır. Akut miyeloid lösemili hastaların tedavisi çok yönlü olup bunlar sırasıyla başlıca üç grupta sıralanabilir: -Genel önlemler ve hazırlıklar -Komplikasyonlar ve sorunların tedavisi -Kan hücresi desteği tedavisi AML tedavisinde karşılaşılabilecek bazı sorunlar · Kanama (trombositopeni yaygın damariçi pıhtılaşması)· İnfeksiyon · Tümör erimesi sendromu · Lökostaz · Mukozitis (infeksiyon beslenme zorluğu)· Hiperürisemi · Hiperpotasemi veya hipopotasemi · Karaciğer işlev bozuklukları (sitotoksik ilaçlar) · Böbrek yetersizliği (antimikrobiyal tedaviler) · Oral beslenememe · Ototoksisite · Nörotoksisite Komplikasyonların tedavisi. AML’li hastalarda tanı sırasında ya da tedaviler sona erip hasta düzelene kadar birçok komplikasyonlarla karşılaşılabilinir. Bu komplikasyonlar ve sorunlar bunların erkenden tanınması önlem alınması ya da tedavileri gereklidir. |
| | |
| | #5 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | Primer Karaciğer Kanseri Karaciğerin primer (kendine has) malign (kötü huylu) tümörleri bir başka deyişle kanserleri şunlardır: Hepatosellüler karsinom intrahepatik kolanjiosellüler karsinom hepatokolanjiokarsinom hepatoblastom anjiosarkom epiteloid hemanjioepitelioma ve diğer sarkomlar (leiomyosarkom rabdomyosarkom indiferansiye embriyonel sarkom). Karaciğer kanserlerinin tümüne yakınını hepatosellüler karsinom (HSK) ve intrahepatik kolanjiosellüler karsinom oluşturur.1- Hepatosellüler Karsinom (HSK) : Karaciğerin en sık (%75) rastlanan primer tümörüdür. Diğer adı hepatomadır. Erkeklerde kadınlardan 5 misli daha fazla görülür. En sık 40-60 yaşlardadır. Kısacası en fazla orta yaş erkeklerde görülür. Dünyada en fazla Güneydoğu Asya ve Güney Afrika'da görülür. ABD'de ise seyrektir; tüm kanserlerin ancak %2 5'udur.Etyolojisi bilinmemektedir. Ancak HSK için bazı risk faktörleri mevcuttur: Siroz HSK'li olguların büyük çoğunluğunda (%75-95'inde) risk faktörüdür. Hepatit B enfeksiyonu siroza neden olarak dünyadaki en önemli HSK sebebidir. Hepatit B enfeksiyonu olanlarda olmayanlara göre 20-200 kat daha fazla HSK oluşur. Ayrıca siroz yapan bütün hastalıklar hepatit C enfeksiyonu alkol kullanımı vs. hastalıklar HSK'a yol açabilir. Postnekrotik sirozlar alkolik sirozlar hemokromatosis alfa-1-antitripsin eksikliğinde kanser olma riski yüksektir. Primer bilier siroz kardiak siroz Wilson hastalığında da orta derecede risk vardır. Aspergillus flavus adlı mantar tarafından üretiien Aflatoksin ile kontamine olmuş tahıl ve yer fıstığı yeme sonucu Aflatoksin alınmasıyla HSK gelişme riski vardır. Uzun süreli androjen kullanımında da HSK sıktır. Şistozomiazis ve klonorşiazis denen parazit hastalıklarının sık görülmesi de risk faktörüdür.Klinik bulguları: Hepatomegali (karaciğer büyümesi) Karaciğer üzerinde üfürüm ve frotman olması Assit (karında sıvı birikmesi). Assit hastaların yarısında kanlıdır. Halsizlik iştahsızlık kilo kaybı karın ağrısı (her 3 hastadan birinde) Sirozu olan stabil bir hastada kliniğin aniden bozulması ve ALP artışı Karında kitle olması ve karında sağ üst kadranda ağrı ise karaciğer kanserinde en sık doktora başvurma sebepleridir.Tanı : ALP (alkalen fosfataz) belirgin ölçüde artar. Transaminazlar ise (SGOT ve SGPT) hafif artar. AFP (alfa feto protein) artar. Galyum sintigrafisi (fokal dolma defekti olur). Ultrason ile kitle görülebilir portal vene kitlenin invazyonu gösterilir. BT'de (bilgisayarlı tomografi) kitle görülür. Anjiografide hipervasküler ve tümör kızarıklığı gösteren kitle görülür. Karaciğer biyopsisi yapılarak kesin teşhis konur.Tedavi : Etkin bir tedavi yoktur. Tanıyı takiben ortalama yaşam süresi 6 aydır. Tümör karaciğerin tek bir lobunu tutmuşsa o lob ameliyatla çıkartılır. Bu şekilde hastaların %10'u en az 5 yıl yaşama şansına kavuşur. Lezyon bir odağa lokalize ve 3 cm'den küçük ise tümör çıkartıldıktan sonra hastaların yarısında kanser tekerrür etmez. Ana damarlarda tutulum yoksa karaciğer nakli ve kemoterapi denenebilir. Karaciğer kanserinde (HSK) radyoterapi ve kemoterapi tedavisi ile genellikle başarılı sonuçlar alınamaz. Bazı vakalarda radyoaktif işaretli transferin tedavisi yarar sağlamaktadır. Metastaz : % 50 olguda metastaz (tümörün başka bir dokuya yayılması) olur. En çok hiler lenf ganglionlarına ve akciğere metastaz yapar. 2- İntrahepatik kolanjiosellüler karsinom : Karaciğer içi safra kanallarının kanseridir. Karaciğer içi safra kanallarının herhangi bir yerinde oluşabilir. Karaciğerin hilusu veya periferik kısımlarında gelişebilir. Karaciğer primer tümörlerinin % 8-25'ini oluşturur. Etyoloji : Nedeni büyük ölçüde bilinmemektedir. Hastaların % 10'unda tümör şu etmenlerle ilişkilidir: Kronik ülseratif kolit (tipik olarak primer sklerozan kolanjit ile birlikte oluşur) Caroli hastalığı (idiopatik intrahepatik safra kanalları genişlemesi) konjenital hepatik fibrozis klonorşiazis opistorşiazis hemokromatozis thorotrast uygulanması vs. Bu tip kanserlilerin %10'unda siroz vardır. Ancak intrahepatik kolanjiokarsinom'un Hepatit B ile hiçbir ilişkisi yoktur. Klinik bulguları : Karın ağrısı halsizlik ateş ve kilo kaybı olur. Tipik olarak 50-70 yaşlarında görülür. Tanı : Ultrason BT ALP artışı ve biopsi (patolojik tanı). Tedavi ve prognoz: Hastaların çoğu tanı konulduktan sonra en fazla 1 yıl yaşar. Tümör çıkartılırsa bu süre biraz daha uzayabilir. Metastaz : % 75 olguda metastaz olur. En çok lenf ganglionlarına periton yüzeylerine ve akciğere metastaz yapar.3- Hepatokolanjiokarsinom : Bu tümörler hepatosellüler ve safra kanalı farklılaşması gösterir. Karaciğer primer tümörlerinin %5 'inden azını oluşturur. HSK'a benzer belirtiler olur. 4- Hepatoblastom : Çok nadirdir. Çocuklarda en sık görülen karaciğer primer tümörüdür.Genellikle 3 yaşından önce oluşur. Erkeklerde kızlardan 2 misli daha fazladır. Doğuştan anomaliler ve hemidistrofi ile ilişkilidir. En sık belirtiler (hepatomegali nedeniyle) karında kitle büyüme geriliği ve kusmadır. Serum AFP değeri olguların %85'inde yükselir ve oldukça yüksek değerlere ulaşır.Hepatoblastom soliter iyi sınırlı grimsi esmer renkte bir kitle şeklinde görülür. Değişik şekillerde olabilir. Ortalama lezyon çapı 10 cm dir. Bazen 20 cm ye kadar olabilir. Nekroz ve kanama sıktır. Siroz oldukça enderdir.Tedavinin başarısı tümörün (hastaların %75'inde gerçekleşebilen) tamamen çıkartılmasına bağlıdır. Tümörün tamamen çıkartıldığı hastaların yarısı nda hayatta kalma süresi uzar. Ameliyattan önce kemoterapi uygulanarak tümörü çıkarılamayan hastalara da ameliyat olanağı sağlanabilir. Tümüyle fetal kaynaklı olan tümörler en iyi prognoza sahiptir saf anaplastikler ise en kötü prognozlu olanıdır.Olguların yarısında metastaz olur. Metastazları genellikle hiler lenf ganglionlarına ve akciğere yapar. 5- Anjiosarkom : Genel anlamda karaciğer sarkomu enderdir. Karaciğer sarkomunun en sık görüleni ise anjiosarkomdur. Tipik olarak 50-70 yaşlarındaki erkeklerde görülür. Etyoloji : Vinil klorid arsenik ve Thorotrast (artık kullanılmayan bir radyolojik kontrast madde) anabolik steroid kullanımı ile yakın ilişkilidir. Tümör bu maddelere maruz kalmadan 10-25 yıl sonra ortaya çıkar.Klinik bulgular : Karın ağrısı halsizlik kilo kaybı karında kitle bu hastaların en çok başvuru sebebidir. Hematolojik bozukluklar (anemi DIC vs) sıktır.Tanı : Ultrason ve BT'de kitlenin görülmesi ALP atışı anjiografide defektin gösterilmesi ile tanı konur. Kesin tanı için gerekli olan biyopsi açık yöntemlerle alınır. Zira kapalı karaciğer biyopsisi sonrası öldürücü kanama olabilir. Patolojik bulgular : Olguların %75'inde çok sayıda tümör odağı karaciğerin her iki lobunu tutar. Odaklar tek tek süngerimsi yapıda ve kanamalıdır; büyüklükleri farklıdır.Tedavi ve prognoz : Yararlı hiçbir tedavi bulunamamıştır. Hemen hemen tüm olgular tanıdan sonraki 2 yıl içinde (karaciğer yetmezliği ve karın içi kanama nedeniyle) ölürler. Metastaz : Olguların %60'ında metastaz olur. 6- Epiteloid hemanjioendotelyoma : Ender görülen bu tümörün etyolojisi bilinmemektedir. Kadınlarda erkeklerden daha fazladır. Prognozu biraz daha iyidir; 5 yıllık survi (sağkalım) %30'dur. Yakın geçmişe kadar yapısı nedeniyle yanlışlıkla kolanjiokarsinom olarak tanı konulurdu. 7- Diğer sarkomlar : Leiomyosarkom ve rabdomyosarkom gibi çeşitleri vardır. Oldukça enderdir. Bunlardan indiferansiye (embriyonel) sarkom erişkinlerde ender görülür ama çocuklardaki karaciğer tümörlerinin ancak %10'unu teşgil eder. Meme Kanseri ![]() Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. ABD’de her yıl 185000 kadına meme kanseri tanısı konulmakta ve bu hastaların 46000’i yaşamını yitirmektedir. Erkeklerde ise sıklığı daha az olmakla birlikte 1/150 oranında görülmektedir. Meme kanseri hormona bağlıdır. Kadınlarda geç menarş erken menapoz ve 18 yaşında gerçekleşen ilk doğum meme kanseri oluşma riskini belirgin bir şekilde azaltır. Yağlı yiyeceklerin meme kanserine yol açtığı iddiası henüz tartışmalıdır. Oral kontraseptifleri meme kanseri riski üzerine az etkileri vardır. Östrojen replasman tedavisi meme kanseri riskini azda olsa arttırmasıyla beraber yaşam kalitesi ve kemik mineral yoğunluğu üzerine yararlı etkileri bulunmaktadır. Ayrıca kalp damar hastalıklarıyla oluşan ölüm riskini azaltır. 30 yaşından önce herhangi bir nedenle terapötik amaçlı radyoterapi alan kadınlarda meme kanseri gelişme riski çok yüksektir.TANIMeme kanseri tanısında mamografinin büyük yararı vardır. Elle memelerin muayenesin de kitlenin saptanması erken tanı açısından önemlidir. Mamografi veya elle muayene sonucu tespit edilen kitlenin biyopsisi ile kesin tanı konulur. Kadınlar en az ayda 1 kez meme muayenesi yapmaları gerekir. Premenapozal yani menapoz öncesi dönemde ki kadınlarda soru işareti uyandıran veya şüphe götürmeyen küçük kitleler 2-4 haftada bir muayene edilmelidir. Kitle rastlanan menapoz öncesi ve sonrası kadınlarda kitlelerden biri boşaltılarak çıkan materyalin makroskopik incelemesi yapılır. Çıkan materyal kansız sıvı içeren bir kist ise ve aspirasyonla yani boşaltılarak giderilebiliyorsa hasta rutin takibe alınmalıdır. Eğer kitle sert ve boşaltılamıyorsa mamografi çekilerek biyopsi alınmalıdır. 50 yaşından sonra her yıl yapılan mamografi kontrollerinin hayat kurtarıcı olduğu gösterilmiştir. Mamografi kontrollerinin 40 yaşından sonra yapılması gerektiği tartışmaları aşağıdaki nedenlere dayandırılmaktadır; -hastalık 40-49 yaş arasında daha az sıklıkla görülmekte bu nedenle kontroller başarısız olmaktadır. -40-49 yaş arası mamografide saptanan bozukluklar daha az sıklıkla kanserle sonuçlanmaktadır. -hiçbir klinik çalışma 40 yaşından itibaren yapılan mamografi kontrollerinin hayat kurtarıcı olduğunu göstermemiştir. Yinede mamografi kontrollerinin 40 yaşında başlatılması gerekliliğine olan inanç daha yaygındır. TEDAVİ Tedavi aşamasında nelerin uygulanacağı daha çok hastalığın evrelendirilmesine ve tümörün büyüklüğüne bağlıdır. Bazı küçük tümörlerde kanserin yayılımı olmamışsa sadece cerrahi yöntemle tümörün çıkarılması yeterli gelebilir. Ancak tümörün büyük olması ve yayılımının olması cerrahi sonrası kemoterapi gerektirebilmektedir. Meme kanseri sık görülen bir kanser türüdür. Ancak erken tanı hayat kurtarıcı olmaktadır. Bu nedenle kadınların en az ayda 1 defa kendi kendilerine meme muayenesi yapmaları ve kitle tespit ettiklerinde uzman bir hekime danışmaları gerekir. 40 yaşından sonra özellikle 50 yaş sonrası yılda 1 defa mamografi çekilmesi de erken tanı şansını arttırmaktadır. Özellikle ailede annede veya kız kardeşte meme kanseri olan kadınlar bu kontrolleri mutlaka yaptırmalıdır. Çünkü bu kişilerde meme kanseri riski daha çok yükselmektedir. Meme kanserinin %8-10 oranında ailesel olduğu bilinmektedir. |
| | |
| | #6 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | Gastrointestinal Karsinoid Tümörler Gastrointestinal karsinoid tümör gastrointestinal sistemden kaynaklanan bir kanserdir. • Sağlıkla ilgili özgeçmiş gastrointestinal karsinoid tümör gelişme riskinde etkili olabilir. • Gastrointestinal karsinoid tümör hastalığın erken evrelerinde belirti vermez. Eğer tümör karaciğer veya vücudun başka yerlerine yayılırsa karsinoid sendroma neden olabilir. • Gastrointestinal karsinoid tümör tanısında kan ve idrar testleri kullanılır. • Bazı faktörler prognozu (iyileşme şansı) ve tedavi şeklini etkiler. Gastrointestinal karsinoid tümör gastrointestinal sistemden kaynaklanan bir kanserdir. Gastrointestinal sistem mide ince barsak ve kalın barsağı kapsar. Yediğimiz yiyeceklerdeki besin maddelerini ( vitaminler mineraller karbonhidratlar yağlar proteinler ve su) işleyen ve artıkların vücuttan atılmasını sağlayan sindirim sisteminin bir parçasıdır. Gastrointestinal karsinoid tümör gastrointestinal sistemde yer alan belli tip hormon üreten hücrelerden kaynaklanır. Bu hücreler yiyeceklerin mide ve barsaklar boyunca hareket etmesini sağlayan kas hareketlerini ve sindirim sıvılarını düzenlemede yardımcı olan hormonları üretir. Gastrointestinal karsinoid tümörlerde hormon üretir. Rektum (kalın barsağın son bölümü) kaynaklı karsinoid tümörler genellikle hormon üretmez. Gastrointestinal karsinoid tümörler yavaş gelişir. Çoğu appendiks (kalın barsağa bağlı bir organ) ince barsak ve rektumda görülür. İnce barsakta birden fazla tümör oluşumu sıktır. Karsinoid tümörü olan bir kişinin aynı anda veya daha ileri bir zamanda sindirim sisteminde kanser görülme olasılığı artar. Sağlıkla ilgili özgeçmiş gastrointestinal karsinoid tümör gelişe riskinde etkili olabilir. Risk faktörleri aşağıdadır: • Ailesinde multiple endokrin neoplazi tip 1 ( MEN 1 ) sendromu olması • Midenin asit salgılama alışkanlığında değişikliğe neden olan atrofik gastrit pernisiyöz anemi veya Zollinger-Ellison sendromu gibi hastalalıklarının olması• Sigara içme Gastrointestinal karsinoid tümör hastalığın erken evrelerinde belirti vermez. Eğer tümör karaciğer veya vücudun başka yerlerine yayılırsa karsinoid sendroma neden olabilir. Gastrointestinal karsinoid tümörler tarafından üretilen hormonlar genellikle kan ve karaciğer enzimleri tarafından parçalanır. Eğer tümör karaciğere yayılmışsa çok fazla miktarda hormon vücutta kalır ve karsinoid sendrom denilen bir grup semptomun oluşumuna neden olur.Gestasyonel Trofoblastik Tümörler Gestasyonel trofoblastik tümörler (GTT) koryoadenoma destrüens metastatik mol ve koryokarsinom yerine kullanılan gestasyonel trofoblastik hastalık (GTH) ise mol hidatidiform yerine kullanılan bir klinik tanımlamadır. Tüm bunlar trofoblast dokusunudan gelişen patolojiler olup en sık karşılaşılan şikayet uterin kanama ve bazen de vajinal yol ile gelen parça düşürmedir. Akciğer metastazı olan olgularda nefes darlığı kanama gözlenebilir. Vajinal tutulum olan olgularda vajinal kanama veya ağrı olabilir.Bulgular ve Tanı Doğurganlık çağında görülen adet gecikmesi durumunda uterin kanama da mevcut ise gebelik düşük tehdidi dış gebelik ön tanılarına ek olarak Mol veya GTT akla gelmelidir. İleri yaşlarda menopoz döneminde bulunan çok az sayıda olguda da GTH saptanabilir. Ayırıcı tanı için ultrasonografik inceleme yapılmalıdır. Endometriyal kavite içerisinde normal bir gebeliğe ait görüntü olmaması kavite içerisinde yer kaplayan kistik alanlar içeren heterojen bir görünüm saptanması durumunda (Resim 1) tedavi ve teşhis amacı ile küretaj yapılmalıdır. Bazı olgularda uterus son adet tarihine göre olması gerekenden daha büyük olabilir. Serum beta-hCG düzeyi çoğu kez yüksek olarak bulunur. Beta -hCG değeri aşırı yüksek olanlarda overlerde büyük lutein kistleri saptanabilir. Bazen hipertiroidi bazen de hiperemesis bulguları olaya eşlik edebilir. Renkli akın Doppler USG myometriyum içine invazyon gösteren trofoblastik hastalık tanısı için kullanılabir. Renkli akım penceresi açıldığında myometriyum içinde aşırı derecede damarlanma artışı gösteren bir patoloji saptanırsa tanı klinik olarak invaziv mol olarak kabul edilmelidir. Patoloji Davranış ve YayılımOlguların çok büyük kısmında histopatolojik tanı tam mol hidatidiform’dur. Mol’de villus yapısı korunmuştur ve hidropik bir şişme mevcuttur. Parsiyel mol’de ise fetus ve mol hidatidiform beraber bulunur. Küretaj sonrası mol tanısı alan büyük bir oranı beniğn bir seyir izlerken %10-20 kadarında takip esnasında maliğn trofoblastik değişim (GTT) gözlenir. GTT %60 mol sonrası gelişir. Bunun yanısıra %30 düşük ve %10 da miadında doğumu takiben de gelişebilir. Trofoblastik dokunun maliğn davranış biçimi gösteren koryokarsinomda villus yapısı kaybolmuştur. Bazı olgularda molar doku myometriyum dokusu içine invazyon gösterir (koryoadenoma destrüens-invaziv mol). Mol ve koryokarsinom tanısı küretaj materyalinde koyulabilirken histopatolojik olarak koryoadenoma destrüens tanısı ancak histerektomi piyesinde koyulabilir. Plasental site trofoblastik tümör (PSTT) GTH’ın bir varyantı olup nadir görülür ve takip ve tedavisi mol hidatidiform dan farklıdır.GTT’ler vajen ve pelvis içine yayılım gösterebilirler. Akciğer en sık metastaz yaptığı organdır. Karaciğer beyin ve dalak gibi organlara da metastaz gözlenebilir. GTT de Cerrahi Tedavi Bundan sonraki yaşantısında çocuk sahibi olmak istemeyen olgular ile kemoterapiye dirençli olgularda tümör hacmini azaltmak amacı ile histerektomi yapılabilir. Histerektomi sonrası gereksinim olan kemoterapi kür sayısı genellikle azalır. Karaciğer akciğer veya beyinde metastaz bulunan kemoterapiye dirençli olgularda metastazektomi de bir seçenek olarak kullanılabilir. |
| | |
| | #7 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | Göz içi melanom İntraoküler (göz içi) kanseri olan hastaların tedavisinde pek çok merkez gözü ve görme duyusunu koruyan bir alternatif yöntem olması nedeniyle radyasyonu önermektedir. Plak brakiterapisi koroidal melanomun en yaygın olarak kullanılan tedavisidir ve tümöre yüksek konsantrasyonda radyasyon dozu gönderir. Buna karşılık lazere oranla tümörün çevresindeki sağlıklı dokuya daha az zarar verir. Radyoaktif plağa " radyasyon implantı" veya " radyoaktif kaynak" da denir. Plak brakiterapisi genelde tek başına kullanılır. Bazı durumlarda doktorunuz lazer fotokoagülasyonu da tedaviye eklemek isteyebilir. Brakiterapi için kullanılan radyasyon kaynakları pirinç şeklinde küçük radyoaktif çekirdekler şeklinde gelir. Bu çekirdekler plak denen altın veya çelik kasenin içine iliştirilir. Tümöre verilen radyasyon dozu kullanılan çekirdeklerin sayısına ve gücüne ve de implantın gözde kalma süresine bağlı olarak belirlenir. Doz aynı zamanda tümörün büyüklüğüne ve yerine göre de değişebilmektedir. Plak ameliyathanede yerleştirilir. İşlem esnasında göz kanseri uzmanı tümörün tabanını kapatacak şekilde plağı göz duvarına yerleştirecektir.Koroidal melanomun radyoterapisi ile ilgili yapılan çalışmalar göstermiştir ki; göz içi tümörlerin tedavisinde pek çok radyasyon kaynağı ve tipi kullanılmaktadır. Tüm bu radyasyon teknikleri yeterince büyük dozda verildiğinde göz içi tümörleri yok edebilmektedir. Bu teknikler oküler ve orbital radyasyon dozu dağılımına ve radyasyonun yan etkilerine göre kendi içinde farklılık göstermektedir. Örneğin; proton radyasyonu tümöre ulaşmak için geçtiği dokuları etkilerken (kirpik göz kapağı kornea mercek iris silier cisim); plak tedavisi göz duvarından (sklera ve kornea) geçerek tümöre ulaşır. Koroidal melanomda eksternal ışın tedavisinin plak tedavisine oranla daha çok anterior komplikasyon verdiği rapor edilmiştir. Yine çalışmalar göstermektedir ki; plak radyasyonunda düşük enerjili İyot - 125 plakları pek çok merkezde Cobalt-60 tedavisini yerine geçmiştir. 1985 yılında COMS (the Collaborative Ocular Melanoma Study) orta büyüklükteki koroidal melanomların tedavisinde I-125 göz plağı tedavisini seçmiştir. Bu yöntemde I-125 çekirdekleri altın göz plağının içine yerleştirilir. Bu karar geniş ölçülerde kabul görmüş ve tekniği standardize etmiştir. Hipofarinks Kanserleri (Baş ve Boyun Kanserleri) Kulak kepçesi ve dış kulak yolu kanserleri: Tükrük bezlerinin tümörleri : En sık kulak önünde yer alan parotis bezinde tümör görülür bu tümörlerin % 80 i iyi huyludur.Ağız boşluğu: dudaklar dudakların ve yanakların iç kısmı (bukkal mukoza) diş eti damak dil ve ağız tabanı.Burun delikleri derisi ve burun döşemesi.Boğazın en üst noktasında ortaya çıkan nazofarinks kanseri sinus olarak adlandırılan ve yüz kemikleri içinde burun çevresinde yer alan hava boşlukları içinde gelişen paranazal sinüs kanserleri. Nazofarinksin devamı olan hipofarinkste de kanser görülebilir.Burnu boğaza bağlayan orofarinks kanseri de bu gruptadır.Bu bölgede dik kökü yumuşak damak bademcikler dahil boğazın arka bölümü yer alır.Larinks kanseri ve yemek borusunun boyun bölümü kanserleri de bu bölge içinde telakki edilir. Baş-Boyun Kanserinin Sebebi Nedir ? Deri tümörleri güneşe maruz kalma ile ilgilidir. Diğer baş-boyun kanserleri sigara içilmesi tütün çiğnenmesi alkolizm ve kötü beslenme sebepler arasındadır. Nazofarinks kanseri gibi bazı kanserlerde Epstein-Barr virusu gibi özel faktörlerle ilişki vardır. Baş boyun kanserleri erkeklerde ve 50 yaşın üstünde daha sık görülür.Baş-Boyun Kanserleri Tedavi Edilebilirmi ? Diğer kanserlerde olduğu gibi erken dönemde teşhis edilirse tedavi edilebilir. Kanserli doku ameliyatla çıkarılabilir genellikle cerrahi radyoterapi ile birlikte uygulanır.Bazı hastalarda tedaviden sonra hastalık tekrar ortaya çıkabilir bu durumda ya ilk kanserin tüm hücreleri ameliyatla çıkarılmamış veya radyoterapi ile öldürülmemiştir yada ikinci bir kanser gelişmiştir.Baş Boyun Kanserinin Belirtileri :
Bir uzman sizin şikayetlerinizi dinleyecek ve muayene edecektir.
rahatsızlık vermeyen ve birkaç dakika süren bir işlemdir.Lokal anestezik sprey ile yapılabilir. Patolojik inceleme için biyopsi alınması endoskopik inceleme sırasında olabilir biyopsi için ayrı bir işlem uygulanabilir veya iğne ile tümörden örnek alınabilir. Bazen genel anestezi altında parça almak gerekebilir. Kimi zaman biyopsi almadan önce radyolojik inceleme (BT veya MR) gerekebilir.Baş Boyun Kanserlerinin Tedavisi : Baş boyun kanserlerinin tedavisi vücut için çok önemli bölgelerde dağılımı da göz önüne alındığında çoğu zaman özel tedavi ekibi gerektirir. Kulak Burun Boğaz Radyoterapi Medikal onkoloji uzmanlarının yanında plastik cerrahi uzmanı da baş-boyun tümörleri tedavi ekibinin devamlı elemanıdır. Plastik cerrahi kimi tümörlerin tedavisinde doğrudan yer alırken (dudak diş eti yanak ağız tabanı vb) kimi tümörlerin tedavisinde tümör çıkarıldıktan sonra oluşan yarayı (orofarink hipofarinks vb ) kapatma görevini üstlenir.Başarılı bir onarım için hastanın ameliyat öncesi iyi değerlendirilmesi ve her hasta için tedavi programı yapılmalıdır.Tümörün evresi ve prognozu hastanın yaşı cinsiyeti vücut alışkanlığı ve fonksiyon durumu donör alan (onarım yapmak için yama-parça alınan bölge) ve hastanın sosyoekonomik durumu tedavi planlamada çok önemlidir.Hiçbir rekonstrüktif işlem yeterli tümör rezeksiyonunun önüne geçemez.Baş-boyun kanserlerinin rekonstrüksiyonunda ilk öncelik güvenliktir. Aşağıdaki işlemler rekonstrüktif merdiven göz önüne alınarak sıralanmıştır. 1. Primer kapama 2. Sekonder yara iyileşmesi 3. Deri grefti 4.Flepler: Lokal bölgesel ve serbest doku aktarımı (mikrovasküler doku transferi free flap)Kulak Kepçesi Ve Diş Kulak Yolu Kanserleri: Güneş ışınlarına maruz kalmak özellikle erkeklerde ve ileri yaşlarda deri kanserine sebep olabilir. Çoğu spinal hücreli kanserdir. Kulak kepçesinde yer alan küçük çaplı tümörler çıkarıldıktan sonra oluşan yara dudakları karşı karşıya getirilerek onarım yapılabilir.Bu mümkün değilse vücudun başka yerinden alınan ince deri yada kulak arkasından hazırlanan fleplerle kulak onarımı yapılabilir. Kanser kulak korunamayacak kadar geniş ise kulağın tamamının ameliyatla çıkarılması kaçınılmazdır. Bazı hallerde kulak kanseri veya dış kulak yolundan kaynaklanan kanser kemiklere de yayılmış olabilir bu takdirde kulak ile birlikte alttaki kemiğin bir bölümünün de çıkarılması ve cerrahi yaranın fleple (pektoralis majör trapez kas-deri flepleri gibi) kapatılması gerekecektir. |
| | |
| | #8 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | HIPOFIZ BEZI TUMORLERI Burun kanallarının arkasında beynin altında yerleşik bulunan hipofiz bezi kabaca küçük parmağınızın son iki bölümünün büyüklüğü ve şeklindedir. Küçük boyutuna rağmen endokrin bezler içerisinde en önemli olanıdır. Vücudun uzun dönemli büyüme günlük fonksiyonları ve üretkenlik yetenekleri ile ilişkili olarak bir kontrol merkezi gibi çalışır. Hipofiz bezinde iki kısım vardır: ön (anterior) lob ve arka (posterior) lob ön lob göğüste süt üretimini harekete geçirmek için büyüme hormonu da dahil olmak üzere altı ayrı hormonun üretimi ile yükümlüdür ön lobdaki diğer hormonlar tiroid bezleri yumurtalıklar testis ve böbrek üstü bezlerindeki faaliyetleri harekete geçirerek endokrin sistemin diğer kısımlarını da etkiler. Arka lob iki çeşit hormon üretir: oksitosin ve antidiüretik hormon. Oksitosin emzirme dönemi sırasında kadınlarda göğüsten süt gelmesi olayını harekete geçirmek için faaliyette bulunur. Aynı zamanda doğum sırasında rahim kasılmalarını da hızlandırır. Antidiüretik hormon idrar çıkışını kontrol etmek için böbrekler üzerinde faaliyet gösterir. Hipofiz Bezi Tümörleri Akromegali Hipofizin aşırı faaliyeti sonucu yüzün irileşmesi el ve ayakların aşın büyümesi ile belirgin durumdur. Bu kronik hastalık yetişkinlerde görülür ve normal gelişim tamamlandıktan sonra büyüme hormonunun artan salgısı nedeni ile ortaya çıkar.El ayak çene ve kafatası kemiklerinin aşırı büyümesi şeklinde oluşur. Büyüme çağından sonra kemiklerdeki uzamanın durması nedeniyle akromegali iskelette kalınlaşmaya neden olur. Akromegali olan bir kişide en fazla dikkat çeken değişiklik alın ve çene kemiklerinde abartılı bir büyümedir. Bunun sonucunda genişlemiş ve kabalaşmış yüz hatları ve birbirinden oldukça ayrık dişler gözlenir. Jigantizm Gelişim hormonunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak vücudun anormal derecede gelişme ve büyüme göstermesi devleşme. Nadiren görülen bu hastalık akromegaliye benzer ve hipofiz bezi tarafından büyüme hormonunun aşırı salgılanması nedeniyle ortaya çıkar. Akromegaliye benzemeyen bu yönü ise jigantizmde büyümenin hızlanması ve yetişkinlikte aşırı uzun boyun ortaya çıkmasıdır. Bu iki rahatsızlık arasındaki fark bu olaydan etkilenen kişinin yaşıdır. Jigantizm yetişkinlik dönemini tamamlamamış olan şahıslarda ortaya çıkar. Ancak uzun boylu çocukların çok azı jigantizm rahatsızlığına sahiptir. Prolaktinoma Bu türden hipofiz bezi tümörü prolaktin hormonunun aşırı salgısına neden olur. Bu olay kadınlarda düzensiz adet veya adetten kesilmeye neden olabilir. Erkeklerde ise kısırlık veya iktidarsızlık ortaya çıkabilir. Kraniofarinjiyoma Bu türden bir hipofiz bezi tümörünün belirtileri görsel bozukluklar baş ağrıları ve cinsel gelişme yetersizliğidir. Cushing Sendromu Bir böbrek üstü bezi tümörü de bu rahatsızlığa neden olabilir. Akromegali ve jigantizm hipofiz bezinin aşırı faaliyeti nedeni ile ortaya çıkar. Hipofiz bezi büyüme hormonu diye bilinen hormonu aşırı bir şekilde salgılar (buna ayrıca somatotropik hormon da denir). Bu türden bir aşırı salgılama genellikle bezlerde bir tümörün gelişmesi ile ortaya çıkar. Bu rahatsızlığa hiperpituitarizm denilir. Hipofiz bezinde iki türden tümör gelişebilir. Bunlardan birine kraniyofarnjiyoma denilir. Bu tip tümör büyüdükçe hipofiz bezine baskı yapar. Bunun sonucunda hormon salgısı azalabilir ve hipopituitarizm veya diabetes insipidus (şekersiz diyabet) gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. İkinci çeşit hipofiz bezi tümörü adenomdur (bez epitelinden gelişen iyi huylu ur). Böylesi bir tümör fazla yayılmaz. ancak akromegali jigantizm veya Cushing hastalığı gibi rahatsızlıkların bir sonucu olarak muhtelif hormonların aşırı salgısı yaratmaz ancak göz sinirleri üzerinde ve yakınındaki normal hipofiz bezi dokuları üzerinde mekanik bir baskı oluşturarak herhangi bir zarara yol açabilir. Teşhis Doktor muayene ederek fiziksel değişiklikleri araştıracaktır: Ağrı ve acılar ellerde sızı aşırı terleme. Yetişkin bir hastada el ve ayak büyümeleri de doktor tarafından dikkate alınacaktır. Hastadaki görme bozuklukları araştırılacaktır; tümör büyüyerek görme sinirine bası yapar ve her iki gözde de görmeyi etkiler. Görme alanı ölçülerek görme kaybı olup olmadığı araştırılır. Diğer önemli bulgularsa genel yorgunluk hali derinin aşırı yağlı olması ve dilin normalden büyük olmasıdır. Kan dolaşımında bulunan ve salgılanan hormon düzeyinde artış olup olmadığını belirlemek için özel kan ve idrar testleri yapılacak-tır. Bu değerler yüksek bulunursa bilgisayarlı beyin tomografisi veya manyetik rezonansla hipofizdeki tümör saptanabilir. Eğer akromegaliden kuşkulanılıyorsa röntgen çekilerek de kafatasındaki olası değişiklikler belirlenebilir. Tedavi tümörün ne kadar geliştiğine bağlı olarak düzenlenir. Erken teşhis tümörün tamamen tedavi edilebilme şansını(eğer küçükse) artırır. Hipofiz bezi tümörün ortadan kaldırılması veya çıkarılması esnasında bazen zarar görebilir. Bu durumda genellikle hayat boyu hormon tedavisi gerekecektir. Akromegali Akromegali büyüme hormonunun aşırı salgılanması nedeniyle ortaya çıkar ve iskelet ve iç organlarda büyümeye yol açar. Kalp genişleyebilir buna bağlı olarak kalp yetmezliği ve yüksek tansiyon ortaya çıkar. Akromegali tedavi edilmezse şeker hastalığı göz sorunları ve vücut görünüşünde değişikliklere neden olur. Ameliyat hastalığın ilerlemesini ve çeşitli göz komplikasyonlarının ağırlaşmasını önleyebilir. Ancak görünüşteki değişiklikler genellikle geri dönüşümsüzdür. Ayrıca akromegalili hastalarda şeker hastalığı ve uzun vadede kalp damar ve karaciğer hastalığı riski de oldukça yüksektir. Ancak bu riskleri en aza indirmek için bazı önlemler (sigara içmemek gibi) alınabilir. Jigantizm Jigantizm tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tümör çıkarılarak ya da aşırı salgılanan büyüme hormonu baskılanarak hastalığın gelişimi durdurulabilir Prolaktinoma Kadınlarda prolaktinomanın en sık görülen belirtisi adetlerin düzensizliği ya da hiç olmaması ve kısırlıktır. Bir diğer belirti de galaktoredir (doğum yapmamış bir kadında memelerden süt gelmesi); ender olarak erkeklerde de görülebilir. Prolaktin hormonundaki artış doğum kontrol hapları ve sakinleştiricilerin kullanılması ve hipofiz tümörü tarafından aşırı miktarda üretilmesi (prolaktinoma) nedeniyle olur. Cushing Hastalığı Hipofiz tümörü böbreküstü bezlerini aşırı uyararak cushing hastalığına da neden olabilir. Tedavi Hipofiz tümörü genellikle ameliyatla çıkarılır. Hipofiz bezi çok küçük olduğu için ameliyat ustalık gerektirir. Eğer tümör ameliyatla çıkarılamıyorsa prolaktinoma tedavisinde ve akromegalide diğer tedavilerin yanı sıra bromocriptin adlı bir ilaç kullanılır. Bromocriptin bazı hormonlarda aşırı artışı engeller. Yine de hipofiz tümörlerinin tedavisinde ilk seçilecek olan yöntem ilaç tedavisi değildir. Ameliyat mümkün değilse radyasyon tedavisi de bazı hastalarda kullanılabilir. Tüm bu tedavi tiplerinin birlikte kullanılması da tümörün tekrarlama olasılığını azaltmak üzere oldukça yaygındır.INCE BAGIRSAK TUMORLERI Mide kapısından (mideden onikiparmakbağırsağına geçiş yeri; pior) ileoçekal valfa (incebağırsaktan kalınbağırsağa geçiş yeri) kadar olan geniş yayılımıyla incebağırsak tüm sindirim kanalının yüzde 75 ini oluşturur. Buna karşın bu bölgede kötü huylu tümörlerin görülme oranı oldukça düşüktür (yüzde 0 05-0 5). Bu düşük oranın besinlerle alınan karsinojenlerin (kanser oluşumuna neden olabilen maddeler) incebağırsakta çözülmesine ve incebağırsak yüzeyiyle büyük olasılıkla doğrudan ilişkilerinin az olmasına bağlı olduğu sanılır.İncebağırsakta kötü huylu tümörlere az rastlanmasının nedenleri: - incebağırsak salgısı asit değil alkali özellikte olduğundan karsinojenlerin oluşma olasılığı azalmaktadır; - incebağırsakta ortamın sıvı geçişin de hızlı olması bağırsak mukozasıyla kanser yapıcı maddelerin ilişkide olduğu süreyi kısaltır; - bağırsakta doğal olarak bulunan bakterilerin incebağırsakta az olması besinlerle alınan bazı maddelerin bakteriler aracılığıyla kanserojen olduğu kabul edilen başka maddelere dönüşmesini engeller.İncebağırsakta görülen tümörlerin büyük çoğunluğu iyi huyludur (yüzde 35). Bunları karsinomlar (yüzde 25) lenfomalar (yüzde 22) karsinoitler (yüzde 11) ve sarkomlar (yüzde 7) izler. İyi huylu urlar öncelikle onikiparmakbağırsağında ve jejunumda (incebağırsağın ikinci bölümü yani onikiparmakbağırsağı ile ileum arasında kalan bölüm) görülür. Kötü huylu tümörlere en çok ileumda (yüzde 48) rastlanır bunu jejunum (yüzde 27) ve onikiparmakbağırsağı (yüzde 25) izler. İyi ve kötü huylu tümörler genellikle 40-50 yaş arasında görülür ve erkeklerde kadınlara oranla daha yaygındır.BELİRTİLERİ Hastalık sinsi gidişlidir ve başlangıç evresinde belirgin bir klinik tablo görülmez. Halsizlik iştahsızlık belirsiz karın ağrıları olur. Bazı olgularda rahatsızlıklar kütlenin yerleşimi hakkında fikir verebilir. Onikiparmakbağırsağının ilk bölümündeki kanser genellikle onikiparmakbağırsağı ülserine çok benzeyen belirtiler verir (karın üst kısmından sırta doğru yayılan ağrı kanlı dışkı ve kusma kansızlık gibi). Kütlenin büyümesiyle birlikte bulantı kusma ve karın gerginliği gibi tıkanma belirtileri de gelişir. Onikiparmakbağırsağında safra kanalının (safra bu kanal yoluyla bağırsağa dökülür; koledok) döküldüğü yerde gelişen kanserler genellikle kaşıntı beyazımsı dışkı ve kanda safra boyalarının artması gibi belirtiler veren tıkanma sanlığı yapar. Klinikte kanama belirtilerinin ve melenanın (makattan siyah kan gelmesi) görülmesi incebağırsağın jejunum ve ileum bölümlerindeki kanserlerin erken belirtilerindendir. Bunlara daha sonra bağırsak tıkanması bulgulan da eklenir ama bağırsak delinmesi çok seyrek görülür.Tek tedavi yöntemi cerrahidir. Tanı genellikle ancak kanserin ilerlemiş evrelerinde konduğundan kötü huylu tümörlerde hastalığın gidişi oldukça umut kırıcıdır. |
| | |
| | #9 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | Karaciger disi Safra Yollari Kanseri
kanser hücrelerinin karaciger disindaki safra kanallarinda gelistigi nadir bir hastaliktir. Safra yollari Karaciger ve safra kesesini Ince barsaga baglayan kanallardir. Bu ag sindirim esnasinda yaglarin emilimini saglayan karacigerde yapilan ve safra adi verilen salgiyi toplayan ince kanlarla baslar. Bu küçük kanallar birleserek karacigerden çikan sag ve sol hepatik kanallari olustururlar. Iki kanal karaciger disinda ana hepatik kanali olusturmak üzere birlesirler. Karaciger disindaki ana hepatik kanal bölümü karaciger disi safra yolu olarak adlandirilir. Karaciger disi safra kanali safra kesesinin (safrayi depolar) kanali ile birleserek ana safra kanalini olusturur. Gida sindirimi esnasinda safra safra kesesinden ince barsaga ana safra yolu ile bosaltilir. Kolit ve bazi belli karaciger hastaliklari karaciger disi safra yollari kanseri gelisme riskini etkileyebilir. Risk faktörleri:
Bu ve benzeri belirtiler Karaciger disi safra yollari kanserinde oldugu kadar baska hastaliklarda da görülebilir. Asagidaki problemler olustugunda bir doktora basvurulmalidir:
Tanida asagidaki test ve islemler uygulanabilir:
Prognoz (iyilesme sansi) ve tedavi seçenekleri asagidaki faktörlere baglidir:
yakinmalari hafifletebilir ve hastanin yasam kalitesini yükseltebilirler. Karaciger disi safra yollari kanseri evreleri Bu bölümün anahtar noktalari
Evre I Evre II Evre III Evre IV
Cerrahi olarak çikarilamayacak durumda. Karaciger disi safra yollari kanseri tanisindan sonra kanser hücrelerinin safra yollari disina veya vücudun baska bölgelerine yayilip yayilmadiginin belirlenmesi için bazi testler yapilir.Kanserin baslangiç noktasindan ötelere vücudun diger bölgelerine yayilip yayilmadigini belirleme islemine Evreleme denir. Evreleme islemi ile toplanan bilgiler hastaligin evresini belirler. Evrenin net olarak saptanmasi tedavi planlamasi açisindan önemlidir. Karaciger disi safra yollari kanseri genellikle laparotomi olarak adlandirilan bir ameliyatla evrelendirilebilir. Bunun için karin duvarina yapilan cerrahi bir kesi ile karin içi hastalik belirtileri açisindan kontrol edilir ve mikroskop altinda incelenmek üzere doku parçalari ve sivi alinir. Tanisal görüntüleme yöntemleri laparotomi ve biopsi sonuçlari kanserin evresini belirlemek için birlikte degerlendirilir. Bazen laparotomi öncesi laparoskopi islemi yapilarak hastaligin yayginligi arastirilabilir. Kanser yayilmissa ve tümüyle cerrahi olarak çikarilamayacaksa Cerrah laparotomi yapmamayi tercih edebilir. |
| | |
| | #10 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | Tekrarlayan (nükseden) Karaciger disi Safra Yollari Kanseri Nükseden karaciger disi safra yolari kanseri tedavi edildikten sonra tekrarlamis (geri gelmis) kanserdir. Kanser safra kanalinda veya vücudun baska herhangi bir yerinde tekrarlayabilir. Tedavi Seçenekleri Genel Degerlendirme
Klinik çalismalarda baska tedavi yöntemleri denenmektedir. Bunlar; Radyasyon duyarlilastiricilar Kemoterapi Biyolojik tedavi Karaciger disi safra yollari kanseri olan hastalara degisik tedaviler uygulanabilir. Karaciger disi safra yollari kanserli hastalara farkli tedaviler saglanabilir. Bazi tedaviler standarttir (su anda kullanilan yöntemler) bazilari ise klinik arastirmalarla denenmektedir. Tedaviye baslamadan önce hasta bir klinik arastirmada yer almak isteyebilir. Bir tedavi klinik arastirmasi mevcut tedavi yöntemlerini gelistirmek ve kanserli hastalarin tedavisinde yeni bilgiler edinmek için yapilan arastirma çalismasidir. Bir klinik arastirma uygulanan yeni yöntemin standart tedavilerden daha iyi oldugunu gösterirse bu yeni tedavi yöntemi standart tedavi haline gelebilir. Iki tip standart tedavi uygulanmaktadir: Cerrahi Safra kanalinin çikarilmasi: Tümör küçük ve sadece safra yolunda sinirli ise tüm kanal çikarilabilir. Bu durumda karacigerdeki safra kanali agizlari ile ince barsak birlestirilerek yeni bir kanal olusturulur. Bu islemde çevredeki lenf bezleri de çikarilir ve kanserli hücreler içerip içermemesi açisindan mikroskop altinda incelenir.
Radyasyon tedavisi yüksek enerjili X-isinlari veya diger tip radyasyon kullanilarak kanser hücrelerini öldüren tedavi yöntemidir. Iki tip radyasyon tedavisi vardir. Eksternal (dis) radyasyon tedavisinde vücudun disindan kanserli bölgeye radyasyon gönderen bir cihaz kullanilir. Internal (iç) radyasyon tedavisinde kanserin içine veya hemen yakinina yerlestirilen igne kateter veya tel gibi malzemelere tutturulmus radyoaktif maddeler kullanilir. Radyasyon tedavisinin uygulama seklinin seçimi tedavi edilecek kanserin tip ve evresine bagimlidir. Kolon Kanseri • Kolon kanseri kolon dokusunun malign (kanser) hücrelerinden kaynaklanan bir hastaliktir. • Yas ve anamnez kolon kanseri gelisim riskini etkiler. • Kolon kanserinin olasi belirtileri bagirsak aliskanliklarinda degisiklik veya diskida kan varligidir. • Rektum rektal doku ve kan testleri ile kolon kanserinin tespiti ve tedavisi yapilir.• Bazi faktörler prognoz ve tedavi seçeneklerini etkiler. Kolon kanseri kolon dokusunun malign (kanser) hücrelerinden kaynaklanan bir hastaliktir. Kolon vücut sindirim sisteminin bir parçasidir. Sindirim sistemi besinlerin hareketi emilimi (vitaminler mineraller karbonhidratlar yaglar proteinler ve su) ve vücut disina atilimindan sorumludur. Sindirim sistemi özofagus mide ince ve kalin barsaktan olusur. Kalin barsagin ilk 6 feet'i kolon olarak adlandirilir. Son 6 inç ise rektum ve anal kanaldan olusur. Anal kanal anüste (kalin bagirsagin vücut disina açildigi yer) sonlanir.Yas ve anamnez kolon kanseri gelisim riskini etkiler. Risk faktörleri: • Yasin 50 ve üzeri olmasi • Ailede kolon veya rektum kanseri hikayesi • Kiside daha önce kolon rektum over endometrium veya meme kanseri gelismis olmasi• Kolonda poliplerin varligi • Ülseratif kolit (kalin barsakta ülserler) veya crohn hastaligi hikayesi • Ailesel adenomatöz polipozis ve herediter nonpolipoz kolon kanseri (Lynch sendromu) gibi herediter durumlar Kolon kanserinin olasi belirtileri bagirsak aliskanliklarinda degisiklik veya diskida kan varligidir. Bu ve diger semptomlar kolon kanseri ve diger durumlar tarafindan olusturulur. Asagidaki problemlerden birisi ortaya çikarsa hasta doktor tarafindan degerlendirilmelidir: • Barsak aliskanliklarinda degisiklikler • Diskida (parlak kirmizi veya siyah) kan varligi • Ishal kabizlik veya barsagin tam olarak bosalmadigi hissi• Normalden daha sik tuvalete çikma • Genel karin rahatsizliklari (sik gaz agrilari siskinlik dolgunluk veya kramplar)• Bilinen bir neden olmadan kilo kaybi • Devamli yorgunluk • Bulanti Rektum rektal doku ve kan testleri ile kolon kanserinin tespiti ve tedavisi yapilir.Asagidaki test ve prosedürler kullanilabilir: • Fizik muayene ve anamnez: Vücudun genel olarak degerlendirilmesi ile saglik durumu anormal olabilecek hastalik belirtilerinin tespitidir. Ayrica hastanin saglik aliskanliklari ve geçirmis oldugu hastaliklar ve tedavileri de alinir.• Diskida gizli kan testleri: Diskida sadece mikroskopla görülebilecek kani tespit eden testtir. Diski örnekleri özel kartlar üzerine konarak test amaciyla doktor veya laboratuara götürülür. • Dijital rektal muayene: Rektumun degerlendirilmesidir. Doktor veya hemsire kaydirici sürülmüs eldivenli parmagi ile rektumu veya anormal bölgelerin muayenesini yapar.• Baryum enema: Alt sindirim sisteminin seri X-ray filmlerle degerlendirilmesidir. Baryum içeren sivi (gümüs-beyaz metalik içerikli) rektuma verilir. Baryum alt sindirim sistemini kaplar ve grafiler çekilir. Bu isleme alt sindirim sisteminin görüntülenmesi denir. • Sigmoidoskopi: Polipler anormal alanlar veya kanserin tespiti amaciyla rektum ve sigmoid (alt) kolona bakilmasi islemidir. Sigmoidoskop (ince bir tüp) rektumdan sigmoid kolona sokulur. Poliplerden veya dokudan örnekleme amaciyla biopsiler alinabilir.• Kolonoskopi: Polipler anormal alanlar veya kanserin tespiti amaciyla rektum ve kolona bakilmasi islemidir. Kolonoskop (ince bir tüp) rektumdan kolona sokulur. Poliplerden veya dokudan örnekleme amaciyla biopsiler alinabilir.• Biopsi: Mikroskop altinda degerlendirme amaciyla hücre veya dokularin alinmasi islemidir. • Sanal kolonoskopi: Bilgisayarli tomografi ile seri filmler alinarak kolonun bir dizi filminin çekilmesi islemidir. Bilgisayar filmleri birlestirerek poliplerin ve kolon yüzeyinde anormal olabilecek yapilarin ayrintili görüntülenmesini saglar. Bazi faktörler prognoz ve tedavi seçeneklerini etkiler. Prognoz asagidakilere baglidir: • Kanserin evresi ( kanserin sadece kolonda olmasi veya tüm kolonda olmasi veya vücudun diger yerlerine yayilmis olmasina baglidir)• Kanser kolonda tikanikliga veya delige neden olmussa • Tedaviye baslamadan önce kandaki karsinoembriyonik antijen düzeyleri (CEA: kanser varliginda kanda düzeyi yükselebilecek bir madde) • Kanserin tekrari • Hastanin genel durumu Tedavi asagidakilere baglidir: • Kanserin evresi • Kanserin tekrari • Hastanin genel durumu Kolon kanseri teshis edildikten sonra kanser hücrelerinin kolon veya vücudun diger bölgelerine yayilimin tespiti amaciyla testler yapilir.Kanserin kolon veya vücudun diger bölgelerine yayiliminin tespiti amaciyla yapilan isleme evrelendirme denir. Evrelendirme islemi ile hastaligin evresi hakkinda bilgi edinilir. Tedavinin planlanmasi açisindan evrenin bilinmesi önemlidir. Evrelendirme amaciyla asagidaki testler ve prosedürler kullanilir: • BT (bilgisayarli tomografi ile tarama): Vücut içinin farkli açilardan ayrintili görüntülenmesine dayanan bir islemdir. Bu filmler bilgisayara bagli X-ray cihazi ile alinir. Kontrast madde (boya) vene verilerek veya yutularak organ veya dokularin daha ayrintili görüntülenmesi saglanabilir. Tedavinin planlanmasi için evrenin bilinmesi önemlidir. Bu islem bilgisayarli aksial tomografi olarak ta adlandirilir. • Lenf nodu biopsisi: Lenf nodunun bir kisminin veya tamaminin çikarilmasidir. Patolog mikroskop ile kanser hücreleri arar. • Tam kan sayimi: Kan örneginin alinarak asagidakiler için degerlendirilmesi: - Kirmizi kan hücreleri beyaz kan hücreleri ve plateletlerin sayisi.- Kirmizi kan hücrelerinde hemoglobin (oksijen tasiyan protein) miktari - Kirmizi kan hücrelerinin kana orani - Karsinoembriyojenik antijen (CEA) sayimi: Kandaki CEA düzeyini belirleyen testtir. CEA hem kanser hücrelerinden hem de normal hücrelerden kan akimina salinir.Normal düzeylerin üzerinde oldugunda kolon kanseri veya baska durumlarin isareti olabilir. • MRI ( Magnetik rezonans görüntüleme): Miknatis radyo dalgalari ve bilgisayar kullanilarak kolon içinin ayrintili görüntülenmesini saglayan bir islemdir. Gadolinyum adi verilen bir madde damar içine verilir. Gadolinyum kanser hücrelerinin çevresinde toplanir ve parlak bir görüntü olusturulur. Bu isleme Nükleer magnetik rezonans görüntüleme de denir.• Gögüs röntgeni: Gögüs kafesindeki organ ve kemiklerin röntgen görüntülenmesidir. X isinlari bir çesit enerji olup vücuttan geçerek filmin üzerine düser ve vücudun içinin görüntülenmesi saglanir.• Cerrahi: Tümörün çikarilmasi ve kolon içindeki yayilimin görülebilmesini saglayan islemdir. Nüks kolon kanseri Nüks kolon kanseri tedavi sonrasi tekrar ortaya çikan kolon kanseridir. Kolon kanseri kolonda veya karaciger akciger gibi vücudun diger bölgelerinde tekrarlayabilir.Kolon kanserli hastalarda farkli tip tedavi yöntemleri vardir. • 3 standart tedavi yöntemi kullanilir. Bunlar: - Cerrahi - Kemoterapi - Radyoterapi - Diger tedavi yöntemleri klinik çalismalarla test asamasindadir. Bunlar: - Biyolojik terapi - Kontrol muayeneleri nüks kolon kanserinin tespitine yardimci olur. |
| | |
| | #11 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | Küçük Hücre Dışı Akciğer Kanseri Küçük hücreli dışı akciğer kanserli hastaların tedavisindeki ilk amaç hastaların operasyon durumlarını değerlendirmektir. Hastaların operabiliteleri a) rutin kardiyovasküler değerlendirme b) basit spirometri ve c) arteryal kan gazlarıyla değerlendirilir. Sınırda pulmoner rezervi olan hastalarda Ventilasyon / Perfüzyon sintigrafisi ve egzersiz testiyle ilave bulgular elde edilecektir. Ventilasyon / Perfüzyon sintigrafisi postoperatif pulmoner fonksiyonlarla ilgili bilgi verecektir. Hastaların cerrahi rezektabiliteleri hastalığın evresine göre değerlendirilir. Evre I ve II hastalar rezektable hastalardır ve olanak varsa cerrahi olarak tedavi edilmelidirler. Evre III heterojen bir gruptur. Bulky hastalık ve multinodal tutulumlu N2 hastalık cerrahiye zayıf cevap verir ve primer olarak cerrahi tedavi denenmemelidir.Mediastinoskopisi negatif olan ancak torakotomide tek bir nodal mikrometastazı çıkan hastalarda sadece cerrahi tedaviyle 5 yıllık sağ kalım %25-30 dolaylarındadır. Evre IIIB ve IV cerrahi rezeksiyona uygun hastalık grubu olmayıp diğer tedavi modaliteleri denenmelidir. Kemoterapi ve radyoterapi preoperatif ( neoadjuvan) postoperatif ( adjuvan) ve ayrı ayrı ( ardışık) veya beraber ( kombine ) olarak uygulanabilir.Neoadjuvan tedavi evre I- II- III hastalarda araştırma aşamasındadır. Evre IIIA hastalarda neoadjuvan tedavi umut verici olmakla beraber halen sadece akademik araştırmalar için önerilmektedir. Adjuvan kemoterapi rezeke edilen evre I-II- III hastalarda hastalıksız yaşam süresini uzatmakla beraber genel sağkalıma fazla etki etmediğinden araştırmalar dışında önerilmemektedir. Adjuvan radyoterapi evre I ve II hastalarda önerilmemektedir. Rezeke edilen evre III hastalarda lokal nüksü azaltmakta bir miktar sağkalıma etkisi olmaktadır.Evre IIIA ve IIIB hastalarda kombine ve multimodal tedavi önerilmektedir. Sadece radyoterapi ile bu grupta 5 yıllık sağkalım %10’dan azdır. İndüksiyon kemoterapisiyle beraber radyoterapi bu oranı %17’e yükseltmiştir. Evre IV hastalarda sistemik kemoterapi bir yıllık sağkalım üzerine olumlu etkiler yapmaktadır.CERRAHİ TEDAVİ Akciğer kanserinin başarılı rezeksiyonu en iyi tedavi yöntemi olarak görünmektedir. Son yıllarda cerrahi müdahelelerdeki teknik gelişmeler ARDS postoperatif bakım şartlarında gelişmelersonucunda hastaların yaşam süreleri ve yaşam kaliteleri daha da artmıştır. Sınırlı ve erken dönemdeki lezyonlarda cerrahi rezeksiyon sonucunda 5 yıllık sağkalım %80’dir. Oysa genel olarak akciğer rezeksiyonlarından sonra 5 yıllık sağkalım %40-50 dir. Bundan 2-3 dekat önce akciğer kanseri evrelemeleri klinik bulgular rijid bronkoskopi akciğer grafisi ve tomografi bazı merkezlerde ise mediastinoskopiyle yapılmaktaydı.Torakotomilerin %25-30’unda rezeksiyon olanağı kalmıyordu. Şimdilerde kemik sintigrafisi yeni bilgisayarlı tomografiler fiberoptif ronkoskopideki gelişmeler torakoskopi kullanımı ve son olarak PET kullanımıyla rezeksiyonu gereksiz kılan torakotomi %2’den daha az orandadır. Buoranlarada genellikle sol atrium tutulumu pulmoner arter veya özofagus invazyonu nedeniyledir.Hastaların cerrahi müdaheleye uygun olup olmadığı da önemli bir konudur. Hastaların fonksiyonel değerlendirilmeleri yapılmalıdır. Kardiyak durum FEV1 DLCO egzersizde maksimal oksijen tutulumu (VO2max ) ve akciğer perfüzyon sintigrafisi bu konuda mutlaka gözdengeçirilmelidir. Ancak aşağıdaki koşullarda kesin inoperabilite söz konusudur. 3 ay içinde geçirilen MI FEV1’in 1 Litrenin altında olması ( beklenenin %50 sinden daha az olması ) VO 2max 10 mLkg/dk dan az olması TLCO nun %40 altında olması Ayrıca sigara içimi obezite hipertansiyon diabetes mekllitus araya giren bir hastalık kardiyakhastalıklar operabiliteyi etkileyen önemli faktörlerdir. Cerrahi için hazırlanan hastalarda Sigara kesilmelidir. Araya giren bir infeksiyon tedavi edilmelidir. Atriyal fibrillasyon iskemik kalb hastalığı gibi kardiyak durumlar kontrol altına alınmalıdır.Aynı güne ait PA akciğer grafisi ve son 1 ayda çekilen CT olmalıdır. Cerrahi rezeksiyonda iki hedef vardır. Tam rezeksiyon ve optimal fonksiyonel kapasiteyi korumak. Segmentektomi ve wedge rezeksiyonlar önerilmekle beraber lobektomi genel kuraldır. Bazı durumlarda bilobektomi ve pnömonektomiye kadar giden cerrahiler olabilir. Unutulmamalıdır ki pnömonektomi kendi başına bir hastalıktır. Bu nedenle rezeksiyonlarda daha ihtimamlı olmak gereği vardır.Postoperatif morbidite; Ağrı Bronşiyal sekresyonlar Atrial fibrillasyon Hava kaçağı olması Bronkoplevral fistül Pulmoner emboli Miyokard infarktüsü RADYOTERAPi Radyoterapi küratif veya palliyatif olarak akciğer kanseri tedavisinde önemli bir yer tutmaktadır. Son yıllarda teknik gelişmeler bu tedavi modalitesinde de ciddi ilerlemeler ortaya çıkmasına neden olmuştur. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri tedavisinde cerrahi temel küratif tedavi şeklidir. Ancak hastaların sadece %20-30’u cerrahiye adaydırlar. Geriye kalan 2/3 olgu rezeksiyona uygun değildir. Bu koşullarda radyoterapi lokorejionel tedavide lokal kontrol sağlamada oldukça etkindir. Radyoterapide tümör büyüklüğü önemli prognostik faktördür. T2N0 büyük bir tümör kitlesini gösterir ve lokal kontrol zordur. Oysa T3 veya T4 tümör küçük olabilir ve daha iyi kontrol sağlayabilir. Erken dönem tümörlerde ( T1 2 ve N0 1 ) tek başına radyoterapininsonuçları tartışmalıdır.Bu hastaların seçiminde bias vardır ( medikal olarak operable olmadıkları için ) ve 5 yıl sağkalım %6-32 dir. Bu sonuçlar cerrahi olarak tedavi edilen hastaların sonuçlarından daha kötüdür. Ancak radyoterapi dozları düşük ve genel durumu daha bozuk hastalardır. Son yıllarda daha yüksek dozlarla tedavi edilenlerde iyi sonuçlar elde edilmiştir.Ancak lokal kontrol gene de cerrahiden iyi değildir ve erken lokal nüks radyoterapiyle tedavi edilen grupta daha sıktır. Sonuç olarak radyoterapi medikal olarak cerrahiye kontrendikasyon varlığında gündeme gelmektedir. Lokal ilerlemiş hastalıkda dozlar 45-60 Gy arasında değişir. Tümör çapı lenf bezlerinin durumu ve total radyasyon dozuna bağlı olarak sağkalım süreleri değişir. Standart olarak ışınlanan saha primer tümör sahası ve muhtemel lenfatik drenaj bölgesidir. İpsilateral hiler mediastinal ve supraklaviküler lenf drenaj bölgeleri radyoterapi sahasına alınır. Toraks ışınmasında en önemli kısıtlayıcı faktörler normal akciğerin kendisi spinal kord problemi ve kalb doku toleransıdır. Dozun sınırlarını taşması radyasyon pnömonitisine yol açacaktır. Bu durumun morbiditesi ciddidir. Son yıllarda gündeme gelen üç boyutlu konformal radyoterapi tümöre daha yüksek doz vererek diğer normal dokulara verilen dozu minimuma indirmektedir. |
| | |
| | #12 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | Endobronşiyal obstrüksiyonlarda FOB ile bronşa iletilen katetrin içinden daha sonra lokal radyoterapi uygulamasına Brakiterapi denir. Bu yöntem endobronşiyal tümörlerde semptomları kontrol altına almak KEMOTERAPİ hastanın yaşam kalitesini yükseltmek için kullanılabilir. Kanama stenoz vepnömotoraks gibi yan etkileri vardır. Radyoterapi alan hastaların anemik olmaması gerekir. Oksijen radyasyon cevabını etkiler. Hipoksik durumdaki bir hücrenin ortadan kaldırılması için normal hücreye göre 3 misli daha fazla radyoterapi dozu alması gerekir. Hastaların hemoglobin düzeyi 14 g/dL olmalıdır. Preoperatif radyoterapi bazı avantajlar sağlar. Bunlar rezeksiyon sınırının ötesindeki subklinik hastalığın eradikasyonu tümörün küçülmesiyel rezeksiyonda daha kolay dokulara ulaşabilmeyi rezeke edilemeyen tümörür rezektable hale gelmesidir. Ancak cerrahi morbiditeyi arttırır ve tümör yayılımıyla ilgili değerlendirmeyi zorlaştırır. Yapılan iki büyük ABD çalışmasında preoperatif radyoterapi yaşamı uzatmamış aksine postoperatif komplikasyonlarda artışa bağlıolarak yaşam süresinde azalmaya yol açmıştır. Preoperatif radyoterapi süperior sulkus tümörlerinde ( Pancoast tümörleri ) önerilmektedir. Bu sayede bu grup yerleşimli tümörlerde daha uzun yaşam süresi elde edildiği bildirilmektedir. Postoperatif radyoterapi hala tartışmalı bir konudur. Bu konula ilgili birçok randomize çalışma yapılmıştır. Yapılan tüm çalışmalarda yaşam süresinde anlamlı bir fark bulunamamıştır. Postoperatif radyoterapi lokal nüksün azalmasında rol almıştır. Yapılan erken evre çalışmalarında da evre I ve II hastalarda postoperatif radyoterapi önerilmemektedir. Lancet dergisinde 1998 yılında yayınlanan 2128 hastalık bir meta analiz serisinde postoperatif radyoterapinin yaşam üzerine negatif etkisi olduğu gösterilmiştir. Evre I ve II için bu durum kesin olsa da evre III hastalarda hala bazı çekinceler vardır. Evre III hastalarda lokal kontrol radyoterapiyle sağlansa dahi sağkalım avantajı yoktur. Ancak bu konu net olmayıp çalışmalar devam etmektedir. Çünkü evre III çok heterojen bir gruptur. Şimdilerde incelenen konu evre III hastalarda neoadjuvan kemoterapi ve cerrahi sonrası uygulanan radyoterapinin etkinliğidir. Hastaların semptomlarını azaltmaya ve yaşam kalitesini arttırmaya yönelik palyatif radyoterapi hava yollarında obstrüksiyon hemoptizi gibi primer tümöre bağlı semptomların palyasyonunda vena kava süperior sendromu göğüs ağrısı kemik tutulumu spinal kord kompresyonu ve beyin metastazı gibi klinik durumlarda uygulanabilir.Toraks radyoterapi toksisiteleri; Radyoterapi sırasında hastalarda halsizlik öksürük balgam ve özofajite bağlı yutmagüçlüğü görülebilir. Semptomlar tedavinin tamamlanmasından bir-iki hafta sonra düzelir. Pnömonitis ve pulmoner fibrozis akciğerlerde görülen en önemli iki etkidir. Pnömonitis 1-3 ay sonra ortaya çıkar. Ciddi solunum sıkıntısı ateş öksürük yapar. Steroid gerekebilir. Akciğer fibrozisi 6 ay sonra ortaya çıkar ve spesifik bir tedavisi yoktur.Diğer toksisiteler; 1) Özofageal toksisite: Radyasyon özofajiti 2) Kardiyak toksisite ; perikardit sol ventrikül fonksiyon bozulması![]() 3) Spinal kord toksisitesi 4) Deri ve kemik toksisitesi ![]() Sitotoksik kemoterapi küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinin tedavisinde artan bir öneme sahip olmaktadır.Lokalize hastalıkta kemoterapinin tedaviye eklenmesi tedavi şansını arttırmaktadır. İlerlemiş hastalıkta kemoterapi sağkalım süresini arttırmakta ve yaşam kalitesini daha iyi hale getirmektedir. İleri evre hastalık küçük hücreli dışı akciğer kanserinde 5 yıllık genel sağkalım %15’in altındadır. Hastaların %40’ından fazlası ilerlemiş hastalık formunda başvurur ve bu grupta 5 yıllık sağkalım %1’in altındadır. Hastaların büyük bölümü kısa sürede kaybedilirler. Kemoterapide en iyi sonuçlar kombine tedavilerle alınsa da yeni çıkan ajanlarla faz II çalışmalar yapılarak ilacın etkinliği gösterilmektedir.Bu grup hastalarda hastalığın evresi ve hastanın performans dururmu en önemli prognostik faktörlerdir. Çok değişkenli analizlerde gösterilmiştir ki iyi performans kadın olmak tek bir metastatik bölge normal Ca ve LDH hemoglobinin 11 g/dL üzerinde olması ve Cisplatin kemoterapisinin kullanılması iyi karakteristiklerdir. Bu faktörlerden en önemlisi performans durumudur.Son yıllara kadar ileri evre akciğer kanserlerinde kemoterapinin değeri az olarak değerlendirilirdi. Ancak yeni ilaç kombinasyonları özellikle Cisplatin kullanımıyla yüksek cevap oranları elde edilmiştir yaşam kalitesi düzelmiş ve orta derecede bir sağkalım elde edilmiştir. Bazı gruplar rehberlerini yayınlamışlar ve günlük pratikte sitotoksik kemoterapi rutine girmiştir. 1980 yılından itibaren kemoterapiyle standart best supportif care arasında etkinlikçalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmaların çoğu küçük çapta çalışmalar olduğundan bazı meta analizler yapılmıştır. Yapılan 3 metaanaliz sonucuna göre kemoterapi ilerlemiş hastalıkta hastaların tedavisinde önemli rol oynamaktadır. Bazı yeni çalışmalarda tek ajan ile best supportive care karşılaştırılmıştır. Haftalık verilen vinorelbine’in yaşlı hastalarda BSC’e göre daha üstün olduğu gösterilmiştir. Docetaxel ve paclitaxel ile BSC’e göre daha üstünlük gösterilmiştir. Gemcitabine ile yapılan çalışmada sağkalımda üstünlük gösterilmezken yaşam kalitesinde belirgin bir düzelme ve palyatif radyoterapi ihtiyacında azalma saptanmıştır. İleri evre akciğer kanserlerinde kombine tedaviler tek ajan tedavilerle karşılaştırıldığında etkinlik artmış ancak etkinlikle beraber toksisitede artış gözlenmiştir.Meta analizler ile kombine tedavilerde cevap oranlarının arttığı 6 ve 12 aylık sağkalımların uzadığı gösterilmiştir. Ancak kombine tedavilerde toksisite artmaktadır. |
| | |
| | #13 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | KÜÇÜK HÜCRELİ AKCİĞER KANSERİ Küçük hücreli akciğer kanserine gelince ; tedavi verilmezse küçük hücreli akciğer kanseri hastayı hızla ölüme götürür. Sınırlı hastalıkta kemoterapi ve radyoterapi ile kombinasyon sağlanırsa ortalama yaşam 20 aydır. İki yıllık sağkalım %45 5 yıllık sağkalım %15-20 arasındadır. Tam remisyon sağlanan hastalarda koruyucu kafa ışınlaması yapılmalıdır. Çünkü hastalardaki nüksün en sık görüldüğü yer santral sinir sistemidir. Yaygın hastalıkta tedavi verilmezse yaşam 1-3 ay arasındadır. Kombinasyon kemoterapisiyle 9-12 ay arasında yaşam sağlanır. Radyoterapi palyasyon ve tedaviye cevap vermeyen olgularda gündeme gelebilir. Cerrahinin rolü tartışmalıdır. Soliter pulmoner nodül nedeniyle opere edilen hastalarda küçük hücreli akciğer kanseri çıkma olasılığı vardır ve bu olgularda sağkalım %50’ye yaklaşır. Bu hastalara adjuvan kemoterapi önerilmektedir. Sınırlı hastalık kemoterapi ve radyoterapi kombine edilerek tedavi edilir. İki meta analiz sonucu göstermiştir ki toraks radyoterapisinin eklenmesi sağkalımı anlamlı olarak uzatmaktadır. Cisplatin ve etoposide kombine tedavisi tüm dünyada standart olarak kullanılmakta ve etkili bir kombinasyondur. Tam cevap veren sınırlı hastalıklı hastalarda koruyucu kafa ışınlamasının uzun süre yaşayanlarda beyin metastazı riskini oldukça azalttığına dair güçlü kanıtlar vardır. Son zamanlarda yapılan tartışma radyoterapinin kemoterapinin hangi döneminde verilmesi şeklindedir. Yapılan çalışmalarla şimdilik görünen radyoterapi erken dönemde devreye sokulursa sağkalım uzamaktadır. Yaygın hastalıkta kemoterapi seçilecek en önemli tedavi yöntemidir. Cisplatin ve etoposide bu grup hastalarda da etkin seçenekler olmakla beraber hastanın genel durumu tedavinin yaklaşımını etkileyebilir.Küçük hücreli akciğer kanserinde yeni ajanlar denenmekte ve iyi cevaplar elde edilmektedir. Bunlar arasında taxanlar topoizomeraz 1 inhibitörleri ile çalışmalar devam etmektedir. Akciğer kanserinin diğer tedavi seçenekleri arasında bronş obstrüksiyonlarına yönelik palyatif tedaviler gene VKSS kraniyal metastazlar kemik metastazları ve ağrılar için palyatif radyoterapiler gündeme gelebilir.Larenks Kanseri -Larenks kanseri malign hücrelerin larenks dokusunda oluşması ile oluşur. -Sigara kullanımı ve fazla alkol alımı larenks kanseri gelişim riskini etkiler. -Boğaz ağrısı ve kulak ağrısı görülebilen semptomlardır. -Boğaz ve boyunu inceleyen testler tanı ve evrelemede kullanılır. -Bazı faktörler tedavi ve prognozu etkiler. -Larenks kanseri malign hücrelerin larenks dokusunda oluşması ile oluşur. Larenks farenksin hemen altında boyuna yerleşmiştir. Hava geçiçi sırasında titreşen ve ses çıkaran vokal kordları içerir. Ses farenks ağız ve burunda eko alarak insan sesine dönüşür. Çoğu larenks kanseri larenks içini döşeyen ince hücrelerden oluşan squamöz hücrelerden oluşur. Larenkste üç kısım vardır. -supraglottis: Kord vokal üstündeki epiglotu içeren kısım -glottis: Kord vokali içeren orta kısım -Subglottis: kord vokal ilke trakea arasındaki kısım -Sigara kullanınımı ve fazla alkol alımı larenks kanseri gelişim riskini etkiler. -Boğaz ağrısı ve kulak ağrısı görülebilen semptomlardır. Bu ve başka semptomlar larenks kanseri ve başka nedenlerle oluşabilir. Bir doktor aşağıdaki problemler olduğunda hastayı konsulte etmelidir. -Geçmeyen soğuk algınlığı ve öksürük -Solunum zorluğu -Kulak ağrısı -Boğaz veya boyunda şişlik -Ses değişikliği -Boğaz ve boyunu inceleyen testler tanı ve evrelemede kullanılır. -Boyun ve boğazın muayenesi: Boyundaki şiş lenf nodu için muayene ve küçük bir ayna ile boğazın incelenmesi -Larengoskopi: ayna veya larengoskop ile larenks muayenesi -Endoskopi: Vücud içindeki organları görmek için kullanılır. Endoskop bir kesi veya ağız gibi vücuttaki açıklıktan sokularak yapılır. Doku biyopsisi alınabilir. -BT: Vücud içindeki alanların değişik açılarla detaylı resmini almaktır. Kompitüre bağlı x-ray cihazı ile yapılır. Dokuları daha iyi görmek için ilaç verilebilir. Komputerize tomografi denir. -MRI: magnetik rezonans görüntüleme: magnet. radyo frekansı ve bilgisayar kullanılarak Vücud içindeki alanların değişik açılarla detaylı resmini almaktır.-Biyopsi: Mikroskop altında incelemek ve kanser araştırmak için alınan doku parçası -Baryum yutumu: Özefagus ve mide için baryum içeren sıvı içilerek x-ray ile çekim yapılırr. Üst GI serisi de denir. Malign Mezotelyoma Kanserin nadir bir çeşidi olan Malign Mezotelyoma göğüs veya periton zarında(plevra periton) bulunan hücrelerde oluşan bir kanser hastalığıdır. Malign mezotelyomalı çok insan asbestos soluyan yerlerdeki işlerde çalışanlardır. Bir şahısta kısa solunum göğüs ağrısı veya karında ağrı veya şişlikk olduğunda doktor bunları değerlendirmelidir. Şikayetler mevcutsa doktor karın veya göğüs filmi isteyebilir. Doktor torakoskop (thoracoscope) diye adlandırılan özel bir aletle göğüs boşluğu içine bakabilir. Göğüs duvarı boyunca bir kesi yapılacak ve torakoskop iki kot arasından içeri sokulacak. Torakoskopi (Thoracoscopy) olarak adlandırılan bu test hastanede yapılır. Testten önce hastaya lokal anestezikler verilecektir ( bu ilaçlar kısa bir zaman peryodunda duyu kaybına sebep olur). Bazı basınç hissedilebilinir fakat genellikle ağrı yoktur. Doktor Peritoneskop ( peritoneoscope) diye adland?ırılan özel bir aletle karın içine(peritoneoscopy) de bakabilmelidir. Peritoneoscope karında açılan yere yerleştirilir. Bu işlem de hastanede yapılır. Testen önce lokal anestezik verilir. Doku normal bulunmazsa herhangi bir kanser hücresi için mikroskop altında incelenecek küçük bir doku parçası kesilebilecek. Buna biyopsi denir. Biyopsi torakoskopi veya peritonoskopi esnasında yapılır. Düzelme şansı (Prognoz) kanserin çapına kanserin bulunduğu yere kanserin ne kadar uzaklığa yayıldığına kanser hücrelerinin mikroskop altında nasıl göründüğüne kanserin tedaviye nasıl cevap verdiğine hastanın yaşına bağlıdır. Malign mezotelyoma evreleri Malign mezotelyoma bulunduğunda kanser hücrelerinin vücudun diğer bölgelerine yayılıp yayılmadığını bulmak için daha çok test yapılacaktır. Bu evreleme (staging) olarak adlandırılır. Tedavi planı yapmak için doktor evreyi bilme ihtiyacı vardır. Mesane Kanseri Erkek mesane kanseri olması riski kadınlardan üç kat daha fazladır. Amerika da her yıl yaklaşık kırk bin yeni mesane kanseri olayı teşhis edilir ve onbeş binden fazla ölümün nedeni bu hastalıktır. Mesane kanseri kırk yaşın altındakilerde nadiren görülür. Bunun en azından çevresel faktörlerle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu hastalık sigara içenlerde boya kimya ve lastik sanayiinde çalışan işçilerde daha fazla görülür. Belirtiler -İdrarda kan; -Pelvik sancı (ön ve yanlardaki kalça kemiklerinde sancı); -İdrar yapmada zorluk; Teşhis En sık görülen ilk belirti ağrı ya da başka bir rahatsızlık olmaksızın idrarda kan bulunmasıdır. Sık yapılan bir teşhis hatası idrardaki bu kanın mesane iltihabına bağlanmasıdır. Eğer mesane kanserini düşündüren şikayetleriniz varsa doktorunuz kanserli hücreleri saptamak üzere idrar tahlili yaptıracaktır. IVP denilen özel bir böbrek röntgeni çekilebilir ve doktorun mesanenin içini görebilmesi için sistoskopi yapılacaktır. Sistoskopi sırasında habis hücreler açısından mikroskop altında incelenmek üzere mesane duvarından parça alınır. Eğer kanser saptanırsa doktorunuz kanserin hangi evrede olduğunu saptamak için karın ya da pelvis tomografisi isteyebilir. Kanserin mesane dışına yayılıp yayılmadığını anlamak için yapılan testler göğüs röntgeni ve kan tahlilleridir. Eğer mesanedeki tümör küçükse ve mesaneyi kaplamamışsa iyileşme şansı yüksektir. Bu türden mesane kanseri olan insanların yaklaşık %50si ile 70i arasında kalan kısmı üç yıllık bir süre içerisinde iyileşme gösterecektir. Ancak kanser yine de önemli olacaktır. Kanseri kaslara ve yağ dokusuna yayılan şahısların yaklaşık %45i radyasyon tedavisinin yapılmış olması koşuluyla en azından 5 yıl süreyle yaşarlar. Mesane kanseri diğer organlara da sıçrayan insanların büyük bir çoğunluğu tedavi görse de 2 yıldan fazla yaşayamaz. Tedavi Yüzeysel mesane kanserindeki tedavi genellikle tümörün kendisinin alınması şeklindedir. Bunun için büyük bir ameliyat gerekmez çünkü cerrah tümörü bir sistoskop aracılığıyla alınabilir. Yüzeysel tümörün alınmasından sonra biyopsiyi ihtiva eden sistoskopik değerlendirme her 3 ile 6 ayda bir kanserin yeniden oluşup oluşmadığını belirlemek için yapılır. Eğer bu olay yinelenirse tümör yeniden sistoskopi ile alınabilir. Ancak bu sefer gelecekteki mesane kanseri olasılığını azaltmak için kanserle mücadele edici ilaçlar verilir. Eğer hastalık mesane kasları ve yağ dokusunu kaplarsa mesanenin kendisinin erkeklerde de prostat bezinin de birlikte olmak üzere alınması gerekir. İlerlemiş mesane kanseri olan kadınlarda da yumurtalıkların rahmin ve vajinanın bir kısmının alınması gerekir. Mesanenin alınması idrarın geçeceği bir açıklığın yaratılmasını gerektirir. Bunu yapmanın değişik yolları vardır. En başarılı olan tekniklerden birinde üreterler bir parça bağırsaktan yapılmış yapay bir mesaneye bağlanırlar. Yani mesane göbeğin yan tarafından vücudun iç kısmına tutturulur. Daha sonra idrarı giysilerin altından vücut üzerinde bir torbaya boşaltmak üzere karın duvarından bir delik açılır. Buna ileal kanal işlemi denir. Bazı hekimler invazif (yayılma gösteren) mesane kanseri için bu operasyondan sonra radyasyon terapisi ve kemoterapi önerirler. Tümör lenf ise kemoterapi kullanılabilir. Metastatik hastalığı (diğer organlara yayılan kanser) olan şahısların %30 ile 70 i arasındaki kısmında kemoterapi kanserin yayılmasını kontrol altına almak ve ağrıyı hafifletmek açısından yararlıdır. Ancak bunun yararı 6 aydan daha fazla sürmez ve kanser bu süreden sonra ilerlemeye devam eder. Mesanenin ameliyat ile alınması veya radyasyon terapisi ile devam eden kemoterapinin bir kombinasyonu yayılma gösteren (invasiv) hastalığı olan şahısların bazılarında yaşamı uzatır.Merkel Hücreli Karsinom Merkel hücreli karsinom cildin nöroendokrin kanseri olarakda bilinen malign (kanser) hücrelerin cildin hemen üzeri veya yanında ve kıl folikülleri içinde bulunan nadir bir hastalıktır. Merkel hücreli karsinom genellikle ciltte ağrısız katı parlak kitleler şeklinde fark edilir. Bu tümörler kırmızı mpembe veya mavi olabilir ve çeyrek inçden küçükten 2 inçten büyüğe değişen boyutlarda görülür. Merkel hücreli karsinom genellikle güneşe maruz kalan baş boyun kol ve bacakta bulunur. Genellikle 60-80 yaş arası beyaz tenlilerde bulunur ancak başka ırk ve farklı yaşlarda da görülebilir.Merkel hücreli karsinom hızlı büyür ve sıklıkla vücudun başka kısımlarına metastaz (yayılma) yapar. Küçük tümörlerin bile metastaz yapabilme yeteneği vardır. Hastalık yayıldığı zaman genellikle bölgesel (komşu) lenf bezlerine yayılır ayrıca karaciğer kemik akciğer ve beyinede yayılabilir. Lenf bezleri küçük fasulye şeklinde yapılar olup tüm vücutta bulunur. Bu bezler enfeksiyonla savaşan hücreler üretip depolarlar. Merkel hücreli karsinomun tedavisi hastalığın evresine hastanın yaşına ve genel durumuna bağlıdır![]() |
| | |
| | #14 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | Mide Kanseri Mide sindirim sisteminin bir parçasıdır ve karnın üst sol kısmında diyaframın altında bulunur. Üst ucu yemek borusu ile bağlantılıdır alt ucu ise adına kapıcı dediğimiz halka şeklindeki kapama kasları ile onikiparmak bağırsana bağlıdır. Midedeki kötü huylu tümörler genellikle mukoza zarında gelişir ve % 95 oranında bez epitelinden (adenokarsinom) yola çıkar. Skuamöz epitel karsinomlar lenfomlar – yani lenf dokusunda gelişen kanserler – ve kas yapısında gelişen sarkomlar daha ender görülür. Hastalığa yeni yakalananların yılda toplam olarak yaklaşık 20.000 kişiyi bulduğu mide karsinomu erkeklerde en sık görülen beşinci kadınlarda ise en sık görülen dördüncü kötü huylu tümördür.Mide Kanserinin nedenleri: • Mide kanserinin oluşumunda beslenme alışkanlıkları önemli bir rol oynamaktadır. • Beslenmeye dayalı iyi bilinen risk faktörleri; çok tuzlu yemeklerin sıklıkla yenilmesi ve taze meyve ve sebzenin az tüketilmesidir. • Izgarada pişirilmiş tütsülenmiş ve tuzlu salamura gıdaların sıklıkla yenmesi de riskli olabilmektedir. Izgara ve tütsüleme esnasında tam olmayan yanma sonucu kanseri tetikleyen maddeler oluşmaktadır (kanserojenler). Et ürünlerinin salamurası (tuzlama) yapılırken nitrat tuzları ve nitrit tuzları kullanılmaktadır. Bunlar ısıtma esnasında veya mide içinde Nitrosaminleri oluştururlar ki bunlarda kuvvetli birer kanserojendir. Nitrosaminler gıdaların bakteri veya mantarlarla teması esnasında da oluşabilmektedir. Yukarıda bahsi edilen mide karsinomu vakalarındaki gerilemenin nedeni soğutucu ve dondurucu araç ve gereçlerin (buzdolabı derin dondurucu) genel olarak daha sık kullanılmaya başlanması ve taze meyve ve sebzenin daha kolay tedarik edilebilmesine dayandırılabilir. Tuzlamak gibi konservasyon metodları (yiyeceklerin bozulmasını önlemek) son on yıllarda dondurucu ve soğutucular ve/veya vakumlu steril ambalajlar sayesinde geri planda kalmıştır. • Mide kanseri kronik bir mide mukozası iltihabı şekli olan ve mide ülserinde sıklıkla ortaya çıkan helicobacter pylori bakterisinin sebep olabileceği atrofik gastritis ile bağlantılı olabilmektedir. Helicobacter enfeksiyonu ile mide kanseri arasında yakın bir bağlantı olasılığının çok olduğu kabul edilmektedir. Büyük bir olasılıkla midenin helicobacter ile uzun süreli bir istilası (enfeksiyonun çocuk yaşta gerçekleşmesi) daha yüksek bir risk oluşturmaktadır bu nedenle yetişkin yaşta bu bakterinin ortadan kaldırılması rizikonun azaldığı anlamına gelmemektedir. • Sigara ve aşırı alkol tüketimi risk faktörü olarak kabul edilmektedir çünkü bunların tüketimi büyük bir olasılıkla mide mukozası iltihabına yani gastrite neden olabilmektedir. Adenomatöz mide polipleri de (mukoza bezlerinde başlangıçta iyi huylu oluşumlar) mide kanseri hastalığı için risk faktörleri arasındadır.Örneğin bir ülser hastalığı nedeniyle midenin kısmen alınması da (günümüzde ender olarak uygulanmaktadır) mide kanseri riskini arttırmaktadır. • Kalıtım yoluyla alınan genler de mide kanserinin oluşmasını destekleyebilir. Ancak burada iki tür mide karsinomu biribirinden ayrı tutulmalıdır: Biri öncelikle sınırlı olarak büyüyen intestinal tür diğeri ise difüz tür olanıdır ki bu türü daha kötü huylu olup hızla çevredeki dokuları sarar. İntestinal türde daha çok beslenme faktörleri ön planda olurken difüz türde genetik faktörler sorumlu tutulmaktadır.Belirtiler En sıklıkla ![]() • Hazımsızlık • İştahsızlık • Yemeklerden sonra şişkinlik hissi • Kusma • Yorgunluk • Bağırsak işlevinde kan yada siyah dışkı • Kilo kaybı Teşhis En emniyetli ve kesin sonuç veren muayene şekli mikroskop (Histoloji) ile ayrıntılı incelemenin yapılması için doku örneklerinin de alınmasını sağlayan daha önce bahsi edilen mide içinin gözetlenmesidir (gastroskopi). Kuşkulu bölgenin derinlerinden ve kenarlarından alınan örnekler olası kanserin mide duvarına ne kadar yayıldığını tespit etmeye yarar. Kontrast maddelerle mide ve bağırsaklara uygulanacak ilave bir röntgen muayenesi mide duvarının geniş alanlarını da inceleme imkanı verir. Tedavi Mide kanserinde ameliyat en önemli ve en belirleyici tedavi önlemidir. Buna ilave olarak kemoterapi ve bazı durumlarda ışın tedavisi (Radyoterapi) de uygulanmaktadır. Tedaviden sonra ne oluyor? Tedavinin tamamlanmasından sonra yani ameliyattan sonra erişilebilecek en iyi netice olarak hastalar tümörlerinden tamamen kurtulmuş olurlar. Bundan sonraki tıbbi kontrolün amacı tedavinin istenmeyen sonuçları ile olası bir geri dönüşü yani hastalığın olası yeniden nüksetme halini tespit etmektir. Genelde tedavi sonrası kontroller ilk zamanlar 3 ayda bir yapılır 2 yıldan sonra ise 6 ayda bir gereklidir. Muayene normalde vücudun incelenmesini laboratuar testlerini röntgen ve ultrason muayenesini ve midenin bir bölümü alınmış ise bir de gastroskopiyi kapsar. Mikozis Fungoides ve Sezary Sendromu Mikozis Fungoides ve Sezary Sendromu hastalığı lenf sisteminde (T-lenfosit adı verilen) bazı hücrelerde görülen ve cildi etkileyen (malign/habis) bir kanser türüdür. Lenfositler kemik iliği ve lenf sistemindeki diğer organlar tarafından üretilen enfeksiyonlarla savaşan beyaz kan hücreleridir. T-hücreleri vücutta bulunan bakteriler ile diğer zararlı organizmaların yok edilmesi görevinde vücudun bağışıklık sistemine yardımcı olan özel lenfositlerdir.Lenf sistemi bağııklık sisteminin bir parçası olup bu sistem deri dahil vücudun tüm bölümlerinde bulunan kan damarları gibi vücudun tamamına yayılan ince tüpçüklerden oluşmaktadır. Lenf damarları lenfosit içeren renksiz bir sıvı olan lenf sıısı taşır. İnce tüp altı boyunca sıras sı?ra dizili şekilde fasulye tanesi şeklinde lenf düğümü adı verilen organlar bulunmaktadır. Lenf düğümü kümeleri oltukaltında pelvis boyun ve abdomen bölgesinde bulunmaktadır. (Üst abdomen bölgesinde bulunan lenfosit üreten ve eski kan hücrelerini kandan süzen bir organ olan) dalak (göğüs kafesi altında bulunan küçük bir organ olan) timüs ile (boğazda yerleşik bir organ olan) bademcikler de lenf sisteminin parçasıdır.Çeşitli lenfoma türleri bulunmaktadır. En yaygın görülen lenfoma türü Hodgkin hastalığı ile Non-Hodgkin hastalığıdır. Bu lenfoma türlerinin başlangıcı genellikle lenf düğümlerinde ve dalakta olmaktadır. Mikozis Fungoides ve Sezary Sendromu genellikle yıllar içerisinde yavaş gelişim göstermektedir. Hastalığın başlangıç evrelerinde deride batma ve kuruluk hissedilecek ve deri yüzeyinde koyu renkli bölgeler oluşacaktır. Hastalık daha da ilerledikçe Mikozis Fungoides adı verilen bir durum olan deri üzerinde tümör oluşumu meydana gelecektir. Hastalıktan etkilenen deri bölgesi artıkça deri efekte olacaktır. Hastalık lenf bezleri ile dalak akciğer ya da karaciğer gibi vücudun diğer organlarına da yayılabilir. Kanda yüksek miktarda tümörlü hücre tespit edildiğinde ise bu duruma Sezary Sendromu adı verilmektedir.Kütanöz lenfoma semptomları bulunmakta ise doktor derinin üzerinde oluşan lenfomadan bir parça alarak bunu mikroskop altında inceleyecektir. Deride başlayan diğer kanser türleri bulunmaktadır. En yaygın olan türleri ise bazal hücreli kanser ile skuamöz hücreli kanserdir. |
| | |
| | #15 |
| Yazar Pasaj Yöneticisi | Miyeloproliferatif Hastalıklar Miyelodisplastik/miyeloproliferatif hastalıklar bir zamanlar miyelodisplastik sendromlar şemsiyesinin altına dahil olan bir grup bozukluktur. O zamandan bu yana ayrı bir sınıflandırmaya tabi tutulmaktadırlar çünkü bu hastalıklarda kemik iliği çok az değil de çok fazla sayıda kan hücresi üretmektedir. Belirtileri ve semptomları miyelodisplastik sendromlarınkiler ile benzer olsa da miyelodisplastik/miyeloproliferatif hastalıkların bulunduğu kişilerin ayrıca dalağı büyümüş ve lenf düğümleri şişmiş olabilir.Petekiyalar pıhtılaşmaya yardımcı olan kan hücrelerinin (pıhtı hücreleri) sayısının az olması nedeniyle derideki küçük kan damarlarının (kılcal damarlar) derinin içinde kanamasından (hemoraj) ileri gelir. Petekiyalar renkleri kırmızıdan mavimsi mora kadar değişebilen minik noktalar olarak ortaya çıkar. Belirtiler ve Semptomlar Miyelodisplastik sendromun bulunduğu kişiler hastalığın erken aşamalarında nadiren sorun yaşarlar. Ancak kemik iliği sınırlı sayıda sağlıklı kan hücresi üretmeye devam ettikçe aşağıdakileri de içeren belirtiler ve semptomlar baş göstermeye başlar:
Kan hücreleri belirli kemiklerin içinde bulunan süngersi doku olan kemik iliğinde üretilir. Çocuklukta kemiklerin çoğu kan hücrelerinden oluşur ancak yaş ilerledikçe temel olarak omurlar omuzdaki kürek kemikleri kaburgalar ve leğen kemiğinde de kan hücreleri oluşur.Tüm kan hücreleri farklılaşmamış kök hücreleri olarak başlar (pluripotent kök hücreler). Normal şartlarda bu hücrelerin yaklaşık olarak yüzde 5’i olgunlaşmadan kalır ve vücudunuz bunlara ihtiyaç duyuncaya dek yedekte tutulur. Gerisi bir dizi olgunlaşma aşamasından geçer bu dönem boyunca blast hücreleri olarak adlandırırlar nihayet özelleşmiş üç kan hücresi türünden birine dönüşürler: Alyuvar hücreleri (eritrositler). Bunlar vücudunuzda en bol bulunan kan hücreleridir; her bir beyaz hücreye karşılık yaklaşık 600 kırmızı kan hücreniz vardır. Alyuvar hücreleri kana karakteristik rengini veren ve akciğerlerden geri kalan dokulara oksijen taşıyan bir protein olan hemoglobini içerirler. Sağlıklı alyuvar hücrelerinin eksik olması (anemi) miyelodisplastik sendromlarla bağlantılı yorgunluk halsizlik olağandışı soluk renkte cilt ve nihai olarak nefes darlığı gibi sorunların çoğunun nedenidir.Akyuvar hücreleri (lökositler). Akyuvar hücreleri bağışıklık sisteminin bir parçası olarak enfeksiyonlarla savaşılmasına ve vücudun çeşitli istilacı patojenlere karşı korunmasına yardımcı olurlar. Akyuvar hücreleri sistemi karmaşıktır ve beş ana türden hücre içerir: monositler lenfositler nötrofiller bazofiller ve özinofiller. Toplu olarak granülositler adı ile bilinen son üçü bakterilerin ortadan kaldırılmasında büyük önem taşır. Bu hücrelerin eksikliği miyelodisplastik sendromunun çoğu zaman ilk belirtilerinden biri olan sık enfeksiyona yakalanmaya neden olabilir.Pıhtı hücreleri. Bu hücreler vücut hücreleri olarak sınıflandırılsalar da aslında bir tür kemik iliği hücresinin parçalarıdır (megakaryosit). Pıhtı hücreleri kanamanın kontrol edilmesi ve hasarlı kan hücrelerinin onarılmasının harekete geçirilmesi için pıhtı oluşumuna yardımcı olan kimyasal maddeler içerir. Bu hücrelerin sayısının çok az olması (trombositopeni) olağandışı kanamaya veya çürümeye yol açabilir. Alyuvar hücreleri olgunlaştığı zaman akyuvar hücreleri ve pıhtı hücreleri kan dolaşımına salınarak burada beklenen yaşam sürelerini tüketirler; bu süre alyuvar hücrelerinde ortalama 20 gündür bazı akyuvar hücreleri ve pıhtı hücreleri için ise birkaç saat ila birkaç gün gibi kısa bir zaman dilimidir. Her gün kemik iliğiniz milyonlarca hücre üretir ve milyonlarca daha fazlası da ölür. Bunun sonucunda vücudunuzun yeni ve eski hücreler arasındaki hassas dengeyi oturtması gerekir bu süreç kısmen kemik iliği içindeki büyüme faktörleri adı verilen hormon benzeri maddelerce kontrol edilir. Ancak miyelodisplastik sendromlarda hücrelerin düzenli ve denetimli bir şekilde üretimi en temel düzeyde kök hücrelerin üretilmesinde başarısız olur. Olgun olmayan hücreler çoğu zaman kusurludur ve normal gelişim göstermek yerine kemik iliğinde veya kan dolaşımına girdikten hemen sonra ölürler. Bu durum sadece sağlıklı hücrelerin sayısının az olmasına neden olmakla kalmaz aynı zamanda genel olarak hücre üretimi için de daha az yer bırakır. Bu döngü süregeldiğinden ötürü sorun genellikle zaman içinde daha kötü bir hal alır.Miyelodisplastik sendromlar kanser midir? Birçok uzman miyelodisplastik sendromları bir tür kan ve kemik iliği kanseri olarak düşünmektedir çünkü başka kanserlerde olduğu gibi tüm anormal hücreler tek bir kusurlu hücreden kaynaklanıyor görünmektedir ve hepsi birbirinin aynı görünüme sahiptir. Son olarak da miyelodisplasytik sendromu olan yaklaşık üç kişiden birinde olgun olmayan kan hücrelerini etkileyen hızlı seyreden bir kanser olan akut miyelojenöz lösemi gelişir. Yine de miyelodisplastik sendromların aslen kanser olup olmadığı tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Miyelodisplastik sendromun alt türleri Miyelodisplastik sendromların sınıflandırılması birçok karmaşık hastalık gibi zor olmuştur. Bununla birlikte bozuklukların alt sınıflara ayrılması doktorların ve araştırmacıların büyük insan gruplarındaki farklı bozuklukların seyrini izlerken hastalıkla ilgili daha fazla bilgi edinmelerine yardımcı olur.Uluslararası bir hekimler grubu tarafından geliştirilen ilk miyelodisplastik sendromlar sınıflandırma sistemi 1990ların sonunda Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yeniden elden geçirildi. Bu sistem alandaki bazı uzmanlar tarafından hala tartışılmaya devam etse de klinik uygulamalarda gitgide yaygın hale gelmektedir. WHO kemik iliğindeki değişikliklere ve dolaşımdaki kan hücresi sayılarına dayalı olarak miyelodisplastik sendromlarının sekiz alt türünü tanımaktadır.
Çoğu miyelodisplastik sendrom belirgin hiçbir neden olmadan ortaya çıkar. Nedeni belirlenebilir olan sendromlara ikincil miyelodisplastik sendromlar adı verilir ve tedavi edilmeleri nedeni bilinen miyelodisplastik sendromlara (birincil veya de novo miyelodisplastik sendromlar) genellikle daha zordur. Farklı miyelodisplastik sendromu alt türlerinin nedenlerinin farklı olması olasıdır ancak araştırmacılar henüz bu neden sonuç bağlantılarını bulmamışlardır. Aşağıdaki faktörlerin genel olarak miyelodisplastik sendromlara neden olabileceğini bilmektedirler.
|
| | |
![]() |
| Etiketler |
| kanser, kanser belirtileri, kanser belirtisi, kanser çeşitleri, kanser tedavileri, kanser tedavisi |
| Seçenekler | |
| Stil | |
Kanser Çeşitleri Belirtileri Etkileri ve TedavileriKanser Çeşitleri Belirtileri Etkileri ve Tedavileri konusu, EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM/Sağlık bölümünde tartışılıyor . | |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Kategori | |||
| Beyin Tümörü Belirtileri, Tümör Çeşitleri ve Tedavisi | Temel Hastalıklar Ve Tavsiyeler | |||
| Kanserden Korunma Olasılığı | Temel Hastalıklar Ve Tavsiyeler | |||
| Akciğer Kanseri Nedir | A-B | |||
| Kanser en çok neyi sever? | Temel Hastalıklar Ve Tavsiyeler | |||
| kanser güncellemesi | Temel Hastalıklar Ve Tavsiyeler | |||
| ||||
| Konu | Kategori | |||
| Evden eve nakliyat | Liseler & Üniversiteler | |||
| Şehir ve Firma Rehberi | Tatil ve Oteller | |||
| Tatil ve Oteller | Seo | |||