Edebiyat & Sanat bölümü Şiir Köşesi / İstanbuL ŞiirLeri... konusu gösteriliyor Özet:İstanbul'um Küçüklük hayalimdin, büyüdükçe büyüdün Vardığımda kanmadım, sevdiğim İstanbul’um Denizinde ıslandım, rıhtımında dinlendim Martılarla dertleştim, cananım İstanbul’um Beylerbeyi Beyoğlu’m, Modalar ...
| |||||||
İstanbuL ŞiirLeri... | Açılış Sayfam Yap | Reklam | Kayıt ol | Konuları Okundu Kabul Et |
| | #1 |
| cousin | ![]() İstanbul'um Küçüklük hayalimdin, büyüdükçe büyüdün Vardığımda kanmadım, sevdiğim İstanbul’um Denizinde ıslandım, rıhtımında dinlendim Martılarla dertleştim, cananım İstanbul’um Beylerbeyi Beyoğlu’m, Modalar Kadıköy’üm Dolmabahçe sarayım, mekanım İstanbul’um Sultanahmet durağım, Sirkeci’de otağım Adalarda kalayım, sadetim İstanbul’um Boğaziçi seyranım, Kız kulesi nişanım Fenerbahçe gülşenim, bayramım İstanbul’um Üsküdar aşk yokuşum, Harem'de coşkuluyum Ümraniye toprağım, sevdamsın İstanbul’um Levent’e düşer yolum, Bebek’te olsun evim Şişli’de şakrak sesim, evrenim İstanbul’um Aksaray’da yayayım, Beyazıt’ta susarım Kumkapı'da kaynağım, nimetim İstanbul’um Lügat yok anlatamam, kelime yetiremem Ömür az bitiremem, yarim yarım hayatım Gözbebeğim sevdamsın, aşığım İstanbul'um Bir destan yazsam sana her semtine bin mısra Bin ömrüm olsa sana hepsini etsem feda Nizamettin Korucu |
| | |
| | #2 |
| cousin | İstanbul Kimindir? İstanbul, bağrında bin bir hançerle Zalimin üstüne yürüyenindir. Maziyi aydınlatan fenerle Öteleri görmeyi bilenindir. İstanbul, Fatih’in gönlünde sevda, Şehitlerin coşturduğu selindir. Müjdeyi dalgalandırmak uğrunda Ulubatlı’nın verdiği elindir. İstanbul, Eyüp’te dinlenen sükut… Göklerin sırdaşı minarenindir. Her lahza yarini söyleyen Davut Sevildiğini bilen yarenindir. İstanbul, Kadıköy’de alışveriş… Beyoğlu’nda sesi yırtan sesindir. Süslü Moda’da kendini beğeniş… Sarıyer’de çekilen nefesindir. İstanbul, Boğazda eriyen zaman… Bebeğini uyutan kucağındır. Mehtaptan yudum yudum akan mekan İçinde doğabilen çocuğundur. İstanbul, Üsküdar’da çıkılan tepe, Beşiktaş’a can veren denizindir. Bahçesinde uzanırken sere serpe Hayal kuranlar, İstanbul sizindir! Ertuğrul Zengin |
| | |
| | #3 |
| cousin | Hayalimde İstanbul Var Hayalimde İstanbul var... Bilmem nasıl anlatsam. Bir Beyoğlu'na iniyorum, bir Üsküdar'a, Yürüyorum İstanbul sokaklarında. Hayalimde İstanbul var... Biraz yüksekten bakıyorum, Minareleri görüyorum, denizi görüyorum! Ne yazık ki vaktim dar. Hayalimde İstanbul var... Bir pazar günü, Kadıköy'deyim. Yürümek istiyorum, çok kalabalık. Bende bu kalabalıkta kayboluyorum. Hayalimde İstanbul var... Mahalle aralarında top oynuyorum, Babamın işten dönüşünü bekliyorum, Akşamları körebe, saklambaç bizim. Hayalimde İstanbul var... Gece mavi, gündüz mavi. Yabancıya yolları uçurum, Bu şehirde kendimi buluyorum. Hayalimde İstanbul var... Ve ben başka şehirde yaşıyorum, Açıyorum gözlerimi, hayal bitiyor; karşımda Berlin Kulesi! .. Ayhan Güç |
| | |
| | #4 |
| cousin | İstanbul Seni görüyorum yine İstanbul Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan Minare minare, ev ev Yol, meydan Geliyor Boğaziçi'nden doğru Bir iskeleden kalkan vapurun sesi Mavi sular üstünde yine Bembeyaz Kızkulesi Bir yanda, serin sabahlarla beraber Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım Baktıkça hep, semt semt, yer yer Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım Durmuş bir tepende okuduğum mektep Askerlik ettiğim kışladır ötesi Bir gün bir kızını benim eden Evlendirme dairesi .......... .......... Ziya Osman Saba |
| | |
| | #5 |
| cousin | Şiirler İstanbul Kokuyor Önce kokun geldi soframa, Sonra martı seslerini duydum usuldan Gözlerimin önüne durdu hayalin, Yol vermedi! Vapurları gördüm herseferinde Kadıköy vapurlarını,adaları... Kirpiklerim,birbirini kucakladıkça, Adın takıldı dilime, Korktum söyleyemedim. Özlemimi her seferinde marmaraya fısıldadım Beni bir balıklar anlar, birde sen... Kaç yıl oldu gözlerime yakamoz düşmeyeli, Kimin,neyin diyetiydi bu? Yedi tepede unuttum gözlerimi Seni her anışımda daldırıyorum kalemimi denize Şiirler balık kokuyor,şiirler İstanbul kokuyor! Üsküdar'ı,Beyoğlu'nu saklıyorum mısralara Her bir mısrada içesim geliyor denizi. Ezan sesi yükseliyor gökkubbeye Yakamoz çoktan düştü denize Vakit yeni bir söze gebe. Ey koca şehir; Adım İstanbul olmuş benim Sen benimsin, bende senin... Özgür Akdoğan |
| | |
| | #6 |
| cousin | Yürüyelim Seninle İstanbul'da Kırmızıyı sevdiğini bilseydim hayallerim kıpkırmızı olurdu İstanbul hala güneşin ardında ufuklarında birkaç kara leke birkaç kan pıhtısı dudaklarında İstanbul hala sevimli mi sevimli ve hala bir tomucuk tadında yürüyelim seninle İstanbul'da korkusuz bir rüyadır bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü yenilgisiz bir muamma gibidir arar bulusmayan ellerimizi deli rüzgar yine sarhoş, hovarda tam orada, Çamlıca yokuşunda birkaç bulut çekelim gökyüzünden damarlarımızdan geçirelim ve birden bırakalım suların üzerine sen bir defa konuş, sen bir defa gül kumlu ebrular yapalım seninle serpmeli ebrular, bülbülyuvası hercaimenekşe, gonca ve sümbül yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında yürüyelim seninle İstanbul'da boğaziçi magrur türkülerini gözlerine baka baka söyleyin martılar üşüyünce denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi anlayabilir misin neden çıban gibi büyür bağrımda büyürde kelebek olur bu sızı kırmızıyı sevdiğini söyledin bu yüzden mi günlerdir İstanbul'da gül kokusu yayılan tepeler kırmızı, sular kırmızı İstanbul bilmeli ki, sahillerine mehtabı taşıyan senin bakışlarındır İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler önce senin yüreğine açılır uzaklarda bir yerde toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın parmaklarında hüzün sana doğru akan nehrin ağlayan suretidir bir elimizde umut bir elimizde sevda yürüyelim seninle İstanbul'da musiki kesilsin, tükensin yazı çaresiz kalınca mızrap ve şiir ozan bir kenara bıraksın sazı ressam fırçasına neden mi kızgın tuvalde çizgiler, renkler kırmızı kırmızıyı sevdiğini bilince çekilir mi artık güllerin nazı Anadolukavağı'nda her akşam burcu burcu bir rüyadır hayalin karanlık, hüznünü düşürür dağa kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar endamın her sabah iner toprağa hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz ayrılık acıyla süzülür kandan nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler öylesine yorgun, mahzun ve candan İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda uykusundan uyanınca fırtına dalgalar türkümüze aşina olur yüzümüze bakınca deniz fenerleri sahibini arayan gemilerin çığlığıyla vurulur tarih heyelandır hainlerin ardında İstanbul tarihin soylu anası biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız sevdayı kız kulesi'nden yalıların burukluğu altında geçiyoruz sokaklardan delice anlayabilir misin beyoğlu'nda gezinen hayal kırıklığının benden türediğini anlayabilir misin kırmızı neden böyle doldurur aynalara inleyen yüreğimi sana giden yolların kavşağında bir adam direniyor izini bulmak için siliyor tanyerine akan alın terini ufkunda sapsarı umudun rengi mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah arıyor sessizce kaybolan günlerini Gülhane'de simit satan çocuklar nasıl anlasınlar ellerimizin neden böyle çekingen olduğunu Ayasofya önünde tramvay bekleyenler gökyüzüne dokunurken bu acı kimdir diye sorsunlar içlerinden birlikte yürüyen iki yabancı biz gitsek de, İstanbul'da yine de yıllar yılı gezinmeli bu sızı benden bir yaralı şiir kalmalı senden bir tebessüm, bir de kırmızı Nurullah Genç |
| | |
| | #7 |
| cousin | İstanbul Orda, adamı düşündüren denizler vardır - ışıltılı ve berrak-, şurda gemiler durmuş, kimbilir, zincirleri ne ağırdır. Sarayburnu, Kızkulesi, Haydarpaşa... Bak işte Köprü, Böyle ayak altında bütün gün. İşte yollar gıcır gıcır, İşte Sultanahmet Meydanı şu gördüğün Nihayet, ilerde deniz, Mis gibi balık kokar. Daha sonra Adalar Ve hep çam ağaçları. Oranın mehtabı tatlı olurmuş, Öyle derler, Rüyadaymış gibi yaşar insan. Galiba böyle görülür İstanbul Bir kartpostal önünde durup İştahla bakarsan. A. Kadir |
| | |
| | #8 |
| cousin | İstanbul Destanı-1 İstanbul deyince aklıma martı denir Yarısı gümüş, yarısı köpük Yarısı balık yarısı kuş İstanbul deyince aklıma bir masal gelir Bir varmış, bir yokmuş İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir Anadolu`da toprak damlı bir evde Gülcemal üstüne türküler söylenir Süt akar cümle musluklarından Direklerinde güller tomurcuklanır Anadolu`da toprak damlı bir evde çocukluğum Gülcemalle gider İstanbul’a Gülcemalle gelir İstanbul deyince aklıma Bir sepet kınalı yapıncak gelir Şehzadebaşı`nda akşam üstü Sepetin üstünde üç tane mum Bir kız yanaşır insafsızca dişi Boyuna bosuna kurban olduğum Kalın dudaklarında yapıncağın balı Tepeden tırnağa arzu dolu Sam yeli söğüt dalı harmandalı Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı Şehzadebaşı`nda akşam üstü Yine zevrak-ı derunum Kırılıp kenara düştü İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir Dokuzuncu Senfoniyle kolkola Cezayir marşı gelir Dört başı mamur bir gelin odası Haraç mezat satılmakta Bir gelinle güvey eksik yatakta Köşede sedef kakmalı tombul bir ut Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta Sonra ellerinde şamdanlar nargileler Paslı Acem kılıçları Amerikan kovboyları Eller yukarı Ne kadar da beyaz elbiseleri Amerikan deniz erleri Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi Sütten duru buluttan beyaz Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin Yakışmaz Ama harbederken onlara Bambaşka elbiseler giydirirler Kan rengi, barut rengi, duman rengi Kin tutar kir tutmaz İstanbul deyince aklıma Kocaman bir dalyan gelir Kimi paslı bir örümcek ağı gibi Gerinir Beykoz’da Kimi Fenerbahçe’de yan gelir Dalyanda kırk tane Orkinos Bedri Rahmi Eyüboğlu |
| | |
| | #9 |
| cousin | İstanbul Destanı-2 Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur Denizin içinde ağaçlar devrilir Kan çanağına döner dalyanın yüzü Camgöbeği yeşili bulanır Bir çırpıda kırk Orkinos Reisin sevinçten dili dolanır Bir martı gelir konar direğe Atılan Kolyosu havada yutar Bir başkasını beklemez gider Balıkçı gülümser tatlı tatlı Adı Marikadır bu martının der Her zaman böyle gelir böyle gider İstanbul deyince aklıma Adalar gelir Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır Çalımından geçilmez altmışlık madamların Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların İstanbul deyince aklıma kuleler gelir Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır Ama şu Kızkulesinin aklı olsa Galata kulesine varır Bir sürü çocukları olur İstanbul deyince aklıma Tophane`de küçücük bir sokak gelir Her Allahın günü kahvelerine Anadolu’dan bir sürü fakir fukara gelir Kimi dilenecek dilenmesine utanır Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm Çöpçü olmuştur bugüne bugün Kiminin sırtında perişan bir küfe Kiminin sırtında nakışlı semer Şehrin cümbüşüne katılır gider Kalın yağlı bir kolana koşulur Piyano taşırlar omuz omuza Kendinden ağır yükün altında adamlar Balmumu gibi erir dururlar Sonra kanter içinde soluk alırlar Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin Nazdan nazik çiniden bilezik eller Derken Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin Hacıyağına bulanmış sesiyle esner: Gamı şadiyi felek Böyle gelir böyle gider İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi Hepsinin dudağında İstiklal Marşı Bulutlar atılır top top pare pare Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık Memleketimin insanlarına Daha fazla sokulmak isterim yanlarına Ben de bağırırım birlikte Avazım çıktığı kadar Göğsümü gere gere Ver Lefter`e yaz deftere Stadyum gelir İstanbul deyince aklıma Binlerce insanın aynı anda Aynı şeyi duymasından doğan sevincin Heybetini düşünürüm Birbirine eklenir kafamda Binler yüzbinler milyonlar Sonra bir mısra havalanır ürkek Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar İstanbul deyince aklıma Yahya Kemal gelirdi bir eyyam Şimdi Orhan Veli gelir Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli Demindenberi senin tadın senin tuzun Senin şiirin senin yüzün Yaralı bir güvercin misali Başımın üstünde dolanır durur Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine Neresine mi arayan bulur Erbabı bilir Deli eder insanı bu şehir deli Kadehlerin çınlasın Orhan Veli İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir Burgaz adasında kıyıda Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler Bütün İstanbul’u dolaşırlar elele başbaşa Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli Ziba mahallesinde gece yarısı Sabaha Galata’dan geçer yolları Maytaba alacakları tutar kahvede Zararsız bir deliyi Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin Sonra oturup sessizce ağlarlar İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir Taşında toprağında suyunda Fakirin fukaranın yanıbaşında Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir Kıldan ince kılıçtan keskin Hep iyiden güzelden yana Hep kimsesizlerin İstanbul deyince aklıma Said`in son yılları gelir Hey Allahım en güzel çağında Said`e Dört beş yıl ömrün kaldı denir Sait Sait olur da nasıl dayanır Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine İhtiyar balıkçı pis pis düşünür Bir zehir yeşilidir açılır Bir yeşil ki ciğerine işler adamın Bir yeşil ki kasıp kavurur Küçük mavi çocuk İhtiyar balıkçı Ve dilimize bulaşan zehir yeşili İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said`in şiiri İstanbul deyince aklıma Sabiyem gelir Sabiyem boynundan büyük bir demetle Sarıyer`den gelir Pendik`ten gelir Bahar nereden gelirse velhasıl Sabiyem oradan gelir Ne delidir ne divane Aslını ararsan çingenedir Tepeden tırnağa güneştir Topraktır Anadır Analar içinde bir tanedir Biri sırtında biri memesinde biri karnında Karnı her daim burnundadır Canını mendil gibi takar dişine Yürekten birşeyler katar işine Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar Alçakgönüllüdür Sabiyem Hem maşa satar, hem göbek atar Ver bir çeyrek güzelim der Neyse halin o çıksın falin Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz Sonra anlatır dün gece başına gelenleri Görürüm üryamda bir sarı yılan Cenabet uğraşır durur benimlen Uyanır bakarım benim bebeler Yatağın ucuna kaymış Ayağımın parmaklarını emer İstanbul deyince aklıma Bir basma fabrikası gelir Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta Kanter içinde mahzun Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun Fabrikada pencereler tavana yakın Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin Dışarda ağaçlar dizi dizi Duvarlar duvarlar uzun duvarlar Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor Dışarda dışarda dışarda Mevsim gürül gürül akıp gidiyor Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin Kötü kötü düşünüyor İpeğin akışına doyum olmaz Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz Bir top Amerikandan neler çıkmaz Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi Gülsüm`ün gözleri kamaşır Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm Bir top Amerikana hasret sizlere ömür Gülsüm`lerin sürüsüne bereket Yerine bir Gülsüm`cük bulunur elbet Gider Gülsüm gelir Gülsüm Azrail ettiğin bulsun İstanbul deyince aklıma Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil Samsun`dan Sürmene`den Sinop`tan Yaz demez kış demez mutlaka gelir Kirli yelkeninde yeni bir yama Demirinin pası gelir dilime Nabzımda duyarım motorunun hızını Canımın içine sokasım gelir İri kalçaları pullu denizkızını İstanbul deyince aklıma Takalar gelir Alçakgönüllü kalender Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer İstanbul deyince aklıma Koca Sinan gelir On parmağı on ulu çınar gibi Her yandan yükselir Sonra gecekondular gelir ardısıra İsli paslı yetim Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim Bedri Rahmi Eyüboğlu |
| | |
| | #10 |
| cousin | Boğazı Bir Başka Gören düşer aşka İnsanları bir başka Ey istanbul, ey istanbul Haydar paşa'dan kalkar tren Gemiler öttürür siren Bu güzelliği Tanrıdır veren Ey istanbul, ey istanbul Adı çıkmış beyoğlunun Bunları yazan, ben kulunun Gözdesisin sen Ey istanbul, ey istanbul Kadıköyü, üsküdarı Zengini, hem fukarası Yetmiş iki millet burası Ey istanbul, ey istanbul Beyazıtı, aksarayı Konağı, kevransarayı Gece sanki, fener alayı Ey istanbul, ey istanbul Babıali yokuşu Göztepesi, feneryolu Kötülüklerin, her bir yolu Ey istanbul, ey istanbul Fatih yaptırmış hisarı Yedikule zindanları Hanları, hamamları Ey istanbul, ey istanbul Güzel heybeli adası Güzellerin çoktur edası Bilen sürer, sefasını Ey istanbul, ey istanbul Ayasofya, selimiye Tanrıdan bize hediye İnsanları çoktur niye Ey istanbul, ey istanbul Kilyosu, kumburgazı Sulukule çalar defi, sazı Çekilmez kızların nazı Ey istanbul, ey istanbul Emirganı, yıldız parkı Yeşil anadolu kavağı Gezilecek yer rumeli kavağı Ey istanbul, ey istanbul Görürsün var kiliseler Yapılsın hep abideler İnsandır hep faniler Ey istanbul, ey istanbul Işıl, ışıl galata kulesi Bitmez bu şehrin hilesi Bitsin artık halkın çilesi Ey istanbul, ey istanbul Kumkapıda balıkçılar Kol kola gezer aşıklar Gece çok güzeldir ışıklar Ey istanbul, ey istanbul Boğazdadır kız kulesi İnsanın çok çilesi Dolmaz halkın filesi Ey istanbul, ey istanbul Beşiktaşı, tophanesi Eyüp sultan türbesi Padişahlar manzumesi Ey istanbul, ey istanbul Bakırköyü, topkapısı Binaları kul yapısı Yok çoğunun tapusu Ey istanbul, ey istanbul Kasımpaşa, şişanesi Şehrin çoktur birahanesi Bu serdarın bir nağmesi Ey istanbul, ey istanbul |
| | |
| | #11 |
| cousin | Hayal Şehir Git bu mevsimde, gurub vakti, Cihangir’den bak! Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak! Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan; Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan; O ilah isteyip eğlence hayalhanesine, Çevirir camları birden peri kaşanesine. Som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka. Mest olup içtiği altın şarabın zevkinden Elde bir kırmızı kaseyle ufuktan çekilen Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimarı Böyle ma’mur eder ettikçe hayal Üsküdar’ı. O ilahın bütün ilhamı fakat anidir; Bu ateşten yaratılmış yapılar fanidir; Kaybolur hepsi de bir anda kararmakla batı. Az sürer gerçi fakir Üsküdar’ın saltanatı; Esef etmez güneşin şimdi neler yıktığına; Serviler şehri dalar kendi iç aydınlığına, Ezeli mağfiretin böyle bir ikliminde Altının göz boyamaz kalpı kadar halisi de. Halkının hilkati her semtini bir cennet eden Karşı sahilde karanlıkta kalan her tepeden, Gece bir çok fıkara evlerinin lambaları En sahih aynadan aksettiriyor Üsküdar’ı. Yahya Kemal |
| | |
| | #12 |
| cousin | Söyle İstanbul söyle istanbul sen ne kadar tanıyorsun genç yaştaki insanları söyle istanbul sen nerden biliyorsun sahilde güneşlenen insanları söyle istanbul kaç defa şahit oldun gün batımında öpüşenlere ya da gün batımını izleyenler söyle istaanbul kaç defa öldün dirildim ya da ölmüş dirilmiş gördün ? hadi söyle söyle istanbul beni ben yapan sen misin? senin balıkçın senin gün batımın senin ışığın beni ben yapan sensin İstanbul |
| | |
| | #13 |
| cousin | İstanbul Ağlarken Bir İstanbul tablosunda dolaştım bu sabah. Başlarken gözlerimde yağmur, Ve sürerken kalbimde sağnak Dolaştım İstanbul'u aylak aylak. Alırken nasibini sokaklar rahmetten, Damlarken sular eteklerimden, Dinlerken yağmuru şemsiyemden Ve duyarken vapur düdüğünü Kadıköy'den Düşündüm seni İstanbul ağlarken. Bakarken gökyüzünde martılara, Dalıp gitti gözlerim uzaklara. Hani Beşiktaş' tan Üsküdar'a Tam da Kız Kulesi'nin oralarda Ağlarken İstanbul sen geldin aklıma. Beyoğlu'nda ıslanırken parke taşları Ve Ortaköy' de yağarken son gözyaşları, Isıtırken içimi dost sohbetleri ve çayları, Seni düşündüm İstanbul' da akşamları. Şela Kaspi |
| | |
| | #14 |
| cousin | Mavi Şubat Buz mavisiydi Şubat'ın adı. Aşıklar,ellerinde güllerle siperlerinde. Bir ben beklentisiz,bir ben sensiz Hep bir gri,hep karanlık gecemde. Umutların kadar beyaz karların içinden, Bir Beykoz kadar yeşil,bir Üsküdar kadar turkuaz, Bir Kadıköy gecesindeki coşkulu halinle gel. Rengarenk bir kavuşmaydı özlemin adı, Cıvıl cıvıl bir nihavende başlamışken bizim çocuklar. Anılar uzak,sevgililer duyarsız, Erguvandan laciverde dönen gecemde. Sevinçlerin kadar pembe hayallerin içinden, Bir Sarıyer kadar mavi,bir Beyoğlu kadar kırmızı, Bir Kadıköy gecesindeki tutkulu halinle gel. Sevgilim burası Kumkapı,burası sabaha dek meyhane. Sevgilim burası İstanbul,Sevgilim ben bir virane. Bin yıl sonra da olsa,umutla beklediğim buluşmamıza, Siyah dışında tüm renklerle gel. Mustafa Balaban |
| | |
| | #15 |
| cousin | İstanbul Hatırası Sandallar yosun rengi deniz göğe boyalı Rüzgar dalgalanıyor bulut dağılmış suya Bir ağ atılmış sanki mavi yeşil oyalı Göreni esir eden şehir yatmış pusuya Sandallar yosun rengi deniz göğe boyalı Yedi tepe yedi renk düşürmüş ebrusuna Köpüklü ninnilerle uyuyor kız kulesi Mehtap pullar yağdırır mavi gelinliğine Şehir sırrını eser kabarıyor nefesi Özgürlüğü fısıldar gece serinliğine Köpüklü ninnilerle uyuyor kız kulesi Kaçar ince gölgesi suyun derinliğine Şehzadeler uyansın gün doğuyor saraya İşte aralanıyor sedef kakmalı kapı Bir karanfil kokusu yayılıyor odaya Güneşin nazarından eriyor tütsü kabı Şehzadeler uyansın gün doğuyor saraya Çiğ düşmüş bulutların parıldıyor kanadı Bir rüyasın İstanbul tarihi müjdeleyen Hayata yol arayan viraneler sendedir Her akşam gün batımı denize ateş süzen Su içre susuz yanan divaneler sendedir Bir rüyasın İstanbul tarihi müjdeleyen İsmimi sayıklayan efsaneler sendedir Bab-ı Ali yazdırır aşkın elifbasını Demlenip koyulaşır sohbet boğaziçinde Kanlıca’da mayalar çoğalan sevdasını Mayhoş bir tad bırakır maşuğunun içinde Bab-ı Ali yazdırır aşkın elifbasını Kapanır ayağına Çamlıca Tepesi’nde Bir selam uçurulur Eyyub’un hanesinden Hüzün bağlar bulutlar çöle yağmur adanır Ravza’da bican düşen kuşların sinesinden İstanbul sultanının duası kanatlanır Bir selam uçurulur Eyyub’un hanesinden Kum damlatır seraba hasreti dalgalanır Düşecek mi hayalim bir gün topraklarına Ey yorgun gölgeleri hayat düşleyen şehir Siyah-beyaz bir resim uzanır mı bağrına Hangi aşık başını dizlerinde eritir Düşecek mi hayalim bir gün topraklarına Şu alnım yazısını hangi taşa söyletir Ab-ı hayat da sensin zümrüd-ü anka da sen Yandığınca dirilen ulu çınar sendedir Destanlardan derilip arzın kalbine düşen Gömüldükçe yeşeren fasl-ı bahar sendedir Ab-hayat da sensin zümrüd-ü anka da sen Yedi rengin terkibi kutlu seher sendedir Pınar Deniz |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
İstanbuL ŞiirLeri...İstanbuL ŞiirLeri... konusu, Edebiyat & Sanat/Şiir Köşesi bölümünde tartışılıyor . | |
| ||||
| Konu | Kategori | |||
| Evden eve nakliyat | Liseler & Üniversiteler | |||
| Şehir ve Firma Rehberi | Tatil ve Oteller | |||
| Tatil ve Oteller | Seo | |||