Rehberim

Peri Bacalarının Oluşumu

Ödev Kaynakları bölümü Tarih - Coğrayfa / Peri Bacalarının Oluşumu konusu gösteriliyor Özet:PERİ BACALARININ OLUŞUMU Vadi yamaçlarından inen sel suları ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla ‘Peribacası’ adı verilen ilginç oluşumlar ortaya ...


Go Back   Rehberim > EĞİTİM VE KÜLTÜR REHBERİM > Yardımcı Kaynaklar > Ödev Kaynakları > Tarih - Coğrayfa

Peri Bacalarının Oluşumu

Açılış Sayfam Yap Reklam Kayıt ol Konuları Okundu Kabul Et

  Sponsorlu Bağlantılar

Cevapla

Seo Seçenekler Stil
  #1  
Okunmamış 09-01-2008, 09:42 PM
Facebook Oyunları
Standart Peri Bacalarının Oluşumu

PERİ BACALARININ OLUŞUMU

Vadi yamaçlarından inen sel suları ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla ‘Peribacası’ adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamalarına ve kopmalarına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üst kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır. Daha çok Ürgüp civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır. Kapadokya Bölgesi’nde erozyonun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalılar, koniler, mantar biçimliler, sütunlar ve sivri kayalardır. Peribacaları en yoğun şekilde Ürgüp- Uçhisar- Avanos üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp-Şahinefendi arasında, Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır.

JEOLOJİK OLUŞUM

Kapadokya Bölgesi’ndeki Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ jeolojik devirlerde aktif birer volkandı. Volkanların püskürmeleri Üst Miyosen’de (10 milyon yıl önce) başlayıp, Pliosen’e (2milyon yıl önce) kadar sürmüştür. Neojen gölleri altındaki yanardağlardan çıkan lavlar, platoda, göller ve akarsular üzerinde 100-150m. kalınlığında farklı sertlikler halinde tüf tabakasını oluşturmuştur. Bu tabakanın bünyesinde tüften başka tüffit ignimbirit tüf, lahar, volkan külü, kil, kumtaşı, marn aglomera ve bazalt gibi jeolojik kayaçlar bulunmaktadır. Ana volkanlardan püsküren maddelerle şekillenen plato, şiddeti daha az olan küçük volkanların püskürmeleriyle sürekli değişime uğramıştır. Üst Pliosen’den başlayarak -başta Kızılırmak olmak üzere- akarsu ve göllerin bu tüf tabakasını aşındırmaları nedeniyle bölge bugünkü halini almıştır.

UÇHİSAR

Nevşehir-Göreme yolu üzerinde, Nevşehir’e 7km. uzaklıktadır. Bölgenin en yüksek noktasında yeralan ve en eski yerleşimin ne zaman başladığı bilinmeyen Uçhisar, yerleşim biçimi açısından Ortahisar’a ve Ihlara Bölgesi’nde yeralan Selime Kalesi’ne benzemektedir. Uçhisar Kalesi’nin zirvesi aynı zamanda bölgenin panoramik seyir noktasıdır. Kale içerisinde bulunan çok sayıdaki odalar birbirlerine merdivenler, tüneller ve koridorlarla bağlanmıştır. Odaların girişlerinde ise -tıpkı yeraltı yerleşimlerinde olduğu gibi- giriş/çıkışı kontrol altına almaya yarayan sürgü taşları bulunmaktadır. Çok katlı bir özelliğe sahip olan Kalenin bazı mekanları bugün yer yer göçtüğünden dolayı tüm mekanlara ulaşmak ne yazık ki mümkün olamamaktadır. Uçhisar Kalesi’nde Ortahisar ve Ürgüp’teki (Başhisar) gibi kalesi olan yerleşimlerle savunma amacıyla çevreye uzanan uzun tünellerden bahsedilmektedir. Fakat bu tüneller yer yer göçtüklerinden dolayı bugün esrarını hala korumaktadır.

GÖREME

Nevşehir’e 10km. uzaklıktaki Göreme, Nevşehir-Ürgüp-Avanos üçgeni arasındaki etrafı vadilerle çevrili bölgede yeralır. Göreme kasabası’nın eski adları “Korama, Matiana, Maccan ve Avcılar”dır. Göreme ile ilgili 6. yüzyıla ait bir belgede ilk olarak ‘Korama’ adına rastlanıldığından dolayı en eski adının bu olduğu düşünülmektedir. Bu belgede Aziz Hieron’un 3. yüzyıl sonlarında Korama’da doğduğu, Malatya’da 30 arkadaşı ile birlikte şehit olduğu ve elinin kesilerek annesine; Korama’ya getirildiğinden bahsedilmektedir. Koramalı Şehit Aziz Hieron’un, Göreme Açık Hava Müzesi içinde yeralan Tokalı Kilise’de oldukça büyük boyutta resmedilmiş bir tasviri bulunmaktadır. Göreme ve çevresinin Roma Dönemi’nde Venessalıların (Avanos) nekropol alanı olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Gerek Göreme’nin merkezindeki anıt gibi büyük peribacasının içine oyulmuş iki sütunlu Roma mezarı, gerekse civarında yeralan çok sayıdaki mezarlar bu görüşü desteklemektedir. Orta çağın ilk evrelerinde hıristiyanlar için önemli bir dini merkez olan Göreme, 11. ve 13. yüzyılda Aksaray yakınlarındaki Mokissos’a bağlı bir piskoposluk merkeziydi. Göreme ve çevresinde çok sayıda manastır, kilise ve şapel bulunmasına karşın yapılış tarihleri hakkında yeterli bir kitabe bulunmamaktadır. Bu nedenle bu dini yapılar daha çok ya ikonografik açıdan ya da mimari özelliklerine göre tarihlenebilmektedir.

AVANOS

Nevşehir’in 18 km. kuzeyinde olan Avanos’un antik dönemdeki adı ‘Venessa’dır. Çok sayıda çanak çömlek atölyesi bulunan ilçede seramik yapım geleneği Hititlerden beri süregelmektedir. Kızılırmak’ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik sanatçılarının elinde şekil almaktadır. Avanos’u (Venessa) ikiye ayıran Kızılırmak., Anadolu’nun en uzun nehridir. Avanos yakınlarında, Kızılırmak’ın hemen kenarındaki bir Roma mezarlığında ele geçen mermerden lahit, Merkez Kapadokya Bölgesi’nde bugüne kadar ele geçen tek lahit olması açısından ilginçtir. Lahit, 1971 yılında tesadüfen ortaya çıkmış, semerdam biçimindeki kapağı kimliği tespit edilmeyen şahıslarca açılmış ve içindeki buluntular ne yazık ki çalınmıştır. Ceset üzerinde yapılan patolojik ve paleoantropolojik araştırmalar sonucunda lahitin, saçları kına ile boyanmış bir kadına ait olduğu anlaşılmıştır. M.S.1. ve 2. yüzyıla tarihlenen lahit, 2.20m. uzunluğunda, 70cm., yüksekliğinde, 78cm. genişliğinde olup beyaz mermerden yapılmıştır. Kapağı semerdam biçiminde olan lahdin köşelerinde akroterler ve her iki tarafında da beşer arslan kafası yer alır. Lahdin iki uzun kenarı ‘girland’ adı verilen yapraklardan, çiçeklerden oluşan uzunca hevenk biçiminde kabartma olarak yapılmış bezemelerle süslüdür. Girlandlar her iki tarafta üçer adet olup aralarında yarım kabartma sütunlar yer almaktadır. İki dar yüzde girland içinde gorgo başı bulunmaktadır. Gorgo (Meduza), Yunan mitolojisinde saçları yılanlarla örülü, alınlarından yaban domuzu dişleri fışkıran, üç kız kardeşe verilen isimdir. Üç kız oldukları halde efsaneye adı karışan yalnız Meduza’dır. Mezarı soymak isteyenlere ve mezarı kötü ruhlara karşı koruyucu olması için yapılmıştır. Lahit, halen Nevşehir Müze Müdürlüğü’nde sergilenmektedir. Lahit’in bulunduğu alanın bir Roma nekropolü olabileceği düşünülerek Nevşehir Müze Müdürlüğü’nce bu alanda arkeolojik kazılar yapılmış ancak büyük bir Bizans nekropolü açığa çıkarılmıştır. Çok sayıda çanak çömlek atölyesi bulunan Avanos'ta seramik yapım geleneği Hititlerden beri süregelmektedir. Kızılırmak'ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik sanatçılarının ellerinde şekil almaktadır. Avanos’ta 13. yüzyıl Selçuklu Dönemi’ne tarihlenen Saruhan Kervansarayı ve Alaaddin Camii bulunmaktadır. Çömlekçilik Anadolu'da çanak-çömlek yapımı, Neolitik devirde M.Ö.7000 yıllarında Konya Çatalhöyük'te başladığı, M.Ö.2000 yıllarında Mezopotamya'dan ticaret için gelen Asurlu'ların Anadolu'da yaşayan Hititler'e çanak-çömlek yapımını öğrettikleri, Avanos'ta da Hititler'den beri çarkla çanak-çömlek yapıldığı bilinmektedir. Bu el sanatı kavimden kavime, babadan oğula geçerek günümüze kadar gelmiştir. Avanos'un dağlarından ve Kızılırmak'ın eski yataklarından yumuşak ve yağlı kil topraklar elenir ve iyice yuğurularak çamur haline getirilir. Çark adı verilen ve ayakta döndürülen tezgah üzerindeki çamurun maharetle şekillendirilmesiyle istenilen çanak yapılmış olur. İşlik denilen atelyelerde üretilen çanaklar önce güneşte, daha sonra da gölgede kurutulduktan sonra, saman ve talaşla yakılan fırınlarda 800 dereceden başlayıp 1200 derece sıcaklık arasında özenle pişirilir. Çanakçılık, yapımından satışına kadar yorucu bir çalışma ve beceri gerektiren el sanatıdır. 1970'li yıllara kadar, günlük hayatımızda kullandığımız yemek kapları, su testileri, kışlık yiyecek saklamak için çömlekler ve küpler, su künkleri olarak yapılmış hem ilçenin ve bölgenin ihtiyaçları karşılanmış, hem de Tokat ve Samsun illerine kadar eşeklerle ve at arabalarıyla götürülerek satılmıştır. Çanak ürünlerinin kolayca kırılabilir olmasını, XVIII. yy. da yaşamış olan halk ozanı Seyrani " Kör de bilir Avanos'un yolunu, Testi bardak kırdığından bellidir." diyerek belirtmiştir. Çanakçılık; plastik kullanım araçlarının günlük hayatımıza girmesiyle kısa bir süre duraklama geçirmiş, ancak 1980'li yıllardan itibaren bölgemizde gelişen turizmle birlikte yeni bir canlılık kazanmıştır. Eskiden beri Seyrani'nin özdeğişiyle tanınan Avanos, günümüzde ziyaret eden yerli ve yabancılar tarafından " Kapadokya'nın el sanatları ve alış veriş merkezi" olarak tanınmakta ve bilinmektedir. Avanos'a gelişlerinin anısı olarak çanaktan yapılmış hediyelik eşyalar alan ziyaretçiler, tezgah başına geçerek kendi elleriyle çanak yapmayı da denemektedirler. Üretilen çanak ürünleriyle birlikte, özellikle Kütahya'da imal edilerek satışa sunulan seramiklere yabancı turistlerin daha fazla ilgi göstermeleri üzerine, 1990'lı yıllardan itibaren ilçede üretimi yapılan bir el sanatıdır. Seramik çamuru Kütahya'dan getirilmekte, imalat, süsleme ve fırınlama işlemleri ilçede kurulan atelyelerde yapılmaktadır.

ÜRGÜP

Nevşehir’in 20km. doğusunda olan Ürgüp Kapadokya Bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme’de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans Döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklular Dönemi’nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır. Ürgüp ve civarındaki ilk yerleşim antik adı Tomissos olan Damsa Çayı’nın doğusundaki Avla Dağı etekleridir. İngiliz Arkeolog Ian Todd’un burada yaptığı yüzey araştırması sonucunda çok sayıda obsidiyenden ve sileksten Paleolitik Dönem’e ait aletler bulmuştur. Daha geç dönemlere ait en önemli kalıntılar ise Ürgüp kasaba ve köylerinde bulunan Roma Dönemi’ne ait kaya mezarlardır. Bizans Döneminde de önemli bir dini merkez olan Ürgüp, köy, kasaba ve vadilerindeki kaya kiliselerin ve manastırların piskoposluk merkeziydi. 11. yüzyılda Ürgüp, Selçuklular’ın önemli kentleri Konya’ya ve Niğde’ye açılan önemli bir kale konumundaydı. Bu döneme ait iki yapı kentin merkezindeki Altıkapılı ve Temenni Tepesi Türbeleri’dir. Bir anne ve iki kızına ait olan ve 13. yüzyılda yaptırılan ‘Altı Kapılı Türbe’, altı cepheli, her cephesinde kemerli pencereli ve üstü açıktır. Ürgüp’ün Temenni Tepesi’nde bulunan iki türbeden birinin, 1268 yılında Vecihi Paşa tarafından yaptırılan ve halk arasında ‘Kılıçarslan Türbesi’ olarak da anılan Selçuklu Sultanı IV. Rüknettin Kılıçarslan’a, diğerinin ise III. Alaaddin Keykubat’a ait olabileceği düşünülmektedir. Ancak araştırmacılara göre bu olasılıklar oldukça zayıftır. 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılan Ürgüp, 18. yüzyılda Osmanlı Sadrazamı Damat İbrahim Paşa’nın kadılık makamını doğduğu kent olan Nevşehir’e (Muşkara) bağlaması nedeniyle ilk kez ikinci planda kalır. Şemsettin Sami 1888-1900 yıllarında yazdığı Kamus-ül Alam adlı tarih ve coğrafya ile ilgili eserinde Ürgüp’te 70 cami, 5 kilise ve 11 kütüphane olduğunu belirtir. Ürgüp ilçe merkezinde yer alan Tahsinağa İlçe Halk Kütüphanesi, Türkiye'de ilk defa 1957 yılında Kütüphane Müdürü Mustafa Güzelgöz'ün büyük çabalarıyla Ürgüp'e bağlı köylere " merkepli gezici kütüphane" hizmetini başlatmıştır. Bu çalışmalar Türkiye'deki yayınlanan gazetelerde manşetlerdedir. O yıllarda Amerika'da "bütün dünya ülkelerinde yaratıcı insanlar" tespit edilmesi için çalışmalar yapılmakta idi. Türkiye'den de Mustafa Güzelgöz seçilerek yarışmaya katılır. Elemelerden sonra Mustafa Güzelgöz yaptığı çalışmalardan dolayı dünya birinciliğini kazanır. Amerika Büyükelçiliği Tahsinağa kütüphanesine bir Jeep hediye eder, gezici kütüphane hizmetleri bu araçla verilmeye başlanır. Ürgüp Müzesi 1971 yılında açılan müze Ürgüp civarından ele geçen fosil örneklerinin dışında Prehistorik, Eski Tunç Çağı, Hitit, Frig Pers, Hellenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemi eseri mevcuttur. Müze de ayrıca yörenin mahalli kıyafetlerinin, eşyalarının ve silahlarının bulunduğu etnografik seksiyonu da vardır. Ürgüp Müzesi’ne bağlı ören yerleri Mustafapaşa Aios Vasilios, Manastır Vadisi Kiliseleri, Yeşilöz (Aziz Theodor Kilisesi ve Pancarlık Kilisesidir. Aziz Theodore (Tağar ) Kilisesi Ürgüp-Kayseri yolundan 8.5km. sonra sağa dönülüp 8km. daha gidildiğinde Ürgüp ilçesinin Yeşilöz köyüne ulaşılır. Buradaki kilise ‘T’ planlı, merkezi kubbelidir. (Kubbe çöktüğünden camla kapatılmıştır. ) Üst katta bulunan galeriye bir merdiven sayesinde çıkılmaktadır. Bu nedenle Kapadokya kiliseleri içinde tek örnektir. Genelde resimleri iyi korunmuş olan kiliseyi üç sanatçı kendi stillerine göre farklı zamanlarda süslemiştir. Aziz Theodore adına yapılmış olan Tağar Kilisesi, 11-13. yüzyıllara tarihlenmektedir. Sahneleri: Deesis, Müjde, Doğum, Peygamberlerin görünümü, Havarilerin görünümü, İsa Çarmıhta, Melekler Gabriel ve Michael, madalyonlar içinde aziz tasvirleri. Pancarlık Kilisesi Ortahisar kasabasının güneyinde, Ürgüp-Mustafapaşa yolunun sağındaki Pancarlık vadisindedir. Düz tavanlı tek nefli ve tek apsislidir. Kilisedeki duvar resimleri daha çok yeşil zeminlidir ve oldukça iyi korunmuştur. İlk bakışta kiliseyi iki farklı sanatçının farklı zamanlarda boyadığı düşünülse de sahneler ve tüm yazılar ayrı ayrı incelendiğinde aynı sanatçı tarafından süslendiği anlaşılmaktadır. Zengin İncil siklusunu içeren kilisede sahneler frizler halinde birbirini takip etmekte, frizin her iki yanını madalyonlar içinde aziz tasvirleri sınırlamaktadır. Pancarlık Kilisesi 11. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir. Sahneler: Peygamberlerin görünümü, Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Beytüllahim’e yolculuk, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Joseph’in ikinci rüyası, Mısır’a kaçış, Masum çocukların katliamı, İsa’nın mabete takdimi, Elizabeth’in takip edilişi, Vaftizci Yahya’nın görevlendirilmesi, Vaftizm, İsa’nın denenmesi, Kana düğünü, Şarap mucizesi, Balık ve ekmeklerin çoğaltılması, Havarilerin tanrı yolunda görevlendirilmesi, Şeytan çarpmış adamın iyileştirilmesi, Cüzzamlı adamın iyileştirilmesi, Sakat kadının iyileştirilmesi, Jairus’un kızının iyileştirilmesi, Balıkların çoğaltılması mucizesi, İsa ve Samarralı kadın, Başkalaşım, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa’nın cehenneme inişi, İsa’nın göğe yükselmesi, Melek Gabriel ve Michael ve madalyonlar içinde aziz tasvirleri. Kırk Şehitler Kilisesi Ürgüp’ün Şahinefendi köyünün yaklaşık 1km. uzağındadır. Dik bir yamacın eteğindeki peribacasının içine oyulan Kırk Şehitler Kilisesi, 2 apsisli ve 2 nefli ender örneklerdendir. Beşik tonozlu nefler kemerli 2 sütunla desteklenmiştir. Kilisenin kolay ulaşılabilen freskleri hemen hemen yok olmasına karşın her iki nefin üst kısmındaki freskleri oldukça iyi korunmuştur. Güney nefteki David tasvirinin karşısında yer alan yazıt, kilisenin hem adını hem de 1216/17 yıllarına tarihlendiğini belirtmektedir. Sahneleri: Deesis, Müjde, Doğum, Üç müneccimin tapınması, İsa’nın mabete takdimi, İsa çarmıhta, İsa’nın göğe çıkışı, Meryem’in ölümü, kuzeydeki nefte kırk şehitler ve diğer aziz tasvirleri

ZELVE

Paşabağlarına 1km. uzaklıktaki Zelve, Aktepe’nin dik ve kuzey yamaçlarında kurulmuştur. Üç vadiden olaşan Zelve Ören Yeri, peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. Vadideki peribacaları sivri uçlu ve geniş gövdelidir. Zelve 9. ve 13. yüzyılda hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuş; aynı zamanda rahiplere ilk dini seminerlerde bu yörede verilmiştir. Yamaçların dibinde yeralan ‘Direkli Kilise’ Zelve’deki manastır hayatının ilk yıllarına aittir. Kilise süslemelerinde tercih edilen kabartma haçlar daha çok ikonoklastik düşünce ile yakından ilgilidir. İkonoklastik Dönem öncesine tarihlenen Balıklı, Üzümlü ve Geyikli Kiliseler vadinin önemli kiliselerindendir. 1952 yılına kadar iskan edilmiş vadide manastır ve kiliselerden başka yerleşim yerleri, iki vadiye açılan tünel, değirmen, cami ve güvercinlikler bulunmaktadır. Üzümlü Kilise ve Balıklı Kilise Zelve’nin üçüncü vadisinde, bir manastıra ait doğal avlunun doğusundadır. Giriş kısmı yıkılmış olan Üzümlü ve Balıklı Kilise’nin giriş kapısının üstünde tahtta oturan ve kucağında çocuk İsa bulunan Meryem tasviri yer alır. Kısmen yıkık tonozda daire içinde malta haçı taşıyan Melek Michael ve Gabriel tasviri bulunur. Girişin hemen sağında hücre şeklindeki ‘Güney Şapel’i tek nefli, apsisli ve beşik tonozlu olup kenarlarda oturmaya yarayan platform bulunur. Apsisinde kırmızı çerçeve içinde ayakta duran, bir elinde kitap, diğer eliyle takdis eden İsa; apsis cephesi ise içi noktalı basit üçgen ve daire dizileriyle, tonozu ise çizilerek yapılmış Malta Haçı ve konsantrik daire süslenmiştir. Şapel büyük olasılıkla 10. yüzyılda yapılmıştır. Dikdörtgen planlı yan yana iki bazilikadan güneydeki mekanın apsisinin ön yüzünde kırmızı boya ile yapılmış Malta Haçı’nın her iki tarafındaki balık tasvirlerinden dolayı ‘Balıklı Kilise’ olarak adlandırılmıştır. Burada ayrıca HC ve XC (Jesus Christ) yazıtları yer alır. Üç apsisli kilisenin ana apsisinde oyularak yapılmış haç, yanında banket zeminde ise bir mezar yer alır. Beyaz zeminli apsiste birkaç aziz tasviri kısmen korunmuştur. Tavanında ise kabartma haç, haç kollarında ise malta haçı bulunur. Duvarlardaki haç süslemeleri oldukça tahrip olmuştur. Kuzeydeki bazilika ise tek apsisli ve düz tavanlıdır. Apsisinde beyaz zemin üzerine stilize olarak yapılmış üzüm salkımı tasvirlerinden dolayı ‘Üzümlü Kilise’ olarak adlandırılmıştır. Kiliseler Erken Bizans Çağı’na aittir. Zelve’deki İkonoklastik Dönem sonrası dekore edilen tek kilisedir. Kaynaklara göre bu kilisede Kutsal Haç’ın bir parçası bulunmaktaydı. Paşabağları ve Aziz Simeon Hücresi Göreme-Avanos yolunun sağında, yoldan 1km. içeridedir. Eskiden ‘Rahipler Vadisi’ bugün ‘Paşabağı’ olarak adlandırılan bu alan, kendine özgü peribacalarıyla doludur. Çok gövdeli ve çok başlı olan bazı peribacalarının içlerine şapel ve oturma mekanları oyulmuştur. Üç başlı peribacalarının birinde Aziz Simeon adına yapılmış bir şapel ve inziva hücresi bulunmaktadır. Dar bir baca vasıtasıyla ulaşılabilen hücrenin girişini antitetik haçlar süslemektedir. İçinde ocak, oturma ve yatma mekanları ile ışık girmesini sağlayan pencere aralıkları mevcuttur . 5. yüzyılda Halep yakınlarında münzevi bir hayat sürdüren Aziz Simeon, mucizeler yarattığı söylentileri çıkınca, halkın aşırı ilgisinden kaçarak iki metre yüksekliğinde bir sütun üzerinde yaşamaya başlar. Daha sonra 15m. yüksekliğinde bir sütuna geçen Aziz Simeon, aşağıya sadece müritlerinin getirdiği az miktarda yiyecek ve içeceği almak için iner. Kapadokyalı münzeviler ise bir sütun yerine hazır buldukları peribacalarını oyarak dünyevi hayattan uzaklaşırlar. Peribacasını aşağıdan yukarı doğru oyarak 10-15m. yükseklikte kaya odalarda yaşar, kaya yataklarda yatarlar.
Sponsorlu Bağlantılar
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Etiketler
peri bacalar

Seçenekler
Stil


Peri Bacalarının Oluşumu

Peri Bacalarının Oluşumu konusu, Ödev Kaynakları/Tarih - Coğrayfa bölümünde tartışılıyor .




Gündemden Başlıklar

Konu Kategori
Evden eve nakliyat Liseler & Üniversiteler
Şehir ve Firma Rehberi Tatil ve Oteller
Tatil ve Oteller Seo

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:25 PM.




Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.2
Tynt Script Sponsored by Information Technology Salary
Bütün Hakları Saklıdır 2005-2011 Rehberim.net