Rehberim

Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

Yardımcı Kaynaklar bölümü Tarih Rehberim / Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ] konusu gösteriliyor Özet:- Osmanli Padisahlari - Osman Gazi Padisahlik Sirasi: Bir Baba Adi : Ertugrul Gazi Bey Ana Adi : Hayma Ana ...


Go Back   Rehberim > EĞİTİM VE KÜLTÜR REHBERİM > Yardımcı Kaynaklar > Tarih Rehberim

Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

Açılış Sayfam Yap Reklam Kayıt ol Konuları Okundu Kabul Et

  Sponsorlu Bağlantılar

Cevapla

Seo Seçenekler Stil
  #1  
Okunmamış 21-07-2008, 01:38 AM
özlemm
Standart Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Osmanli Padisahlari-


Osman Gazi

Padisahlik Sirasi: Bir
Baba Adi : Ertugrul Gazi Bey
Ana Adi : Hayma Ana
Dogum Tarihi : 1258
Cülusü : 1281, 1284, 1299
Saltanat Müddeti : 27 Yil
Vefati : 1326
Kabri : Bursa'da Osman Gazi Türbesindedir



Orhan Gazi

Padisahlik Sirasi: Iki
Baba Adi : Sultan 1. Osman Gazi Han
Ana Adi : Mal Hatun
Dogum Tarihi : 1288
Cülusü : 1326
Saltanat Müddeti : 33 Yil
Vefati : 1359
Kabri : Bursa'da Osman Gazi Türbesindedir



Murat Han-I

Padisahlik Sirasi: Üç
Baba Adi : Sultan Gazi Orhan Han
Ana Adi : Nilüfer Hatun
Dogum Tarihi : 1326
Cülusü : 1359
Saltanat Müddeti : 30 Yil
Sehadeti : 9 Agustos 1389
Kabri : Bursa-Çekirge'de Murad-i Hüdavendigar



Yildirim Bayezid Han

Padisahlik Sirasi: Dört
Baba Adi : Sultan 1. Murad-i Hüdavendigar Han
Ana Adi : Gülçiçek Hatun
Dogum Tarihi : 1360
Cülusü : 9 Agustos 1389
Saltanat Müddeti : 13 Yil
Vefati : 8/9 Mart 1403 Gecesi
Kabri : Bursa'da Bayezid Han Türbesindedir



Celebi Mehmed

Padisahlik Sirasi: Bes
Baba Adi : Sultan Yildirim 1. Bayezid Han
Ana Adi : Devlet Hatun
Dagum Tarihi : 1389
Cülusü : 1413
Saltanat Müddeti : 8 Yil
Vefati : 1421
Kabri : Bursa Yesil Türbededir



Murad Han-II

Padisahlik Sirasi: Alti
Baba Adi : Sultan Celebi 1. Mehmed Han
Ana Adi : Emine Hatun
Dogum Tarihi : 1404
Cülusü : I: 1421, II: 1445
Saltanat Müddeti : 29 Yil
Vefati : 3 Subat 1451
Kabri : Bursa Muradiye'dedir



Fatih Sultan Mehmed

Padisahlik Sirasi: Yedi
Baba Adi : Sultan 2. Murad Han
Ana Adi : Hadice Alime Hüma Hatun
Dogum Tarihi : 30 Mart 1431
Cülusü : I: 1444, II: 18 Subat 1451
Saltanat Müddeti : 31 Yildan fazla
Vefati : 3 Mayis 1481
Kabri : Fatih Camii yanindaki türbesindedir



Bayezid-II

Padisahlik Sirasi: Sekiz
Baba Adi : Fatih Sultan Mehmed Han
Ana Adi : Sitti Mükerreme Hatun
Dogum Tarihi : 1447
Cülusü : 3 Mayis 1481
Saltanat Müddeti : 30 yil, 11 ay, 4 gün
Vefâti : 26 Mayis 1512
Kabri : Istanbul Bayezid Camii bahcesindeki türbesindedir



Yavuz Sultan Selim Han

Padisahlik Sirasi : Dokuz
Islam Halifelik Sirasi: Yetmis dört
Baba Adi : Sultan 2. Bayezid Han
Ana Adi : Aise Hatun
Dogum Tarihi : 1470
Cülusü : 24 Nisan 1512
Saltanat Müddeti : 8 Yil, 4 ay, 28 gün
Vefati : 22 Eylül 1520
Kabri : Istanbul Sultan Selim Camii bahçesindedir



Kanuni Sultan Süleyman Han

Padisahlik Sirasi : On
Islam Halifelik Sirasi: Yetmis bes
Baba Adi : Yavuz Sultan 1. Selim Han
Ana Adi : Hafsa Sultan
Dogum Tarihi : 27 Nisan 1495
Cülusü : 30 Eylül 1520
Saltanat Müddeti : 45 Yil, 11 ay, 7 gün
Vefati : 6/7 Eylül 1566
Kabri : Ýstanbul Süleymaniye Camii bahçesindedir



Selim Han-II

Padisahlik Sirasi : On bir
Islam Halifelik Sirasi: Yetmis alti
Baba Adi : Kanuni Sultan Süleyman Han
Ana Adi : Hürrem Sultan
Dogum Tarihi : 28 Mayis 1524
Cülusü : 30 Eylül 1566
Saltanat Müddeti : 8 Yil, 2 ay, 15 gün
Vefati : 15 Aralik 1574
Kabri : Istanbul Ayasofya Camii yaninda, Sultan Selim Türbesindedir



Murad Han-III

Padisahlik Sirasi : On iki
Islam Halifelik Sirasi: Yetmis yedi
Baba Adi : Sultan 2. Selim Han
Ana Adi : Nur Banu Sultan
Dogum Tarihi : 4 Temmuz 1546
Cülûsü : 22 Aralik 1574
Saltanat Müddeti : 20 Yil, 15 gün
Vefati : 15/16 Ocak 1595
Kabri : Istanbul Ayasofya Camii yaninda, Sultan Selim Türbesindedir



Mehmed Han-III

Padisahlik Sirasi : On üç
Islam Halifelik Sirasi: Yetmis sekiz
Baba Adi : Sultan 3. Murad Han
Ana Adi : Safiyye Valide Sultan
Dogum Tarihi : 26 Mayis 1566
Cülusü : 27 Ocak 1595
Saltanat Müddeti : 8 Yil, 10 ay, 25 gün
Vefati : 21/22 Aralik 1603 gecesi
Kabri : Istanbul Ayasofya Camii bahçesindedir



Ahmed Han-I


Padisahlik Sirasi : On dört
Islam Halifelik Sirasi: Yetmis dokuz
Baba Adi : Sultan 3. Mehmed Han
Ana Adi : Handan Sultan
Dogum Tarihi : 18 Nisan 1589/1590
Cülusü : 21 Aralik 1603
Saltanat Müddeti : 13 Yil, 11 ay, 2 gün
Vefati : 21/22 Kasim 1617 gecesi
Kabri : Istanbul Sultanahmed Camii yanindadir



Mustafa Han-I

Padisahlik Sirasi : On bes
Islam Halifelik Sirasi: Seksen
Baba Adi : Sultan 3. Mehmed Han
Ana Adi : Bilinmiyor
Dogum Tarihi : 1591
Cülusü : I: 22 Kasim 1617, II: 19 Mayis 1622
Saltanat Müddeti : 1 Yil, 6 ay, 26 gün
Vefati : 20 Ocak 1639
Kabri : Istanbul Ayasofya Camii Türbesindedir



Osman Han-II

Padisahlik Sirasi : On alti
Islam Halifelik Sirasi: Seksen bir
Baba Adi : Sultân 1. Ahmed Han
Ana Adi : Mahfîruz Sultan Hanim
Doaum Tarihi : 3 Kasim 1604
Cülusü : 26 Subat 1618
Saltanat Müddeti : 4 Yil, 2 ay, 21 gün
Sehadeti : 20 Mayis 1622
Kabri : Istanbul Sultan 1. Ahmed Han Türbesindedir
Sponsorlu Bağlantılar
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Okunmamış 21-07-2008, 01:39 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]


Murad Han-IV

Padisahlik Sirasi : On yedi
Islam Halifelik Sirasi: Seksen iki
Baba Adi : Sultan 1. Ahmed Han
Ana Adi : Mahpeyker Kösem Sultan
Dogum Tarihi : 27 Temmuz 1612
Cülusü : 10 Eylül 1623
Saltanat Müddeti : 16 Yil, 4 ay, 29 gün
Vefati : 8/9 Subat 1640 gecesi
Kabri : Istanbul, Sultan 1. Ahmed Han Türbesindedir



Ibrahim Han

Padisahlik Sirasi : On sekiz
Islam Halifelik Sirasi: Seksen üç
Baba Adi : Sultan 1. Ahmed Han
Ana Adi : Mahpeyker Kösem Sultan
Dogum Tarihi : 5 Kasim 1615
Cülusü : 9 Subat 1640
Saltanat Müddeti : 8 Yil, 5 ay, 28 gün
Sehadeti : 18 Agustos 1648
Kabri : Istanbul Ayasofya Camii bahçesindedir



Mehmed Han-IV

Padisahlik Sirasi : On dokuz
Islam Halifelik Sirasi: Seksen dört
Baba Adi : Sultan Ibrahim Han
Ana Adi : Hadice Turhan Sultan
Dogum Tarihi : 1/2 Ocak 1642 gecesi
Cülusü : 8 Agustos 1648
Saltanat Müddeti : 39 Yil, 3 ay, 1 gün
Vefati : 6 Ocak 1693
Kabri : Istanbul Yeni Cami Turhan Valide Sultan Türbesindedir



Süleyman Han-II

Padisâhlik Sirasi : Yirmi
Islam Halifelik Sirasi: Seksen bes
Baba Adi : Sultan Ibrahim Han
Ana Adi : Saliha Dilasub Sultan
Dogum Tarihi : 15 Nisan 1642
Cülusü : 8 Kasim 1687
Saltanat Müddeti : 3 Yil, 7 ay, 4 gün
Vefati : 22 Haziran 1691
Kabri : Istanbul Süleymaniye Camii bahçesindedir



Ahmed Han-II

Padisahlik Sirasi : Yirmi bir
Islam Halifelik Sirasi: Seksen alti
Baba Adi : Sultan Ibrahim Han
Ana Adi : Hadice Muazzez Hanim
Dogum Tarihi : 25 Subat 1642
Cülusü : 22 Haziran 1691
Saltanat Müddeti : 3 Yil, 7 ay, 14 gün
Vefati : 6 Þubat 1695
Kabri : Istanbul Süleymaniye'de Sultan Süleyman Han Türbesindedir



Mustafa Han-II

Padisâhlik Sirasi : Yirmi iki
Islam Halifelik Sirasi: Seksen yedi
Baba Adi : Sultan 4. Mehmed Han
Ana Adi : Emetullah Rabia Gülnus Sultan
Dogum Tarihi : 5 Haziran 1664
Cülusü : 6 Subat 1695
Saltanat Müddeti : 8 Yil, 6 ay, 14 gün
Vefati : 29 Aralik 1704
Kabri : Istanbul Yeni Cami Turhan Valide Sultan Türbesindedir



Ahmed Han-III

Padisahlik Sirasi : Yirmi üç
Islam Halifelik Sirasi: Seksen sekiz
Baba Adi : Sultan 4. Mehmed Han
Ana Adi : Emetullah Rabia Gülnus Sultan
Dogum Tarihi : 30/31 Aralik 1672/1673 gecesi
Cülusü : 22 Agustos 1703
Saltanat Müddeti : 27 Yil, 1 ay, 11 gün
Vefati : 1 Temmuz 1736
Kabri : Istanbul Yeni Cami Turhan Valide Sultan Türbesindedir



Mahmud Han-I

Padisâhlik Sirasi : Yirmi dört
Islam Halifelik Sirasi: Seksen dokuz
Baba Adi : Sultan 2. Mustafa Han
Ana Adi : Saliha Valide Sultan
Dogum Tarihi : 2 Agustos 1696
Cülusü : 2 Ekim 1730
Saltanat Müddeti : 24 Yil, 2 ay, 12 gün
Vefati : 13 Aralik 1754
Kabri : Istanbul Yeni Cami Turhan Valide Sultan Türbesindedir



Osman Han-III

Padisahlik Sirasi : Yirmi bes
Islam Halifelik Sirasi: Doksan
Baba Adi : Sultan 2. Mustafa Han
Ana Adi : Sahsuvar Sultan
Dogum Tarihi : 2 Ocak 1699
Cülusü : 13 Aralik 1754
Saltanat Müddeti : 2 Yil, 10 ay, 18 gün
Vefati : 29/30 Ekim 1757 gecesi
Kabri : Istanbul Yeni Cami Turhan Valide Sultan Türbesindedir



Mustafa Han-III

Padisahlik Sirasi : Yirmi alti
Islam Halifelik Sirasi: Doksan bir
Baba Adi : Sultan 3. Ahmed Hân
Ana Adi : Mihrimah Sultan
Dogum Tarihi : 28 Ocak 1717
Cülusü : 30 Ekim 1757
Saltanat Müddeti : 16 Yil, 2 ay, 22 gün
Vefati : 21 Ocak 1774
Kabri : Istanbul Laleli Camiindedir



Abdülhamid Han-I

Padisahlik Sirasi : Yirmi yedi
Islam Halifelik Sirasi: Doksan iki
Baba Adi : Sultan 3. Ahmed Han
Ana Adi : Rabia Sermi Sultan
Dogum Tarihi : 20 Mart 1725
Cülusü : 21 Ocak 1774
Saltanat Müddeti : 15 Yil, 2 ay, 17 gün
Vefati : 6/7 Nisan 1789
Kabri : Istanbul Sirkeci'de 1. Abdülhamid Han Türbesindedir



Selim Han-III

Padisahlik Sirasi : Yirmi sekiz
Islam Halifelik Sirasi: Doksan üç
Baba Adi : Sultan 3. Mustafa Han
Ana Adi : Mihrisah Sultan
Dogum Tarihi : 24 Aralik 1761
Cülusü : 7 Nisan 1789
Saltanat Müddeti : 18 Yil, 5 ay, 27 gün
Vefati : 28 Temmuz 1808
Kabri : Istanbul Laleli Camiindedir



Mustafa HAN-IV

Padisahlik Sirasi : Yirmi dokuz
Islam Halifelik Sirasi: Doksan dört
Baba Adi : Sultan 1. Abdülhamid Han
Ana Adi : Aise Sine Perver Sultan
Dogum Tarihi : 8 Eylül 1779
Cülusü : 29 Mayis 1807
Saltanat Müddeti : 1 Yil, 2 ay
Vefati : 15/16 Kasim 1808 gecesi
Kabri : Istanbul Sirkeci'de Sultan 1. Abdülhamid Han Türbesindedir



Mahmud Han-II

Padisahlik: Otuz
Islam Halifelik Sirasi: Doksan bes
Baba Adi: Sultan 1. Abdülhamid Han
Ana Adi : Naks-i Dil Sultan
Dogum Tarihi : 20 Temmuz 1786
Cülusü : 28 Temmuz 1808
Saltanat Müddeti : 31 Yil, 4 gün
Vefati : 30 Haziran 1839
Kabri : Istanbul Çemberlitas'ta kendi türbesindedir



Abdülcemid Han

Padisahlik Sirasi : Otuz bir
Islam Halifelik Sirasi: Doksan alti
Baba Adi : Sultan 2. Mahmud Han
Ana Adi : Bezm-i Alem Valide Sultan
Dogum Tarihi : 25 Nisan 1823
Cülusü : 1 Temmuz 1839
Saltanat Müddeti : 21 Yil, 6 ay
Vefati : 25 Haziran 1861
Kabri : Istanbul Ayasofya Camii yaninda Sultan Selim Han Türbesindedir



Abdülaziz Han

Padisahlik Sirasi : Otuz iki
Islam Halifelik Sirasi: Doksan yedi
Baba Adi : Sultan 2. Mahmud Han
Ana Adi : Pertevniyal Valide Sultan
Dogum Tarihi : 7/8 Subat 1830 gecesi
Cülusü : 25 Haziran 1861
Saltanat Müddeti : 14 Yil, 11 ay, 5 gün
Sehadeti : 4 Haziran 1876
Kabri : Istanbul Çemberlitas Sultan 2. Mahmud Han Türbesindedir



Murad Han-V

Padisahlik Sirasi : Otuz üç
Islam Halifelik Sirasi: Doksan sekiz
Baba Adi : Sultan Abdülmecid Han
Ana Adi : Sevkefza Valide Sultan
Dogum Tarihi : 21 Eylül 1840
Cülusü : 30 Mayis 1876
Saltanat Müddeti : 93 gün
Vefati : 29 Agustos 1904
Kabri : Istanbul Yeni Cami Turhan Valide Sultan Türbesindedir



Abdülhamid Han-II

Padisahlik Sirasi : Otuz dört
Islam Halîfelik Sýrasý: Doksan dokuz
Baba Adi : Sultan Abdülmecid Han
Ana Adi : Tir-i Müjgan Kadin Efendi
Dogum Tarihi : 21 Eylül 1842
Cülusü : 31 Agustos 1876
Saltanat Müddeti : 32 Yil, 7 ay, 27 gün
Vefati : 10 Subat 1918
Kabri : Istanbul Çemberlitas Sultan 2. Mahmud Han Türbesindedir



Resad Han

Padisahlik Sirasi : Otuz beþ
Islam Halifelik Sirasi: Yüz
Baba Adi : Sultan Abdülmecid Han
Ana Adi : Gülcemal Kadin Efendi
Dogum Tarihi : 1/2 Kasim 1844 gecesi
Cülusü : 27 Nisan 1909
Saltanat Müddeti : 9 Yil, 2 ay, 6 gün
Vefati : 3 Temmuz 1918
Kabri : Istanbul Eyüp'te Sultan Resad Türbesindedir



Vahideddin Han

Padisahlik Sirasi : Otuz alti
Islam Halifelik Sirasý: Yüz bir
Baba Adý : Sultân Abdülmecid Han
Ana Adi : Gülistu Sultan
Dogum Tarihi : 2 Subat 1861
Cülusü : 4 Temmuz 1918
Saltanat Müddeti : 4 Yil, 3 ay, 28 gün
Vefati : 15/16 Mayis 1926
Kabri : Sam'da Sultan Selim Camii Kabristanindadir
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Okunmamış 21-07-2008, 01:40 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Osmanli Devletleri-

Osmanli Devleti, 623 senelik Sanli tarihi boyunca 60 kadar ülkeyi egemenligi altina alip, asagida gösterilen sürelerde adaletle idare etmistir:


Devletlerin Adi:

Bulgaristan - 545 Yil
Yunanistan - 400 Yil
Girit adası - 267 Yil
Ege Adalari - 541 Yil
Arnavutluk - 435 Yil
Yugoslavya - 538 Yil
Romanya - 490 Yil
Maceristan - 160 Yil
Cek Cumh. - 20 Yil
Slovakya Cumh. - 20 Yil
Polonya - 25 Yil
Bati Rusya - 25 Yil
Beyaz Rusya - 25 Yil
Avrupa Ruyasi - 291 Yil
Ukranya - 308 Yil
Gürcistan - 400 Yil
Ermenistan - 20 Yil
Azerbaycan - 25 Yil
Suriye - 402 Yil
Lübnan - 402 Yil
Israil - 402 Yil
Ürdün - 402 Yil
Irak - 402 yil
S.Arabistan - 399 Yil
Yemen - 401 Yil
Katar - 400 Yil
Bahreyn - 400 Yil
Kuveyt - 381 Yil
B.A Emirlikleri - Yil
B.Türkistan - 15 Yil
Endonezya - 25 Yil
Malaya - 25 Yil
Singapur - 25 Yil
Hindistan - 100 Yil
Paksitan - 100 Yil
Sudan - 397 Yil
Libya - 394 Yil
Misir - 397 Yil
Libya - 394 Yil
Tunus - 308 Yil
Cezair - 313 Yil
Fas - 50 Yil
Moritanya - 50 Yil
Nijer - 400 Yil
Cad - 400 Yil
Senegal - 400 Yil
Nijerya - 400 Yil
Kamerun - 400 Yil
Gambiya - 400 Yil
Girne - 400 Yil
Bornu - 400 Yil
Uganda - 400 Yil
Habesitan - 350 Yil
Cibuti - 350 Yil
Somali - 350 yil
Umman - 400 Yil
Zengibar - 400 Yil
Tanzanya - 400 Yil
Kenya - 400 Yil
Mozambik - 400 Yil

Su devletlerin kiyi Sehirleri ve adalarini da
degisik sürelerde Osmanli Devleti idare etmistir:


Itlaya, Fransa, Ispanya, Ingiltere, Monako, Hollanda, Norvec, Almanya,
Portekiz, Izlanda, Irland, Iran, Liechtenstein, Cebelitarik ve Danimarka





Osmanlı Devleti'nin hayat çizgisi 600 yıllık bir süreyi içine almaktadır. Öyle ki, cihan devleti unvanını alan bu devlet, en geniş sınırlarını 400 yıl elinde tuttuğu bilinmektedir. Gerileme dönemi dediğimiz son 200 yıl içinde bile fazla toprak kaybetmemiş, topraklarının büyük bölümünü, yıkılış dönemlerini oluşturan 20. yüzyılın başlarına kadar koruyabilmiştir. Bu özellikleri ile Osmanlı, dünya medeniyetleri arasında ilk sıralarda yerini almaktadır.

21. yüzyıla adım adım ilerlerken, Balkanlar'da, Kuzey Afrika'da, Ortadoğu'da, Kafkasya'da ve tüm İslam Dünyası'nda, kıpırdanmalar görülüyor. Kıpırdanmaların kökeninde, hep Osmanlı ruhu yatıyor. Düşman, hep Osmanlı torunu diye saldırıyor. Osmanlı coğrafyası 21. yüzyıla çok şeylere gebe olduğunu gösteriyor. Bu yüzden Osmanlı coğrafyasını iyi tahlil etmek gerekiyor.

Söz konusu bu koca devletin, yüzölçümünü, doğal şartlarını ve bu doğal şartlar üzerinde oynadığı rolü, insanlarını ve oldukça farklı insanların bir arada uzun yıllar birlik içinde yaşamalarının sırrını, yönetim şeklini, tarımını, sanayiini ve dünya ticaretindeki yerini, iyi bir şekilde araştırmak ve araştırmalardan gelecek için bazı sonuçlar çıkarmak lüzumu vardır. Bunun için de, tarih-coğrafya-gelecek üçlüsünü kaynaştırmak gerekmektedir
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Okunmamış 21-07-2008, 01:41 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Osmanlı Toprakları-


Ertuğrul Gazi'nin beyliğini kurduğu yıllarda sahip olduğu topraklar 4800 km2 idi. Ertuğrul Gazi'nin ölümü sırasında (1299) beyliğin sahip olduğu topraklar 5.631 km2'ye ulaşmıştır. Osman Gazi, beyliğinin topraklarını yaklaşık üç katına çıkarmış ve ölümü sırasında (1326) Osmanlı Beyliği'nin toprakları 16.000 km2 olmuştur. Beyliğin topraklarındaki genişleme kuruluş yıllarında çok hızlı olmuş ve Orhan Gazi döneminde (1326) 95.000 km2'ye, Yıldırım Bayezid döneminde (1402) 430.407 km2'ye, Murad Hüdavendigâr döneminde (1389) 500.000 km2'ye varmıştır. II. Murat Han, Osmanlı Devleti'nin yüzölçümünü (1451), 880.000 km2'ye ulaştırmıştır.

Genişleme sürekli olarak devam etmiş ve Fatih Sultan Mehmed Han döneminde (1481) devletin yüzölçümü 2.214.000 km2'yi aşmıştır. II. Bayezid döneminde (1512) 2.375.000 km2'ye ulaşan devletin yüzölçümü, Yavuz Sultan Selim Han döneminde çok hızlı bir şekilde genişlemiştir. Yavuz Sultan Selim Han 8 yıl süren kısa saltanatı döneminde yüce devletin topraklarını tam üç kat genişletmiş ve devletin toplam yüzölçümü 6.557.000 km2'yi bulmuştur. Kanuni Sultan Süleyman Han 46 yıl süren saltanatı döneminde (1566) devletin yüzölçümünü 14.983.000 km2'ye çıkarmıştır. Genişleme çok hızlı olmasa da bundan sonra da devam etmiş ve II. Selim Han döneminde (1574) 15.162.000, III. Murat döneminde (1595) 19.902.000 km2'yi aşmıştır.

Osmanlı Devleti'nin en geniş sınırlarına ulaştığı 1699 yılında, devletin yüzölçümü, etki alanları ile birlikte 24 milyon km2'yi buluyordu. Çünkü, İslam âleminin halifesi, Osmanlı padişahı olduğu için, devletin etki alanı, hemen hemen tüm İslam dünyasını kapsıyordu. Gerçekten o dönemlerde, üç kıta topraklarında, Osmanlı padişahları adına hutbeler okunuyordu. Bu yönüyle düşünüldüğünde, devletin etki altında kalan topraklar, Afrika kıtasının ortalarına, Asya kıtasının en doğu ucuna kadar uzanıyordu.

Osmanlı Devleti'nde ilk olarak toprak kaybı, Sultan II. Mustafa döneminde, yapılan Avusturya Seferi'nin yenilgisinin ardından imzalanan Karlofça Antlaşması'yla (26 Ocak 1699) olmuştur. Gerileme döneminin başlangıcı olan bu tarihten itibaren 200 yıl içinde, devletin yüzölçümü peyderpey küçülmüş, ancak bu küçülme; çok yavaş gerçekleşmiştir. 1913 yılına gelindiğinde, Osmanlı Devleti'nin yüzölçümü; 180.000 km2'si Avrupa-i Osmaniye'de, 1.800.000 km2'si Asya-i Osmaniye'de, 3.000.000 km2'si Afrika-i Osmaniye'de olmak üzere, toplam 4.980.000 km2'yi buluyordu. Görülüyor ki, 4 milyon km2'den fazla bir toprak, 1913 ile 1923 yılları arasını kapsayan sadece 10 yıl içinde kaybedilmiştir. Bu yönüyle, cihan hakimiyetine sahip olan Osmanlı Devleti, azametini ve ihtişamını yıkıldığı yıllara kadar koruduğu görülür.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Okunmamış 21-07-2008, 01:41 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Nüfusu ve Yönetim Şekli-


Osmanlı Devleti hakkında istatistiki bilgiler oldukça çeşitlidir. Her şeyden evvel, yüce devlet kurmak, cihana hükmetmek, o kadar kolay değildir. Asırlar boyu süren savaşlar ezbere yapılmamıştır. Savaş hazırlıklarının başında, devletin ne kadar askeri gücünün olduğunun tespit edilmesi gerekiyordu. Bu yönüyle, Osmanlı Devleti'nin nüfus sayımları, farklı boyutlarda yapılmıştır. Örneğin, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, hazırlanan Tapu Tahrir defterlerinde, çok ayrıntılı bilgilere yer verilmektedir. Ancak, Osmanlı Arşivleri'nin tümü henüz incelenmediği için, yıllara göre kesin bilgiler vermek güçtür.
Buna rağmen, ilk dönemlerden bugüne kadar, gerçeğe yakın aydınlatıcı bilgiler vermek mümkündür. Örneğin, İstanbul şehrinin nüfusu, fethedilmeden önce, yaklaşık 40.000 kadardı. Ancak fetihten sonra, bu şehrin nüfusu; devletin başkenti olması hasebiyle devamlı bir şekilde artmıştır. 1477 nüfus sayımında 100.000 insanı barındıran İstanbul'un nüfusu; 1530'lu yıllarda 400.000, 1680'li yıllarda ise 800.000'e ulaştığı bilinir.

Osmanlı Devleti'nin toplam nüfusu hakkında, 1800-1914 yıllarını kapsayan devrede, oldukça ayrıntılı bilgiler vardır. Ancak bu dönemde, devletin sürekli toprak kaybedişi ve kaybedilen topraklardan Anadolu'ya olan göçler nedeniyle, toplam nüfuslarda, farklı artışlar kaydedilmiştir. 1800'lü yıllarda, devletin toplam nüfusu 26 milyonu aşıyordu.Osmanlı-Rus Savaşı'nın sona ermesinden sonra, 1831 yılında, devlet genelinde çok ayrıntılı bir genel nüfus sayımı yapılmıştır. Söz konusu bu sayıma göre; 4.839.000'i Rumeli'de, 6.700.000'i Anadolu'da, 3.800.000'i Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da olmak üzere, toplam 15.339.000 nüfus tespit edilmiştir.

Osmanlı istatistiklerine göre, devletin toplam nüfusu; 1884'te 17.134.000, 1893'te 17.381.670, 1897'de 19.050.000, 1910'da 28.652.000, 1913'te ise 29.357.000'e ulaşmıştır. Ancak bu tarihten itibaren, önce Rumeli mıntıkasında kaybedilen topraklarla birlikte 5,5 milyon nüfus, sonra işgaller sonucu Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki kopmalar sonucunda 8,5 milyon nüfus, Osmanlı Devleti'nden ayrılmış ve geriye 757.340 km2 alanı içeren Anadolu toprakları üzerinde yaşayan 15.254.000 nüfus kalmıştır. Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, yeni devletin nüfusu 1927'de 13 milyon olduğu belirlenmiştir.

Osmanlı Devleti'nin nüfus sayımları, genelde hane sayımlarına dayanmaktadır. Devletin nüfusu ortaya konurken, hane sayıları esas alınarak hesaplamalar yapılır. Bugün yerli ve yabancı tarihçiler, bu hesaplamalarda, aile büyüklüğünü yani bir hanenin toplam nüfusunu 5 olarak kabul etmektedirler. Bu değer son derece hatalıdır. Çünkü, Osmanlı aile sistemi, ataerkil bir yapı göstermektedir. Bir hane içinde, büyükbaba, büyükanne, anne, baba, çocukları, hatta kardeş ve kardeş çocukları bulunmaktadır. Çok geniş ölçekli böyle bir aile, tek bir hane sayılmıştır. Hal böyle olunca, hane büyüklükleri, en az 10'un üzerindedir. O halde, yukarda verdiğimiz, Osmanlı Devleti'nin toplam nüfus değerleri yanıltıcıdır. Gerçek nüfus, yukarıdaki değerlerin, en az iki katıdır.

Osmanlı Devleti'nin yönetim sistemi ise, zaman zaman bazı tadilatlara uğramışsa da, genelde eyalet sistemine dayanıyordu. Eyaletler de kendi arasında, alt idari birimlere ayrılıyordu. Yönetimde görülen aksaklıklar, çıkarılan kanunnamelerle anında düzeltiliyordu. Toprak işleme sistemi, sanayi, ticaret gibi faaliyetlerin hepsi, devletin belirlediği bir düzen dahilinde yürütülmüştür. Örneğin, tarım sisteminde uygulanan çift bozan vergisi sayesinde, tarım daima canlı tutulmuş ve kırsal kesimden şehirlere yönelik göçler asırlar boyu durdurulmuştur. Çünkü bu verginin esası, elinde bulundurduğu araziyi ekip biçmeyi bırakıp, başka bölgeye göçeden çiftçiden alınan külliyetli miktarda alınan vergidir. Bugün buna benzer bir kanun, A.B.D.'de uygulanmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Okunmamış 21-07-2008, 01:42 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Osmanlı Toprakları Üzerinde Kurulan Devletler-


1901 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin devlet başkanı seçilen Theodore Roosevelt, başkanlık seçimi öncesinde şunları söyler; "Dünya'da herkesten önce ezmek istediğim iki güç; İspanya ve Osmanlı'dır." Roosvelt bunları söylerken, gelecekte dünya hakimiyetinin şifresini açıklamıştır. Çünkü, ABD'nin süper güç olmasını engelleyen iki güç vardır. Bunlardan İspanya, ABD'nin Orta ve Güney Amerika'yı, yani yeni dünya karaları hakimiyetini, Osmanlı ise, eski dünya karaları (Asya, Afrika, Avrupa) hakimiyetini engellemektedir.
Söz konusu bu engellerden Osmanlı, misyonerlik faaliyetleri ile çökertilmeye çalışılmış ve daha 1871'de bunun ilk adımları atılmıştır. Osmanlı ülkelerine gönderilen iki misyonere, 1 Aralık 1833'te verilen talimat aynen şöyledir; "Bir fetih savaşına girmiş askerler olduğunuzu unutmayın... Bu mukaddes ve vaadedilmiş topraklar silahsız bir haçlı seferiyle geri alınacaktır." Ve sonuç, koskoca bir cihan devletinin haritadan silinişi...

Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinden çekilişinden sonra, Osmanlı hakimiyeti altında kalan topraklarda, çok sayıda kanlı savaşlar olmuş ve bu savaşlar bugün de devam etmektedir. Öte yandan, Osmanlı toprakları üzerinde, ülke sayısı yıl geçtikçe sürekli olarak artmaktadır.

Bugün, Osmanlı Devleti'nin fiilen hükmettiği topraklar üzerinde, toplam 45 ayrı ülke vardır. Bu ülkelerden 27'si, Asya-i Osmaniye'de (Osmanlı Asyası), 13'ü Avrupa-i Osmaniye'de (Osmanlı Avrupası) ve 5'i Afrika-i Osmaniye'de (Osmanlı Afrikası) yer almaktadır. Bunların toplam yüzölçümleri 11.437.706 km2 yi bulmakta ve bu ülkelerin hepsinde bugün için toplam 373.957.000 kişi yaşamaktadır.

Gerek antlaşmalar ve gerekse çeşitli yollardan yardım gönderme gibi ilişkiler sonucunda, Osmanlı Devleti'nin etkisi altında kalan toprakların yüzölçümü 24 milyon km2'yi bulur. Bu toprakların tümü ele alındığında, bugün için bu topraklar üzerinde 60'ı aşkın bağımsız ülke bulunmaktadır. Ayrıca bu gibi ülkelerin kıyı kesimlerinde veya topraklarının bir kısmında kısa süreli de olsa hüküm sürmüştür. Tüm bu ülkelerin, gerek siyasi ve gerekse ekonomik potansiyelleri ele alındığında, geçmişte olduğu gibi, bugün için de dünya platformunda büyük bir öneme sahip olduğu açıkça görülmektedir.

Osmanlı Devleti'nin fiili olarak yönetimi altında olan topraklar üzerinde, bugün için bulunan ülkelerin toplam yüzölçümleri 11,4 milyonu km2'yi bulmakta ve bugün için bu ülkelerde 373 milyon insan yaşamaktadır. Bu da dünya geneline oranlanırsa, dünya ülkeleri toplam yüzölçümünün %8,5'ini, nüfusunun %6,5'ini teşkil etmektedir. Halifeliğin Yavuz Sultan Selim Han ile birlikte Osmanlı Devleti'ne geçmesi ile birlikte ve bazı ülkeler ile yapılan antlaşmalar sonucunda bu toprakların ve nüfusun miktarları hayli yükselir. Bir bakıma Osmanlı Devletinin hakimiyeti altında kalan topraklarda bulunan bugünün ülkelerinin alanı dünya yüzölçümünün yaklaşık %38'ine, nüfusunun %40'ına tekabül etmektedir.
Bu oranlara, Osmanlı Devleti'nin çeşitli tarihlerde yaptığı savaşlar sonucunda elde ettiği zaferler ve antlaşmalar yolu ile etkilediği; İtalya, İngiltere, Norveç, İzlanda, Lihteştayn, Fransa, Monako, Almanya, İrlanda, Cebelitarık, İspanya, Hollanda, Portekiz, İran, Danimarka gibi ülkelerin yüzölçümleri ve nüfusları da hesaba katılırsa, bugünkü dünya topraklarının ve nüfusunun yarısından fazlasına hükmettiği söylenebilir. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin hükmettiği asırlarda, Amerika ve Avustralya gibi yeni dünya kıtalarının henüz Avrupalılar tarafından bilinmemesi ve bu toprakların o dönemlerde çok az nüfus barındırması gözönünde tutulursa, Osmanlı Devleti, döneminin dünya nüfusunun %90'ına yakınını hükmettiği anlaşılmaktadır.

Bu değerlerden de anlaşılmaktadır ki, tarih boyunca en uzun ve en geniş topraklara ve insanlara hükmeden tek devlet; Osmanlı Devleti'dir. Osmanlı'dan önce olduğu gibi, bugünkü hakimiyetlerde bile Osmanlı Türk hakimiyetinin zaman ve mekanına ulaşılamamıştır. Dünya siyasi haritasına bakıldığında; Osmanlı haritası üzerinde, özellikle Balkanlar, Kafkaslar ve Arap yarımadasının petrol bölgelerinde, çok sayıda küçük yüzölçümlü devletlerin yer aldığı dikkati çeker. Osmanlı haritasının pay edilmesinde, bölgenin jeopolitik önemi ve ekonomik potansiyelleri büyük rol oynamış olduğu ve zamanın süper ezici güçlerin menfaatlerinin ön planda tutulduğu apaçık görülür.

Ancak, hazırlanan bu harita üzerinde, son bir asırdır, menfaat çatışmaları yüzünden huzur ve barış sağlanamamış, her bir noktasında sıcak çatışmalar olagelmiştir. Balkanların tümü, Filistin, Basra Körfezi, Cezayir, Libya, Mısır, Kafkaslar, dünya üzerinde cereyan eden en şiddetli bölgesel savaş bölgelerini oluşturmaktadır. Bugün bu haliyle, tüm bu bölgeler, yeni bir kurtarıcı, yeni bir Osmanlı bekler durumdadır.

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Okunmamış 21-07-2008, 01:43 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Balkanlara Doğru-


Ağabeyi Gazi Süleyman Paşa, Rumeli Fatihi ise I. Sultan Murad Han Hüdâvendigâr Gazi de Balkanların fatihidir. Türklerin Meriç'i geçmesi Balkan devletlerini telaşlandırmış ve Osmanlı'ya karşı ilk Haçlı koalisyonu teşekkül etmiştir. Bu koalisyon, Macaristan kralı I. Layoş'un başkumandanlığı altında Sırbistan kralı V. Uroş, Bosna kralı I. Tvtko'nun da katılmasıyla Osmanlıların üzerine yürümüş, fakat 1364'te Sırp Sındığı'nda Hacı İlbeyi tarafından mahvedilmiştir. İkinci Haçlı Ordusu 26 Eylül 1371'de I. Murad tarafından Çirmen meydan muharebesinde ezilmiştir. Bu vuruşmada başkumandan olan Sırbistan kralı Vukaşin ile kardeşi Veliahd prens Uybyeşat can vermişlerdir.
Balkanları hızla ele geçiren I. Murad, Anadolu Türkmen beyliklerinde de genişlemek ihtiyacında idi. Asker ve saire bakımından bu beyliklerin topraklarına ihtiyacı vardı. Sulh yoluyla, şan ve şöhretinin sağladığı avantajlarla Anadolu'da yayılmaya çalışıyor, fakat bilhassa Karamanoğulları mukavemet ediyordu. 1386-1387'de ilk Osmanlı-Karaman savaşı çıktı ve bundan böyle hepsinde olacağı gibi Karaman ezildi.

Üçüncü Haçlı koalisyonu 20 Haziran 1389'da Birinci Kosova meydan muharebesinde yok edildi. Fakat zaferden sonra Sultan Murad şehid düştü. Türk tarihinin müstesna askerlerinden biri olan I. Murad, 27 yıl 3 ay süren saltanattan sonra oğlu Yıldırım Bâyezid'e 500.000 km2 'ye varan bir imparatorluk bırakıyordu. Avrupa toprakları (291.000 km2 ) Asya topraklarını (208.000 km2) geçiyordu. Bu suretle Orhan Gazi'nin bıraktığı devletin sınırları 5 mislinden fazla büyümüş oluyor ve bu iş bir kuşaktan (33 yıl) daha kısa bir müddet içinde gerçekleşiyordu.

Tuna, kuzeyde sınır teşkil ediyor ve Türk toprakları Balkanlarda Atina'nın kuzey varoşları ile Belgrad'ın güneş varoşları, doğudan batıya doğru da Karadeniz'le Adriyatik Denizi arasında uzanıyordu. Orta Karadeniz kıyıları ve Orta Anadolu'nun batı kesimi, Osmanlı metbûluğunu kabûl etmişti. Akdenize çok yaklaşılmıştı.

1390 yılı ile 1391'in ilk aylarında I. Bayezid kendisine "Yıldırım" ünvanını kazandıran bir süratle Batı Anadolu Türkmen beyliklerini birer ikişer ortadan kaldırarak Osmanlı birliğine kattı. Çoğu mukavemet bile etmedi. Bu mukavemet hem imkânsızdı, hem de Osmanlı birliğine katılmanın büyük avantajları vardı. 1391'de Sultan Bayezid, Akdeniz kıyılarında idi. İkinci Anadolu seferinde tekrar savaş çıkaran Karaman'ı ezdi. 60 parça harp gemisi ile Ege adalarını vurduktan sonra Bizans'ın Osmanlılarca ilk kuşatmasını yaptı.

1391 yazında Türklerin Eflak dedikleri Güney Romanya prensliği Osmanlı hâkimiyetini tanıdı ve Osmanlı kudreti Tuna'yı aşmış oldu. Ertesi yıl Selanik ve Silivri fethedildi. Macaristan kralı Sigusmund'un ordusu ezildikten sonra padişah 3 Anadolu seferine çıktı. Kastamonu'daki İsfendiyar Türkmen beyliğini doğrudan doğruya Osmanlı birliğine kattı.

25 Eylül 1396'da Yıldırım, Niğbolu'da bütün Avrupa'nın katıldığı bir Haçlı ordusunu mahvetti. Avrupa'nın en seçkin birliklerinin katıldığı 130.000 kişilik bu ordu bir yılda ve çok iyi, büyük masraflarla hazırlanmıştı. Bizans'ı yeni bir Osmanlı muhasarasından kurtarmak, Türkleri Balkanlardan çıkarmak, hatta Kudüs'e kadar gitmek niyetinde olan Haçlı ordusuna büyük devletlerden Macaristan, Fransa, İngiltere, Almanya, Polonya, Venedik ve bir kaç küçük devlet de katılmıştı. Haçlı ordusuna Macaristan Kralı komuta ediyordu.
Yıldırım Han, 1397'de Attika ve Mora seferini yaptı. Karaman Beyliğini doğruca Osmanlı birliğine kattıktan sonra 1398 baharında Canik'e (Samsun) geldi. Yıl sonunda Kadı Burhaneddin devletine son verdi. Kayseri, Sivas ve çevresini elde ederek Doğu Anadolu'ya dayandı. Sonra Malatya ve Dulkadir Seferine çıktı.

Bizans'ı 4. defa kuşattı. Bu yıllarda dünyanın en güçlü devleti Timur'un Doğu Türklerinin, ikinci devleti de Yıldırım'ın, Batı Türklerinin elinde idi. Timur'un Anadolu seferi Bizans'ı kurtardı ve Osmanlı devletinin gelişmesine en az yarım asır engel oldu. 28 Temmuz 1402'de bütün Orta Çağ'ın en büyük meydan muharebesi Timurla Yıldırım'ın arasında Ankara'da Çubuk Ovası'nda geçti. Yıldırım yenildi ve esir düştü. Ertesi yıl Akşehir'de öldü. Timur, Osmanlı taht şehri Bursa'yı işgal ettirdi. Fakat Rumeli'deki Osmanlı tohraklarına geçmedi. Anadolu Türkmen beyliklerini eskisinden güçlü olarak canlandırdı.

1402'den 1413'e kadar geçen devreye "Fetret Devri" veya "Şehzâdeler Kavgası" denir. Bu yıllarda Yıldırım'ın oğulları, tek başlarına babalarının epey küçülen mirasını elde etmek için birbirleriyle kavga ederler. Hepsi de Timur ve haleflerine tabidirler. Bu yıllarda gerçek padişah Yıldırım'ın büyük oğlu I. Süleyman'dır ki, Edirne'yi taht şehri seçmiş, Rumeli ve bir kısım Anadolu topraklarında saltanat sürmüştür. 1411'de öldürülünce yerine kardeşi Sultan Musa geçmiş, o da 1413'te ağabeyi I. Sultan Mehmed Han tarafından ortadan kaldırılmıştır. Bu suretle Çelebi Sultan Mehmed 1413'e kadar Amasya'da ve Anadolu topraklarında saltanat sürdükten sonra tek başına padişah olmuştur. Bu sırada kardeşlerinden Mustafa Çelebi de iki defa saltanata hak iddia etmiş ve güçlükle bertaraf edilebilmiştir.

1402'de Yıldırım 942.000 km2 büyüklüğünde (500.000 km2 Anadolu'da, 442.000 km2 Balkanlarda) bir imparatorluk bırakmıştı. Anadolu Türk birliği hemen hemen gerçekleşmek üzere idi. Bu eser 1402'de yıkıldı. 1413'te oğlu I. Mehmet'in elinde sadece 694.000 km2 toprak kalmıştı (376.000 km2 Balkanlarda, 318.000 km2 Anadolu'da). Sultan Mehmed babasının mirasını geri almak için 1421'e kadar büyük çaba gösterdi. Ölümünde 870.000 km2 'ye çıkmıştı ama güç bakımından babasının devrine erişemediği gibi bu toprakların bir kısmı tâbî beylikler idi ki bunlar Yıldırım devrinde doğrudan doğruya sancak şeklinde Osmanlı birliğine katılmışlardı.

Oğlu II. Murad, çeyrek asır, dedesi Yıldırım'ın bıraktığı çizgiye gelmeye çalıştı ve 1451'deki ölümünde, az çok bu çizgiye erişmiş bulunuyordu. 1447'de Timur'un oğlu Sultan Şahruh'un ölümü üzerine Doğu Türk hakanlığının çözülmeye başlaması ile de Osmanlı Devleti dünyanın birinci devleti haline geldi. Bu birinciliği 1770'e kadar bırakmayacaktır.
Sultan Musa'nın beşinci Bizans kuşatması gibi II. Murad'ın 1422'deki altıncı kuşatması da -çok şiddetli geçmesine rağmen- netice vermedi. II. Murad, Anadolu Türkmen beylikleri, bilhassa Karamanoğulları ile çok uğraştı. 1430'da Selanik'i geri aldı. Venedik ve Macaristan gibi Avrupa'nın en güçlü deniz ve kara kuvvetleriyle çekişti. 1439'da -Macaristan'a ait ve Orta Avrupa'nın kilidi sayılan- Belgrad'ı kuşattı, fakat alamadı. Bosna krallığına metbûluğunu kabul ettirdi.
24 Aralık 1443'te Macaristan başkumandanı Hunyadi Yanoş, İzladi Derbendi'nde Osmanlı ordusunu bozdu. Bunun üzerine iki devlet arasında Segedin Sulhu imzalandı (12 Temmuz 1444). Çok yorulan II. Murad, tahtı çocuk oğlu II. Mehmed'e (müstakbel Fatih Sultan Mehmed) bırakarak Manisa'ya çekildi ki, Osmanlı tarihinde kendi isteğiyle ve hiç bir baskı olmaksızın tek tahttan feragat olayıdır. Ancak bundan faydalanmak isteyen yeni bir Haçlı ordusu 1444 Eylülünde Türk topraklarına girdi. 10 Kasım 1444'ta acele Manisa'dan yetişen Sultan Murad bu orduyu Varna meydan muharebesinde yok ederek Türkiye'nin geleceğini kurtardı. Başkumandan ve Polonya kralı Ladislas maktul düştü.

Bu arada II. Murad tekrar padişah oldu, tekrar tahtını oğluna bıraktı, devlet adamlarının ısrarı üzerine üçüncü defa tahta çıktı. 1446'da Mora üzerine 2. seferini, ertesi yıl Arnavutluk seferini yaptı. Yanına oğlu II. Mehmed'i de aldı. 19 Ekim 1448'de yeni bir Haçlı ordusunu, İkinci Kosova Meydan Muharebesi'nde yok etti. Bu defaki Haçlı koalisyonuna Almanya, Macaristan, Polonya ve başka devletler katılmışlardı. Bu, Osmanlıları Balkanlardan sürüp atmak gayesiyle yapılan sonuncu Haçlı seferidir. Artık Hristiyan Avrupa böyle bir teşebbüs yapamayacaktır.

1450'de gene oğlu II. Mehmed'le beraber ikinci Arnavutluk seferine çıktı. 3 Şubat 1451'de büyük şan ve şeref içinde öldü. Müstesna dehada devlet adamı, diplomat ve kumandan idi. "Osmanlı Rönesansı" denen ve bu yıllarda Doğu Türklerinin "Timurlu Rönesansı" denen akımı ile paralel olan ilim, sanat ve kültür hareketinin de gerçek kurucu ve koruyucusudur. Oğlu II. Mehmed'e dünyanın hemen her bakımından güçlü devletini bırakıyordu. Yalnız denizde Venedik, hala en üstün kuvvetti. Dedesi Yıldırım'ın mirasını geniş ölçüde toparlamıştı. Bilgin, şair, müzisyendi. Adalet ve merhamet duygusu çok yüksekti.

Yerine geçen II. Mehmed 30 Mart 1432 pazar günü sabahı güneşin doğduğu dakikada Edirne Sarayında doğmuştur. 19 yaşında idi ve iki defa tahta oturmuştu. Saltanat tecrübesi olduğu gibi babasının yanında seferlere de katılmış, kumandan olarak yetiştirilmişti. Fırsattan faydalanmak isteyen Karaman üzerine bir sefer yaptıktan sonra artık bir kangren haline gelen Bizans meselesini halletmek üzere bütün varlığını bu mevzuda teksif etti. Rumeli Hisarı'nı yaptırıp Yıldırım'ın karşı kıyıda yaptırdığı Anadolu Hisarı ile beraber boğazı kestikten sonra 1452-53 kışını Edirne'de dehşetli harp hazırlıkları içinde geçirdi.
23 Martta ordusu ve cihânın o ana kadar görmediği hesaplarını bizzat yaptırıp döktürdüğü, Ortaçağ'a son verecek topları ile Edirne'den hareket etti. 6 Nisan'da Bizans muhasarası başladı. 18 Nisan'da İstanbul adaları alındı. 22 Nisan gecesi Türk ince donanması karadan Haliç'e indirildi. 29 Mayıs sabahı yapılan nihaî taarruzda Bizans, düştü. Orta-Çağ'ın -kimseye asla açılmayan- en müstahkem surları geçilmişti.

Çeşitli bakımlardan 29 Mayıs 1453, Ortaçağ'ın sonu sayılır. Türk tarihinin en müstesna olayı sayılarak "Feth-i Mübîn" denilmiştir. Dünyanın en büyük kilisesi ve bütün Avrupa'nın ayakta kalan en eski yapısı (VI. asır) olan Ayasofya, camiye çevrildi. Bütün Ortodoks Hristiyanların başı olan Cihan Patrikliği ilga edilmedi. Bizans İmparatorlarının yerine padişahın himayesi altına alındı. Bu suretle artık "Fatih" denen 21 yaşındaki padişah, Katolik Avrupa'ya cephe aldı ve Hristiyan dininin Katolik mezhebinde birleşmesini önledi. İstanbul taht şehri seçildi ve hızla imarına başlandı. Fethin İslam ve Hristiyan dünyasındaki akisleri muazzam oldu. Cihan tarihinin en büyük hâdiselerinden biri olarak telakki edildi.
Osmanlı Cihan Devleti'nin temelleri atılmış oldu. Devlet, 1402'de Yıldırım Han'ın bıraktığı güç çizgisini geçti.

Yeni Çağ'ın eşiğinde dünyanın nüfusu 400 milyon kadardı (275 milyon Asya, 70 milyon Avrupa, 40 Afrika, 15 milyon Amerika).Fatih Sultan Mehmed Han'ın cihan siyaseti başlıyordu. Anadolu'da henüz Yıldırım'ın bıraktığı Fırat-Toros çizgisine erişilmemişti. Ama Ankara felaketinin bütün yaraları sarılmıştı. Avrupa'da tek başına Türkiye'ye karşı gelebilecek devlet mevcut değildi. Cihan politikası için denizlere doğru açılmak ve denizlerde Venedik'in üstünlüğünü mutlaka geçmek icab ediyordu. Türkiye İmparatorluğu, iki kıtanın iki yakasına öylesine kudret ve azimle yerleşmişti ki, cihan devleti olması, adeta kaçınılmaz bir kader, tarihî bir mukadderattı.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Okunmamış 21-07-2008, 01:44 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-İmparatorluğun Temelleri Atılıyor-


Doğu Roma Fatihi olarak Edirne'ye dönen II. Mehmed, Karaman ve Bizans'tan sonra üçüncü seferde Cenevizlilerden Enez'i aldı (1453 sonu) ve Kırım'a bir donanma gönderdi (1454 Temmuz'u). 1454'te ilk Sırbistan seferine çıktı. Kuzey Ege adalarını donanma göndererek ele geçirdi ve ilk Rodos seferini yaptırdı, fakat bu adayı alamadı. İkinci Sırbistan onun altıncı seferidir (1455, 1456). Bu ikincisinde babasından sonra tekrar Belgrad'ı muhasara etti. Kaleyi savunan Hünyadi Yanoş öldü. Fatih yaralandı, fakat Belgrad düşmedi. 1455'te Boğdan Prensliği de Osmanlı metbûluğunu kabul etti.
1458'deki yedinci sefer Fatih'in ilk Mora seferidir. 1459'daki sekizinci sefer ise dördüncü Sırbistan seferidir ki, Semendire'nin fethi ve Sırbistan devletinin sonu olmakla neticelenmiştir. 1460 yazında dokuzuncu seferine çıktı. İkinci Mora seferidir ve Mora prensliklerinin ilgası ve Türkiye'ye katılması, Paleologosların sonu ve Bizans kalıntılarının silinmesi ile sonuçlanır.

Sonra Güney Karedeniz meselelerini ele aldı. 1461'de onuncu sefer ile Ceneviz'den Amasra'yı aldı. Baharda on birinci sefer ile Sinop'a geldi. Himayesinde bulunan Candar (İsfendiyar) beyliğine dostça son verdi. Yazın Trabzon'a yürüdü. Denizden donanma kuşatılan Trabzon İmparatorluğu teslim oldu. Komnenos imparatorluk hanedanına son verdi. Bu suretle Batum ve Gürcistan kıyılarına kadar bütün Güney Karadeniz kıyıları Osmanlı devletine katıldığı gibi, Trabzon ve Rize gibi Anadolu'nun henüz Türkleşmemiş olan parçaları da Hristiyanlardan alınmış oldu.

On ikinci Trabzon seferinden döner dönmez on üçüncü sefer ile Eflak üzerine yürüdü ve ayaklanan Kazıklı Voyvoda'nın işini bitirdi.Fatih, ondördüncü seferini 1462'de yaptı. Yayçe'nin fethi ile neticelenen ilk Bosna seferidir. Onbeşinci seferi aynı yılın Eylülündedir ve Midilli adasının fethidir. On altıncı sefer 1463'te yapılan ikinci Bosna seferidir. Ertesi yıl üçüncü Bosna seferi ve on yedinci seferi yapılmıştır. 1466'daki onsekizinci sefer Karaman üzerinedir. 1466'daki on dokuzuncu sefer, Fatih'in ilk Arnavutluk seferidir. 1466-167'de de Arnavutluk üzerine ikinci seferini yapmıştır ki yirminci seferi teşkil eder.

Bu ardı kesilmeyen seferlerde padişahın başlıca hedefleri şöyle idi: Tuna'nın güneyinde ve Fırat-Toroslar sınırının batısında Osmanlı devletine katılmayan hiç bir yer bırakmamak, Karadeniz'i ve Ege denizini Türk iç denizleri haline getirnek, Venedik donanmasını geçerek deniz kuvvetlerini de kara ordusu gibi dünyanın birinci silahlı gücü haline getirmek. Bu işleri tamamen gerçekleştirdikten sonra İtalya'yı fethetmek. Bu plan artık bütün dünyada biliniyordu. Fatih'in kafasındaki bir sır olmaktan çıkmıştı. Bu projeye karşı yalnız bütün Avrupa değil, Türkiye'nin doğusundaki Müslüman ve Türk komşuları da ayaklandılar. Bu suretle Osmanlı İmparatorluğu'na karşı dehşetli bir koalisyon meydana getirildi ve çok uzun sürecek savaş başladı.

16 yıl süren Büyük Savaş'ta Türkiye'nin karşısında yeralan büyük devtetler İran, (Akkoyunlu Türk İmparatorluğu), Venedik, Macaristan, Almanya, Polonya, Kastilya, Aragon, Napoli idi. Orta ve küçük devletlerin sayıları 20 küsürdür. Türkiye müttefiksiz, tek başına idi. Fatih, Türk tarihinde belli başka örneği gösterilemeyecek bir politika dehası ile bu koalisyona karşı on altı yıl dayandı ve düşmanlarını teker teker, ikişer üçer, beşer onar yenerek büyük savaştan mutlak bir galip olarak çıktı. Türk cihan imparatorluğunun gerçek temeli atılmış oldu. Cihanın Osmanlı devleti karşısında aciz kaldığı ortaya çıktı. Venedik'in deniz üstünlüğü bir daha geri gelmemek üzere maziye karıştı.
Büyük savaş, 3 Nisan 1463'te Fatih tarafından başlatıldı. 28 Temmuzda Venedik Cumhuriyeti, Türkiye'ye harp ilan etti. 30 Eylülde Macaristan, Venedik'in yanında Türkiye'ye karşı savaşa girdi. Bir kaç ay sonra Türkiye'ye harp açan devletlerin sayısı, açmayanlardan çok fazla idi. Her cephede düşmanı yıpratan, diplomatik manevralarla bezdiren Fatih, 1470 yazında ordu ve donanması ile Eğriboz adasına yürüdü. Venedik'in Batı Ege'deki bu alınmaz üssünü fethetti. Avrupa devletlerine "Rumeli sizin, Anadolu benim" diye elçi göndererek Osmanlı'yı haritadan bile silmek isteyen Akkoyunlu Türk imparatoru Uzun Hasan Bey, Avrupalıların Osmanlı ile başa çıkamayaklarını anlayıp Tokat'a bir süpriz taarruzu ile harbin doğu cephesini açtı.

18 Ağustos 1470'de Şehzade Mustafa, Kıreli Meydan Muharebesi'nde Akkoyunlu ordusunu ezerek işgal altındaki Osmanlı topraklarını kurtardı. Uzun Hasan için kötü işaretti. Korkunç bir atlı Türkmen ordusu ile Osmanlı'nun üzerine yürüyüp işini bitirmek istedi. Fatih, 11 Nisan 1473'te Üsküdar'dan hareket etti. 190.000 kişilik dünyanın en çetin harp makinesi sayılan ordusu Ağustosta Erzincan yakınlarında en büyük rakibi ile karşılaştı. Otlukbeli'nde Akkoyunlu Türkmen ordusu mahvoldu. Fatih o zamana kadar yalnız kuşatmalarda kullanılan, sesinden atları ürkütmek için sahraya getirilen top silahını, tarihte ilk defa olarak taktik silah olarak kullanmıştı.

Fatih'in akıncıları Venedik varoşlarına ve Almanya içlerine kadar her yıl Avrupa'yı alt üst ettiler. Venedik, Almanya ve Macaristan pes etti. Yirmi üçüncü sefer Boğdan, yirmidördüncüsü Macaristan üzerine açıldı. 1478'de padişah, üçüncü Arnavutluk seferine çıktı. Kırım'a donanma gönderdi. 1475'te Kırım Hanlığı Osmanlı birliğine girdi. 1480'de üçüncü Rodos kuşatması netice vermedi. İyonya adalarını aldıktan sonra, donanmayı İtalya'ya gönderdi ve 28 Temmuz 1480'de İtalya fütühatının başlangıcı olmak üzere Otranto'yu işgal ettirdi. İtalyan devletcikleri, Fatih Sultan Mehmed'i Batı Roma imparatoru olarak selamlamak üzere hazırlıklara başladılar. Fakat padişah 3 Mayıs 1481'de Maltepe ile Gebze arasındaki ordugâhında, ordusu arasında zehirlenerek öldü. 49 yaşında idi.

Alıntı ile Cevapla
  #9  
Okunmamış 21-07-2008, 01:44 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Doğu Siyaseti-


1514 darbesi 1533'e kadar 19 yıl, dünyanın Türkiye'den sonra gelen 2. devleti durumundaki İran Türk Safevî imparatorluğunu hareketsiz kıldı. Ama stratejik çekişmeyi ortadan kaldırmak mümkün değildi. Kanûnî devrinde bütün Arap ülkelerini, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu'ndan Atlas Okyanusu'na kadar ele geçirmek siyaseti güdüldü. Behemehâl Basra Körfezi'ne inmek, Kafkasya'ya tırmanmak icap ediyordu. Kafkasya ve Basra Körfezi ise İran Türk imparatorluğunun elinde idi. Bu devirde İran olmasa, Türkler Almanya'yı geçer ve soluğu Ren kıyılarında alırlardı. Bir kaç tarihçi bu noktaya ehemmiyetle işaret etmişlerdir. İran savaşları çok çetindi.
Mesafe uzundu. İran ordusu tamamen Türkmenlerden müteşekkil yiğit bir atlı ordu idi. Ancak Osmanlı Akıncı, piyade, bilhassa topçu üstünlüğü Türkiye'yi galip kılıyordu. Bununla beraber İran, Çaldıran'ı asla unutmamıştı. Osmanlı'ya karşı meydan muharebesi kabul etmiyor, geniş sahaları boşaltıp Osmanlı ordusunun önünden çekiliyordu. Safevî stratejisi bu idi. Tebriz, Osmanlı sınırına çok yakın olduğu için Şah İsmail'in oğlu ve halefi devrinde İran, taht şehrini daha içeriye, Kazvin'e almıştı.

Kanûnî Sultan Süleyman Han, 11 Haziran 1534'te ordusu ile İstanbul'dan ayrıldı. Padişah'ın 4 İran seferinin ilki ve en meşhuru olan bu altıncı sefere Irakeyn denmektedir. Zira hem Arap Irak'ı (Bağdat), hem Acem Irak'ı (Hâmedân) fethedilmiştir. Daha önce Vezir-İ Azam Makbul İbrahim Paşa, başka bir ordu ile İran'ın üzerine gitmişti, padişahı bekliyordu.

O zaman dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan Tebriz, Osmanlılarca ikinci defa işgal edildi (13 Temmuz 1534). Az sonra Kânûnî de Tebriz'e geldi (28 Eylül). İran'ın Türk ve Kürdlerle meskün Batı eyaletleri işgal edildi. Fakat asıl gaye, Bağdat'ı, Irak-ı Arab'ı alıp Basra Körfezi'ne inmekti. 28 Kasım'da (1534) Bağdat fethedildi. 5 asır müddetle Abbasî halifeliğinin merkezî olmak bakımından çok ünlü bir şehir idi. Bu sırada Safevîler Tebriz'i geri aldılarsa da Osmanlılar üçüncü defa şehre girdiler (30 Haziran 1535).Bu sefer neticesinde Orta ve Güney Irak (Bağdat, Basra) Osmanlı eyaletleri oldu ve netice bakımından Basra Körfezi'nin kıyıları boyunca Arap aşiretleri de Osmanlı nüfuzu altına düştü. Batı İran eyaletleri, Safevîlerce geri alındı.

1536-48 arasındı 12 yıl, Osmanlı-Safevî münasebetleri nisbî bir durgunluk devresine girdi. Irak'ı kaybeden Safevîler, kendilerini toplamaya çalışıyorlardı. Kanûnî 1548-49'da ikinci İran seferine çıktı. Tebrîz dördüncü defa işgal edildi (27 Temmuz 1548). Bu seferde Van, kesin şekilde Safevîlerden alındı. Almanya sınırına ve Atlas Okyasunu'na varmış bir Türkiye'nin ancak Van'ı alabilmesi, Doğu'da Safevî Türk imparatorluğunun gücü hakkında bir fikir verir. 7 ay Halep'te, 2.5 ay Diyarbakır'da kalan Kanûnî, Doğu işlerini iyice düzenledi.

5 yıl boyunca üçüncü ve sonuncu Doğu seferi için İstanbul'dan ayrıldı (28 Ağustos 1553). Buna Nahçıvan Seferi denmektedir. 5 ay Halep'te kaldı. Nahçıvan'dan döndükten sonra da 8 ay Amasya'da geçirdi. İran ile kesin sulh yapmadan ordusunun başından ayrılmak istemedi. Amasya'da ordusunun başında geçirdiği 8 ay, dehşetli bir diplomatik faaliyetle geçti. Hem Almanya, hem İran ile çetin sulh müzakereleri oldu. Nihayet Safevî ve Osmanlı imparatorlukları arasında ilk sulh anlaşması, Amasya Anlaşması imza edildi (29 Mart 1555). Bu sulh, epey uzun sürdü. 5 Nisan 1578'e kadar 23 yıl. Bu tarihte İran'a savaş açıldı.
1578'de başlayan, bütün Kafkasya'nın ve Batı İran'ın fethi ile neticelenen çetiş savaşta Lala Mustafa Paşa, Özdemiroğlu Osman Paşa, Ferhad Paşa gibi sadrazamlar, serdar-ı ekrem sıfatıyla büyük başarılar elde ettiler. Bilhassa Özdemiroğlu Osman Paşa çok parladı. Çıldır meydan muharebesinde (9 Ağustos 1578) Safevî ordusunu ezdikten sonra Tiflis (24 Ağustos 1578), Koyungeçidi meydan muharebesini (9 Eylül 1578) kazandıktan sonra Şirvan (Kuzey Azerbaycan) fethedildi. Özdemiroğlu sonra birinci Şamahı (27 Kasım), Meşaleler (11 Mayıs 1583) zaferiyle Safevîleri ezip fütâhât sahasını genişletti. Revan alındı (15 Ağustos 1583). Dağistan'ı fetheden ve uzun zaman burada üslenen Özdemiroğlu, Kırım'da bir müddet kalarak sadrazam olmak üzere İstanbul'a geldi (28 Haziran 584). Tebriz fethedildi (22 Eylül 1585). Ancak Özdemiroğlu'nun Tebriz yakınlarında ölmesi (29/30 ekim), İran'a karşı Osmanlı durumunu az çok sarstı. Bundan sonra İran cephesinde işleri Ferhad Paşa ele aldı. Bu 12 yıllık yıpratıcı savaşa 21 Mart 1590 İstanbul Anlaşması nihayet verdi. En büyük kısmı Özdemiroğlu Osman Paşa tarafından alınan 590.000 km2 büyüklüğünde ülkeler Osmanlı devletine geçti.

Ancak sulh 13.5 yıl sürdü. Safevîlerin Tebriz'e taarruzu ile yeni Türkiye-İran savaşı başladı (26 Eylül 1603). Tebriz, ardından Revan düştü. Osmanlı ordusu Urmiye'de bozuldu (9 eylül 1605). Bu savaş 9 yıl sürdü ve yeni bir İstanbul Anlaşması ile sonra erdi (20 Kasım 1612). Ancak 2.5 yıl sonra yeniden başladı (22 Mayıs 1615). Pül-i Şikeste'de Osmanlı ordusu bozuldu (10 eylül 1618). Erdebil Anlaşması (26 Eylül 1618), bu defa 3 yıldan fazla süren Osmanlı-Safevî savaşına son verdi. Bu sulh da 5 yıl sürdü ve 1624 yılında Safevîlerin Bağrat'ı ele geçirmesiyle eskileriyle mukayese edilemeyecek bir şiddette yeniden başladı.
Bu suretle Özdemiroğlu'nun büyük fütuhatının mühim kısmı, 1603'te İranca geri alınmış oldu. Türkiye, İran'ı Kafkasya'dan atamadı. Kafkasya, iki imparatorluk arasında paylaşıldı. Batı İran eyaletleri de Osmanlılarca elde tutulamadı.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Okunmamış 21-07-2008, 01:45 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Deniz Siyaseti-


Kanûnî Sultan Süleyman'ın Cezayir Beylerbeyisi Barbaros Hayrettin Paşa'şı İstanbul'a çağırması ile Akdeniz politikasında yeni bir safha başlar. 18 amirali ve kudretli donanması ile Cezayir'den İstanbul'a gelen (27 Aralık 1533) Barbaros, kaptan-ı derya tayin edildi (16 Nisan 1534).Barbaros Tunus'u fethetti (22 Ağustos 1534) ise de İmparator-Kral Charles-Quint bizzat gelerek Tunus'u Türklerden aldı (21 Temmuz 1535). Ülkenin kuzey kesimi, İspanyol nüfuzunda Araplar'da, orta ve güney kesimi ise Osmanlı'da kaldı. Ancak Barbaros ve amiralleri, İspanya ve bu devlete ait Güney İtalya topraklarını devamlı şekilde vurmaya ara vermediler. Bu arada Barbaros'un Balear Adaları seferi (Ağustos 1535), İtalya seferi (1537), büyük akisler yaptı.
Venedik'ten Kiklad Adaları'nı aldı. Akdeniz'de Türk gücünü kıramadığı için hiç olmazsa makul çizgiye itemediği takdirde partiyi kaybedeceğini anlayan Charles-Quint, o zamana kadar cihan tarihinde görülmemiş büyüklükte bir armada hazırlayarak Andrea Doria idaresinde Donanma-yı Hümayun üzerine gönderdi.İki donanma en azından Akdeniz hakimiyetini kazanmak için Preveze açıklarında karşılaştı (28 Eylül 1538). En azından 120.000 insanın deniz üzerinde karşı karşıya geldiği bu çok büyük açık deniz vuruşmasında Barbaros taktik manevralarla birleşik Avrupa donanmasını perişan etti.

Charles-Quint, intikam almak üzere Andrea Doria idaresindeki armadası ile Cezayir şehrine çıkarma yaptı. Barbaroszade Hasan Bey, İmparatorun ordusunu mahvetti ve Andrea Doria'nın armadası, Preveze'deki kadar ağır bir zayiat verdi. Charles-Quint'in hayatı en büyük fedâkârlıkla kurtarıldı (24 Ekim 1541).Barbaros, 1543 yazında İmparatorun elindeki Nice kalesini fethetti ve 1543-1544 kışını Toulon'da geçirdi. Charles-Quint, Avrupa'da başlıca rakibiydi, Fransa'yı ezmekten ümidini kesti. Barbaros şan ve şeref içinde İstanbul'da öldü (4 Temmuz 1546). Fakat pek kabiliyetli öğrenciler yetiştirmişti.

Barbaros'un oğlu Hasan Paşa ve evlatlığı diğer Hasan Paşa ile arkadaşı Salih Paşa, Cezayir Beylerbeyisi olarak Kuzey Afrika'da mühim faaliyetlerde bulundular. Bu amiraller kendileri bağlı çok kudretli Cezayir Beylerbeğiliği donanması ile Batı Akdeniz'e hâkim oldular ve çok defa Atlantik'e çıktılar. Bu arada Çanakkaleli Salih Paşa, Fas Arap imparatorluğunu geçici olarak Türkiye'ye bağladı (22 Eylül 1551-Haziran 1556). Böylece Osmanlı hakimiyeti Atlantik'e ulaştı ve Cebelitarık Boğazı'nın güneyine yerleşti. İspanya'nın Kuzey Afrika'da bir iki üssü kalmıştı. Bunları, çok büyük fedâkârlıklarla elinde tutuyordu. Bu arada Barbaroszade Hasan Paşa, Cezayir'deki ikinci beylerbeyiliği sırasında Mostaganem'de İspanyolları çok ağır bir hezimete uğrattı (5 Eylül 1558).

Barbaros'un en kabiliyetli ve deha sahibi talebesi Turgut Reis ise, Güney ve Orta Tunus'u fethettikten ve Andrea Doria'ya Cerbe'de kötü bir oyun oynadıktan sonra Malta'ya çıkartma yaptı (Temmuz 1551). Sonra Saint-Jean Şövalyelerinin elindeki Trablusgarb'ı fethetti (15 Ağustos 1551). Ponza'da da düşman donanmasını vurduktan sonra (5 Ağustos 1552), Korsika adasını baştan başa fethetti (17 ağustos 1153).

Türk korsan (akıncı) filosu ile Turgut bu işleri yaparken kapdan-ı derya olan Piyale Paşa da Elbe adasını fethetti. İtalya'ya çıktı (1555), Balear adalarını vurdu ve Batı Akdeniz'i alt üst etti. Bu deniz baskısından kurtulmak isteyen İspanya, müttefikleri ile büyük bir donanma hazırlayıp Cerbe adasına gönderdi. Piyale Paşa, Donanma ile düşman armadasını burada karşıladı. Türklerin Preveze'den sonra tarihleri boyunca kazandıkları en büyük açık deniz muharebesi olan zaferi bu sularda elde etti (14 Mayıs 1560).Düşman armadası ve ordusu mahvoldu, sulara gömüldü veya esir düştü. 1564 yazında Piyale Paşa Fas seferine çıktı. Trablusgarb beylerbeyisi olan Turgut Paşa da ileri yaşına rağmen devamlı deniz seferleri yapıyordu.
1565 Malta seferi çok büyük ölçüde bir savaş olmasına rağmen kartal yuvasına benzeyen ada alınamadı. Turgut Paşa, Malta kuşatmasında şehid oldu (17 Haziran).Hind Okyanusu'ndaki Türk deniz politikasına da Kanûnî Sultan Süleyman büyük ehemmiyet verdi. Hind Okyanusu'na bağlı Kızıldeniz, Aden Körfezi, Umman Denizi, Basra Körfezi ve açık okyanusta Türk filoları XVI. asrın başlarından itibaren görünmeye başladılar. Selman Reis'in Umman Denizi seferinden (1525) sonra yeğeni olan Mustafa Bey, Hindistan'da Gucarat'a sefer yaptı ve Aden'i fethetti.

Diğer taraftan Özdemir Paşa da Sudan ve Habeşistan'da büyük fütühatta bulunarak Kızıldeniz'in batı sahillerini elde etti ve bu deniz de kapalı Türk gölü haline getirildi. Afla meydan muharebesi (Ağustos 1542) Habeşistan'ı Türk hakimiyetine soktu. Abdurrahman Bey, Aden açıklarında Portekiz donanmasını bozdu (Ekim 1544). Sonra Pîrî Reis Hint sularına geldi (1552). Umman'ı (Maskat) fethetti. Murat reis'in Hint kaptanlığı bunu takip etti (1552-1553). Büyük bilgin Seydi Ali Reis, Hürmüz (9 Ağustos 1554) ve Maskat (25 Ağustos) açık deniz muharebelerinde Portekiz donanması ile çekişti ve Hindistan'a gitti. Asrın sonlarında Ali Bey'in Doğu Afrika seferleri (1584-1589), Türk hakimiyetini Kenya, Tanganika ve Mozambik'e kadar götürerek Ekvator'un güneyine atlattı. Özdemir Paşa'nın Habeş Beylerbeyliği'nden (1555-1562) sonra oğlu Osman Paşa'da Habeşistan ve Yemen'de büyük fütühat yaptı.

Kanûnî'nin oğlu ve halefi II. Selim zamanında (1666-1574) bu deniz seyahati devam etti. Kurdoğlu Hızır Hayreddin Reis'in bir filo ile Sumatra'ya yaptığı sefer (1568-1569), Osmanlıların ilk ve son Endonezya-Malezya seferleri değildir. Fakat en meşhurlarıdır. Bu suretle Osmanlı hakimiyeti, Hind Okyanusu'ndan sonra büyük Okyanus'a da erişmiştir.
Gene II. Selim zamanında Süveyş kanalını açmak, Akdenizle Kızıldeniz ve Hint denizlerini birleştirmek düşünüldü. Fakat, tatbike geçilmedi. Kanal kazılma teşebbüsü de yarıda kaldı. Bu Don-Volga kanalı idi ki, Karadenizle Hazar denizi birleştirilecekti. Bu suretle İran engeli aşılarak Türkistan'la ilgi kurulacaktı.

Bu arada Astırhan seferi (1569) yapıldı. Fakat Volga deltası elde tutulamadı. Kıbrıs'ın fethi (1 Temmuz 1570-1 Ağustos 1571) de daha çok bir deniz harekâtı mahiyetindedir. Venedik'in elindeki ada, Piyale Paşa'nın kumandasındaki donanma tarafından abluka edildikten sonra Lala Mustafa Paşa adayı almıştır. Kıbrıs fethi yeni bir Haçlı armadanın teşekkülüne zemin hazırlamıştır. Bu armada bazı Türk devlet adamlarının gafleti yüzünden İnebahtı'nda, Donanma-yı Hümayun'u bozmuştur (7 Ekim 1571).

Ancak ertesi yaza donanma daha güçlü olarak inşa edilmek için imparatorluk bütün imkânlarını seferber etmiştir. Bu bozgun toprak kaybına sebep olmuşsa da Türklerin yenilmez oldukları hakkındaki inanışı yıkmıştır. Bu devrede Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa, Akdeniz'de Türk hakimiyet ve üstünlüğünü muhafaza etmiştir.Kırım Hanı Taht-Alan Devlet Giray Han'ın Moskova'yı fethi (24 Mayıs 1571), II. Selim devrinin diğer bir dikkate değer olayıdır. Tunus şehrinin İspanyollardan alınması, bu padişahın saltanatını kapayan sonuncu büyük başarıdır. Tunus seferinde (15 Mayıs-30 Kasım 1574), donanmaya Kılıç Ali Paşa kumanda etmiştir.
Denizaşırı politika, II. Selim'in oğlu ve halife III. Murad devrinde (1574-1595) de devam etmiştir. Fas imparatorluğunun Türkiye'nin himayesine girmesi (9 Mart 1576), bu politikanın neticesidir. Kuzey-Batı Afrika'da büyük ülkeleri içine alan bu münim Arap devletinin XVII. asrın ortalarına kadar tamamen veya kısmen Osmanlıya tabi olması Vâdi's-Seyl zaferinin (4 Ağustos 1578) eseridir. Bu meydan muharebesinde Ramazan Paşa, büyük Portekiz ordusunu yok etmiş, Portekiz-İspanyol armadasını da büyük ölçüde hırpalamıştı. Vadi's-Seyl asrın büyük devletlerinden olan Portekiz'i yıkmıştır.

Türkiye, İspanyol emperyalizmine karşı İngiltere'yi de savunmuştur. Fransa gibi İngiltere'nin de İspanya karşısında çökmemesi için büyük çaba harcamıştır. 1575'ten 1592'ye kadar Polonya (Lehistan) krallığı ve Litvanya büyük-dükalığı da Türkiye'ye tabi olmuş, Polonya krallarını padişah tayin etmiş, bu suretle Türk nüfuzu Baltık kıyılarına varmıştır.

1566'da Kanûnî Sultan Süleyman'ın bıraktığı cihan devleti, bütün haşmet ve şevketine rağmen, kötülük filizlerinden temizlenmiş değildi. Bu filizler çeyrek asır sonra yeşermeye başladı. II. Selim devrinde devlet, geniş ölçüde diktatör-vezir Sokullu Mehmed Paşa'nın elinde kaldı. Vezirliği 14 yıldan fazla sürdü ve öldürülmesiyle sona erebildi (12 Ekim 1579). III. Murad öldüğü zaman (15/16 Ocak 1595) Almanya ile büyük bir savaş başlamış ve İmparatorluğun zaafları ortaya çıkmıştı. III. Murad'ın son günleri cihan devletinin sınırlarının azamiye eriştiği devirdir.

İmparatorluk, himaye altındaki ülkelerle beraber 20. 000.000 km2 'ye erişmişti (Polonya-Litvanya ile beraber Avrupa'da 2.848.940, Asya'da 4.815.832, Fasla beraber Afrika'da 12.237.419, toplam 19.902.191 km2 ). Bu topraklardaki nüfus 100 milyondan az değildi. Dünya nüfusunun 540 milyon civarında olduğu o yıllarda her 5.4 insandan birinin, padişahın tebaası bulunduğu ortaya çıkar. Üstelik daha 4 Türk imparatorluğu bu yıllarda çok güçlü idiler. İran Safevî Türk İmparatorluğu (taht şehri 1587'den sonra Isfahan, 1.621.000 km2 , 15 milyon nüfus), Timuroğullarının Hindistan Türk İmparatorluğu (taht şehri Akra, 3.674.000 km2 , 120.000.0000 nüfus), Adilşahların Güney Hindistan Türk imparatorluğu (taht şehri Bicapur, 453.000 km2 , 22.000.000 nüfus). Büyük devlet mahiyetinde olmayan başka Türk devletleri de vardı: Güney Hindistan'da Kutbşahlar (taht şehri Gülkendi, 295.000 km2 , 10 milyon nüfus), Sibir Hanlığı vs.
Bu kısa tablo XVI. asrın son yıllarında 540 milyon kadar tahmin edilen dünya nüfusunun 270 milyon kadarının Türk yönetiminde bulunduğunu gösterir ki, bu da insanlığın tam yarısı demektir. Diğer büyük devletlerin durumu şöyle idi: Çin İmparatorluğu (taht şehri Pekin, 12.268.000 km2 , 80 milyon nüfus), İspanya krallığı (taht şehri Madrit, 24.575.000 km2 , 33 milyon nüfus), Almanya İmparatorluğu (taht şehri Viyana, 659. 000 km2 , 17.5 milyon nüfus), Fransa krallığı (taht şehri Paris, 1.142.000 km2 , 15 milyon nüfus), İngiltere krallığı (taht şehri Londra, 347.000 km2 , 5.9 milyon nüfus), Venedik Cumhuriyeti (55.000 km2 , 3.8 milyon nüfus), Rusya İmparatorluğu (taht şehri Moskova, 5. 000.000 km2 , 7 milyon nüfus). Büyük devletlerden sayılmayan bir kaç ehemmiyetli devlet: İsveç krallığı (1.058.000 km2 , 2.6 milyon nüfus), Papalık (45.000 km2 , 1.9 milyon nüfus), Habeşistan krallığı (1.000.000 km2 , 3 milyon nüfus), Japonya imparatorluğu (374.000 km2 , 14 milyon nüfus), Güney Hindistan'da iki Müslüman devlet, Nizan Şahlar ve Berid Şahlar, 200.000 km2 , 7 milyon nüfus).
Dünya nüfusu kıtalara göre şöyle idi: Asya 350 milyon (%63.6), Avrupa 122 milyon (%22.4), Afrika 60 milyon (%10.9), Kuzey Amerika 9.5 milyon (%1.8), Güney Amerika 5 milyon (%0.9), Okyanusya 2 milyon (%0.4) (1600 yılı tahminleri).Osmanlı cihan devletinin zaafı, Almanya ile uzun ve çetin sürecek bir savaş sırasında ortaya çıkar ve iç bünyedeki çöküntüler kendisini belli eder. Lüzumsuz yere Almanya'ya harp ilan etmesinden sonra (4 Temmuz 1593) Viyana'nın yanıbaşındaki Yanıkkale'nin (Györ/Raab) fethi (27 Eylül 1594) ve burasının yeni bir beylerbeyilik (eyalet) merkezi yapılmasıyla parlak başarılar görülürse de harp, imparatorluğun daha çok iç bünyesindeki zaaflar, eski büyük ve deha sahibi kumandanlarının hemen hemen kesilmesi, orduda anarşi ve liyakatsiz kumandanlar gibi sebeplerle, bir denge ve yıpranma savaşı haline girer. III. Murad'ın yerine geçen III. Mehmed (1595-1603) zamanına savaş, bu şartlarla intikal eder. Bu padişahın son yıllarında Anadolu'da Celalî ihtilallerinin başlayıp yayılması, devletin Rumeli ile beraber iki kanadından olan Anadolu'da durumun karıştığı ve felaket tohumlarının yeşerdiğini gösterir.

Estergon'un Almanların eline düşmesi (2 Eylül 1595), Tuna üzerinde bir köprünün tedbirsizlik yüzünden akıncılar geçerken yıkılması ve akıncıların Tuna'ya dökülüp boğulması (27 Ekim 1595) gibi facialardan sonra işin serdar-ı ekremler vasıtasıyla yürütülemeyeceği anlaşılır. III. Mehmed, babası ve büyükbabasının hiç sefere çıkmamasına rağmen sefere çıkmaya karar verir. 1576'da Kanûnî'nin Sigetvar seferinden beri 30 yıldır ilk seferdir. III. Mehmed, Eğri'yi alarak (12 Ekim 1596) Almanları Kuzey-Doğu Macaristan'dan atar. Alman imparatorluk ordusu Haçova meydan muharebesinde (26 Ekim 1596) imha edilir ki, bazı tarihçilere göre Osmanlı Türklerinin kazandıkları cihan çapında ehemmiyet taşıyan son büyük meydan muharebesidir.

Aynı çapta bir meydan muharebesinden (Mohaç) sonra 70 yıl önce Kanûnî bir hamlede bütün Macaristan'ı fethetmişti. Osmanlı teşebbüs gücü o kadar tavsamıştır ki, Haçova'da düşman ordusu imha edilmekle kalınır.

Avusturya açık ve savunmasız kaldığı halde bu ülkeye girmek bile düşünülmez. Nitekim Yanıkkale düşer (29 Mart 1598). Ancak Vezir-i Azam ve Serdar-ı Ekrem Damad İbrahim Paşa, Kanije'yi alarak (22 Ekim 1600), Güney-Batı Macaristan'dan Almanları atar. Bu kaleyi almak için gelen çok büyük bir Alman ordusunu Tiryaki Hasan Paşa, mucizevî bir şekilde korkunç bir bozguna uğratır (18 Kasım 1601). İstolni-Belgrad'ı da geri alan (6 Ağustos 1602) Türkler, Budin (Budapeşte) açıklarında Alman ordusunu bozduktan sonra (18 Kasım 16027), Vezir-i Azam ve Serdar-ı Ekrem Sokulluzade Lala Mehmed Paşa, parlak şekilde Estergon'u Almanlardan geri alır (3 Ekim 1605). Tiryaki Hasan Paşa da Uyvar kalesini teslim alır. Ancak devlet, 132 yıl süren bu savaştan bıkmıştır. Bu başarılar gölgelenmeden sulh görüşmelerine girmeyi kabul eder.
Zitvatorok sulhu imzalanır (11 Kasım 1606). Şu bakımdan manalı bir anlaşmadır: Almanya imparatorunun Türkiye'ye verdiği vergi kesilir, O zamana kadar Türkiye, Avrupa'da padişahtan başka imparator olmadığı iddiasındadır ve bu iddiasını Almanya imparatoruna da kabul ettirmiştir; o tarihe kadar Türkler de Almanya hükümdarının imparator olduğunu kabul eder. Türkiye'nin toprak kaybı yoktur ama bir iki kale dışında kazancı da yoktur. Halbuki şimdiye kadar Divan-ı Hümayun, devlete radikal kazanç kazandırmayan hiç bir anlaşmayı kabul etmemiştir. Demek ki Türk cihan devleti hala cihan devletidir, fakat büyüme gücünü, sıçrama enerjisini kaybetmiş, durgunluk devresine girmiştir.

Bu anlaşma III. Mehmed'in oğlu ve halefi I. Ahmed devrinde (1603-1617) imzalandı. Bu devirde Celâlî ihtilalleri devam eder. Vezir-i azam ve Serdar-ı Ekrem Kuyucu Murad Paşa, 5 yıla yakın çalışarak ölümüne kadar (5 Ağustos 1611) bu ihtilallerle uğraşır. Fakat anarşinin kökü derinde ve sebepleri çeşitlidir. Şiddetle davranmasına rağmen ancak geçici başarılar kazanır. Zira isyan edenler düşmanlar değil, çevrelerine Anadolu Türkü toplayan eski beylerbeyiler, sancakbeyleri, sipahi subaylarıdır. Akdeniz'de hakimiyet değilse bile, üstünlük devam ettirilir. Kaptan-ı Derya Damat Halil Paşa'nın Akdeniz seferi ve Malta'ya asker çıkarması (13 Mayıs-28 Kasım 1614), çok başarılı olur.

I. Ahmed'in genç yaşında zamansız ölümü üzerine büyük oğlu Sultan Osman, bu saray entrikası ile bertaraf edilerek yerine Sultan Ahmed'in kardeşi I. Mustafa (1617-1618) tahta çıkarıldı. Fakat deli olduğu anlaşıldığı için 3 ay sonra tahttan indirildi. II. Osman (1618-1622) padişah oldu. Onun devrinde Polonya ile münasebetler bozuldu. Yaş ve Turla meydan muharebelerinde (20 Eylül ve 7 Ekim 1620) Leh orduları bozuldu. II. Osman, bizzat sefere çıktı. Hotin önlerine kadar geldi (3 Eylül 1621). Hotin Anlaşması (6 Ekim 1621), Polonya krallığını yeniden Türkiye himayesine sokacak maddeler ihtiva etmesine rağmen Türk devletinin iç meseleri yüzünden istifade edilemedi.

Ordunun, bilhassa kapıkulu ocaklarının ve umumiyetle devlet düzeninin bozulduğu kanaatinde olan II. Osman, o çağ toplumunun asla kaldıramayacağı derecde radikal reformlara karar verdi. Dehasına rağmen gençliği ve tecrübesizliği yüzünden, bunları tatbik edemedi. Öldürüldü (20 Mayıs 1622 akşamı) ve bu yüzden İmparatorluk karıştı. Kutsal sayılan padişahın öldürülmesi bir çeşit Kerbela faciası olarak Türk tarihine geçti. Teessürü asırlarca devam etti. Sultan Osman'ın intikamını almak için ordunun bir kısmı ve çeşitli bölgelerde halk ayaklandı. Çok kan döküldü. Neticede yalnız anaşi büyüdü, genişledi ve artık adi asayişsizlik halini aldı. Tekrar I. Mustafa tahta geçirildi (1622-1623). Fakat tahttan indirildi. II. Osman'ın kardeşi ve veliahdi çocuk IV. Murad padişah oldu (1623-1640).
I. Mustafa'ya nasıl annesi niyâbet etmişse, çocuk IV. Murad'a da annesi Kösem Mehpeyker Valide Sultan, saltanat naibesi oldu. Anarşi ve yolsuzluklar arttıkça arttı. İhtilaller birbirini takip etti. Bu iklimde yetişen IV. Murad, 8 Haziran 1632'de sert bir darbe ile iktidarı şahsen eline aldı. Zulme kaçtığı rahatça iddia edilebilecek, Osmanlı tarihinde ne kendisinden önce, ne de kendisinden sonra asla görülmemiş bir sertlikle devleti idare etti ve şahsından başka hiç bir otoriteye müsamaha etmedi. Çok geniş ölçüde huzuru, âsâyişi sağladı, anarşiyi ezdi ise de sonraki olaylar bu işin padişahın şahsıyla kaim olduğunu gösterdi. Bununla beraber bazı tarihçiler IV. Murad'ın devletin ömrünü yarım asır uzattığını söylerler. Kanûnî ile II. Mahmud arasında gelen padişahların en büyüğü, XVII. asır Türk tarihinin çok seçkin bir simasıdır. Dahi olarak doğmuş, hadiselerle olgunlaşmış, fakat gene içinde yaşadığı ortam ve gördükleri, kendisini zulme itmiştir. Büyük bestekârdı. Asker doğmuş, en büyük orduları sevk u idare edebilecek kabiliyetlerle mücehhez bir şahsiyetti. 27.5 yaşında ölümü, devleti çok sarstı.

IV. Murad devrinde İran savaşları hiç bir zaman görülmemiş ve görülmeyecek boyutlar kazandı. Savaş, Bağdad'ın, bir süprizle Safevîlerin eline düşmesiyle başladı (11/12 Ocak 1624 gecesi). Hafız Ahmed Paşa Bağdat'ı geri alamayınca (1625-1626) vezir-i azam olan Hüsrev Paşa, İran'ı altüst etti. Hamedan'ı (9 Haziran 1630) ve Batı İran'da çok yerleri fethetti, fakat Bağdat'ı geri alamadı.

IV. Murad, Revan Seferi denen ilk seferine çıktı (28 Mart-27 Aralık 1635). Kuzey'de İran'ı ezdikten sonra çok büyük hazırlıklarla Bağdat Seferi denen ikinci sefere girişti. 15 Kasımda Bağdad'a geldi ve çok kanlı muharebelerden sonra şehri aldı (24 Aralık 1638). Bağdat Fatihi ünvanını hak etti. Kasr-ı Şirin anlaşması (17 Mayıs 1639), 15 yıldan fazla devam eden bu büyük, kanlı ve neticeleri şüpheli savaşa son verdi. Bu anlaşma, bu günkü Türkiye-İran ve Türkiye-Irak sınırlarını -Irak'ı Osmanlı devletinde bırakmak üzere- çiziyor ve Kafkasya'yı Osmanlı ve Safevî imparatorlukları arasında paylaştırıyordu.

Alıntı ile Cevapla
  #11  
Okunmamış 21-07-2008, 01:46 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Anarşinin Hortlaması Ve Köprülüler-


IV. Murad'ın yerine kardeşi İbrahim Han (1640-1648) geçti. Onun saltanatı yıllarına Samur Devri denmektedir. Saltanatının ilk yarısı, ağabeyinin devrinin devamı gibidir. İkinci yarısında huzur bozulur ve anarşi hortlar.
Bu hükümdar zamanında büyük ve uzun bir Venedik savaşı başlar. Donanma-yı Hümayun İstanbul'dan hareket eder (30 Nisan 1645). Büyük bir Türk ordusunu Girit adasına çıkartmaya başlar (24 Haziran sabahı). Hanya fethedilir (22 Ağustos). Resmo alınır ve Kandiye muhasarası başlar (7 Temmuz 1647). İpsara'da Venedik donanması ezilir (9 Mart 1648). Ancak Kandiye bir türlü düşürülemez. Bütün Avrupa'dan çok büyük ölçüde yardım alan Venedik Cumhuriyeti Girit'te tutunmak için büyük azim gösterir ve Kandiye kalesini vermez. İki tarafın akıl almaz kayıpları içinde savaş uzayıp gider. Venedik, Ege ve Doğu Akdeniz'de son üssünü kaybetmemek için azimli gibidir.

Sultan İbrahim, bir ihtilalle tahttan indirilip ağabeyi II. Osman gibi katledilir. Yerine büyük oğlu IV. Mehmed'in (1648-1687) saltanatı başlar. Ancak yeni padişah 6.5 yaşında olduğu için iktidar çeşitli ellerde dolaşır. Önce Kösem Mahpeyker Büyük Valide Sultan saltanat naibesi olur. IV. Murad'la İbrahim Han'ın annesi ve IV. Mehmed'in babaannesidir. Türk tarihinin en meşhur kadınıdır. Fakat bu iyi bir şöhret değildir. Zekâsı derecesinde muhteristir. Onun 3 yıllık (1648-1651) saltanat naibeliği devrine Ağalar Saltanatı denir. Zira gerçek iktidar "ağalar" denen Yeniçeri ağalarındadır. Kösem Sultan iktidarı onlarla paylaşır. Devir yolsuzluk, rüşvet ve anarşi devridir. Kösem Sultan öldürülür. Yerine gelini IV. Mehmed'in annesi Hadice Tarhan Valide Sultan, saltanat naibesi olur. O, kayınvalidesi gibi nefsi için her şeyi yapabilen, yalnız şahsını düşünen bir kadın değildir. Çok yüksek ahlâklı, akıllı, devletin üzerine titreyen bir genç kadındır. Cihan devletinin naibesi olduğu zaman ancak 24 yaşındadır. Devletin uçuruma gittiğini gören devlet adamlarınca desteklenir. Kösem ortadan kalkar kalkmaz onunla işbirliği yapıp devleti soyan 38 ağa idam edilir.

Tarhan Sultan, tam 5 yıl çok akıllı denge hesaplarıyla devletin yüksek menfaatlerini savunur ve adam arar. 10 sadrazam değiştirir. Hiç birisi beklenen liyakatı gösteremez. Nihayet müşavirlerinin tavsiyesiyle bir hayli korka korka, pek de ümitli olmayarak, ihtiyar, şöhretsiz bir vezire, Köprülü Mehmed Paşa'ya mühr-i hümayunu verir (15 Eylül 1656). Köprülü'yü istediği selahiyetlerle donatır ve naibelikten şan ve şeref içinde çekilir. 29 yaşındadır ve oğlu IV. Mehmed artık 15 yaşına gelmiştir. Fakat II. Selim tipinde, devlet işlerine karışmak istemeyen bir hükümdardır. Bütün selahiyet Köprülü Mehmed Paşa'da toplanır. Böylece 1683'e kadar 27 yıl sürecek Köprülüler devri başlar ki, bazı tarihçilerce hatta Kanunî devri ile mukayese edilmeye lâyık görülen bir şan ve şevket devridir.

İhtiyar Köprülü'nün üstadı IV. Murad'dır. O padişahı taklid etmeye çalışır ve zulmuyle beraber taklid eder. Epey kan döker. Fakat anarşinin kökünü kazır. Erdel'e giderek buradaki anarşiyi bertaraf eder. Sonra Anadolu'da Celalîler üzerine yürür. Kırım Hanı Mehmed Giray, Pripet bataklıklarının doğusunda Çernigov'un 150 km. batısında Konotop zaferini kazanır (12 Temmuz 1659). 120.000 Rus askeri muharebe meydanında kalır ve 50.000'i Türklere esir düşer. Başkumandan Prens Trubeçkoy ve bütün maiyyeti ölüler arasındadır.
prülü'nün 5 yıllık iktidarının son günlerinde tarihin en büyük İstanbul yangını olur (25 Temmuz 1660). Şehirde 8.000 ev, 300 saray, 360 cami ve mescid, 100 ticaret hanı, 40 hamam ve daha pek çok bina yanar. 4.000 kişi yanarak ölür veya yaralanır. Köprülü'nün yerine 27 yaşındaki oğlu Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, aynı geniş selahiyetlerle sadrazam olur (30 Ekim 1661).

56.5 yıllık bir sulhtan sonra Almanya'ya harp ilan edilir (12 Nisan 1663). Uyvar fethedilir (24 Eylül). İkinci defa Alman seferine çıkan Köprülüzade, Serinvar'da Almanlar'ı ezer (5 Haziran 1664). Fakat Sen-Gotar'da Almanlarla yenişemez (1 Ağustos). Türkiye'ye çok büyük avantajlar sağlayan Vasvar anlaşması (10 Ağustos 1664), Türk-Alman Harbi'ne son verir. Köprülüzâde Girit işini bitirmeye karar vererek adaya geçer. 3 yıl Girit'te kalır. Nihayet Kandiye fethedilir (27 Eylül 1669). Venedik savaşı biter, Polonya savaşı başlar. IV. Mehmed, 2 Polonya seferi yapar (1672-1673). İlkinde Kamaniçe fethedilir, Polonya ve Galiçya alınarak sınırlar kuzeye doğru fevkalade ileriye götürülür.

Bucaş anlaşması (18 Ekim 1672) ile Polonya bu Türk fütuhatını kabul eder. Fakat şartlarına riayet etmediği için ertesi yıl tekrarlanır. Zorawno anlaşması (27 Ekim 1676), 4.5 yıllık Türk-Leh savaşına son veriri ve Bucaş anlaşmasını teyid eder. Polonya, lüzumsuz şartlarla çok ağır şartlarla ezilmiş olur ve bu ülkede jeopolitik sebeplere oturmayan geçici bir Türk düşmanlığı başlar.Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa, 41 yaşında ölür (2/3 Kasım 1676 gecesi). Hayatının büyük bir kısmı cephede geçtiği için yerine uzun yıllar kaymakamlık (sadrazam vekilliği) yapan eniştesi ve akranı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadrazam olur (1676-1683). Köprülüzade'nin 15.5 yıllık sadareti hem Türkiye tarihinin en uzun süren iktidar devirlerindendir, hem de çeşitli bakımlardan en bahtiyar yıllardandır. Merzifonlu devrinde bu parlaklık zirvesini bulur.

İlk büyük Osmanlı-Rus savaşı 1677'de başlar. O zamana kadar Rusya Türkiye için tamamen ikinci sınıf bir devlettir. Kırım Hanı'nın basit bir tabiidir. IV. Mehmed, Rusya üzerine ikinci seferi yapar (1678-1680). Edirne anlaşması (11 Şubat 1681), bu savaşa son verir. Osmanlı devleti yeni avantajlar sağlar. Mesele, Osmanlı himayesinde bulunan Ukrayna'ya Ruslar'ın müdahalesinden doğmuştur.19 yıla yakın süren Almanya ile sulh, şimdi Çekoslovakya'da kalan Osmanlı topraklarına Alman imparatorluğunun müdahalesi ile bozulur. IV. Mehmed, Edirne'den Almanya'ya hareket eder (1 Nisan 1683). Fakat Belgrad'da kalır.

Ordu yoluna Sadrazam ve Serdar-ı Ekram Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın kumandasında devam eder. Mustafa Paşa, Kanûnî'den 154 yıl sonra Viyana'yı, Almanya imparatorluğunun başkentini kuşatmaya başlar (14 Temmuz 1683). Kendisinden çok emindir ve bir kaç stratejik ve teknik hata yapar. Bütün Avrupa ayaklanmış ve Almanların yanında yeralmıştır. Büyük bir Haçlı ordusu Viyana'ya yaklaşırken Sadrazam'dan hakaret gördüğü için ona diş bileyen Kırım Hanı Murad Giray Han, düşman ordusuna yol verir ve tek kurşun atmaz. Viyana açıklarında Türklerin Alamandağı dedikleri Kahlenberg'de geçen büyük meydan muharebesinde (12 Eylül 1683), Türk sağ kanadına kumanda eden Vezir Damad İbrahim Paşa'nın ihaneti yüzünden büyük bozgun olur.
Akşam saat 7' de Viyana kurtulur ve bütün Avrupa kiliselerinde şükran çanları çalar. Serdar-ı Ekrem, Budin'e (Budapeşte) geldikten (22 Eylül) sonra, Vezir Kara Mehmed Paşa, müttefik ordunun başkumandanı Polonya Kralı Sobiesky'yi Ciğerdelen meydan muharebesinde -bugünkü Çekoslovakya topraklarında- bozar (7 Ekim). Fakat çok az kuvveti vardır. İkinci Ciğerdelen muharebesini kaybeder (9 Ekim) ve Estergon düşer (1 Kasım).

Düşmanlarının propagandasına kanan IV. Mehmed sadrazamı azletti (15 Aralık). Merzifonlu, Belgrad'da idam edildi. (25 Aralık 1683). Bu da felaket oldu. 1656'da Merzifonlu'nun kayınbabası ve manevî babası Köprülü Mehmed Paşa'nın iktidara gelmesinden önceki devir başladı. Bir türlü muktedir vezir bulunamadı. Bir sürü liyakatsiz adam birbirini takip etti. Bu sırada Tarhan Valide Sultan'ın ölmüş bulunması, IV. Mehmed'i, dalkavuk olmayan, gerçekleri söyleyen, devlet dostu, tarafsız bir müşavirden mahrum etmişti.

1683 Sonbaharında Türkiye, iki buçuk asır sürecek bir çekilme, gerileme ve çökme devresine girmişti. Viyana kuşatması vesilesiyle Avrupa'yı bir defa daha karşısında birleşmiş buldu. Ancak bu kerre tarihinde ilk defa olarak birleşmiş bir Avrupa'yı yenmeyecek, yenilecektir. Buna rağmen daha 90 yıl kadar bir duraklama devri yaşayacak güçtedir. İspanya'nın Hristiyan aleminin Osmanlı imparatorluğu olan bu devletin nasıl zirveden baş döndürücü bir şekilde yuvarlandığı hatırlanırsa, Osmanlı-Türk inhitatının oldukça yavaş tecelli ettiği ortaya çıkar.

Bu, şüphesiz Türk cihan imparatorluğunun temellerinin pek sağlam atılmış olmasındandır. Bu üstünlük, bir asra yakın bir zaman geçmeden gerçekleşmeyecektitr. Ancak Batı, üstünlüğünün bütün sebeplerini hazırlamıştır. Bütün imkânları ele geçirmiştir veya geçirmek üzeredir. Başta Okyanuslar üzerinde hakimiyet kurması gelmek üzere Doğu'nun henüz farkına varamadığı bir çok değerlere sahip olmuştur. Doğu pek azametli olan mirasını yemektedir. Bu miras, az zamanda tükenecektir.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Okunmamış 21-07-2008, 01:47 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Felaket Seneleri-


1683-1699 büyük savaşına Felaket Seneleri denir. Bu yıllarda Türkiye, tek başına kudretli bir koalisyonla savaşmıştır. Almanya İmparatorluğu, Rusya imparatorluğu, Polonya krallığı ve Venedik Cumhuriyeti, bu koalisyonun büyük devletleridir. Bunlara, Türkiye'nin hemen daimî denecek şekilde harp halinde bulunduğu İspanya krallığı ile bir sürü orta ve küçük boyda devlet de eklenebilir.
En büyük cephe Alman-Türk harbinini cereyan ettiği Macaristan idi. 1684 kuşatmasını savuşturan Budin, 18 Haziran 1686'da Müttefiklerce yeniden kuşatıldı ve çok şiddetli bir savunmadan sonra 2 Eylülde düştü. Şehirdeki (Budapeşte) bütün Türkler kılıçtan geçirildi. Bir kısmı Tuna yoluyla kaçabildi. Budin Beylerbeyisi Vezir Abdurrahman Abdi Paşa, şehitler arasında idi. Şehirdeki 81 cami ve bu adede uygun binlerce Türk bayındırlık eseri temellerine kadar tahrip edildi.

161 yıl önce Kanûnî'nin Macaristan'ı kazandığı Mohaç sahrasında geçen meydan muharebesinde (12 Ağustos 1687) Türk ordusu bozuldu. Macaristan'ın büyük kısmı Almanlarca işgal edildi. Diğer cephelerde de durum iyi değildi. Venedikliler, Atina'yı (25 Eylül 1687) ve Mora'yı aldılar. Yalnız Polonya ordusu Kamaniçe'de bozuldu (3 Eylül 1687). IV. Mehmed tahttan indirildi. 46 yaşında idi ve 39 yıldan fazla bir zamandan beri tahtta bulunuyordu. Yerine sırasıyla kardeşleri III. Süleyman (1687-1691) ve II. Ahmed (1691-1696) geçti.

Almanya cephesinden kötü haberler gelmekte ve İstanbul'u alt üst etmekte devam etti. Eğri (14 Aralık 1687), İstolni-Belgrad (6 Eylül 1688) düştü. 1688'de bugünkü Macaristan'ın hemen hemen tamamı kaybedilmiş bulunuyordu. Bozgun devam etti. Belgrad (8 Eylül 1688), Banyaluka (4 Eylül), Zvornik (4 Ekim) birbiri ardı sıra Almanların eline geçti. III. Süleyman sefer-i hümayuna çıkmaya karar verdi. Edirne'den Sofya'ya geldi (6 Haziran-25 Haziran 1689). Fakat ileri gitmedi. Batucina ve Niş'te Türk orduları Almanlarca bozuldu (30 Ağustos ve 24 Eylül 1689). Çare olarak Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa, sadarete getirildi (25 Ekim 1689). Köprülü Mehmed Paşa'nın ortanca oğlu ve Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa'nın kardeşi idi. Sert tedbirler aldı, sefere çıktı (13 Temmuz 1690) ve Belgrad'ı geri aldı. Bu sırada Almanlar Erdel'i de işgal ettiler (4 Aralık 1691). Köprülüzade Almanlar üzerine ikinci seferine hareket etti (14 Haziran 1691). Fakat Salankamen'de şehit olması üzerine Ordu-yı Hümayun bozuldu (19 Ağustos).

Venedikliler Girit'e asker çıkarmak istediler. Fakat defedildiler (28 Ağustos 1692). Ama Sakız adasını işgal edebildiler (21 Eylül 1694). Bu günlerde IV. Mehmed'in büyük oğlu II. Mustafa amcasının ölümü üzerine tahta çıktı (6 Şubat 1695). Vesir Mezomorta Hüseyin Paşa Venedik donanmasını Sakız Boğazı ve Koyun Adaları açık deniz muharebelerinde ard arda iki defa bozdu (9 ve 18 Şubat 1695) ve Sakız'ı geri aldı (22 Şubat). Yera'da Venedik donanmasını bir defa daha bozdu (19 Eylül).

II. Mustafa ilk seferine çıktı. Transilvanya'da Lugoş meydan muharebesinde Alman ordusunu yendi (22 Eylül 1695). Çar Büyük Petro ise Azak (Rostov Hanlıkları) önünde bozuldu (13 Ekim 1695). Fakat ikinci teşebbüsünde Azak'ı aldı (6 Ağustos 1696). II. Mustafa, Almanlar üzerine ikinci sefer-i hümayuna çıkıp Olaş'ta Alman ordusunu bozdu (27 Ağustos 1696). Ertesi yıl üçüncü seferini yaptı. Ancak Senta'da (11 Eylül 1697) Tuna köprüsünün çökmesi üzerine iki yakada kalan Türk ordusu bozuldu. Bu suretle Macaristan'ı geri almak için açılan sonuncu sefer netice vermedi. II. Mustafa bir yıl içinde çok büyük hazırlıklar yapıp Macaristan'ı almak istiyordu. Fakat herkes harpten bıkmıştı. Dehşetli bir sulh isteği vardı. Padişah boyun eğdi.
Sulh müzakereleri uzun sürdü, çetin geçti. Türk baş murahhası Reisülküttab Mehmed Rami Efendi tarafından büyük dirayetle idare edildi. Bu suretle Karlofça Barış Anlaşması imzalandı (26 Ocak 1699). Osmanlı devletinin toprak verdiği ilk anlaşmadır. Bu suretle 16 yıl devam eden ve Osmanlı tarihinde Felaket Seneleri diye anılan büyük savaş bitti. Türk kaybı çok mühimdi: Almanya'ya 249.000, Venedik'e 42.000, Polonya'ya 45.000, Rusya'ya 20.000, toplam 356.000 km2 toprak veriliyordu ki, en mühimleri Macaristan, Hırvatistan, Slovenya, Slovakya, Transilvanya (Almanya'ya), Mora (Venedik'e), Podolya, Türk Galiçyası (Venedik'e), Azak (Rostov) çevresi (Rusya'ya) idi.

II. Mustafa Edirne Vakası (22 Ağustos 1703) denen uğursuz bir ihtilalle tahttan indirildi ve bir kaç ay sonra kederinden öldü. Yerine kardeşi III. Ahmed (1703-1730) padişah oldu. 40 yıla yakın bir zamandan beri padişahların daa çok Edirne'de oturmak adetlerine de son verildi. II. Mustafa, şehzadeliğinde seferlerde bulunarak yetişmiş son harp adamı padişahtır ve ondan sonra padişahların bizzat orduya kumanda etmeleri, sefere çıkmaları adeti kalkmıştır.

XVIII. asrın eşğinde Türkiye devleti, Viyana Bozgunu ile patlak veren büyük ve derin zaaflarını ortaya koymuş durumdadır. Eski gücünden çok şey kaybetmiştir. Ancak temelleri o derece sağlam atılmıştır ki, gerilemesi ve çökmesi için daha asırlar gerekecektir. İkinci cihan harbinden sonra İngiliz ve Fransız imparatorluklarının bir kaç yıl içinde ve Türkiye'nin karşılaştığı dış baskı ve tecavüzler olmaksızın nasıl yıkılıverdiği hatırlanırsa, Osmanlı devletinin yaşama gücü anlaşılır. Osmanlı gücünün, dünyanın geri kalan güçlerinin üzerinde veya onlara eşit olduğu XVI. asır çok geridedir.

Fakat hala devlet, kendisinden sonra gelen en kudretli iki devletin toplam gücü üzerindedir. Ancak Avrupa, müspet bilgi ve tenkidî görüş, teşebbüslerindeki azim ve devamlılık, çalışkanlık ve ileriyi görüş, hırs ve istekle, çoktan Doğu'yu ve Doğu'nun en büyük ve ileri temsilcisi Türkiye'yi geçmişti veya geçmek üzereydi. XVIII. asır içinde hemen bütün müesseseleriyle Avrupa'nın Türklere üstünlüğü açığa çıkacaktır.

Üstelik Okyanusları ele geçirmesi, Batı'ya büyük bir maddî güç ve zenginlik kazandıracak, sermaye birikmesi yoluyla dünyanın en büyük kısmını ele geçirmeye hazırlanacaktır. XVIII. asrın ortalarından itibaren Hindistan'daki pek kudretli Türk imparatorluğu birden çöküvermiştir.
1700'de dünya nüfusu 684 milyon kadardır. Asya'da 454.9 milyon, (%67.5), Avrupa'da 134.4 milyon (%19), Afrika'da 71.1 milyon (%10.4), Kuzey Amerika'da 10.8 milyon (%1.6), Güney Amerika'da 10.6 milyon (%1.5), Okyanusya'da 3.1 milyon (%0.5).
Büyük devletlerin yüzölçümü ve nüfusları şöyledir: Türk imparatorluğu (15.914.606 km2 , 77.985.000 nüfus), Hindistan Türk imparatorluğu (Timuroğulları) (4.622.885 km2 , 170.000.000 nüfus), İran Türk Safevî İmparatorluğu (1.956.791 km2 , 18.000.000 nüfus), Çin İmparatorluğu (12.268.208 km2 , 120.000.000 nüfus), Fransa krallığı (4. 494.364 km2 , 21.406.000 nüfus), Büyük Britanya krallığı (1.833.478 km2 , 9.011.000 nüfus), (ilaveten aynı kralın hüküm sürdüğü Hollanda: 1.021.274 km2 , 7.530.000 nüfus), Almanya imparatorluğu (803.821 km2 , 22.479.000 nüfus), İspanya krallığı (15. 086.003 km2 , 30.405.000 nüfus), İsveç krallığı (1.278.023 km2 , 4.500.000 nüfus), Venedik Cumhuriyeti (72.683 km2 , 4.800.000 nüfus), Rusya İmparatorluğu (14. 568.540 km2 , 12.000.000 nüfus), Polonya krallığı (760.407 km2 , 12.000.000 nüfus), Fas imparatorluğu (3. 051.699 km2 , 8.000.000 nüfus).

III. Ahmed devrinde dış siyasetin esası Karlofça ile verilenlerin geri alınmasıdır. Bu siyaset silahla yürütülmüş, Rusya ve Venedik'e Karlofça'da verilenler geri alınmış, Almanya'ya verilen topraklar ise büyük gayretlere rağmen geri alınamamış, Polonya'ya verilenler ise alınmak istenmemiştir. Zira Bâbıalî'nin siyaseti Polonya'yı var gücüyle Almanya ve Rusya'ya karşı desteklemek ve bu iki devlet arasında ezilmesini sağlayabilmektir. Prut seferi (1711) ile Rusya'ya baş eğdirilmiştir. Bu sefere kumanda eden Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem Baltacı Mehmet Paşa, bugün tamamen masal olduğu kesin şekilde anlaşılan ithamlarla lekelenerek düşürülmüştür. Bu yıllarda İsveç kralı XII. Karl'ın yıllarca Türkiye'de kalması, Avrupa diplomasisinin en mühim davalarından biri haline gelmiştir.

Sonra Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem Damad İznikli Şedid Şehid Silahdar Ali Paşa, Mora'yı Venedik'ten geri almıştır (1715). Macaristan'ı Almanya'dan geri almak üzere ertesi yıl çıktığı seferde ise Petervaradin meydan muharebesinde (5 Ağustos 1716) şehid düşmüş ve ordu bozulmuştur. Almanya ve Venedik ile savaş, Pasarofça anlaşması (21 Temmuz 1718) ile sona ermiştir. Bu anlaşma ile Venedik Karlofça ile aldıklarını (Mora vs.) geri veriyor ve bu suretle büyük devletler arasından çıkıyordu. Almanya'dan ise verilenlerin istirdadı şöyle dursun Banat (Tameşvar), Belgrad ve Semendire gibi mühim topraklar ve şehirler bırakılıyordu. Bu anlaşma ile III. Ahmed saltanatının ilk devri kapanır.

III. Ahmet'in ikinci saltanat devrine "Lale Devri" denir (1718 - 1730). Sadrazam Damat Nevşehirli İbrahim Paşa'nın iktidar yıllarıdır. İbrahim Paşa, iç huzur sağlanılmadıkça ve Avrupa'nın teknik bakımından bazı üstünlükleri alınmadıkça, fütuhat, hatta istirdad siyasetinin mümkün olmadığı inancındaydı. Lale Devri, parlak bir devredir. Savaşlardan, ihtilallerden bunalan İstanbul'un ve onu taklit eden Türk şehirlerinin, hayatın maddi zevklerinden faydalanmak istemesidir. Türk sanatları ve kültürü için bir canlanıştır. Sulh siyasetine rağmen İbrahim Paşa, 1722'den itibaren Doğu'da fütuhata başladı. İran'da Safevi hanedanının çökmesinden doğan büyük buhran, bu fütuhatı mümkün kılıyordu. Batı İran ve Kafkasya'nın İran'ın elinde bulunan ülkeler, toplam olarak 290 000 km2 büyüklüğünde çok değerli topraklar, Türkiye'ye geçti.
Yeniden Hazar'a dayanan Osmanlı devleti, XVI. Asır sonlarındaki doğu sınırını buldu. Hemedan Anlaşması (4 Ekim 1727) ile İran, bu fütuhatı tanıdı. Fakat bu sırada ortaya çıkan, Türklük'ün son cihangiri Nadir han (sonra Şah), Tebriz'i geri aldı. Bu ortamda, uzayan İbrahim Paşa iktidarını kıskananlar, çok aşağılık bir ihtilal çıkartarak, Paşa'yı idam ettirdiler. III. Ahmed, tahttan indirildi (1 Ekim 1730).

Tahta, III. Ahmet'in yeğeni (II. Mustafa'nın oğlu) I. Mahmud (1730 - 1754) geçti. "Patrona İhtilali'ni çıkaranları az zamanda temizledikten sonra, daha mûtedil şekilde Lale Devri'nin hemen bütün geleneklerini devam ettirdi. Onun çeyrek asrı bulan saltanatı, Türkiye'nin son şevket ve bahtiyarlık çağlarından biridir. Almanya ve Rusya imparatorluklarına karşı Türkiye'nin tek başına yaptığı savaş (1736 -1739), Osmanlı devletinin zaferiyle kapandı. Böylece Türkiye henüz, çok güçlü iki imparatorluğu birden tek başına yenebileceğini açıkça ortaya koydu. Belgrad Anlaşması (18 Eylül 1739), Pasarofça ile Almanya'ya verilmiş toprakları Türkiye'ye iade etti. 22 yıl sonra Belgrad, Türkiye'ye dönmüş oldu. İran ile savaş, 1746'ya kadar sürdü. İran'dan yapılan fütuhatın terki ve Kasr-ı Şirin (1639) esaslarına dönülmesi ile son buldu.

XVIII. asrın ortasında, 1750'de, dünya nüfusu 700,4 milyona erişmişti: Asya 447,1 milyon (% 64), Avrupa 152,3 milyon (% 21,7), Afrika 75,1 milyon (% 10,7), Kuzey Amerika 11,7 (% 1,7), Güney Amerika 11,1 milyon (% 1,6), Okyanusya 3,1 milyon (% 0,3), Büyük Devletlerin durumu - ehemmiyet sırasıyla - şöyledir: Türkiye İmparatorluğu (15,538,000 km2, 76,2 milyon nüfus), Fransa Krallığı (1,871,962 km2, 22,7 milyon), Büyük Britanya Krallığı (5,396,262 km2, 13 milyon), Çin İmparatorluğu (10,797,408 km2, 180 milyon), İran Türk İmparatorluğu (1,751,791 km2, 16,5 milyon), Almanya İmparatorluğu ( 834,009 km2, 26,3 milyon), Hindistan Türk İmparatorluğu (3,103,243 km2, 140 milyon), Rusya İmparatorluğu (16,517,455 km2, 15 milyon), Afganistan İmparatorluğu (1,652,042 km2, 15 milyon), Polonya Krallığı (790,400 km2, 15,6 milyon), Prusya Krallığı (121,224 km2, 2,4 milyon).

I. Mahmut'un yerine kardeşi III. Osman (1754-1757), sonra amca oğulları - III. Ahmet'in oğlu - III. Mustafa (1757-1774) ile kardeşi I. Abdülhamit (1774-1789) geçti.


Alıntı ile Cevapla
  #13  
Okunmamış 21-07-2008, 01:48 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Bozgunlar Ve Nizamı Cedit-


Rusya ile 1768-1774 savaşı, Osmanlı Devleti'nin hayatında bir dönüm noktasıdır. Zira ilk defa olarak bir devlete yenilecektir. Birinci sebep, ordunun tamamen bozulması, yeniçeri ocaklarının kaldırım kabadayıları haline gelmeleri, bu disiplinsiz sürünün savaşta hiçbir işe yaramamasıdır. Mora'ya çıkan düşmanı bertaraf eden Türkler( 1770 baharı), Kartal Muharebesi'nde (1 Ağustos 1770) bozuldukları gibi, Çeşme'de Türk Donanması'da ağır zayiata uğradı (6/7 Temmuz 1771). III. Mustafa kahrolarak öldü. 1770 yılı ortalarından itibaren artık Türkiye, dünyanın birinci devleti değildi. İngiltere, Fransa ve Rusya'nın Türkiye'den güçlü oldukları ortaya çıkmıştı. Kaynarca Anlaşması (21 Temmuz 1774) harbe son verdi. Kırım'a güyâ istiklal verildi. Bazı bağlarla Türkiye'ye bağlı olmakta devam ediyor, gerçekte Rus nüfuzuna düşüyordu. Karadeniz artık Türk gölü değil, Rusya ile ortaklaşa kullanılacak bir denizdi. Kırım dışında Osmanlı Devleti mühim bir toprak kaybına uğramıyordu. Fakat prestij kaybı çok büyüktü.
İran'la 4 yıllık neticesiz bir savaş yapıldı (1775-1779). 9 Temmuz 1783'te Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesi, çok büyük kriz ve Türkler'de Ruslara karşı sönmez bir milli kin uyandırdı. Zira Kırım, 1500 yıllık Türk yurdu idi. Yüz binlerce Kırımlı Türk, Ruslarca kılıçtan geçirilmiş, topraklarından sürülmüş, açlık ve sefaletle ölüme terk edilmiş, canlarını kurtarabilenler Osmanlı topraklarına sığınmışlardı.

Türkiye'nin Polonya'nın ezilmemesi ve Doğu Avrupa'da dengenin bozulmaması için göze aldığı 1768-1774 savaşının sonucu Türk-Rus çekişmesi olmayacağı aşikardı. Yeni bir Rus savaşı başladı (13 Ağustos 1787). Almanya (Avusturya), Rusya'nın yanında Türkiye'ye karşı bu savaşa girince (9 Şubat 1788) denge, Osmanlıların aleyhine iyice bozuldu. Fakat Sadrazam Koca Yusuf Paşa, Şebeş'te Alman ordusunu ezdi; İmparator II. Joseph, zorlukla canını kurtardı. Türkler, derinlemesine Alman topraklarını tahrip ettiler (21 Eylül 1788). Almanları durduran Türkler, Ruslara döndüler. Fakat Ruslar karşısında devamlı yenildiler. Odesa yakınlarında Özü Kalesi düştü (17 Aralık 1788); 80,000 kişilik ordusuyla kaleye geren Prens Potemkin, 25000 Türk asker, sivil, kadın ve çocuğunu boğazladı. Bu tafsilatı anlatan sadaret arîzasını okuyan I. Abdülhamit'e teessüründen elinde kağıt olduğu halde inme indi ve birkaç gün sonra öldü.

III. Mustafa'nın oğlu, I. Abdülhamit'in yeğeni genç III. Selim (1789-1807) tahta geçti. Ziştovi Sulhu (4 Ağustos 1791) ile Almanya, Yaş Sulhu ile (9 Ocak 1792) Rusya savaşına son verildi. Bütün gayretlerine rağmen bu iki düşman üzerinde başarı elde edemeyen, Fransız İhtilali kargaşalığı içinde fazla toprak da kaybetmeyen III. Selim, bu düzensiz ordu ile hiçbir şey yapılamayacağının anlayarak savaştan çıkıyordu, Hotin'i muhafaza ediyor, Odesa ve çevresini Rusya'ya terk ediyordu. Bu andan itibaren bütün gayesi, devlet müesseselerini, başta imparatorluğun teminatı olan ordu ve donanma bulunmak üzere yeniden düzenleme noktasında topladı. III. Selim'in bu reformlarının topuna birden "Nizam-ı Cedit = Yeni Düzen" denmektedir. 24 Şubat 1793'te resmen başlamıştır. 1807'ye kadar 14 yıl devam eder.

General Bonaparte, Mısır'ı işgal eder. Beklemediği bu darbe ile sarsılan Babıali, 1798'den 1802'ye kadar Fransa ile savaşır. Sonunda Fransızlar, Mısır eyaletini boşaltırlar, fakat Arabistan'da isyanlar vardır. Anadolu ve Rumeli'nde derebeyleri türemiştir. Babıali'nin, hatta padişahın, eyaletler üzerindeki otoritesi büyük darbeler yer. 1806'da Sırp İhtilali patlar ve Rusya ile yeniden savaş başlar. Bu ortamda gene çok aşağılık bir ihtilal kendini gösterir. Kabakçı İhtilali (25 Mayıs 1807) ile III. Selim tahtından indirilir. Nizam-ı Cedid ordusunu, kardeş kanı dökülmesin diye kapıkulu ocaklarına karşı kullanmaktan kaçınan reformcu büyük hükümdarın eseri mahvolur. Nizam-ı Cedid ortadan kaldırılır. III. Selim'in amca oğlu (I. Abdülhamit'in büyük oğlu) IV. Mustafa, tahta çıkarılır.
Fransa'nın, Napoleon'un Avrupa'ya hatta dünyaya hükmetmek istediği yıllardır. XIX. Asrın eşiğinde, 1800'de dünya nüfusu 839,2 milyon kadardır: Asya 541,5 milyon (% 65), Avrupa 189 milyon (%22,2), Afrika 76,9 milyon (%9), Kuzey Amerika 16 milyon (%2), Güney Amerika 13 milyon (% 1,5), Okyanusya 3 milyon (% 0,3) Büyük Devletler'in yüzölçümleri ve nüfusları şöyledir: Fransa Cumhuriyeti (3 318 849 km2, 31,1 milyon), İngiltere Krallığı (13 242 866 km2, 78,6 milyon), Rusya İmparatorluğu (17 850 091 km2, 22 milyon), Türkiye İmparatorluğu '12 187 705 km2, 63,7 milyon), Çin İmparatorluğu (11 765 119 km2, 280 milyon), Almanya İmparatorluğu (980 236 km2, 41,5 milyon), İspanya Krallığı (14 887 048 km2, 32,2 milyon), Prusya Krallığı (280 000 km2, 9,5 milyon), İran Türk İmparatorluğu (1 735 654 km2, 12,5 milyon).

Nizam-ı Cedid taraftarları kendilerine vezirlerden Alemdar Mustafa paşa'yı lider seçmişlerdir. Alemdar, ordusu ile İstanbul'a gelir. IV. Mustafa, III. Selim'i şehit ettirir (28 Temmuz 1808). Fakat tahttan indirilir ve kardeşi II. Mahmud (1808-1839) padişah olur.
Nizam-ı Cedid, "Sekban-ı Cedid" adı altında ihya edilir. asiler temizlenir. III. Selim'in şehit edilmesi vak'asıyla en uzaktan ilgili olanlar dahil (bin kişiye yakın) tamamen idam edilir. 23 yaşındaki II. Mahmut, çocuğu olmayan III. Selim tarafından oğlu gibi en büyük ihtimam ve sevgiyle büyütülmüştür; "amca" dediği (gerçekte çok yaş farkları olmakla beraber amca oğlu) III. Selim'in bütün fikirlerinin varisidir. Fakat yeniçeriler fevkalade azmışlardır ve genç padişah nüfuzsuzdur. Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa da hatalar yapar, sevgi kazanamaz; padişah bile kendisine soğuk davranır. Yeniçeriler ayaklanır, Alemdar'ı şehit ederler (15 Kasım 1808).

Sonra II. Mahmud'u öldürmek için Saray'a taarruz ederler. Donanma da bu iç savaşa katılır. İstanbul, tarihinde asla görmediği ve bir daha görmeyeceği bir iç muharebeye şahit olur. Padişah, çok iyi yetiştirilmiş sekban-ı cedid birlikleri ile, kapıkulu ocaklarına karşı savaşmaktadır. Padişaha sadık donanma, Marmara'dan Süleymaniye'yi top ateşine tutar (Süleymaniye'de yeniçeri ağasının makam sarayı vardır); Süleymaniye perişan olur. Mimar Sinan'ın büyük eseri mucize kabilinden isabet almaz. Büyük kan dökülür. İki taraf, padişah ve kapıkulları, yenişemez. II. Mahmud, reformlardan ve modern ordu kurmaktan vazgeçtiğini ilan eder; yeniçeriler de ona biat ederler. Türkiye, en değerli 18 yılını kaybeder. Bu müddet içinde II. Mahmut, kıl kadar ince bir denge üzerinde hükümdarlık eder. Yeniçeri ocağına bıkıp usanmadan safha safha adamlarını yerleştirir. Bir taraftan da çok büyük dış gailelerle uğraşır.

1809 - 1812 Rus savaşı, Bükreş Anlaşması (28 Mayıs 1812) ile son bulur. Türkiye, Besarabya'yı kaybeder (70 000 km2). Belgrad ve çevresinden müteşekkil küçük bir Sırbistan prensliğine, muhtariyet verilir. Tepedenli Ali Paşa'nın asi ilan edildiği bu günlerde, Yunan ihtilali başlar (12 Şubat 1821).
Romanya'da ihtilal çıkartan Yunanlılar derhal ezilir. Fakat mora, bazı Ege adaları ve Attika'da ihtilal genişler ve bütün Avrupa'dan yardım görür. Rusya'nın Türkiye ve İran'ı yutmak için her şeyi yaptığı bu devirde, bu iki Türk İmparatorluğu, tarihlerinde sonuncu olmak üzere, son savaşlarını yaparlar (1821 - 1823). 1825 - 1826'da Yunan ihtilali söndürülür. Ancak büyük Avrupa devletleri bu defa resmen Yunan işine müdahale edecekler ve ihtilal ateşini yeniden canlandıracaklardır.

Bu ortam içinde II. Mahmut, durumu iyice olgunlaştırdıktan sonra, yeniçeri ve diğer kapıkulu ocaklarını ilga ederek modern Türk ordusunu kurduğunu ilan eder. Bu inkılap, bir iç savaşla mümkün olur. "Vak'a-i Hayriyye" (15 Haziran 1826) denilen bu olayla II. Mahmut, kurduğu modern birliklerle, ulema ve halkın desteğiyle, yeniçerileri ortadan kaldırır. Bu suretle II. Mahmut'un ikinci saltanat devresi başlar ki, bu devrede, üzerinde yeniçerilerin baskısı kalkan ve büyük devletlerin Türkiye'yi yemeye kararlı olduklarını gören padişah, çok radikal davranır. Bütün salahiyetlerini kullanarak harekete geçer.

Türkiye'de modern devir, Vak'a-i Hayriyye'nin neticeleri şeklinde mütalaa edilebilir. Türkiye'de Batı medeniyeti, bu tarihle başlar. Doğu medeniyetinde en üstün seviyeye çıkan Türkler, Batı medeniyetinde neler yapabileceklerini, Vak'a-i Hayriyye'den bu yana bir buçuk asırdan beri tecrübe etmektedirler. Ancak devir devir, teknik medeniyetle milli kültür karıştırıldığı için, Türk toplumu büyük tehlikelerle karşı karşıya gelir ve büyük zararlara uğrar.
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Okunmamış 21-07-2008, 01:49 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Yenileşme Hareketleri Ve Tanzimat-


Türkiye'nin yenileşme tarihini Tanzimat (1839) ile başlatmak tamamen yanlıştır. Bu tarihi 13 yıl öncesine, Vak'a-i Hayriyye'ye (1826) almak çok daha doğrudur. Zira radikal inkılapları II. Mahmut, 1826-1839 arasında yapmıştır. Tanzimat, bu inkılapların neticesidir ve esasen II. Mahmut tarafından düşünülmüş, onun ölümü üzerine, onun adamı olan Reşit Paşa tarafından tatbik mevkiine konulmuştur. Bütün müesseselerde asırlardan beri süregelen düzenin değiştirildiği bu 1826-1839 devresinde II. Mahmut, aynı zamanda çok büyük dış zorluluklar içindeydi. Hatta Türkler, bütün tarihleri boyunca maruz kaldıkları en kritik birkaç devreden birinde idiler.
Yunan ihtilalini yeniden başlatmak için İngiliz, Fransız, Rus müttefik donanmaları, Türk donanmasını, Navarin limanında basıp yakarlar (20 Ekim 1827). Rusya, resmen harp ilan eder ve Prut'u aşarak Türk topraklarına girer (8 Mayıs 1828). II. Mahmut'un donanması yakılmıştır. Kapıkulu ocaklarını ilga ettiği için ordusu da yoktur. Avrupa usulünde yeni ordusunu yetiştirmek için bir kış Rami kışlasında taş odada yatıp kalkar; basit bir albay gibi çamur içinde yeni birliklerin yetişmesine nezaret eder ve talimlere çıkar. Bir buçuk yıldan az süren Rusya harbine Edirne Anlaşması (15 Eylül 1829) son verilir. Türkiye'nin dostu yoktur. İngiltere ve Fransa'ca da tazyik edilmektedir. Mesela Fransa, Yunan asilerini desteklemek üzere Mora'ya bir ordu gönderir.

Edirne Anlaşması'nın şartları ağır olur ve Türk İmparatorluğu ağır kayıplara uğrar: Kafkasya'da Kuban ırmağından Batum'a kadar olan bütün Doğu Karadeniz kıyı şeridi (Batum hariç), Rusya'ya bırakılır. Bu suretle Rusya, Karadeniz'in kuzey kıyılarından sonra doğu kıyılarını da elde etmiş olur. Türkiye ancak güney ve batı kıyılarını da elde etmiş olur. Türkiye ancak güney ve batı kıyılarını elde tutabilir. Babıali, Gürcistan'ın Rusya'ya ait bulunduğunu kabul ederek bu ülke üzerindeki haklarından vazgeçer. Eflak (Güney Romanya), Boğdan (Moldovya), Sırbistan prensliklerinin iç muhtariyetleri yeni imtiyazlarla genişletilir ve adeta Rusya'nın kefilliğine verilir. Türkiye, çok büyük bir savaş tazminatı öder (11,500,000 altın).

Bunun karşılığında Ruslar, ordusuz ve donanmasız Türkiye'den ilk defa işgal ettikleri Romanya, Bulgaristan, Edirne, Kars, Erzurum gibi yerleri boşaltıp iade ederler. Bu ağır tazminatla Türkiye sarsılır. Bu suretle Çar, çok mutaassıp bir Türk düşmanı olan I. Nikolay, şahsiyetini çok kıskandığı Sultan Mahmud'u birçok reform projesini maddi şekilde gerçekleştirebilmek imkanlarından mahrum eder. Bir Yunanistan kurulması da bu anlaşma ile temin edilir ve 24 Nisan 1830'da II. Mahmut, bütün varlığıyla karşı koyduğu Yunan istiklalini tanımak zorunda kalır. Kurulan Yunanistan, Balkanlar'ın ilk müstakil devletidir.

Bu günkü Yunanistan'ın üçte biri kadar büyüklükte (49,424 km2), 1,000,000 nüfuslu fakir bir krallık olarak ortaya çıkar. Kendisini yaratan Rusya, İngiltere ve Fransa'ya sığınıp onları kışkırtarak büyümek idealini, kurulduğu andan beri yürütmeye başlar. Önce Mora ve Kiklad adalarından müteşekkil ve Sırbistan gibi Türkiye'ye tabi bir Yunanistan yapmak isteyen Büyük Devletler, sonradan Babıali'yi Attika yarımadası ile Eğriboz adasını da bu devlete vermeye ve yeni devletin tamamen müstakil olmasına zorlarlar.

Sultan Mahmut, çok merkeziyetçi bir idare kurar. Eyaletlerde, sancaklarda, şurada burada, nüfuz kazanmış aile ve şahısların, feodallerin, amansız düşmanıdır. Haklarında merhametsiz davranır. Zira onlar, uzunca bir müddetten beri devleti sömürmekte ve merkezi dinlememektedirler. Modern ordusunu ve donanmasını kurar. Harbiye ve Tıbbiye başta olmak üzere, Fransızca tedrisat yapan ve Batı medeniyetine ilk defa içinden bakabilen ilk modern büyük okullar kurar. Büyük bayındırlık işlerine girişir. Saray ve hükümet teşkilatını temelinden değiştirir; bütün gelenekleri yıkarak Avrupa tarzında teşkilatlandırır. Bunları, çok büyük muhalefetler içinde gerçekleştirir. Halk kendisine "gavur padişah" der.
Fransa, Türkiye'nin güçsüzlüğünü hesaplayarak Cezayir şehrini (5 Temmuz 1830) işgal eder ve birkaç yıl içinde Osmanlıları bütün Cezayir'den kovar. Son yıllarında II. Mahmut, yeni bir talihsizlikle, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanı ile karşılaşır. Bu, Osmanlı İmparatorluğu'nun, bütün tarihi boyunca, gördüğü en büyük isyandır. İsyan, 1831-1833 arasında geçer. Bir denge devresi geçirir ve 1839'da ikinci safhası başlar. Mısır valisinin tamamen Türklerden müteşekkil ordusu, Kütahya'ya kadar ilerler (2 Şubat 1833). Osmanlı birlikleri bozulur. Nihayet Nizip'te Osmanlı ordusu, 2 saat içinde bozulur (24 Haziran 1839). Bu büyük felaket, ölüm döşeğinde yatan ve 7 gün sonra ölecek olan büyük hükümdardan saklanır.

Kanuni'den (1566) sonra gelen padişahların en büyüğü olan II. Mahmud, modern Türkiye'nin kurucusudur. 31 yıl saltanat sürmüş, 54 yaşında, daha çok Rus belasının verdiği sıkıntı ile kahrolarak ölmüştür. Kendisinden sonra gelen bütün Osmanoğulları, II. Mahmut'un izinden gitmişlerdir.

Tanzimat'ın eşiğinde, 1839'da Türkiye, tarihinin en kritik anlarından birini yaşıyordu. Vak'a-i Hayriyye ile Tanzimat-ı Hayriyye arasında geçen 13 yıl (1826-1839), Türkiye İmparatorluğu'nun bünyesini büyük ölçüde değiştirmişti. Fatih devri müesseseleri ile II. Mahmut'un devraldığı müesseseler arasında, şekil bakımından büyük fark yoktu. Yalnız vaktiyle devrinin en yüksek ve iyi müesseseleri, gittikçe bozularak, II. Mahmut zamanında, çöküntünün eşiğine gelmişti. II. Mahmut, imparatorluğu çağdaş müesseselerle donattı. Eski orduyu ortadan kaldırıp modern ordu ve donanmayı kurdu. Batı medeniyeti ile sıkı temasa geldi. Bu medeniyetten birçok şeyi almak suretiyle, ilk defa olarak açıkça, Batı'nın Türkiye'den üstün olduğunu ilan etti. Türkiye, pek azametli bir geçmişin mirası idi. Bir yerde bu miras, devletin kalkınmasında bir yük, hatta bir engel oluyordu.

II. Mahmut, Mehmet Ali hariç, bütün serkeş valiler ve "ayan" denen bir çeşit derebeylerinin çoğunu merkeze bağladı yahut ortadan kaldırdı. 1789-1826 arasında gittikçe zayıflayan devletin eyaletler üzerindeki otoritesini yeniden kurdu. Öldüğü zaman Mehmet Ali meselesi, imparatorluğun istikbalini tehdit edecek bir ehemmiyet kazanmıştı. Fakat Mustafa Reşit Paşa'nın dehası, bu tehdidi bertaraf edecektir. Gerçekte Tanzimat, II. Mahmut'un eseri sayılabilir. Ancak yeni rejimin nasıl yürütüleceği, geleceğe II. Mahmut'un yerine devlet idaresini ellerine alanların tutumuna bağlı kalacaktı. Türkiye'nin coğrafî konuşu, bir Japonya'ya benzemiyordu. Her tarafı azılı, hızlı emperyalist, zalim düşmanlarla sarılmıştı. Geniş imparatorluğu askerlik ve diploması bakımlarından savunmak, gittikçe zorlaşıyordu. Devlet yeni hamleler yapmaya hazırlanırken, daimi bir şekil alan dış müdahale ve taarruzlar, bu hamleleri kırıyordu. 1839'da, Türkiye'nin eski itibarını büyüklüğünü kazanabilmesi, Batı ile arasındaki mesafeyi kapatması, bir hayal değildi. Bu iş, XIX. Asrın sonlarına doğru bir hayal olacaktır.
II. Mahmut'u takip eden hükümdarlar, 2 oğuldur: I. Abdülmecit (1839-1861) ve Abdülaziz Han (1861-1867). Bunlar, Tanzimat padişahlarıdır. 16 yaşındaki I. Abdülmecit, ilk modern hükümdar tipidir. Fransızca konuşmaktadır. Reşit Paşa'ya Tanzimat'ı ilana izin verir (2 Kasım 1839). Mahkeme kararı olmaksızın ve kanuna dayanmadıkça, idam, hapis, sürgün, vergi ve askere alma artık mümkün değildir. Demokrasiye bir adımdır. 1839 yılı için basit bir adım değildir. Yalnız Doğu için değil, Batı için de basit bir adım değildir.
Reşit Paşa, hariciye nazırı sıfatıyla, Mısır meselesini de halleder (1840-1841). Akıl almayacak derecede girift diplomatik kombinozonlarla, Mehmet Ali Paşa'yı, işgal ettiği bütün Osmanlı eyaletlerinden çıkartır. Bundan böyle Mısır ve Sudan valiliği, Mehmet Ali ve onun ailesinde kalacaktır. Fakat bu ülkeler, Osmanlı İmparatorluğu'nun birer eyaleti olmakta devam edeceklerdir. 28 Eylül 1848'de Reşit paşa, ilk defa sadrazam olur ve gelenekçi muhafazakarlara karşı Tanzimatçı ekip, devlet idaresini iyice eline almaya başlar. Reşit Paşa, bazıları deha sahibi, fevkalade bir devlet adamları ekibi yetiştirir (Âlî Paşa, Fuat Paşa, Cevdet Paşa, Vefik Paşa, Safvet Paşa, Mehmed Paşa v.s.). Türkiye tarihinin en büyük başbakanı sayılabilecek bir diploması dehası ile imparatorluğu muhafaza eder ve dış prestijini fevkalade arttırır.

1848 İhtilalleri, Avrupa'yı sarsarken, Türkiye, şan ve şerefle atlatır. XIX. Asrın 2, yarısının eşiğinde Büyük Devletlerin durumu şöyledir: Dünyanın 1825'te 955 milyon tahmin edilen nüfusu, 1850'de 1137 milyona yükselmiştir. 1825'te Büyük Devletler dünya nüfusunun 654 milyonunu ellerinde tutarlarken 1850'de bu 902 milyona yükselir. 1825'te 235 milyona düşer. Emperyalizm çağı başlamış, İngiltere, dünyanın büyük parçalarını eline geçirerek, Roma ve Osmanlı imparatorluklarından sonra, tarihin 3. en büyük imparatorluğunu kurmuştur.

Büyük devletlerin durumları şöyledir: Çeyrek asır içinde (1825-1850) İngiltere 119 milyondan 259 milyona, Fransa 32 milyondan 39 milyona, Rusya 48 milyondan 68 milyona, Türkiye 58 milyondan 54 milyona, Çin 320 milyondan 380 milyona, Avusturya 30 milyondan 39 milyona, Prusya 11 milyondan 17 milyona, Birleşik Amerika 5 milyondan 23 milyona, İspanya 19 milyondan 23 milyona geçmiştir. 1850'de Birleşik Amerika'da 3,2 milyon esir vardı ve Rusya'da on milyonlarca serf (toprağa bağlı esir) yaşıyordu. Türkiye'de kölelik ilga edilmişti. XIX. Asır başlarında ilk defa olarak bir şehrin, Londra'nın nüfusu, İstanbul'u geçmiş, sanayie dayalı şehirleşme başlamıştır. 1825'te dünyada 50,000'den fazla nüfuslu 227 şehir varken 1850'de bu sayı 291'e, 100,0007i geçenler 106'dan 115'e yükselmiştir.

1850'de Osmanlı İmparatorluğu'nun büyük şehirlerinin takribi nüfusları şöyledir: İstanbul 1,400,000, Kahire 355,000, Şam 215,000, Edirne 200,000, Bağdat 160,000, Halep 150,000, 100-150 bin arasında 8 ve 50-100 bin arasında ayrıca 22 şehir, 50,000'den fazla nüfuslu şehir sayısı Türkiye'de 40 İngiltere'de (sömürgeler dahil) 63, Fransa'da 17, Rusya'da 15, Avusturya'da 12, İran'da 10, Japonya'da 10, İspanya'da 11, Birleşik Amerika'da 6, Çin'de 33, Prusya'da 7, Hollanda'da 5 idi. Londra en büyük şehirdi (2,237,000). Paris 1,398,000'i, Newyork 991,000'i, Manchester 569,000'i Pekin 1,000,000'u, Kanton 1,000,000'u Tieçin 800,000'i Petersburg (Leningrad) 432,000'i, Berlin 412,000'i, Philadephia 409,000'i Napoli 408,000'i Viyana 400,000'i bulmuştur.

Reşit Paşa, Rusya'ya büyük darbe indirmeden Türkiye'nin nefes alamıyacağı kanaatindedir. Bu darbeyi Türkiye'nin tek başına indirmesi de 1850'lerde artık mümkün değildir. Türk kara ordusu Fransa ve Rusya'dan, donanması İngiltere ve Fransa'dan sonra geliyorsa da, gene de Rusya'ya karşı taarruzî bir savaş artık Türk İmparatorluğunun iktidarı dışındadır. Ancak tedafüî bir savaşta kendine güvenmektedir. Reşit Paşa, Rusya'yı bu devletin çok geç farkına varabileceği şekilde savaşa kışkırtır. Diplomatik ortam hazırlanmıştır. Rusya ile savaş fiilen (3 Temmuz) ve hukuken (4 Ekim 1853) başlar. Bu, meşhur Kırım Harbi'dir. Ömer Paşa, Romanya'da Rusları birkaç defa bozar. Silistre'yi almak isteyen Ruslar, çok ağır şekilde bozulurlar (25 Haziran 1854). Savaş Türkler lehine cereyan ederken, Reşit Paşa, İngiltere, Fransa, hatta İtalyan birliğini gerçekleştirmek isteyen Sardunya, Rusya'ya karşı Türkiye ile ittifak muahedeleri imzalayarak harbe katılırlar.
Müttefikler, Kırım'a çıkar (14 Eylül 1854). Çok müstahkem Sivastopol'un düşmesi (9 Eylül 1855) ile, pek ağır zayiat veren Rusya pes eder. Paris Antlaşması (30 Mart 1856), savaşa son verir. Rusya'nın Karadeniz'de savaş gemisi ve tersane bulundurmaması gibi son derece ağır bir madde, Türkiye'ye nefes aldırır. Bu arada Âlî Paşa, 1272 Islahat Hatt-ı Hümayunu (18 Şubat 1856) ile, kağıt üzerinde de kalsa gayrimüslim tebeaya her türlü hakkı bahşeder. Hıristiyanlardan Osmanlı tarihinde ilk defa olarak en yüksek devlet görevlerine, eyalet valiliklerine, büyükelçiliklere, vezirliğe, hatta nazırlığa yükselenler görülür.

Reşit Paşa'nın ölümünden (7 Ocak 1858) sonra Tanzimat'ın lideri Âlî Paşa ve onun yardımcısı Keçecizade Mehmet Fuat Paşa'dır. Bunlar da üstadları gibi daha çok diplomasi dehaları ile imparatorluğu ayakta tutmak, bir yandan da içi bünyesini kuvvetlendirmek politikasını takip ederler. Mısır eyaletine giden (Nisan 1863) Sultan Abdülaziz'i, tarihte ilk ve son defa bir padişahın dış seyahati olmak üzere, Avrupa'ya götürülürler. Bu seyahat çok parlak ve başarılı geçer (21 Haziran - 7 Ağustos 1867). Süveyş Kanalı açılır (19 Kasım 1869). Fuat Paşa bu arada ölür (12 Şubat 1869). Prusya - Fransa savaşı sonunda Fransa'da imparatorluğun çökmesi ve Prusya Krallığı'nın Germen birliğini gerçekleştirerek Almanya İmparatorluğu'nu ilan etmesi, Avrupa'da dengeyi temelinden değiştirir.

Almanya, İngiltere'den sonra dünyanın 2. devleti hüviyetiyle ortaya çıktığı gibi, cihanın en kudretli kara ordusuna da sahiptir. Bundan faydalanan Rusya, artık Karadeniz'de savaş gemisi ve tersane bulunduracağını ilan ederek Paris Anlaşmasını bozar. Türkiye bunu Londra Anlaşması (13 Mart 1871) ile kabule mecbur kalır. Bu sırada Âli Paşa'nın (7 Eylül 1871) ölümü, Tanzimat'ın esaslarını da bozar. Tanzimat sadece kağıtta kalır. Değersiz devlet adamları, istikrarsızlık içinde birbirini takip eder. Zaten Sultan Abdülaziz, otoriter, idareye mütemayildir. Türk İmparatorluğu'nda kaos başlar.

Alıntı ile Cevapla
  #15  
Okunmamış 21-07-2008, 01:50 AM
özlemm
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

-Tanzimat-


Bazı hataları olmakla beraber çok milliyetçi, oldukça muhafazakar bir hükümdar olan Abdülaziz Han, modern bir ordu ve üstün bir donanma için büyük para harcar. Bu arada muazzam saraylar da yaptırır. İngiltere ve Fransa'dan sonra dünyanın 3. büyük, modern, zırhlı donanmasına sahip olur ve Türk tersanelerini modern zırhlı yapacak şekilde düzenletir. Bu donanma ile Kırım'ı geri almak istediği söylenir. İngiltere ve Fransa'dan alınan dış borçlarla Türk maliyesi, iflasın eşiğine gelir. Rusya'nın kışkırttığı Panslavist ajanlar, Balkanlar'daki Türk topraklarını karıştırır. Bu ortamda, padişaha şahsen düşman olan birkaç akılsız devlet adamı, Sultan Aziz'i tahtan indirirler (30 Mayıs 1876). Yeğeni (I. Abdülmecit'in büyük oğlu) V. Murat tahta geçer. Türk devleti, son derece büyük bir kargaşalığa düşer. 5 gün sonra Sultan Aziz bilekleri kesilmiş halde ölü bulunur. Darbeyi yapanlar, intihar olduğunu savunurlar. İntihara delalet eden emareler çok azdır. Padişahın sarayı ve serveti yağmalanır. Darbeyi meşrutiyet ilan etmek için yaptıklarını iddia edenlerin yalnız ikisi gerçekten meşrutiyetçidir. Diğerleri bu rejimin o zamanki imparatorluğa tatbik edilmeyeceğini bilenler veya koyu müstebid tabiatta bulunanlardır.
Amcasının tahttan indirilmesi ve ölümü, Çerkes Hasan Vak'ası, V. Murat'ın dengesini bozdu. 93 günlük Osmanlı tarihinin en kısa saltanatından sonra mecburen tahttan indirildi. 36 yaşında idi ve daha 28 yıl Çırağan Sarayı'nda yaşacak, zaten kısa müddet sonra iyileşecektir. Kardeşi II. Abdülhamit (1876-1909) tahta geçti.1876, Türkiye tarihinin gerçek dönüm noktalarından biridir. Sultan Aziz'in tahtan indirilmesi ve birkaç gün sonra, münakaşası asla bitmeyecek karanlık bir tarzda ölümü bütün ümitlerin bağlandığı genç V. Murat'ın 3 ay içinde tahttan alınmak mecburiyetinde kalması, Meşrutiyet münakaşaları, düşünülen yeni rejimin, milliyetler mozaiği halindeki Osmanlı İmparatorluğu'nda tatbik kabiliyeti olup olmadığı, Türk devleti için hayati problemlerdi. Dışarıda, Rusya ile kaçınılmaz savaş yaklaşıyordu. Balkanlar'da birkaç eyalet, kan, ateş, isyan ve huzursuzluk içindeydi. Böyle bir savaşta ezilecek olan Türkiye'nin artık tamamıyla azgınlaşan bir Avrupa emperyalizmi ile karşı karşıya, birçok millî menfaatini kaybedeceği muhakkaktı. Avrupa medeniyeti ile olan mesafe, artık kapatılması fazla ümit edilmeyecek derecede açılmıştı.

Gerçi 1876'da Japonya henüz büyük inkılabının yapmamıştı ve 1876 Türkiyesi ile uzaktan bile mukayese edilemeyecek derecede geri bir devletti. Ancak böyle bir inkılabı gerçekleştirecek coğrafî pozisyona, milli birliğe sahip bulunuyordu. Türk İmparatorluğunun coğrafî pozisyonu ise, bütün istilalara, yabancı müdahalelere açıktı. Milli birlik yoktu. Gayri Türk eyaletler, Avrupa devletlerinde olduğu gibi sömürge muamelesi görmüyor, ana vatanın birer parçası sayılıyordu. Devamlı dış baskılar ve bitip tükenmek bilmez savaşlar, Türkiye'nin kalkınmasını, ümitsiz bir ortama itiyordu.

1871'de Ali Paşa'nın ölümüyle, Tanzimat'ın güzel esasları bozulmuştu. Bu durumda bütün yollar, şahsi bir diktatörlüğe açık bulunuyordu. Bu diktatörlük, bizzat devletin sahibi sayılan padişahın şahsında tecelli edecektir. II. Abdülhamid'in, devlet idaresini Babıali'den Saray'a alan 30 yıllık şahsi idaresi için şartlar, 93 Bozgunu ile büsbütün olgunlaşacaktır. 1876'yı hemen takip eden yıllarda dağılacak ve Avrupa emperyalizminin zirvesine eriştiği anda parçalanacak bir Türk imparatorluğunun hayatının 30 yıl uzatılması, palyatif bir tedbir mahiyetinde olsa bile, sonsuz milli menfaatler sağlıyordu. Bu menfaatlerden ve zamanın Avrupa emperyalizmi aleyhine işlemesinden faydalanılabildiği takdirde, imparatorluk, belki daha dar bir çerçeve ve daha yeni müesseselerle devam edebilirdi. Bu faydalanma imkanı kullanılamadığı takdirde tarihin son Türk imparatorluğu, dağılmaya mahkumdu.
II. Abdülhamit, hiç inanmadığı halde, Mithat Paşa'nın zoruyla I. Meşrutiyet'i ilan etti (23 Aralık 1876). Ancak, gemi azıyı almaz hale gelen ve bir çeşit meşrutiyet diktatörlüğüne kalkışan Mithat Paşa'ya tahammül etmeyerek onu Türkiye'den çıkardı (5 Şubat 1877). Az sonra ilk Meclis-i Mebusan açıldı (19 Mart 1877). Bu sıralarda Rus savaşı her gün daha yaklaşıyordu. II. Abdülhamit, kafi nüfuz elde edemediği için, tamamen muhalif olduğu bir savaşı engelliyemedi. Mithat Paşa ve avenesi, kendilerini Reşit Paşa ve ekibi sanmak çılgınlığına kapılarak, böyle bir savaşta, Kırım Harbi'nde olduğu gibi İngiltere'nin Türkiye'nin yanında yer alacağına inanmışlardı. Halbuki bu inancı destekleyen ve hazırlayan hiçbir şey mevcut değildi. Çeyrek asırdan beri dünya konjöktörü ve büyük Devletler dengesi de çok değişmişti.
1850 ile 1875 arasında dünya nüfusu 1.137 milyondan 1.326 milyona, bu nüfus içinde Büyük Devletlerin payı 898 milyondan 1,108 milyona ve diğer devletlerin payı 219 milyondan 189 milyona geçmişti. Büyük devletlerin durumu sömürgeleriyle beraber şöyleydi: İngiltere 259 milyondan 303 milyona, Almanya 17 milyondan (yalnız Prusya) 42 milyona, Rusya 68 milyondan 89 milyona, Fransa 39 milyondan 45 milyona, Türkiye 54 milyondan 64 milyona, Avusturya 39 milyondan 38 milyona, Çin 380 milyondan 430 milyona, Birleşik Amerika 23 milyondan 45 milyona, İtalya 27 milyona, İspanya 19 milyondan 25 milyona.

1580'de sayıları 5 olan bir milyondan fazla nüfuslu şehirler 8'e, yarım milyonla bir milyon arasındakiler 6'dan 14'e, yüz binle yarım milyon arasındakiler 187'den 192'ye, elli bini geçen bütün şehirler ise 291'den 375'e yükselmişti. 1875'te İngiltere'de elli binden fazla nüfuslu 86, Türkiye'de 39, Çin'de 34, Almanya'da 28, Fransa'da 26, Birleşik Amerika'da 23, Rusya'da 16, İspanya'da 15, İtalya'da 14, Japonya'da 13, Avusturya'da 11, Hollanda'da 10, İran'da 9, diğer bütün devletlerde 51 şehir bulunuyordu. 1875'te İstanbul, dünya şehirleri içinde 5. dereceye düşmüştü: Londra 4,000,000, Pekin 1,650,000, İstanbul 1,200,000, Berlin 1,120,000, Viyana 1,000,000, Kanton 1,000,000. bu tarihte cihan tarihinde ilk defa olarak bir şehir (Londra) nüfusu 4 milyona erişmiştir.

1875'e doğru İngiltere, kara ordusu hariç, hemen bütün belli başlı sahalarda (donanma, deniz ticareti, iktisat, maliye, dış ticaret, sanayi, sömürgeler, şehirleşme, eğitim, siyasî istikrar, gerçek parlamenter demokrasi vs.) münakaşasız şekilde dünyanın en ileri devleti idi. Almanya ise, dünyanın birinci kara ordusuna sahipti. Türk ordusu dünyada 4. ve donanması 3. idi. Bu durum, 93 darbesi ile alt üst olacaktır.

Sırbistan, Romanya ve Karadağ prenslikleri, metbûları Türkiye'ye isyan ederek, savaşta, Rusya'nın yanında yer aldılar. Yunanistan da aynı şeyi yaptı. Rusların Tuna'yı geçmesi ile (22 Haziran 1877) bu cephede savaş başlamıştı. Serdar-ı Ekrem Abdülkerim Nadir (Abdi) Paşa'nın düşmanın Tuna'yı geçmesine seyirci kalmasıyla harp, yarı yarıya kaybedildi. Müşir Gazi Osman Paşa'nın Plevne'de düşmana karşı üç defa ard arda kazandığı parlak zaferlere (20 Temmuz, 30 Temmuz, 11 Eylül 1877) ve savunma savaşına yeni prensler (10 Aralık ). Müşir Süleyman Paşa'nın 7 gün, 7 gece zorlandığı Şıpka'yı geçemeyip (20-26 Ağustos 1877) Türk ordusunun Balkan dağlarının kuzey ve güneyinde bölünmesi esasen Plevne için ümitleri söndürmüştü. Sofya (3 Ocak 1878), Niş (10 Ocak), Vidin (24 Şubat) düştü ve artık Ruslar, Edirne'yi de alıp Yeşilköy'e kadar geldiler. Doğu cephesinde Müşir Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın Rusları ard arda birkaç bozguna uğratması da devamlı ve büyük takviyeler alan düşmanı durduramadı. Kars düştü (18 Kasım 1877). Fakat düşman Erzurum önlerinde çakıldı. Bu şehir halkının da katıldığı destanî bir savunma karşısında Ruslar, Erzurum'u düşüremeyip çekildiler. 31 Ocak 1878'de Edirne müzakeresi imzalandı.
Bu savaş Çar'ın ve padişahın arzu etmemelerine rağmen, bir taraftan panslavistelerin, diğer taraftan Mithat Paşa takımının kışkırtmaları ile çıkmıştır. İyi bir savunma vereceği umulan Türk kuvvetleri gerçi yer yer büyük başarılar gösterdiler ve düşmana çok ağır kayıplar verdirip Rusları çok kritik durumlara getirebildiler. Fakat Türk müşirleri arasında, muharebe meydanlarına kadar akseden çok çirkin rekabet kavgaları vardı. Bu yüzden düşman, İstanbul kapılarına kadar geldi. Sultan Aziz'in en büyük fedakarlıklarla kurduğu muazzam ve modern silahlı kuvvetler, liyakatle kullanılamadı. Müşirlerin çirkin post kavgalarına karışan II. Abdülhamit "harbi Yıldız'dan yönetmekle" suçlandı.
Meclis-i Mebusan süresiz tatile sevkedildi (13 Şubat 1878). Fakat Kanun-ı Esasî (1877 Anayasası) ilga edilmedi. Bu şekilde I. Meşrutiyet, 1 yıl 1 ay, 25 gün, Meclis-i Mebusan ise sadece 10 ay, 25 gün devam etti. Bu tarihte, II. Abdülhamit'in şahsi idaresi başladı ki bu 30,5 yıllık devreye (Devr-i İstibdat = İstibdat Devri" denmektedir. Milletvekillerinin yarısından fazlasının Türk olmaması, bunların aşırı istekleri, parlamentoyu imparatorluğun geleceği için tehlikeli kılmıştı. Zira Osmanlı Devleti'nde anavatan - sömürgeler ayrımı yoktu. İngiltere, Fransa gibi Avrupa devletleri parlamenter demokrasiyi rahatlıkla tatbik edebiliyordu. Zira İngiltere'de parlamento, sadece Büyük Britanya milletvekillerinden kurulu idi. İngiltere'nin yüzlerce milyon insan yaşayan sömürgeleri bu parlamentoya tek milletvekili bile sokamıyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu'nun anavatan - sömürge ayrımı yapmaması, bu imparatorluğun hem çabuk dağılmasına sebep olmuştur, hem de demokrasiyi imkansız veya çok güç uygulanır hale getirmiştir.

Rusların el çabukluğu ile Türkiye'ye imzalattıkları Ayastafanos Anlaşması (3 Mart 1878), Türk Devleti için son derece zararlı idi. Avrupa devletlerinde tepki yarattı. II. Abdülhamit'in şahsi diplomasisi, bu tepkileri çok iyi değerlendirdi, kışkırttı. Berlin'de bir kongre toplandı. Berlin Anlaşması (13 Temmuz 1878), mağlup Türkiye'nin 1699 Karlofça'dan beri imza koyduğu en ağır anlaşma olmakla beraber, Ayastafanos'un feci şartlarını hayli hafifletiyor, Türkiye'yi Balkanlar'dan tasfiye etmiyor, hatta Türkler'in Balkanlar'daki hayatını bir kuşak uzatıyordu. Bu anlaşmayı II. Abdülhamit, Kıbrıs'ı İngiltere'ye kiralamakla sağlayabildi. Bu büyük kargaşalıkta, Rus düşmanı İngiliz başbakanı Lord Disraeli, Kraliçe Victoria'yı "Hindistan İmparatoriçesi" ilan etti ve birbirine düşmüş Büyük Devletler, bu ünvanı kabul ettiler. İngiltere, 1857 Sipahi ihtilali üzerine Hindistan'daki Timur oğullarının artık tamamen unvandan ibaret kalan imparatorluğunu ilga etmiş, Hindistan'ın son Türk imparatoru II. Bahadır Şah'ı Birmanya'ya sürmüş, fakat İngiltere hükümdarına - 9 asırdır Türkler'de bulunan - "Hindistan İmparatoru" titrini vermeye cesaret edememişti.

Berlin Anlaşmasına göre Türkiye, Yunanistan'dan yarım asır sonra, kendisine tabi 3 Balkan devletinin istiklal kazanmasını kabul ediyordu; bu suretle Romanya, Sırbistan ve Karadağ prenslikleri, Türkiye'den ayrılıyordu. Balkan Dağları'nın kuzeyinde Türkiye'ye bağlı iç işlerinde otonom bir Bulgaristan Prensliği, güneyinde de imtiyazlı bir Doğu Rumeli eyaleti kuruluyor, merkezleri Sofya ve Filibe oluyordu. Bu suretle imparatorluğun Tuna vilayeti (ki sınırları bugünkü Bulgaristan'dan çok genişti) tarihe karışıyordu. Bosna-Hersek'in idaresi Avusturya-Macaristan'a bırakılıyordu. Kars ve Artvin ile Batum, Rusya'ya veriliyordu. Ayrıca Rusya'ya 802,500,000 altın frank harb tazminatı yıllık taksitler halinde ödenecekti. Avrupa'da kesin kayıplar 237,298 km2 toprak ve 8,184,000 nüfustu (bu günkü nüfus 25 milyondan fazla). İmtiyaz verilmiş Bulgaristan, Doğu Rumeli, Bosna-Hersek, bu savaş dolayısıyla elden çıkan Kars, Artvin, Tunus gibi yerler bu rakamların dışındaydı. Bunlar da ilave edilince imparatorluğun kaybı korkunç oluyor, bugün üzerinde 50 milyon insanın yaşadığı topraklar bırakılıyordu. Padişahın muhalefetine rağmen, Karadağ'a bir kaza bırakmamak için kabul edilen savaşın, Mithat Paşa ve avanesinin açtığı belanın bilançosu bu idi.

Devlet, çok büyük bir bozgundan çıkmıştır. Bir milyon göçmen, Balkanlardan İstanbul'a ve Anadolu'ya akmıştır. Esasen iflas halinde olan maliyeye, bir de Rus tazminatı binmiş, bu tazminatı padişah, saltanatının sonuna kadar her yıl muntazam ödemiştir. Sultan Aziz'in bıraktığı dünyanın 4. ordusu ve 3. donanmasını o seviyede ayakta tutacak mali güç kalmamıştır. Bu durumda büyük yatırımlar yapılamadığı için, Avrupa ile olan mesafe çok açılmıştır. Padişah buna rağmen bayındırlık eserlerine, bilhassa eğitime çok ehemmiyet vermiştir.
Bu devirde o kadar çeşitli düşmanlara yeni bir unsur, Ermeniler de eklenmiştir. Osmanlı Ermenileri'ni, İngiltere ve Rusya ile dış Ermeniler kışkırtmışlardır. Bu kışkırtma çok sistemli ve büyük ölçüde olmuş. Anadolu'da yer yer ayaklanmalar çıkarılmış, Türk ve Kürt köyleri basılarak binlerce Müslüman işkenceyle şehit edilmiştir. Patırdı, büyük şehirlere, hatta İstanbul'a bile sıçratılmıştır. Padişah, bunlara sert şekilde cevap vermiş, Ermeni patırtılarını derhal ezmiştir. Zira Berlin muahedesi'nin 61. maddesi, bugün üzerinde 19 il bulunan 6 Osmanlı vilayetinde (eyalet), Ermeniler lehinde ıslahat emrediyordu. Padişah, bu maddeye imza koymaya mecbur kalmakla beraber, saltanatı boyunca asla tatbik etmemiş ve büyük devletlerin en feci baskıları bile II. Abdülhamit'e 61. maddeyi tatbik ettirememiştir. Bugün Doğu Anadolu'nun Türkiye'ye dahil olması, bu politikanın neticesidir. II. Abdülhamit'in Ermenilere sert tedbirler almaya mecbur kalması neticesinde Avrupa'da kendisine "Kızıl Sultan" unvanı verilmiş, bu unvan sonra Türkiye'de bu padişahın muhaliflerince de - zamanımıza kadar - kullanılmıştır.

XX. asrın eşiğinde Sultan Abdülhamit rejimi prestijinin zirvesinde iken, yeni asrın ilk yıllarından itibaren bu prestij büyük kayıplara uğramaya ve sonunda yıkılmaya başladı. Makedonya meselesi, bunda birinci derecede rol oynadı. Makedonya'nın tamamı, Türkiye'nin elindeydi. 96.400 km2 olan bu ülkede o devirde 4 milyona yakın nüfus yaşıyordu. Bunun yarısı kadarı Müslüman (Türk ve Arnavut), yarısı kadarı da Hıristiyan'dı (Bulgar, Yunan, Sırp vs.). Ülkede 3 Türk eyaleti bulunuyordu (Selanik, Manastır, Kosova=Üsküp). Makedonya'da Bulgar faaliyetleri çok genişti, büyük çeteler teşkil edilmişlerdi ve Türkler'den fazla, Yunan ve Sırplar'ı ezip tek başlarına kalmak istiyorlardı. Büyük Devletleri'in eli, Makedonya'dan eksik olmuyordu. Bütün bu kargaşalığa merkezi Selanik'te bulunan II. Ordu nezaret ediyordu. En genç subaylar bu orduya gönderiliyor ve devamlı çete (gerilla) savaşlarıyla, ruhen çeteci haline geliyorlardı. 1902 - 1903 Makedonya ihtilali bastırılmakla beraber, Bulgar gerillalarına silah bıraktırmak mümkün olmadı.

Bu devirdeki başlıca dış meseleler ise şöyledir: Fransızlar, Tunus'u işgal ettiler (12 Mayıs 1881). Tunus, Berlin Konferansı kulislerinde Fransa'ya bırakılmıştı. II. Abdülhamit, çok şiddetli protesto etmekle beraber, Tunus'u kurtaracak durumda değildi. Berlin Anlaşması, Tesalya sancağını Yunanistan'a bırakıyordu (13.488 km2). Padişah, anlaşmanın bu maddesini 3 yıl savsaklamaya muvaffak olduysa da, sonunda baskılara karşı koymak mümkün olmadı. Tesalya, Yunanistan'a geçti (2 Temmuz 1881). Mısır'a İngilizlerin müdahalesi (15 Eylül 1882), Bulgaristan prensliği ile Doğu Rumeli eyaletinin birleşmesi (18 Eylül 1885), Avrupa siyasetinin mühim meseleleri olarak yıllarca Büyük Devletleri ve Babıali'yi işgal etti. Büyük Devletler'e arkasını dayayan Yunanistan, Girit ve Yanya vilayetlerine de göz dikmişti. Babıali, Yunanistan'a harp ilan etti. Bu kısa savaşta (18 Nisan 20 Mayıs 1897) Türkler, Yunan ordusuna yıldırım harbiyle ezdiler. Atina yolu Türk ordusuna tamamen açılmışken Büyük Devletler müdahale ettiler. Türkiye, kazandığı savaştan hemen hiç bir kar etmeksizin çıktığı gibi, Girit'e Yunanlılar lehine imtiyazlar vermeye de mecbur kaldı.

XX. asır başlarken, Büyük Devletler, ehemmiyet sıralarına göre İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya, Birleşik Amerika, Avusturya, Türkiye, Japonya, İtalya ve Çin'den ibaretti. İspanya, 1898'de büyük devletler arasından çıkmıştı. 1875 ile 1900 arasında İngiltere 303 milyondan 366 milyona, Fransa 45 milyondan 76 milyona, Türkiye 64 milyondan 57 milyona, Japonya 33 milyondan 56 milyona, İtalya 27 milyondan 33 milyona, Çin 430 milyondan 348 milyona, İspanya 25 milyondan 19 milyona geçmişti. 1875'te aşağı yukarı 1.326.000.000 olan dünya nüfusu 1900'de 1.491.000.000'a yükselmişti. Bu nüfus içinde Büyük Devletler 1.108.000.000'dan 1.282.000.000'a, diğer devletler ise 189 milyondan 209 milyona geçmişti.
1900'de İngiltere'de 100.000'in üzerinde nüfuslu şehir sayısı 69, Birleşik Amerika'da 37, Almanya'da 29, Çin'de 24, Rusya'da 23, Fransa'da 18, Türkiye'de 11, İtalya'da 11, Japonya'da 9, Avusturya'da 8, İspanya'da 8, diğer devletlerde 41 idi. 1875'te dünya nüfusu milyonu geçen şehir sayısı 8 iken 1900'de 17, yarım milyon bir milyon arasındakiler 14 iken 30, yüz binle yarım milyon arasındakiler 169 iken 241 idi. 1875'te 100.000'den fazla nüfuslu bütün büyük şehirlerin sayısı 191 iken bu rakam 1900'de 288'i bulmuştu. Bu çeyrek asır içinde bilhassa Avrupa şehirlerindeki - sanayileşmeden doğan- nüfus artışı, görülmemiş derecede yüksek olmuş, 1900'de bu artış artık eski hızını kaybetmeye başlamıştır.
1900'de dünyanın en nüfuslu şehirleri şöyle idi : Londra 6,1; New York 4,5; Paris 4,1; Berlin 2,4; Chicago 1,7; Viyana 1,7; Philadelphia 1,5; Tokyo 1,4; Petersburg (Leningrad) 1,4; Essen 1,3; Kalküta 1,3; Moskova 1,1; Manchester 1,1; Glavgow, 1; Pekin 1; Hamburg 1 milyon. Türkiye'nin İstanbul'dan sonra gelen şehirleri şunlardı : Kahire 684.000, İskenderiye 352.000, İzmir 221.000, Bağdat 160.000, Şam 154.000, Halep 140.000, Beyrut 131.000, Selanik 116.000, Edirne 100.000.

İstibdat Devri denen II. Abdülhamit'in şahsi idaresi 30 yıl, 5 ay, 6 gündür: Bir irade-i seniyye ile Meclis-i Meb'usan'ı süresiz tatili ile Meşrutiyet'i 2. defa ilan etmesi arasındaki müddet. Bilhassa son yıllarda istibdad rejimi, dejenere olmuştu. Padişahın "hafiyye" denen ajanlarının faaliyetleri, imparatorluğu tam bir polis devleti haline getirmiş vicdanları sızlatan, çok deva da gülünç olaylara zemin hazırlayan bir mahiyet kazandırmıştı. Rejime karşı olanların - bol maaşla olmakla beraber - imparatorluğun yakın uzak yerlerine küçük bir emirle sürülüvermesi de büyük şikayetler yaratıyordu. Bu sürgün yerlerinden en dehşetlisi Güney Libya'daki Fizan idi. Basına ve kitaplara konan sansür, çığırından çıkmıştı. XX asır şartları içinde - Avrupa'nın çok büyük bir kısmı için bile - tabii olan böyle bir rejim, XX. Asırda devamı mümkün olmayan bir idare idi. 1905'te Rusya'da, 1907'de İran'da meşrutiyetin ihtilal yoluyla ilanından sonra Türkiye'nin durumu da sarsıldı. Gerçi Türkiye'de o ülkelerdeki ihtilallere sebep olan unsurlar yoktu. Fakat padişahın meşrutiyeti ilanda geç kalması, karışıklığa sebep oldu.

II. Meşrutiyet gerçekte, III. Ordu'nun genç subayları ile hükümdarın kan dökmeden çekinmesinin neticesidir. İstibdad rejimi Türkiye'de kansızdı. Hayat fevkalade ucuzdu. Fakat maaşların iki ayda bir verilmesi, memur, bilhassa subay zümresinde büyük nefret uyandırmıştı. Sarayın her işe karışması, hükümetin nüfuzunun gittikçe kısılması, orta derecede saray adamlarının nazırlardan fazla nüfuz edinmeleri, rejimin iyice dejenere olduğunu herkese gösteriyordu. Gerçi bu yıllarda demokrasi, yalnız birkaç devletin tatbik ettiği bir rejimdi (Birleşik Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, İsviçre, Hollanda, Belçika, İsveç, Norveç, Danimarka). Diğer devletlerde meclisler varsa da, yönetim, gerçekte parlamenter değildi. Mesela 1918'e kadar Almanya'da meclislerin bütün üyeleri aleyhte rey verseler, hükümeti düşüremezlerdi; devleti kayzer (imparator) ile onun seçtiği şansölye (federal başbakan) ortaklaşa yönetirlerdi. Bu durumu bilmeden veya bilmezlikten gelerek Sultan Hamid rejimi hakkında müfrit tenkitlerde bulunmak, tarihi gerçeklere aykırı olur.

İstibdad rejibini yıkmak için birçok gizli Türk, azınlık ve yabancı kuruluşlar teşekkül etmişti. Avrupa'da bir muhalif basın vardı. Fakat rejimi devirmeye çalışanların ve sonunda buna muvaffak olanların başında İttihad ve Terakki Cemiyeti gelir; sonradan siyasi parti olmuştur.
23 Temmuz 1908'de bu suretle II. Meşrutiyet ilan edilmiştir. "Meşrutiyet" "taçlı demokrasi" demektir. Bugün İngiltere, Belçika, Hollanda, İsveç, Norveç, Danimarka, Lüksemburg, Japonya vs.'de olduğu gibi. Ancak rejimin değişmesi, imparatorluğu kurtaramayacak, bilakis batıracaktır. II. Abdülhamit'in dış politikada müstesna bir deha olması, devletlerin dengesiyle 30 yıl boyunca en mahir şekilde oynayabilmesi ve kıl payı denge farklarıyla imparatorluğu büyük tehlikelerden koruyabilmesi, yeni rejimin beceremeyeceği işler arasındadır.

II. Meşrutiyet'in ilan edildiği Türkiye, devlet idaresi şirazesinden çıkmış bir imparatorluktu. Bütün dış ve iç ihtiraslar, geçmişin bu muhteşem imparatorluğu üzerinde birleşiyordu. İktidara el atan, fakat tamamen ele almaya da cesaret edemeyen İttihat ve Terakki partisi, "İttihad-ı anasır" propagandası yapıyordu. Bu siyasetin iflasını, her taraftan ihanetlere uğramak suretiyle görecek olan tecrübesiz parti, birkaç yıl sonra İslamcı, Türkçü ve Turancı politikaya yönelecektir. Türk olmayan kavimlerin ayrılma istekleri karşısında, Türk kavimleriyle meskun ülkeler üzerinde kendinde tabii bir hak görmeye başlayacaktır.

Yabancı kavimlerin ihaneti, Türk milliyetçiliği şuurunu uyandıracaktır. Mustafa Kemal, bu şuurun temsilcisi olarak milli mücadelenin başına geçecek ve kazanacaktır. Ancak İttihat ve Terakki, II. Abdülhamit'in aşırı düşmanı olmakla beraber, tamamen monarşisttir. İçlerinde tek cumhuriyetçi yoktur. Hepsi Osmanoğulları'na bağlıdır ve imparatorluğu, meşruti bir monarşiden ayrı düşünememektedirler. Ancak bu meşruti monarşi (taçlı demokrasi), ölü doğmuştur ve kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur. Bir tek kişiden, sonradan İttihatçıların bile hak verdikleri II. Abdülhamit'ten boşalan iktidar, birkaç yıl geçmeden İttihat ve Terakki'ce doldurulmuş, sonunda sadece Enver - Talat - Cemal üçlüsünün eline geçmiştir. Sultan Hamit'in karanlık, fakat kansız istibdadından sonra Türkiye, birkaç ay rahat nefes almıştır. Ama daha 1908 yılı dolmadan karanlık bulutlar çökmüş, imparatorluk bir siyasi idamlar, sürgünler, siyasi suikastlar ülkesi haline gelmiştir. Çok büyük milli felaketler, beceriksizlikler, cehaletler ve sabit fikirler imparatorluğun üzerine çökmekte gecikmeyecektir.
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Seçenekler
Stil


Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ]

Osmanlı Devleti Ve Savaşları [ Geniş Arşiv ] konusu, Yardımcı Kaynaklar/Tarih Rehberim bölümünde tartışılıyor .



Benzer Konular

Konu Kategori
OSMANLI DEVLETİ’NİN DURAKLAMA VE GERİLEME DÖNEMİ ÖSS Soruları Tarih - Coğrayfa
XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti ÖSS Soruları Tarih - Coğrayfa
Tarihi Türk Imparatorluklari Tarih - Coğrayfa
19. Yüzyılda Osmanlı Devleti Ansiklopedi
Kanuni Sultan Süleyman J-K-L


Gündemden Başlıklar

Konu Kategori
Evden eve nakliyat Liseler & Üniversiteler
Şehir ve Firma Rehberi Tatil ve Oteller
Tatil ve Oteller Seo

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:15 AM.




Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.2
Tynt Script Sponsored by Information Technology Salary
Bütün Hakları Saklıdır 2005-2011 Rehberim.net