Rehberim

Mimar Sinan

Yardımcı Kaynaklar bölümü Tarih Rehberim / Mimar Sinan konusu gösteriliyor Özet:MIMAR SINAN (1490-1588) DÜNYANIN EN BÜYÜK YAPI SANATCILARINDAN BYRYDYR ( 29 mayys1490-9 nisan 1588) Yavuz Sultan Selim zamaninda devsirme olarak ...


Go Back   Rehberim > EĞİTİM VE KÜLTÜR REHBERİM > Yardımcı Kaynaklar > Tarih Rehberim

Mimar Sinan

Açılış Sayfam Yap Reklam Kayıt ol Konuları Okundu Kabul Et

  Sponsorlu Bağlantılar

Cevapla

Seo Seçenekler Stil
  #1  
Okunmamış 19-10-2007, 09:31 PM
iPhone 4
Cool Mimar Sinan

MIMAR SINAN (1490-1588)
DÜNYANIN EN BÜYÜK YAPI SANATCILARINDAN BYRYDYR ( 29 mayys1490-9 nisan 1588)
Yavuz Sultan Selim zamaninda devsirme olarak Istanbul’a getirildi. Zeki, genç ve dinamik oldugu için seçilenler arasindaydi. Sinan, At Meydani’ndaki saraya verilen çocuklar içinde mimarliga özendi, vatanin baglarinda ve bahçelerinde su yollari yapmak, kemerler meydana getirmek istedi. Devrinin mahir ustalari mahiyetinde han, çesme ve türbe insaatinda çalisti. 1514’te Çaldiran, 1517’de Misir seferlerine katildi. Kanunî Sultan Süleyman zamaninda yeniçeri oldu ve 1521’de Belgrad, 1522’de Rodos seferinde bulunarak atli sekban oldu. 1526’da katildigi Mohaç Meydan Muharebesinden sonra sirasi ile acemi oglanlar yayabasiligi, kapi yayabasiligi ve zenberekçibasiliga yükseldi. 1532’de Alman, 1534’de Tebriz ve Bagdat seferlerinden dönüste ”Haseki” rütbesi aldi. Bagdat seferinde Van Kalesi Muhasarasinda, göl üzerinde nakliyat yapan kalyonlara top yerlestirdi.
Korfu, Pulya (1537) ve Moldovya (1538) seferlerine katilan Mimar Sinan, Moldovya (Kara Bugdan) seferinde Prut nehri üzerine onüç günde kurdugu köprü ile Kanunî Sultan Süleyman’in takdirini kazandi. Ayni sene basmimarliga yükseldi.
Mimar Sinan, katildigi seferlerde Suriye, Misir, Irak, Iran, Balkanlar, Viyana’ya kadar Güney Avrupa’yi görüp mimari eserleri inceledi ve kendisi de birçok eser verdi....



MİMAR SİNAN'IN KAYSERİ'DEKİ ESERLERİ




Mehmet ÇAYIRDAĞ*



GİRİŞ

Dünyaca ünlü Büyük İslâm-Türk dehası Sinan için sıkça tekrar edilen bir yakınma bulunmaktadır. Bu haklı yakınma bu büyük mimar-mühendis hakkında şimdiye kadar yapılan çalışmaların mütevazılığı ve hatta onun yüceliğine yakışır büyük bir araştırmanın yapılmadığı şeklindedir. Gerçekten çağdaşı batılı sanatkârlar olan Leonardo da Vinci, Michael Angelo gibi ünlüler hakkında yapılan yayınlar ve filmler yanında yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından dünyanın gelmiş geçmiş en büyük mimarı olarak kabul edilen Sinan hakkında yapılanların yetersizliği bu yakınmaları haklı kılmaktadır. Sinan hakkında yapılan eski bir kısım çalışmaya ilaveten son yıllarda ortaya konan birkaç araştırma; bu vadide beklenen daha geniş çalışmalar için başlangıç olmak üzere kayda değer ürünler olarak görülebilir. Bunlar 1984 yılında Hürriyet Vakfı tarafından yayınlanan Prof. Dr. Abdullah Kuran'ın yazdığı “Mimar Sinan” isimli bir ciltlik hacimli eser, 1988 yılında Sinan'ın ölümünün 400. yılı münasebeti ile Vakıflar Genel Müdürlüğünce yayımlanan, çeşitli ilim adamlarınca hazırlanan bir cilt metin, bir cilt fotoğraflardan oluşan iki ciltlik “Mimarbaşı Kocasinan Yaşadığı Çağ ve Eserleri” isimli eserle yine 1988 yılı VI. Vakıf Haftası dolayısı ile Vakıflar Genel Müdürlüğünce yayınlanan “Türk Vakıf Medeniyeti Çerçevesinde Mimar Sinan ve Dönemi” sempozyumu bildirilerinden oluşan kitaplardır. Bu arada yine geçmiş yıllarda Prof. Dr. Metin Sözen, Suha Arın ve arkadaşlarının hazırladığı ve bir nebze bizim de yardımcı olduğumuz yurt dışında da ödül almış dökümanter Mimar Sinan filmini ve Devlet Tiyatrolarınca sahnelenen biri büyük, biri küçük iki Mimar Sinan oyununu da zikredebiliriz.

Ancak, eserleri Osmanlı İmparatorluğuna yayılmış, kendisi ve eserleri hakkındaki bilgileri arşive malolan, Osmanlının yetiştirdiği bu büyük şahsiyet hakkında yapılacak çalışmanın zorluğunu, onun yüzlerce muhteşem eseri arasında sadece üç mütevazı yapısının bulunduğu, doğum yeri Kayseri'deki eserleri hakkında bir süredir yapmış olduğum çalışmalar neticesinde anlamış bulunmaktayım. Bu üç eserin tesbiti için karşılaşılan imkansızlıklar, başta İstanbul olmak üzere imparatorluğa yaydığı dörtyüz civarındaki eseri hakkında tek tek yapılan büyük çalışmanın hacmi hakkında bir fikir vermektedir. Uzun süredir bahis mevzuu bulunan bu konunun yeni belgeler ele geçtikçe tekrar ele alınması ihtiyacı ortaya çıkmış, nihayet söz konusu yeni belgelerle Kayseri Tarihi içinde önemli bir ilave olacak mevzuu bir defa daha kaleme alınmıştır.

Çalışmamızı beş bölüme ayırmış bulunuyoruz: Birinci bölüm kısaca Mimar Sinan'ın hayatı, ikincisi Mimar Sinan devrinde Kayseri, üçüncüsü Mimar Sinan'ın Kayseri'de yaptırmış olduğu üç eser (bunlarla birlikte bunların dahil oldukları külliyenin Kayseri'deki diğer kısmı veya yaptıranın Mimar Sinan'a mal edilmeyen diğer eserleri), dördüncü bölüm Mimar Sinan'ın vakfiyesi, beşinci bölüm de Mimar Sinan devrinde Kayseri'de yapılmış bulunan fakat ona ait olmayan diğer belli başlı eserlerdir. Şimdi bunları sırası ile ele alalım.

I. MİMAR SİNAN'IN HAYATI

Mimar Sinan'ın hayatı ve eserleri hakkında kendisinden dinledikleri ile “Tezkiretü'l-ebniye” isimli manzum bir eser kaleme alan, arkadaşı Nakkaş Sai Mustafa Çelebi'ye göre O, Yavuz Sultan Selim döneminde Kayseri'den devşirme (askerlik için gayri Müslimlerden 12-18 yaş arasında, belli kanun ve usûllere göre çocuk toplama) olarak Osmanlı Ordu mektebi olan Acemi Oğlanlar Ocağına alınmıştır. Süleymaniye Camii bahçesinin köşesinde bulunan mezarının taşında 1588 yılında yüz yaşını aşkın olarak vefat ettiği yazıldığına göre Sinan miladi 1590'lar civarında doğmuş olmalıdır. Mimar Sinan'ın hayatının sonuna doğru tanzim ettirdiği vakifeyisinde Kayseri'deki akrabaları zikredildiği gibi1, 1574 tarihli bir padişah hükmünde, o zaman Hassa Mimarları Başı olan Sinan'ın mensup olduğu Kayseri'nin Ağırnas Köyü'nün yanında bulunan Kiçi Bürüngüz (Küçük Bürüngüz) ve Üskübü (şimdiki adı Subaşı) köylerinden, Kıbrıs'ın fethi üzerine (1571) buraya sürgün edilen akrabalarından bahis bulunmaktadır.2 Mimar Sinan'ın Kayseri'li olduğu bu şekilde iyice belli olduktan sonra onun doğum yeri olarak, Vakfiyesinde çeşme yaptırdığını belirttiği, yukarıda bahsi geçen Ağırnas Köyü kabul edilmektedir.3

Osmanlı Devleti'nde, bu devirde devşirmelerin gayr-i Müslimlerden alındığı usûlünden hareketle Sinan'ın aslının, bilhassa Ermeni olduğuna dair bir kısım asılsız iddialarda bulunulmuştur. Bunun mümkün olmadığı Prof. Dr. Nejat Göyünç'ün Mimar Sinan'ın aslı hakkındaki araştırması ile ortaya konmuştur.4 Tahrirlerden görülen ailesi ve çevresindeki Türkçe isimlerden Türk asıllı olması kuvvetle muhtemel olan Sinan'ın böyle olmaması halinde bile, Türk-Osmanlı eğitimi ve kültürü altında büyük bir deha olarak yetişmiş olması onun menşeinin araştırılmasını gereksiz kılmaktadır.

Sinan, Yavuz Sultan Selim'in saltanatına rastlayan yıllarda (1512-1521), O'nun İran ve Mısır seferine katılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman'ın ilk yıllarında vuku bulan Belgrad Seferine (1521), Osmanlı askerî sisteminde Acemi Ocağından sonra gelen Yeniçeri Ocağına giren Sinan Yeniçeri olarak iştirak etmiştir. Bundan sonra sırası ile Kanuni'nin Rodos, Mohaç, Viyana, Irakeyn, Korfu, Pulya ve Boğdan seferlerine katılmış ve askerî rütbesi de buna paralel olarak artmıştır.

Sinan bu seferler esnasında, büyük bir ihtimalle Kayseri'deki ailesinden gelen yapı ustalığı kabiliyet ve tecrübesini, yeni gördüğü yapıları inceleyerek geliştirmiş ve kendisine mimarlık dışında bir yol çizmiştir. O'nun bu meğil ve kabiliyetini gören amirleri de herhalde, bu döneminde askerî görevlerinin yanında O'na bu sahada bir kısım işler vermişlerdir.

Sinan Hassa mimarlarının başı olmadan, orduda görevli iken sefer aralarında muhtelif binalar yapmağa, mimarlık dalında tek başına kendini ortaya koymaya başlamıştır. Daha 1530-31, 1532-33 ve 1533-34 yıllarında İstanbul'da bir kısım camii ve mescidin inşaatını gerçekleştirdiğini görmekteyiz.5 O nihayet Mimarbaşı Acem Ali'nin 1538 yılında vefatı üzerine, ikinci vezir Damat Lütfi Paşa'nın tavsiyesi ile bu makama ge­tirilmiştir. Ve hemen İstanbul'da Hurrem Sultan, Mihrimah Sultan ve 1548 yılında da Osmanlı-İslâm mimarisinin dönüm noktası olan Şehzade Camii ve külliyesinin yapımına muvaffak olmuştur. O, bundan sonra, 1588 yılındaki ölümüne kadar 40 yıllık mimarbaşılık hayatı içerisinde irili ufaklı yüzlerce eseri, bu arada 1550-1557 yılları arasında da İstanbul Süleymaniye külliyesini yapmıştır. 1568 de başladığı ve kendisinin de en büyük eseri ola­rak vasıflandırdığı Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi 1547 yılında 84 yaşında iken tamamlanmıştır.

Hayatının sonlarında 1579 Atik Valide,6 1580 'de Üsküdar Şemsi Ahmet Paşa, Tophane Kılıç Ali Paşa ve Eyüp Zal Mahmut Paşa Camii ve külliyelerini,7 1583 'te İstanbul Kılıç Ali Paşa Hamamı, Manisa Muradiye Külliyesi, 1584'te yine İstanbul'da Mehmet Ağa, Mesih Paşa ve Nişancı Camileri8 ve 1586 ve 1587'de de büyük bir ihtimalle Kılıç Ali Paşa Türbesi'ni yaptırmıştır.9 Kayseri'de Kurşunlu (Hacı Ahmet Paşa) Camii de hayatının bu son döneminde yapmış olan Sinan o devirde nadir görülecek yüzyıl civarındaki bütün ömrünü bu şekilde resmî görevde ve imar faaliyetlerinde geçirmiş, daha doğrusu devrinin idaresi kendisini takdir edip sonuna kadar kendisini bu görevden mahrum bırakmamıştır. Sinan, bugünkü gibi yaş had­dinden emekli yapılsa idi ne Selimiye ve ne de bu dönemde yapılmış diğer eserler yapılabilirdi. Zikredildiği üzere Sinan, Süleymaniye Külliyesine sıkıştırdığı mütevazi mezarının taşına göre 1588 (H. 996) yılında vefat etmiştir.10

II. MİMAR SİNAN DEVRİNDE KAYSERİ

Kayseri, Karaman Beyliği idaresinde iken Fatih devrinde 1465 yılında Karamanoğlu Pir Ahmed'le yapılan anlaşma ile Osmanlı idaresine geçmiştir.11 Şehri Gedik Ahmet Paşa'ya teslim aldıran Fatih, bütün Karamanlı Beyliğini ele geçirdikten sonra burasını da Karaman Eyaletine bağlı bir sancak (Liva) merkezi yapmış ve 881 H./ 1476 M. yılında ilk tahririni yaptırmıştır.12 Sonraki tahrirlerde “Defter-i Köhne” olarak geçen bu tahrir defteri zamanımıza kadar maalesef gelememiştir. Fatih döneminde Kayseri Kalesi tamir edilmiş ve Kale içindeki küçük Kale Camii yaptırılmıştır.13 II. Bayezıd devrinde 1484 yılında, şehirde bu Sultan tarafından, babası Fatih'e eser takdim etmiş bulunan ve onun gibi Akşemseddin'in muridi olan mutasavvuf ve şair Şeyh İbrahim Tennuri'nin türbesi yaptırılmıştır. Yine bu hükümdar zamanında 1497 yılında Sancak Beyi (Mirliva) Mustafa Bey tarafından Kayseri Bedesteni yaptırılmıştır.14 1500 yılında ise Kayseri'nin ikinci, aslında zamanımıza kayıtları gelen ilk arazi ve vakıf tahriri yapılmıştır.15 Buradaki bilgilerden Kayseri'de bu asırda canlı bir eğitim ve ticari hayatın sürmekte olduğunu anlamaktayız. Bu dönemde kurulan vakıfların önemli kaynaklarının ticari faaliyetler olduğunu görmekteyiz.16 Gerçekten yukarıda da görüldüğü gibi vâkıflar çoğu kere çarşı ve dükkalar vakfetmektedirler. Yine şehirde Selçuklular zamanında da bahsi geçen derici esnafının oluşturduğu Debbağlar (Tabaklar) mahallesi bu asırda da mevcuttur, ve mahalle 20. yüzyılın başlarına kadar gelmiştir. Kayseri çarşılarında şu esnaf guruplarının bulunduğunu 1559 tarihinde kurulmuş Kadı Mahmut ve 1584 yılında kurulmuş Nasrullah Zade Hacı Mehmed vakıflarının vakfiyelerinden öğreniyoruz.

Bunlar: Gazzezler (ipekçiler, dokumacılar), keçeciler, takkeciler, saraçlar (ayakkabıcılar), habbazlar (ekmekçiler), kürtüncüler, bakkallar, eskiciler, kuyumcular, kürkçüler, demirciler, hallaclar (pamukçular), nalbantlar, arpacılardır. Şehir çevresinde verimli ziraat alanları dışında, dağlık ve taşlık mevkiilerde ise Kayseri'de boyacılığın önemli bir maddesi olan “Cehri” bitkisi yetiştiriliyor idi. Çalı şeklindeki bu bitkinin çitlenbik meyvelerine benzer küçük meyvelerinden elde edilen sarımtırak boya maddesi ile bilhassa deriler boyanıyor ve bu madde hem deriye renk veriyor, hem de ihtiva ettiği kimyasal özelliği ile derinin uzun yıllar bozulmadan kalmasını sağlıyordu. Yine bu madde başka boya maddelerine karıştırıldığında bu boyaları da sabitleştirip boyandıkları eşyaların uzun ömürlü olmalarını sağlıyordu.

Bu asırda ilim hayatı da genellikle Selçuklular döneminde kurulmuş medreselerin faaliyetleri ile canlı bir şekilde sürmekte idi. 1500 ve 1584 senelerinde yapılan iki vakıf tahririnde bu eğitim kurumlarının kurucularının tahsis etmiş olduğu zengin vakıflarla faaliyetlerini sürdürdüklerine şahit olmaktayız. Burada dikkat çeken, şehirde merkezî bir medreseler kompleksinin, bir bakıma üniversite kampüsünün bulunmasıdır. Bu eğitim kompleksi bugün Orta Mahalle denilen Gevher Nesibe Parkı civarındadır. Selçuklular dönemine ait Gevher Nesibe (Gıyasiye) Tıbbiyesi ve Hastanesi ile bunun yanındaki Avgunlu Medrese, batıda Hastane Caddesi üzerindeki Hoca Hasan Medresesi, doğuda, meydanda Sahibiye Medresesi, Kale önünde Kapalı Çarşı içinde kalıntıları çıkan Pervanebey Medresesi, Hunat Hatun Medresesi, Şifaiyenin kuzeyinde Hacı Kılıç Medresesi, güneyde biraz uzakta Melik Gazi (Camikebir) ve Gülük medreseleri (Şehrin en eski medresesi olan ve Camikebir'in güneyinde yer alan Melikgazi Medresesi maalesef 1960'dan sonra yıkılarak kalıntıları örtülmüştür) ile Osmanlılar döneminde inşa edilen ve bugün yıkılmış olan Hacı Ahmet Paşa (Kurşunlu Camii) Medresesi ve Zeynelabidin Türbesi yanındaki Yenikapı Medreseleri bu kampüsü meydana getirmektedir.

II. Bayezid'den sonra bilindiği üzere tahta Yavuz Sultan Selim çıkmış , bu hükümdar zamanında İran ve Mısır üzerine iki sefer yapılmıştır. 1514 yılında İran üzerine yapılan ilk seferde Yavuz Kayseri'ye gelip burada 4 gün kalmıştır. Sefer dönüşünde de Maraş ve Yozgat'la birlikte Kayseri şehrinin hemen sınırından itibaren Zamantı Bölgesine sahip bulunan Dulkadiroğulları Beyliğini ortadan kaldırıp bu bölgeyi de eyalet olarak Osmanlılara bağlamıştır. Bu dönemde Kayseri'den de Yeniçeri ocağı için devşirme çocuk alınmış, Mimar Sinan da bu devşirmeler arasına İstanbul'a, acemi ocağına gönderilmiştir.

Yavuz'dan sonra tahta çıkan Kanuni Sultan Süleyman'ın Kayseri'de, tahta çıkış tarihi olan H.926/ M.1520 yılında ilk ve son Osmanlı parasını bastırmıştır.17 1534 yılında çıkmış olduğu Irakeyn Seferi esnasında 31 Temmuzda Kayseri'ye gelmiş ve burada iki gün kalmıştır. Bu sefer esnasında Matrakçı Nasuh eserinde Kayseri'nin ve yakınındaki menzillerin de minyatürlerini yapmıştır.18 H.955/ M.1548'te İran üzerine yapılan seferde tekrar Kayseri'den geçilmiştir.19

Bu asırda Kayseri'de uzun yıllar kadılık yapmış Kadı Bedreddin Mahmud şehirde cami, hamam, çarşı gibi yapılar yaptırmış ve ayrıca kütüphane kurarak birçok kitap vakfedip bütün bu vakıflarına ait 966 H/ 1559 M. tarihli vakfiyesini düzenlemiştir.20 Yine vakıf kayıtlarına göre bu dönemde Yavuz Sultan Selim'in meşhur sadrazamı Pir Mehmed Paşa ile yine bu asırdaki meşhur Osmanlı sadrazamlarından Sokullu Mehmed Paşa'nın başka yerlerdeki hayratları için han (Gök, Yeni Han) ve arazi vakfettiklerini, Mimar Sinan'ın da doğduğu köyde çeşme, değirmen ve bir miktar arazi vakfetmiş olduğunu görüyoruz. Şehrin bu yüzyılın başlarından itibaren İdarî-mülkî yapısı şöyle idi: Kayseri Karaman vilayetine bağlı bir sancak (Liva) merkezi idi. Karaman eyaletinin diğer sancakları Konya, Beyşehri, Akşehir, Larende, Aksaray, Niğde ve İç-il'dir.21 Kayseri merkezinde ise Sahra, Koramaz, Cebel-i Ali, Cebel-i Erciyes, Karakaya, Kenar-ı ırmak, Malya, Karataş, Bozatlı olmak üzere 10 nahiye, bunlara bağlı 86 köy, 278 mezraa ve 121 cemaat bulunmaktadır.22

III. MİMAR SİNAN'IN KAYSERİ'DEKİ ÜÇ ESERİ

l. OSMAN PAŞA CAMİİ:

Mimar Sinan'ın hayatı ve yapmış olduğu eserler hakkında bilgi veren, başta arkadaşı Sai Mustafa Çelebi'nin Tezkiretü'l-Ebniye'sinde ve eserlerin listesini veren diğer çağdaşı tezkirelerde Mimar Sinan'ın Kayseri'deki üç eseri kayıtlıdır. Bunlar, Osman Paşa Camii, Hacı Ahmed Paşa Camii ve Hüseyin Bey Hamamıdır.23 Bunlardan Osman Paşa Camii bugün mevcut değildir. Ne zaman ve nasıl ortadan kalktığı da belli değildir. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde 1967 numaralı defterin 393. sahife ve 86. sırasında kayıtlı Kayseri ve Bozok Livası Emiri Çerkes Bey'in 996 Hicri tarihli vakfiyesinde, Kayseri'nin Atpazarı Semtinde Osman Paşa Camişerifi ve Sarayı avlusuna bitişik dükkanlarından bahis bulunmaktadır. Kayseri'de eski Atpazarı bugünkü Vilayet Konağı'nın güney ve doğusunda bulunan alan Cumhuriyet Meydanı'nın bir bölümü teşkil etmektedir. Şehirde sonradan başka bir semte, eski Tekkeönü'ne Atpazarı ismi verilmiştir. Bu kayıttan Osman Paşa Camii'nin bugünkü vilayet konağı yakınında olduğunu anlamaktayız. Osman Paşa Sarayının da vilayet konağının aslı olduğu açıktır. Halk hâlen konağa Saray, önündeki alana da Sarayönü demektedir.

Aynı zamanda Mimar Sinan'ın ölüm tarihi olan vakfiye tarihinden 60 yıl kadar sonra 1649 yılında Kayseri'ye gelmiş bulunan meşhur Seyyahımız Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde, Kayseri'de Süleyman Han'ın vezirlerinden Osman Paşa'nın Sinan yapısı camiinden ve aynı Paşa'nın Atpazarında handan büyük avlulu ve söğüt açları ile süslü sarayından bahsetmektedir24 Bahis konusu cami hakkında geçen asra ait Kayseri Bölge Müdürlüğü arşivinde de belgeler vardır.

Vakıflar Genel Müdürlüğünden alınan Osman Paşa Camii tevliyeti ile ilgili 228/393 esas nolu kayıtta şu bilgiler bulunmaktadır. Görevlilerin adları, nısıf hissesi, İbrahim ve Mahmut ve nısıf hissesi Seyyid ve İbrahim Naim; tecvid tarihi, 19 Zilhicce 246 (H.1830); vakfın adı ve hayratının bulunduğu yer, evkaf-ı mülhakadan Kayseriye kazasında kain Gürcü Mescidi Şerifi vakfı, hazine esas defteri, Sani Salib Asker, Vukuat müteveffa mumaileyhin münhal tevliyeti mezkurenin vakf-ı mezkurun vakfiyesi gayr-ı müseccel olduğu cihetle terkini kaydı ve vakfında fiil-i icra kılındığına dair 9 Zilhicce 334 ve 24 Eylül 332 (M.1916) tarihinde Muhasebat Müdür-i umumiyesine ilmühaber evrak-ı esasiyesi maan ita kılındı. Tafsil Anadolu 2777. Yine Kayseri Bölge Müdürlüğü arşivinde bulunan 1275 (M.1858/59) tarihli 666 nolu muhasebe kaydın da “Kayseriye'de vaki Gücrü Mescid-i Şerifi nısıf imamet cihetine bi-berat-ı ali mutasarrıf Esseyid Mehmet sabit ve İbrahim Naim Efendiler talebleriyle yetmiş beş senesi (1275) bir senelik muhasebe hasılat aşar-ı bedel 400” kaydı bulunmaktadır.

Kayseri'de Gürcü Osman Paşa olarak bilinen Paşa'nın Camii, yukarıda da belirtildiği gibi zamanımıza kadar gelememiştir. 1914 yılında vefat etmiş bulunan Kayseri Vilayet Başkatibi Ahmet Nazif Efendi'nin “Mirat-ı Kayseriye” isimli eserinde bu Cami hakkında şu malûmat bulunmaktadır: Hükümet dairesinin Saat Kulesi karşısındaki cami, Gürcü Osman Paşa Cami-i Şerifi adı ile meşhur ve mukayyed olup şer'i kayıtlarca imamet ve hitabet görevlerinin verilmesi gibi bazı belgelere göre Hicri dokunuzcu (Miladi onbeşinci asır) ortalarında yapılmış olduğu kanaatını vermektedir. 1221 (1806) tarihinde bu cami-i şerif Güpgüpzade Hacı Bekir ve Salih Ağazade Hacı Mehmed ve Feyzizade Hacı Mehmet ve Feyzizade Fethullah Efendiler tarafından ortaklaşa tamir ve ikibin kuruşluk bir parada ve tahsis edilmiştir. 1314 ( 1896) tarihinde Kayseri Mutasarrıfı bulunan Mehmed Nazım Paşa tarafından sözü geçen vakfiyelerin paraları tahakkuk ve tahsil edilerek yeniden tamir ve bir de bitişiğine çayırlık inşa edilmiştir. Sözü edilen cami-i şerifin bitişiğinde iki medrese olup, batı tarafındaki medreseye Yeni Saray Medresesi adı verilmektedir.25 Görülüyor ki Osman Paşanın Camii Vilayet Konağı (saray)nın saat Kulesine bakan batı karşısında imiş ve 1806 ve 1896 yıllarında da esaslı tamirler görmüştür. İlk yapılışla ilgili olarak Ahmet Nazif Efendi Hicri onuncu asırı dokuzuncu asır gibi değerlendirerek yanılmıştır. Caminin iki yanında medreselerin de bulunduğu anlaşılıyor, ancak bunların cami ile birliktemi yapıldığı yoksa sonradan mı ilave edildiği belli değildir. Osman Paşa'nın Kayseri'deki bu cami ve aşağıda geçecek olan hamamına ait vakfiyesi bulunmamaktadır. Böyle olduğu yukarıda geçen Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün cami tevliyeti ile ilgili kaydındaki, vakfiyenin gayr-ı müseccel olduğu ibaresinde de görülmektedir. Herhalde bu binaları yaptırdıktan sonra vukuu bulan ani vefatı bir vakfiye hazırlatmasına imkan bırakmamıştır. Olsa idi binalar ve müştemilatı hakkında esaslı ve daha geniş bilgiler edinebilecektik. Yukarıdaki mahdut bilgiler arasında Caminin şekli ve plânı hakkında bir emare geçmemektedir. Bu sebeple Mimar Sinan yapısı binanın ne tarz bir mimarisinin bulunduğu meçhulümüzdür. Ancak Nazif Efendi onun dokunuzcu (onuncu olacak) hicri asra gidebilecek karakterini görebilmiştir. İnşallah bulunduğu çevrede bir araştırma kazısı yapılır ve temelleri açığa çıkarılır da bu konuda bir nebze fikre sahip olabiliriz.

Saray çevresinde Osman Paşa'nın bu camiiden başka, şimdiki Vilayet konağının hemen arkasında yıkılan askerlik dairesinin yakınında Hükümet Dairesi Camii veya halkın kasaca Saray Camii dedikleri, 1818 yılında Kayseri Mutasarrıfı Ebubekir Paşa'nın yaptırdığı bir cami daha bulunmakta idi.26 Yine yıkılarak ortadan kalkmış bulunan bu cami ile bahis konusu olan camii birbirine karıştırmamak lazımdır.

Osman Paşa'nın Kayseri'de bu camiden başka, vakıf olarak kayıtlı “Gürcü Hamamı” ismi ile anılan bir de hamamı bulunmakta idi. Yine yıkılarak zamanımıza kadar gelememiş bu hamam şehrin Bankalar Cad­desi'nin İnönü Bulvarına çıkışının doğusunda Gürcü Caddesi!nin güneyinde, bugünkü Samurağa İşhanı ve çevresindeki alanın bir bölümüne oturuyor idi (Plân 1). Evliya Çelebi'nin “Gürcü Hamamı, İç Kale'de biricik aydınlık hamam” olarak belirttiği27 bu hamam hakkında 1701-1721 yıllarına ait Kay­seri Şer'î Mahkeme kayıtlarında bilgi bulunmaktadır. Bu kayıtlara göre Osman Paşa Hamamı da denilen ve geliri Osman Paşa'nın Hunat Mahallesindeki (Atpazarı yakınındaki bu mahalle herhalde o zamanda Atpazarı'nı da içine alıyordu) Zâviyesinde (herhalde cami yanındaki medreseleri olmalı) bulunan müderrislere vakfedilmiştir. 17 Şubat 1701 tarihinde vakfiye şartlarına (?) uygun olmayarak Osman isimli bir şahsın müdahalesi, 7 Temmuz 1708'de hamamın mütevellisinin ölümü ile yerine tayin, 1721 de müderrislik şartını haiz Gürcü Hamamı'na mütevelli tayin edilen Mevlânâ İsmail'in yerine Şifaiye (Kayseri'deki Şifaiye-Gıyasiye, Gevher Nesibe Medreseleri) müderrislerinden Abdurrahman'ın tayin edildiği ancak vazifenin tekrar İsmail'e verildiği ifadeleri bu kayıtlarda yer almaktadır28

Hamam hakkında Kayseri Vakıflar Bölge Müdürlüğü arşivinde bulunan 429 numaralı H. 1308/ M.1893 tarihli, bir kısmı yırtılarak kaybolmuş şikayet dilekçesinde de şunlar yazılıdır (Resim 1 ):

Huzur-u âli Cenâb-ı Mutasarrıf-ı ekremiye

Saadetlü Efendim Hazretleri

Kayseri'nin Hükümet konağı haricinde kain Gürcü Osman Paşa'nın bina ve ihya eylediği Cami-i şerifin imam ve hatip ve müezzin ve farraş ve hademe-i sairesinin vazifelerine meşrut olan ve Kiçi Kapu Sûkun da bulunan Gürcü Hamamının mürur-ı zaman ile müşerra-i harab olduğuna istimamaza göre Minareci-zade müteveffa Ali Beğ, güya mütevelli unvanıyla fuzuli hamam-ı mezkure mahsusma-i carinin ve kazganının ferhatıyla zimmetine geçirildiği ve bir aralıkda hamam-ı mezkürenin arsasını dahi kırk bin kuruşa kendi mülküm diyerek satmış olduğuna ve Cami-i şerif-i mezkurun bi-berat-ı âli hatibi olan Ali Efendi-zade Ahmed Efendi memuren Akdağ Maden humayununda bulunduğu mumaileyden gayrı hakikat-ı hale vakıf kimse bulunmadığı cihetiyle Camii mezkure ittisalinde bulunan medreselerin müderrislerinden mutaveffa Hacı Veyis Efendi tarafından vaki olan ış'ar üzerine mumaileyh Ahmed Efendi ol vakit mezunen gelerek Kayseriye kaim-i makamı olan Yozgadî İzzet Beğe ve Meclis-i idareye ihbar ve ifade eylemesi üzerine pey-i (?) mezkur feshedilerek ala-hale kalmış ve bundan çend mahmukaddem hamam-ı mezkure arsasını mubayaa eyledim diyerek Cizvit milleti müteallıkatından bir papas talebelerine hane bina olarak üzere parça parça fermahata teşebbüs eylediği bazı Hristiyan tarafından hatib-i mumaileyhe şifahen beyan edilmiş ve bu da arsa-i mezkurenin vakıf olduğu ilan etmiş olmasıyla alahale kalmış ve beş on sene mukaddem mumaileyh Ahmed Efendinin pederi, müderris-i kiramdan müteveffa Ali Efendi dahi cami-i şerif-i mezkur hatibi olmak mulabesesiyle hamam-ı mezkurun harab olmasıyla vazifedarlar dahi terk-i hizmet ederek muattal kaldığı ve olzamanda Kayseriyenin valisi bulunan müteveffa Ali Paşa'ya beyan eylemesine mebni vazifedarlar için bir daire defteri açılarak kendi tarafından ve dairesi müteharriratıyla ........... cami-i şerif-i mezkurun hademelerine itası kararlaştırılmış ve buna dahi iki perhiskar mütevelli tayin edilmiş ise de anların dahi ........... harab olup hademeler dahi”... Aynı dilekçenin arkasında kayıtlı bulunan mutasarrıflığın Meclis-i idareye havale yazısı da şöyledir (Resim 2).
Sponsorlu Bağlantılar
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Okunmamış 19-10-2007, 09:32 PM
iPhone 4
Standart Cevap: Mimar Sinan

V. MİMAR SİNAN DEVRİNDE KAYSERİ'DE YAPILMIŞ BULUNAN VE MİMAR SİNAN'A AİT OLMAYAN DİĞER BELLİ BAŞLI ESERLER

Mimar Sinan döneminde tabiî ki sadece yukarıda bahsi geçen eserler yaptırılmamıştır. O dönemde, yine daha çok vakıf olarak vücuda getirilmiş, bir kısmı sağlam olarak zamanımıza kadar gelebilmiş önemli eserler bulunmaktadır. Bunlar arasında bilinen belli başlı eserler kronolojik sıraya göre şöyledir.


l. Bedesten: 1497 yılında Kayseri Sancak Beyi Mustafa Bey tarafından yapılan bu bina66 aslında Mimar Sinan'ın çocukluk çağında yapılmış olması sebebiyle onun dönemine mal edilemez. Ancak yukarıdaki başlık altında bu binadan başlamayı uygun bulduk. (Kayseri'nin Selçuklular döneminde de isminden dolayı “Eski Bedesten Mahallesi” ismini alan mahallesinde bir be­desten bulunmakta idi. Klâsik Selçuklu portaline sahip bedesten harabe haline gelmiş ve özel şahıs mülkine geçmiş, kalıntıları maalesef 1983 yılında ortadan kaldırılmıştır. Şehrin Osmanlılara geçmesinden kısa süre sonra burada yapılan bu yapıdan şehrin gelişen ticarî ve iktisadî potansiyelini anlamak mümkündür. Kubbeli ve geniş orta bölümle tonozlu çift yan bölümlerden oluşan bedesten bugün kapalı Çarşının batısında çarşıya dahil olarak, faal haldedir. Binayı yaptıran Mustafa Bey, II. Bayezit'ın hizmetlilerinden olup, aynı zamanda, Hançerli lakabı ile anılan torunu (Şehzade Mahmud'un kızı) Fatma Sultan'ın kocasıdır67 ki bedesten vakıf kayıtlarına Hançerli Fatma Sultan vakfı olarak kaydedilmiştir.

2. Kadı Hamamı: Bu asırda Kayseri'de yapıldığını tesbit ettiğimiz diğer bir yapıda 1542 yılında yapılan Kadı Hamamıdır. Bu gün de faal olan Hamam, Kanuni döneminde Kayseri kadısı olan Bedreddin Mahmud tarafından yaptırılmıştır.68 Kadı Mahmud yaptırmış olduğu bu çifte hamamdan başka, bugünkü kapalı çarşının bir bölümünün yerine büyük bir çarşı ve Hatuniye Medresesi yanınada bir mescid yaptırmıştır. Kadı Mahmud'un vakfiyesinde kütüphane vakfettiğine dair de bilgiler bulunmaktadır.

3. Barsama Camii: Mimar Sinan'ın Mimarbaşı olduğu dönemde Kayseri'de yapılmış bu cami bugün maalesef kalıntıları ortadan kalkacak şekilde harap olmuştur. Üstün sanat değerini haiz bu yapı Kayseri-Sivas-Malatya, Maraş yolu üzerinde, Kayseri'ye 24 km mesafede eski Barsama yeni Çavuşağa Köyü yanında yol üzerinde 1567 yılında yaptırılmıştır.60 Musa Paşa'nın kızı, Memiş Bey'in zevcesi Mahpeyker Hatice Hatun tarafından yaptırılan Camiin yanında bir de kervansaray olabileceği, ancak bununda bugün tamamen yıkılarak ortadan kalkmış olması ihtimal dahilindedir.70




Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Seçenekler
Stil


Mimar Sinan

Mimar Sinan konusu, Yardımcı Kaynaklar/Tarih Rehberim bölümünde tartışılıyor .



Benzer Konular

Konu Kategori
Mimar Sinan,ın Büyüklüğü Tarih Rehberim
Akra Fm Mimar Sinan Özel Yayın Akışı Güncel Haberler
Mimar Sinan ! İlginç Hikayeler ve Olaylar
İşte Mimar Sinanın Büyüklüğü (okuyun) İlginç Hikayeler ve Olaylar


Gündemden Başlıklar

Konu Kategori
Evden eve nakliyat Liseler & Üniversiteler
Şehir ve Firma Rehberi Tatil ve Oteller
Tatil ve Oteller Seo

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:32 AM.




Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.2
Tynt Script Sponsored by Information Technology Salary
Bütün Hakları Saklıdır 2005-2011 Rehberim.net