Rehberim

Tasavvuf ve Fıkıh-Kelam Mezhepleri

İslam ve insan bölümü Tasavvuf / Tasavvuf ve Fıkıh-Kelam Mezhepleri konusu gösteriliyor Özet:Tasavvuf ve Fıkıh-Kelam Mezhepleri Asrı saadet ve Raşid halifeler devrinde bugün bildiğimiz manada mez*heplerin bulunmadığı bir gerçektir. Bununla beraber tefsir ...


Go Back   Rehberim > EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM > İslam ve insan > Tasavvuf

Tasavvuf ve Fıkıh-Kelam Mezhepleri

Açılış Sayfam Yap Reklam Kayıt ol Konuları Okundu Kabul Et

  Sponsorlu Bağlantılar

Cevapla

Seo Seçenekler Stil
  #1  
Okunmamış 27-02-2008, 09:10 PM
ÇokromanTİKİm
Thumbs up Tasavvuf ve Fıkıh-Kelam Mezhepleri

Tasavvuf ve Fıkıh-Kelam Mezhepleri


Asrı saadet ve Raşid halifeler devrinde bugün bildiğimiz manada mez*heplerin bulunmadığı bir gerçektir. Bununla beraber tefsir ve fıkıh konula*rında ashab arasında kimi insanların bir nevi uzmanlaşmış olduğu ve tema*yüz ettiği bilinmektedir. Ama sonradan ortaya çıkan ve her dereden birşey-ler alarak büyüyen tasavvuf denilen akımın Asrı Saadet veya ashab devrin*de bulunduğunu söylememiz mümkün değildir.[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ]Nitekim tasavvuf denilen alanda ashab arasında birilerin meşhur olduğu veya başkalarından farklı bir konumda olduğu kaydedilmemiştir. Bilhassa İslam'dan iktibas edilen İs-lami motiflerin dışında kalan tasavvuf meselelerinin o dönem İslam toplu*munda mevcut olduğunu iddia etmek kadar yanlışlık olamaz.


Bu durum da gösteriyor ki ashabın, fıkıh, tefsir ve hadisle uğraştığı, bu alanlarda daha fazla bilgiye sahip olmak için çabaladığı devirde, tasavvufun ne adı mevcut olmuş, ne de bugünkü meseleleri sözkonusu edilmiştir. Bubakımdan tasavvufu fıkhı ve itikadi mezheplere benzetmek mümkün delil*dir.
Tasavvuf ile fıkıh-kelam mezhepleri arasındaki farkları maddeler ha*linde kısaca şöyle belirtebiliriz:

1- Şunu hemen belirtmek gerekir ki, fıkıh ve kelam mezhepleri dediğimiz ameli ve itikadi mezhepler, hiçbir zaman İslam'ın bir kısım unsurlarını alıp onları İslamdışı başka unsurlara karıştırarak bu karışımın İslam'ın özü ve ruhu olduğunu söylememiştir. İslamdışı birtakım düşünce ve inançları alan*lar veya bunların İslam olduğunu iddia edenlerin yaptıkları merdut olup İs*lam düşünce tarihinde bunlar sapık fırkalar olarak anılmaktadırlar. Zaten Kur'an ve sahih sünnete bağlı müslümanlar bunlarla mücadele etmiş ve sa*pık fırkalar olduklarını belirtmişlerdir.

2- Kur'an-i Kerim ve sahih sünnet çerçevesinde olan itikadi veya fıkhi hiçbir mezhep kendini İslam'ın Özü ve ruhu olarak nitelememiş, başkalarını da kabuk olarak takdim etmemiştir. Fıkhi veya itikadı hiçbir mezhep men*subu kendini mutlak hak ehli, başkalarını da hak ve hakikattan nasipsiz olarak nitelememiştir. Böyle yapanlar varsa, hem İslam hem de İslam'a bağlı bütün müslümanlar tarafından reddedilmiştir.

3- Fıkıh-kelam mezhepleri Kur'an ve Sünneti esas alarak içtihada dayan*maktadır.

Tasavvuf ise sezgi, keşf, ilham ve gizliliğe dayanmaktadır. Nite*kim gerek Hz. Ali, gerekse Hz. Ebu Bekir yolu ile tasavvufun geldiğini savu*nanlar bu gizli yolu savunmaktadırlar. Tasavvufun kullandığı pek çok asıl*sız hadisin gizli yolla sahih olduğunun tesbit edildiği, felsefî tasavvufta bu*lunan pek çok teorinin keşf, rüya ve ilham ile tesbit edildiği, İbn Arabi'nin Fütuhatı Mekkiyye ve Fususu'l-Hikem gibi kitapların keşf ve ilham ile yaz-dırıldığı düşünceleri bilinmektedir. İlhamın şekli ve değeri konusunda İbn Arabi ve taraftarlarıyla ile Gazali arasındaki düşünce farklılığı meşhurdur.

4- Fıkıh-kelam mezheplerinin sufiler gibi ayin ve törenleri, örgüt ve teşki*latları, âdâb ve pratikleri yoktur. Bu mezhepler salt teorik içtihadlar ve gö*rüşlerden ibarettir.

5- Kur'an ve sahih sünnet çerçevesinde kalan fıkhi ve itikadi mezheplerin hiçbiri İslam'ı öz ve kabuk yahut şeriat-tarikat-hakikat-marifet olarak nite*lememiştir. Hiçbiri İslam'ın hükümleri için bu şeriattır, şu hakikattir, şu marifettir, dememiş ve İslam'ı parsellememiştir. Hiçbiri kendini İslam'ın ye*rine koymamış ve "Beni izlemediğiniz taktirde hakikatten ve marifetten yoksun kalırsınız" dememiştir. Aksine hepsi de kendilerinde İslamın nasla-rma aykırı bir şey bulunduğu taktirde terkedilmesi gerektiğini ve yaptıkla*rının sadece bir içtihad olduğunu belirtmişierdip.


Tekrar belirtmek gerekirse, İslam'ın nassları çerçevesinde kalan fıkhi ve tikadi hiçbir mezhep kendini İslam'ın yerine koymamış, alınması farz ve terkedilmesi haram olan Allah'ın dini gibi kendini takdim etmemiştir. Du*rum böyle iken, İslam'dan aldığı unsurlardan çok, yapısında yabancı felsefi e ameli unsurlar barındıran tasavvuf akımı müslümanlar tarafından nasıl temel bir İslam disiplini olarak kabul edilebilir?


Bilindiği gibi tasavvuf; en genelde kendine özgü ibadet biçimleriyle dün*ya kirlerinden arınma ve yaratıcının bilgisine veya varlığına ulaşma çabası olarak değerlendirilmektedir. Tasavvuf yahut tarikat ile fıkhî-itikadi mez*hepler arasında hiçbir benzerlik yoktur. Kaynak olarak, metod ve ölçü ola*rak, karakter ve sonuç olarak birbirlerinden tamamen ayrıdır. Onun için ta*rikatın yahut tasavvufun bu mezheplere benzetilmesi asla mümkün değil*dir.


Tasavvufun İslam'la ilgisi şöyle bir şema üzerinde gösterilirse, durum herhalde daha iyi anlaşılacaktır.


Fıkıh ve kelam mezheplerinin dinde esas ve ölçüleri bellidir. Doğru ve yanlışları Kur'an-ı Kerim'in nasiarı ve Rasulullah'm sahih sünneti ile tesbit edilir. Bunlara uygun olan kısımları tasvip görürken, aykırı düşen tarafları terkedilir ve yanlışlığı insanlara anlatılır. Fıkhi veya kelamı her hangi bir içtihadın İslam'a uygun olup olmadığı tartışılabilir. Zaten içtihad, kabul ve*ya red edilebilen, sahih ve sarih naslann belirlediği alanlar dışında kalan meselelerde olmaktadır. Yoksa, sahih ve sarih nasların belirlediği konular*da içtihadın olması sözkonusu değildir. Dolayısıyla fıkhi ve kelami içtihadla-rın dinin esaslarında ve kesin hükümlerinde herhangi bir değişiklik meyda*na getirmeleri mümkün değildir. Çünkü dinin esasları ve hükümleri kesim ve açıktır. Bütün alimler tarafından bilinir ve bunlara aykırı bir düşünce ol*ması halinde hemen red edilir. Yani fıkhi ve kelami mezheplerin temelleri açık, ölçüleri kesin ve herkes tarafından görülüp kullanılan temellerdir.


Acaba ihsan, irfan ve kişinin iç dünyasının ilmi olarak kendini takdim e-den tasavvuf böyle midir? Herşeyden önce tasavvufçular da tasavvufun "hâl" (söz) ilmi değil, "hâl" (yaşayış, durum) ilmi olduğunu söylemiyorlar mı? Yani haksız olarak ilim diye adlandırdıkları bu şeyin ilme ve nassa da*yalı sarih ve kesin bir temeli yoktur. Çünkü hallerin ölçüye vurulması, dere*cesinin, miktarının tesbit edilebilmesi mümkün değildir. Mesela ihsan diye takdim ettikleri şeyin kimde ne oranda bulunduğu, bulunduğu iddia edilen insanlarda gerçekten mevcut olup olmadığı, iddia sahibinin doğru veya ya*lan söyleyip söylemediği nasıl ve ne ile tesbit edilebilir? Bunun kişinin helal ve haramları gözetmemesi, şeriatın hükümlerine riayet etmemesiyle bilindi*ği söylenirse, hemen belirtelim ki bunun hal ilmi, ihsan ve ihlas dedikleri tasavvufla hiçbir ilgisi yoktur ve bu ölçü şeriatın kendisidir. Böyle bir kimse için şeriata uyup uymadığı ancak söylenebilir. Yoksa böyle bir kişide ihsan ve İhlasın bulunup bulunmadığı söylenemez. Onun için İslam'da hak batıl*dan ayrılmış ve neyin hak, neyin batıl olduğu açıkça belirtilmiştir."Doğru*luk, eğrilikten ayrılmıştır.
[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ]Tasavvufta durum böyle midir? Hangi insanın kalbi yarılıp içinde takva, ihsan ve İhlasın bulup bulunmadığı araştırılabi*lir? Sarfedilen sözler ve işlenen amellerden başka kişinin iman ve'küfrünü yahut ihlas ve samimiyetsizliğini gösterecek başka bir ölçü mü vardır?
İnsanların iddialarında ve sözlerinde doğru olup olmadıklarını göster*mek için kalplerini açıp bakabilecek ve inanç yahut ihlas derecelerim ölçebi*lecek elimizde bir ölçü aleti yoktur. Bunu bildikleri için tasavvufçular "Tat-mıyan bilmez, yaşamayan bilmez" gibi savunma mekanizmaları geliştirme*mişler miydi? Hamdım, piştim, yandım, keşf ve jjjaybe muttali olacak derece vükseldim, kalpleri okuyacak ve melekut alemini seyredecek, hatta levh-i lıfuzu karıştırıp yıllar ve asırlar öncesini yahut sonrasını okuyacak ma*rnlara ve hallere eriştim, şu kadar defa miraca çıktım, Cennet ve Cehen-mde insanların yerlerini ve makamlarım gördüm,
[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ] diye iddia eden insan-1 rın kalplerindeki iman, ihlas ve ihsan derecesini ne ile Ölçelim ki doğru lup olmadıklarını anlayabilelim? Yoksa mürid ve dervişlerin evliya ilan Hip uçurdukları ve kutup deyip hem yaşarken, hem öldükten sonra hayatta tasarruf ettirdikleri insanların böyle olduklarını bütün insanların körü kö*rüne kabul etmeleri gerektiğini mi söyleyeceğiz?


Tekrar ediyoruz, böylelerinin şeriatın hükümlerine uyup uymamasıyla Ölçüleceği söylenirse, hemen belirtelim ki tasavvufta böyle birşey yoktur ve bu, şeriat, kısır (kabuk) ve zahir dedikleri İslam'ın ölçüsüdür. Bunlar tasav*vufun ne konusudur, ne de ölçüsüdür. Bu durum, yukarıda belirttiğimiz gibi fıkhi ve kelami mezheplerin özelliği olup tasavvufun Özelliği değildir. Hem tasavvuf "kal" (söz) değil, "hâl" değil miydi? "İlim" yerine "irfan" değil miydi? İki şema karşılaştırıldığında tasavvufun, İslam'dan aldığı unsurlar ka*dar İslamdışı unsurlar da ihtiva ettiği görülmektedir. Bu karışıma da tasav*vuf adı verilmektedir. Yabancı unsurları kabul etmiyoruz ve İslam saymıyo*ruz, denilecek olursa, hemen belirtelim ki geriye sadece İslam kalmakta ve tasavvuftan eser kalmamaktadır. Kısaca, mesele, İslam'da tasavvuf değil,tasavvufta İslam meselesidir. Yani tasavvufun temelde İslam olmadığı, bel*ki İslam'dan birtakım unsurları almış bulunmasıdır. Zaten tasavvufun, de*ğişik sebepler altında, Kur'an ve sünnet yolundan meydana gelen bir sapma olarak ortaya çıktığı zühd şeklinde kendini gösterdiğini belirtmiştik. Bu sapma, yapısında İslam'dan birtakım motifler taşımıştır. Bu bakımdan me*selenin İslam'da tasavvuf değil, tasavvufta İslam meselesi olarak algılanma*sı gerekir.


Tasavvufun İslam'dan aldığı unsurlar gösterilerek hak ve İslam'ın kendi*si olduğu söylenemez. Zira dünya üzerinde hiçbir inanç ve ideoloji yoktur ki, yapısında yararlı ve doğru unsurlar bulunmasın. Hatta tahrif edilmiş bulu*nan Hristiyanlık ve Yahudiliğin hak ve doğru birçok unsurlar taşımadığını kim söyleyebilir? Bu hak ve doğru unsurlarından dolayı, bütün yanlışlık ve sapıklıklarıyla bugünkü hristiyanlık ve yahudiliği İslam saymamış ve in*sanları onlara davet etmemiz mümkün müdür? Bu dinler ve inançlar her türlü sapıklıklarını ayıklayıp İslam çerçevesi içine girmedikçe İslam olamaz. Bunları tasfiye ettiği zaman da tasavvuf denilen şeyden eser kalmaz ve Al*lah'ın dini olarak İslam kalır. Bu İslam'ı da bölmeye, ona yabancı unsurlar karıştırmaya ve tahrif etmeye kimsenin hakkı yoktur. Daha açık bir ifade ile, hiçbir kimse ve hiçbir düşünce Allah'ın dini üstünde ve ondan kutsal de*ğildir.
[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ]

Asrı Saadet ve Raşid halifeler devrinde insanlar İslam'ın hükümlerine ellerinden geldiği kadar bağlı olmaya çalışmışlardır. Yeri geldiğinde malla*rının tümünü Allah yolunda infak etmişlerdir. Hatta yeri geldiğinde günlük ihtiyaç dışında elde mal tutmanın kötülüğünü bile savunanlar olmuştur. A-ma bu devirde insanlar arasında zahidler, veracılar, takvacılar, ihlasçıiar, abidler gibi ismi taşıyan kişi veya cemaatlerin bulunduğu söylenemez. Aksi*ne müslümanlar ellerinden geldiği kadar İslam'ın bütün emir ve yasaklarını gözetmek ve hükümlerine bağlı kalmak için yarış halinde bulunmuşlardır. İslam'ı bir bütün olarak görmüş ve bütün unsurlarıyla yerine getirmeye ça*lışmışlardır. Ebu Zer Gıfarî gibi günlük ihtiyaç dışında elde mal bulundur*manın yasaklığını düşünen insanlar kendilerine zahid adını vermedikleri gibi, çokça ibadet eden, Allah'ı çokça zikreden, dünya malına fazla iltifat et*meyen insanlar da kendilerine abid, zakir ve zahid ismini vermemişlerdir. Rasulullah zamanında nisbet iman ve İslam'a olmuştur. İnsanlar mü'min ve müslim olarak anılmışlardır. [Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ]


Kaldı ki sözlük anlamıyla da olsa, bu nevi bir yaşayışı ifade eden bir kelinin tasavvufun temeli olacağım söylemek ve bu yaşayışı sürdüren insan-sofu olarak bakmak mümkün değildir. Mesela, elde ihtiyaç fazlası mal lundurmanın iyi olmadığını söyleyen Ebu Zer Gıfari'yi Arap aleminde sos-Hst olan çağdaş bazı insanların sosyalist saymaları ve bu yaşayış ve düncesinin de sosyalizm olduğunu iddia etmeleri ne kadar gülünç ise, İs-1 mı bütün olarak yaşamaya çalışan insanların yaşayışlarından bazı unsur*lara bakarak onları zahid veya tasavvufçu saymak da gerçeklerle bağdaş*mamaktadır. Zaten zühd kelimesi Kur'an-ı Kerim'de sadece bir defa ve tas*vip edilmeyen bir anlamda kullanılmıştır.[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ]Yoksa o insanların yaşadıkları hayata tasavvufçularm zühdü olarak bakmak veya böyle adlandırmak mümkün değildir.[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ]










[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ] Mehmet Ali Ayni, a. y. e. 13



[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ] Bakara, 256



[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ] Bır örnek olarak İmam kabbani'nin şu sözlerini göstermek yeterlidir: "Arşın üstünde yükselmek tok oluyor, Bunlardan birinci çıkışta uzun yolculuktan sonra arşın üstüne yükselini e, cennet yukarıdan kuş*bakışı göründü. Bildiklerimden birkaçının cennetteki makamlarını görmek isledim. Dikkat eltim, körün*düler. Makamların sahiplerini de o makamlarda gördüm. Dereceleri, yerleri, şevkleri ve zevkleri başka i-di. Başka bir yükselişle büyüklerimizin ve ehli beyt imamlarının ve hulel'a-i raşidin'in ve Rasulullah haz*retlerinin ve başka peygamberlerin makamları ayrı ayrı göründü. Meleklerin büyüklerinin makamları ar*şın üstünde göründü. Arşın üstünde o kadar yükseldiler ki, yeryüzünden arşa kadar veya biraz daha az, yani Hare Nakşibend hazretlerinin makamına olan uzaklık kadar ilerlettiler. . . " imanı Rabbani, Mektu*ba Tercümesi 1/6-7, Mektup 1, Çev. HLiseyi Hitmi Işık, Sönmez Neşriyal, İstanbul I'id». Birde bu iddialara örnek olması için bazı keramet çeşitlerini belirtmekle yarar vardır, a- Diriyi öldürmek, ölüyü diriltmek.
b- Kabir haline ve ölülerin durumuna vakıf olmak ve aynı zamanda ölülerle konuşabilmek, c- Su üzerinde, yürümek ve havada uçmak,
d- bilmek, görmek ve herkesin kalbindeki sırlar.) vakıf olmak. e- Melekut alemine nüfuz edip tasarruf etmek.
i- Rüzgar estirip esen rüzgarı dindirmek, soğuğu sıcak ve sıcağı soğuk yapmak,
K- Aleşle yanmamak ve öldürücü sebeplerden etkilenmemek. . . " bkz. Molla Cami, Nef.ıh.ıtu'1-Üns nıin H.ıdnraii'l-Kucls, 92, Bedir yayınevi; R. A. Nicholson, islam Sofileri, 119, ter. Komisyon, Küttür Bakanlığı kayınları, Ankara 197», A. Faruk Meyan, Muhammed Bahaeddin Buharı, 124-125, Çile Yayınları, istan-™l 1970, Dr. Masan Küçük, Tarikaller, 130-131, İstanbul 1980; irfan Gündüz, Osmanlılarda Devlet-Tek-^ Münasebetleri, 43-44, Seha Neşriyat, İstanbul 1984. Şia'da imamlara tanınan makamların ve giydirilen 0|a&ani.islü sıfatların tasavvuf mehurlarına giydirilenlerle benzerliği için bkz. Ali Şeriati, Ali Şi.ısı Alevi S> ası, 141-155, ter. Feyzullah Artinli, Yöneliş, İstanbul, 1990. Ayrıca Budistlerde ve İslam'dan önceki Türk-erde bu nevi olağanüstülük iddiaları ve bunların kaynakları için bkz. Ahmet Yaşar Ocak, Türk Halk '"Açlarında ve Edebiyatında Evliya Menkıbeleri, 7-10, Ankara, 1984.



[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ] Ebu'l-Farac: İlin el-Cevzi, Teibisu ibtis, i 69, Daru'l-Külübi'l-ilmiyye, Beyrut.

[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ] Ebu'l-Fariic ibn el-Cevzi, 161.

[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ] Yusuf, 20.

[Linkler için 10 saniyede ücretsiz üyelik... ] İbrahim Sarmış, Tasavvuf ve İslam, Ekin Yayınları: 55-61.
Sponsorlu Bağlantılar
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Etiketler
fikih

Seçenekler
Stil


Tasavvuf ve Fıkıh-Kelam Mezhepleri

Tasavvuf ve Fıkıh-Kelam Mezhepleri konusu, İslam ve insan/Tasavvuf bölümünde tartışılıyor .



Benzer Konular

Konu Kategori
Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan Tasavvuf
Tekke Ve Tasavvuf Halk Edebiyatı Türkçe - Edebiyat
Mezhepler tarihi Tarih - Coğrayfa
Tasavvuf Müziği Nedir T-U-V
Abdestsiz namaz, fıkıhsız tasavvuf... Tasavvuf


Gündemden Başlıklar

Konu Kategori
Evden eve nakliyat Liseler & Üniversiteler
Şehir ve Firma Rehberi Tatil ve Oteller
Tatil ve Oteller Seo

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:25 AM.




Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.2
Tynt Script Sponsored by Information Technology Salary
Bütün Hakları Saklıdır 2005-2011 Rehberim.net