Rehberim

Malatya'nın Tarihçesi

EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM bölümü Yörelerimiz & Memleketimiz / Malatya'nın Tarihçesi konusu gösteriliyor Özet:Malatya'nın Tarihi Tarihçesi Malatya 'nın Tarihi Tarihçesi Medeniyetlerin doğduğu Avrasya'yı bir uçtan öteki uca kat edip Avrupa'nın batısı ile Asya'nın ...


Go Back   Rehberim > EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM > Yörelerimiz & Memleketimiz

Malatya'nın Tarihçesi

Açılış Sayfam Yap Reklam Kayıt ol Konuları Okundu Kabul Et

  Sponsorlu Bağlantılar

Cevapla

Seo Seçenekler Stil
  #1  
Okunmamış 19-08-2007, 09:59 AM
ares44
Arrow Malatya'nın Tarihçesi

Malatya'nın Tarihi Tarihçesi



Malatya
'nın Tarihi Tarihçesi

Medeniyetlerin doğduğu Avrasya'yı bir uçtan öteki uca kat edip Avrupa'nın batısı ile Asya'nın doğusunu birleştiren ve medeniyetlerin yayılma yolunu ifade eden eksen Anadolu dan geçmektedir Avrasyanın bu uzun doğu batı ekseni boyunca toplumlar arası hareketlilik yoğun olarak hep olmuş bu hareketlilik toplumsal rekabet savaş ve göçlere sebep olmanın yanında aynı zamanda da toplumsal ve teknik yeniliklerin bu eksen boyunca yayılmasını sağlamıştır İşte adeta medeniyetleri taşıyan bu eksen Anadolu dan geçerken yoğunlaşarak (ve daralarak) Anadolu yu medeniyetler köprüsü haline getirmektedir. Bu özellik Anadolu ‘yu tarihin ilk çağlarından beri medeniyetler beşiği haline getirmiştir. Bu nedenle Anadolu’nun her taşı tarih kokan bir yer yüzü cennetidir.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de medeniyetleri buluşturan Yurdumuzun önemli kavşak noktalarından birinde de Malatya bulunmaktadır. Bu özelliği Malatya ‘yı tarihin her döneminde önemli kılmış ve dikkatleri hep üzerine çekmiştir.

Malatya eski çağlardan beri Anadolu ve Ortadoğu 'nun geçit veren kavşak noktasındadır. Doğuda en eski ulaşım yolu Malatya­ Sivas üzerinden Erzurum'a oradan da Kafkasya'ya uzanan yoldur. Buna KarasuAras yolu da diyebiliriz. Öte yandan Güneydoğu'ya Malatya ve Diyarbakır üzerinden Mezopotamya'ya uzanan yol önemlidir. Malatya'dan doğuya doğru Murat KarasuVan Gölü diğer tabii bir önemli yoldur. Diğer önemli bir yol ise Güneyden gelip Malatya'da düğümlenen Malat­yaKahramanmaraş arasında Torosların çok kesif göründükleri bir sahada akış yönleri farklı vadilerin takip ettiği tabii bir koridor boyunca uzanmaktadır. Güneyde dağlar arasında açılmış bir başka yol Adıyaman üzerinden Urfa'yı Malatya'ya bağlamaktadır

Belirtilen yollar Malatya'da birleşerek kuzeyde Kafkasya'ya güneyde Çukurova Mezopotamya ve Suriye'ye batıda Ege sahillerine doğuda İran ve uzak doğuya kadar uzanmaktadır. Bu yollar Akad İmparatoru Sargon zamanından beri işlemekteydi. Hititler zamanında da işlemekte olan bu yoldan Hitit Krallarının geçerek Anadolu üzerindeki devletlerle savaştığı bilinmektedir. Hitit Kralı Şuppililiuma 'nın bu yoldan geçerek Aşağı Fırat boylarına indiği dolayısıyla Malatya civarında Fırat Nehrini geçtiği kaynaklarca belgelenmektedir. Bu yolun KayseriKültepe 'den başlayarak Gürün Darende Malatya Samsat üzerinden Urfa'ya vardığı buradan da ikiye ayrılarak Gargamış ve Halep'e diğerinin de Nusaybin üzerinden doğuya Asur ve Babil'e gittiği tahmin edilmektedir. Mezopotamya ile Anadolu arasındaki ticaret ve kültür alışverişinin bu yol üzerinden yapılması Malatya'nın tarihi ve kültürel önemini artırmıştır

Antik çağlarda kullanılan yolların yanında Roma döneminde ticaretle sınırların korunması amacıyla yeni yol yapımına geçilmiştir. Malatya'nın büyük bir askeri merkez olması sebebiyle Romalılar askeri ve ticari amaçla kullanılan yollarını Malatya'dan geçirmişlerdir. Bu durumu yol kenarlarına dikilen mil taşları doğrulamaktadır

Bizans İmparatorluğu Roma yollarını aynı amaçla kullanılmıştır. Araplar Bizans topraklarına yaptıkları akınlardan sonra geri çekilirken Kommagene ile Malatya arasındaki geçitten faydalanmışlardır. Türkler ise Fırat Nehri'ni Malatya yakınlarında aşarak Orta Anadolu'ya ulaşmışlardır.

Tarih Öncesi Dönem
Coğrafi konum itibariyle tabii yol üzerinde olan Malatya ön tarihinin Paleolitik çağa kadar indiği Ansır (buzluk) ve İnderesi mevkiinde bulunan mağaralardan anlaşılmıştır.

1979 yılında başlayan Karakaya Baraj Gölü kurtarma kazıları kapsamındaki İzollu mevkii Cafer Höyükte yapılan kazılarda o yöre insanının Paleolitik mağaralardan çıkıp ilk defa ovada tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları ve yerleşik köy hayatına başladıkları anlaşılmıştır. Cafer Höyük kazılarıyla Malatya ve çevresinin M.Ö. 7000 yılında İskana başladığı anlaşılmaktadır

19791986 yılları arasında kazıları sürdürülen PirotCaferhöyük çalışmaları sonucu dünyanın ilk heykel örneği sayılan beyaz kireçtaşından yapılmış küçük figürler M.Ö. 7000 yılına tarihlenmektedir. Kazı sonrası gün ışığına çıkarılan bu eserler halen Malatya müzesinde sergilenmektedir. Tarih kronolojisi'ni takip ettiğimizde yörenin ana seramiği tek renk olup ateşte az pişirilmiş koyu astarlıdır. Bu seramik yanında ithal malı Halaf tipi seramik örneklerinin Hekimhan Kuyuluk Hinso ve Arguvan Karahöyükte; Hassuna boyalı Seramik örneklerine ise Aslantepe Değirmentepe İsahöyük ve Fırıncıhöyük'te rastlanmaktadır. Aslantepe ve Değirmentepe kazıları bölgedeki yerleşimin M.Ö. 50003000 yılları arasında Kalkolitik çağda devam ettiğini göstermektedir

Değirmentepe ve Aslantepe'de çok sayıda taştan ve pişmiş topraktan damga mühürleri ile pişmemiş toprak mühür baskıları bu yörelerin önemli bir ticaret merkezi olduğunu belgelemektedir. Anadolu ile olduğu gibi Kuzey Mezopotamya ve Suriye ile de Fırat Nehri yolu ile ticaret bu dönemde yapılmıştır

M.Ö. 3000 yılında Malatya yöresinde seramik genellikle elle yapılmış Hamuruna ince kum karıştırılmış siyah astarlıdır. Bu seramik örneklerine; Aslantepe Hasırcı Fırıncıhöyük Karahöyük İsahöyük Morhamam Kösehöyük İmamoğlu Değirmentepe Köşgerbaba ve Pirothöyük'te rastlanmıştır.

Eski tunç II. döneminde M.Ö. 2500 yıllarında başlayan seramik örneklerine yörede yer yer rastlanılmıştır

Eski tunç III. evrelerine ait elle yapılan ateşle pişirilen seramikler Malatya bölgesinde çoğunlukla deve tüyü renkli olup üzerindeki süsler geniş bantlar şeklinde desenlerle kaplıdır. Bu örneklere Aslantepe Değirmentepe Pirothöyük'te rastlanmıştır. Aslantepe kazılarıyla 1992 yılında gün ışığına çıkarılmış ve M.Ö. 3200 yıllarına tarihlenen tapınak bölgenin en önemli dini ve kültür merkezi konumuyla Mezopotamya Kültürü ile çağdaş ve hatta Anadolu'nun ilk tapınak örneklerinden olarak tarih ve arkeolojiye ışık tutmaktadır.

EMEĞE SAYĞI
Sponsorlu Bağlantılar

Konu Twitter tarafından (20-08-2007 Saat 07:38 PM ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Okunmamış 17-11-2007, 09:19 AM
ares44
Standart Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

Malatya Malatya Bulunmaz Eşin
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Okunmamış 11-01-2008, 03:55 PM
ares44
Standart Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

malatyaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Okunmamış 31-01-2008, 10:59 PM
coffee
Standart Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

MALATYA' lıyım ulennnnnnnnnnnnnnnn varmı ötesi ALLAH dan başka korkumuz yoq
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Okunmamış 02-02-2008, 03:04 PM
L_Ersin
Standart Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

selam arakdaşlar ben malatya ili hekimhan ilçeşindenim selam topraklarıma ama şuan hatay iskenderunda yaşamaktayız yazları gidiyoruz köye malatyanın hekimhan ilçesinin bir köylüsüyüz.
bir makale okudum onu sizlerle paylaşayım dedim.

'Etek Sarı, Sen Etekten Sarısın..'

Âşık Vahap Alkan

Âşık Vahap Alkan, 1937 yılında Hekimhan ilçesine bağlı Başkavak köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okudu. On yaşlarında bağlama ile tanıştı. Komşu köy Ballıkayalı Kör Mustafa lakabıyla anılan Mustafa Kocaman’dan ve diğer dede-âşıklardan saz çalmasını öğrenen Mustafa ve Murtaza Takmaz adlı köylülerinin çevresinde toplanan gençlerden birisi olarak bağlama çalmayı geliştirdi. 18-20 yaşlarında çalıp çağırmaya başladı.

Hem yaşadığı, hem de çevresel olaylardan esinlenerek-etkilenerek yazdığı şiirlerinde hasret, gurbet, sıla, mahpusluk, özlem, sevda, Almanya gibi konuları işledi, birçoğunu seslendirdi. Hem kendi yapıtlarını hem de Hekimhan, Arguvan, Çamşıhı türkülerini-deyişlerini seslendirdi. 1968, 1969 yıllarında iki plak doldurdu. Köyünde çiftçilikle uğraşırken 1973 yılının Ocak ayında Almanya'ya işçi olarak gitti. 1974'te izine döndüğünde Malatya'da Umut Plak'ta ilk ve tek kasetini doldurdu. 1973 - 1980 yılları arasında Âşık Yoksuli, Muhlis Akarsu, Âşık Mahzuni gibi ozanlarla Almanya konserlerine katıldı. Âşık Yoksuli ile yakın dostluğu oldu. Halen Almanya’da yaşamaktadır.

Türkülerinin büyük bölümü oğlu Behlül Alkan tarafından kasete okundu. "Etek sarı sen etekten sarısın"," Hangi gün gözyaşı yiyem?", "Seher yeli selam söyle yârime" ve daha birçok türküsü yaygınlaştı, başkaları tarafından da okundu. Bazıları onun yapıtlarını anonimmiş ya da kendi yapıtlarıymış gibi okudular. Oğlu Behlül Alkan da dâhil olmak üzere onun adından söz eden olmadı. 1

“Etek Sarı Sen Etekten Sarısın"

Aşığımız, hercai gönüllüdür. Bir gün genç bir kadın görür ve ondan etkilenir. Duygu, düşünce ve hayalleri türküye dökerek dile getirir.

Etek sarı sen etekten sarısın

Kurban olam Beydağı’nın karısın

Sordum o güzele kimin yarısın

Ben sormadan dolu gibi döküyü



Bir gömlek almıştım hasa bezinden

Âlem düşman oldu senin yüzünden

Git sevdiğim sağlığınan gelirsem

Yar kör olam öpeceğim gözünden



Bir gömlek almıştım kolu düğmeli

İnsan sevdiğine boyun eğmeli

Sevince de deste başı sevmeli

Kurban olam Arguvan’lı geline



Sallanarak gelin indi pınara

Lütfeyle ki gelin atım sulana

Seni benden beni senden eyleyen

Ölmeye de mezar mezar dolana


Aşığa göre, gelinin tülbendinin altından çıkan ve savrulan saçları, giydiği eteğin rengi de sarı; teni, Beydağı’nın karı gibi beyazdır. O bir “deste başı”dır. Yiğit severse, “deste başı” sevmeli!

Hasa bezinden, kolları düğmeli gömleğini onun için giyer, atıyla onu görmek için pınarın başına gider. Gelin onunla konuşmaz, gözlerinden de dolu gibi yaş döker.

Sever, ama kavuşamaz… Arada engeller vardır. O, başkasının yâridir. “Seni benden beni senden ayıran-Ölmeye de mezar mezar dolana” diye beddua eder. 2


* * *

Yazıyı Rezzan Hanıma faksla gönderdim. Yaz geldi, Beydağının karı eridi, Ceylan gelmedi!

* * *

Hemen geriye dönerek Ceylan’ın türküyü kimden aldığına bakalım…

Âşık Vahap Alkan’dan sonra Teslim Budak ve Hasan Durak da okudular. Türkü Ceylan, İbrahim Tatlıses ve Gönül Yarası filminde Meltem Cumbul, Yadigâr Altay, Celal Özer, Azer Bülbül ve daha birçok sanatçı tarafından okunmuştur.

Müziğindeki bazı düzenlemelerin türküye yeni bir tat katmasına karşın sözlerinin ve ezginin değiştirilmesi-başka bir ağızla okunması bir o kadar tatsız bir durum ortaya çıkarmış; türkü arabeskleşmiş ve ağız özelliğini yitirmiştir.

Türkümüzün ilk dörtlüğünü bir kez daha birlikte okuyalım:

Etek sarı sen etekten sarısın

Kurban olam Beydağı’nın karısın

Sordum o güzele kimin yarısın

Ben sormadan dolu gibi döküyü

Bazı sanatçıların üçüncü dizeyi “Sordum sual ettim kimin yârisin” ya da “Sordum soruşturdum kimin yârisin” biçiminde değiştirerek okuduğundan çok, ezginini değiştirilmesi ve ağız yapısının bozulması üzerinde durmak istiyorum.

Okuyuşlarda bir koşutluk var ve dize sonlarındaki sahiplik (iyelik) eklerinin değiştirildiğini görüyoruz.

sarısın > sarısan

karısın > karısan

yarısın > yarısan

döküyü > dökiyi

Günlük yaşamda Arguvan’da bu ağza rastlayamazsınız. Kaldı ki, türkülerde… Azeri-Türkmence lehçesinin etkili olduğu bazı bölgelerimizin söyleyiş özelliğini getirip Arguvan’a yamarsanız olacağı bu!

45 yıldan beri yöre kültürünün farkındayım, 25 yıldan buyana da derleme ve araştırma çalışmaları yapıyorum. 1989 yılından buyana ise düzenli bir biçimde Arguvan türküleri ile ilgileniyorum. Arguvan yöresinde böyle bir söyleyiş biçimi yok!

Ağızlar; halk müziğinde yöreyi-yerelliği belirleyici, zenginlik kazandırıcı, beğeniyi yönlendirici-netleştirici-tekdüzelikten kurtarıcı özellikler taşıyan söyleyiş-okuyuş-çalış biçimleridir. Geleneksel halk türkülerimizi okuyanlar-okuyacak olanlar yerel dil-ağız bilgisine sahip olmalı, bunun için de alan araştırması yapmalı. Bunlar yapılmadıkça yanlış üstüne yanlış yapılacağı gibi, türkülerimizin öz ve duygudan yoksun bir biçime getirilmiş olarak gelecek kuşaklara aktarılacağı bir gerçektir. 3

Türkülerimizin özünü, özgünlüğünü bozmayalım.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Okunmamış 05-03-2008, 10:46 PM
hüzün
Standart Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

Merhaba. Bu alana gireyim bakayım bir Malatya'yı yazmışlar mı dedim? Varmış memleketim , güzel paylaşım olmuş, emeğinize sağlık...

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Okunmamış 19-05-2008, 11:58 PM
sessiz_kaptan
Standart Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

benimde doğum yerim orda yaşamasamda
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Okunmamış 21-05-2008, 04:57 PM
ares44
Standart Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

Güzel Malatyamızın Bir Eksiği Var Oda Malatyasporumuzun Süper Ligde Olmaması Ama Inş Seneye Yine Kaplan Kükreyeecek.

Doğunun Parisi Malatyaaa

Konu Raskolnikov tarafından (22-05-2008 Saat 11:27 PM ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Okunmamış 13-08-2008, 02:51 PM
GaNGsTer
Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

Büyük bir bölümü Doğu Anadolu Bölgesi’nde, küçük bir bölümü de Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Malatya, doğuda Elazığ ve Diyarbakır, güneyde Adıyaman, batıda Kahramanmaraş, kuzeyde Sivas ve Erzincan illeri ile çevrilidir. Malatya, Yukarı Fırat Havzasında; Adıyaman, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş ve Van çöküntü alanının güneybatı ucunda yer almaktadır. Malatya, Sultansuyu ve Sürgü çayı vadileri ile Akdeniz’e, Tohma vadisi ile İç Anadolu’ya, Fırat vadisi ile de Doğu Anadolu’ya açılarak bu bölgeler arasında bir geçiş alanı oluşturmuştur.

Malatya il alanı, Alp kıvrımlaşması sonrasında şekillenmiştir. III. Jeolojik zamanın sonu ile IV. zamanın başlarında ortaya çıkan tektonik hareketler sırasındaki kırılma ve kıvrılmalarla arazi bazı yerlerde yükselmiş, bazı yerlerde de çökmüştür. İl alanında çok şiddetli aşınmalar olmuş, çöküntü alanları alüvyonlarla dolmuştur. Başta Malatya ovası olmak üzere ilin diğer ovaları bu gelişmelerle ortaya çıkmıştır.

Malatya’nın kuzey, batı ve güneyi dağlık olup, orta ve doğu kesimleri düzlüklerden oluşmaktadır. Büyük bölümü Sivas il alanında bulunan Yama Dağı ve uzantıları volkanik bir oluşum olup, batıda Kuruçay vadisine, güneydoğuda Fırat vadisine kadar uzanır. İlin kuzeyinde Yama Dağı ile bunun güney uzantısı olan Ayran Dağı ve Göl Dağı bulunmaktadır. Kuzeybatıda Leylek Dağı (2.052 m.), batıda Akçababaçalı Tepesi’nde 2.164 m.ye yükselen Akçababa Dağı yer alır. Tohma vadisi ile Kuruçay vadisi arasında yer alan Akçababa Dağları, Nurhak dağlarının kuzeydoğudaki uzantılarıdır. Akçababa dağları, kuzeybatı yönünde yayılarak geniş bir alanı kaplar. Malatya’nın güneybatı, güney ve güneydoğusu boydan boya Güneydoğu Toroslara bağlanan dağlarla çevrilmiştir. Güneydoğu Torosları’mn kuzeye açılan kolunu oluşturan, Vadiye paralel olarak kuzeydoğu yönünde uzanan Nurhak Dağı’nın kuzeydoğu uzantıları ilin güneybatısını engebelendirir. Nurhak dağlan üzerindeki en önemli yükseltiler; Derbent dağı (2.428 m.) Kepez dağı (2.140 m.) ve Kuşkaya Tepesi (1.922 m.), Akçadağ (2.013 m.)’dır. İlin güneyinde ise Malatya Dağları yer almakta olup, Bozdağ (2.581 m.), Beydağ (2.545 m.), Becbel Tepe (2.544 m.), Kelle Tepe (1.250 m.), Gayrık Tepe (2.306 m.) belli başlı yükseltileridir.

Malatya ilinde platolar çok geniş yer tutar. Genellikle kalker yapılı dağ kütleleri, hızla aşınarak orta ve yüksek platolara da dönüşmüştür. Volkanik hareketler sonucu çıkan lavlar dalgalı yapıyı düzleştirerek geniş düzlüklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Malatya’daki en önemli platolar ilin kuzey, güney ve batısındaki dağlar üzerinde yer almaktadır. Bu platolar su kaynakları yönünden de oldukça zengin olup, derin vadilerle yarılmıştır.

Malatya’nın yapısında vadilerin büyük önemi vardır. İl topraklarındaki bütün vadiler Fırat ana vadisine açılarak geniş bir yan vadiler grubunu oluşturmaktadır. Daha sonra bunlar genişleyerek ilin önemli ovalarını oluşturur. Ancak bu vadilerin büyük bölümü Karakaya Baraj Gölü’nün suları altında kalmıştır. Türkiye’nin en önemli vadilerinden bir olan Fırat Vadisi oldukça derin ve sarptır. Bunun yanı sıra Tohma, Kuruçay vadileri ile Yazıhan Düzü ve Çapıtlı Yazısı ilin diğer önemli vadileridir.

İlin orta ve doğu kesimleri ise, Malatya Ovasını oluşturmaktadır. Batı-doğu yönünde uzanan Malatya Ovası bir çöküntü alanı olup, akarsuların taşıdığı alüvyonlardan oluşmuştur. Doğanşehir, İzollu, Mığdı, Sürgü, Akçadağ, Yazıhan, Mandara, Çaplı, Distrik ve Erkenek ovaları Malatya’nın diğer belli başlı ovalarıdır.

Türkiye’nin en büyük su havzası olan Fırat Havzasının(127.000 km2) su kaynakları, Fırat Nehri, Tohma Suyu, Kuruçay ve Sürgü Çayı’dır. Keban Barajı’ndan çıkan Fırat Nehri, Malatya’nın Elazığ ile sınırını oluşturacak şekilde güneybatıdan güneydoğuya doğru genişçe bir yay çizerek akar. Önce Kuruçay’ı sonra Tohma suyunu alarak akan Fırat, zaman zaman kollara ayrılarak adacıklar oluştururdu. Bu alan günümüzde Karakaya Baraj Gölü sahası içinde kalmıştır. Fırat nehri, Kömürhan mevkiinde Doğu Anadolu’nun en uzun ve en derin boğazlarından biri olan Kömürhan boğazına girerek akmasına devam edip, boğazdan sonra Malatya-Diyarbakır sınırını oluşturmaktadır.

İl topraklarını dağlardan kaynaklanan akarsular sulamaktadır. Söğütlü Çayı, Morhamam Çayı, Kuruçay, Tohma Suyu, Sultan Suyu, Sürgü Suyu, Beylerderesi, Mamihan Çayı ve Şiro Çayı ilin başlıca akarsularıdır. Malatya’da önemli bir tabii göl yoktur. Yalnızca dağlık kesimlerden akan suların kaynak alanlarında ve düşük yükseltiri plato basamaklarında yüzeye çıkan suların oluşturduğu küçük göller vardır. Bunlar dışında sulama amaçlı göletler bulunmaktadır. Malatya’da Sürgü, Medik, Polat ve Sultansuyu barajları olmak üzere dört tane barajı bulunmaktadır. Polat ve Sultansuyu barajları sulama amaçlı, Medik Barajı Sulama ve elektrik enerjisi sağlamak ve Sürgü Barajı da Sulama ve Taşkın koruma amaçlı olarak yapılmıştır. İlin Yüzölçümü 12.313 km2 olup, toplam nüfusu 853.658’dir.

Malatya toprakları önemli bitki örtüsünden yoksundur. Eskiden il alanının önemli bir bölümü ormanlarla kaplı iken, bu örtü zamanla yok olmuştur. Doğal şartlar ormanların kendi kendisini yenilemesini büyük ölçüde güçleştirdiğinden yer yer bozkırlar ortaya çıkmıştır.
îl arazisinin 367.253 hektarı (% 30)’u ormanlık ve fundalıklarla, 125.156 hektarı (% 10)’u ise çayır ve meralarla kaplıdır. Malatya dağları üzerinde yer alan platolar ile Malatya ovasına yakın kesimlerde yer alan yarı ova nitelikli düzlükler, zengin çayır otları ile kaplıdır. İl alanının güneybatısını kuşatan dağlar ve platolarda doğal bitki örtüsü hemen hemen ortadan kalmıştır. Daha çok meşelerden oluşan bozuk nitelikle orman kalıntılarından başka canlı örtüye rastlanamaz.

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, dokumcaılık ve sanayie dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında kayısı olmak üzere, buğday, arpa, şeker pancarı, patates, nohut, soğan, mısır, üzüm, kavun, karpuz, starking elması, domates, fasulye, armut, zerdali ve duttur. Dünya kuru kayısı piyasasının %90’ı Türkiye’ye aittir. Bunun da %70’i Malatya’dan karşılanmaktadır. Kayısıdan sonra gelen en önemli ürün Malatya armududur.

Hayvancılıkta sığır, koyun ve kıl keçisi besiciliğinin yanında arıcılık da yapılmaktadır. Sultansuyu harasında at yetiştirilmektedir. Tavukçuluk da halkın önemli geçim kaynaklarından biridir.

Malatya'da geleneksel dokumacılık, özellikle Manusa dokumacılığı, Bervanik baskıcılığı, el dokuması çorap ve eldivenler, düz dokumalar, Dirican, Sinan, Sandıklı, Yedidağ kilimleri ve çuvallar, perdeler ekonomiye katkısı olan el sanatları arasındadır.

Kalkınmada öncelikli iller kapsamında olan Malatya, Doğu Anadolu Bölgesi’nin sanayide en gelişmiş illerindendir. Malatya Pamuklu Sanayii Müessesesi, Tekel Sigara fabrikası, Türkiye Şeker fabrikaları, Et Balık Kurumu, Hekimhan Demir ve Çelik İşletmeleri ildeki resmi sanayi kurumlarıdır. Ayrıca ilde özel sektöre ait un, kayısı işleme, süt ürünleri, yem, meyve suyu, dokuma, giyim, iplik, tuğla, kiremit, akü, kâğıt, orman ürünleri ve boya fabrikaları da bulunmaktadır.

Malatya yer altı kaynakları bakımından da oldukça zengindir. Merkez ilçede tuğla-kiremit hammaddesi, Doğanşehir’de boksit, Darende’de kurşun-çinko, çimento hammaddesi, vermikülit, Hekimhan’da demir, dolomit, kireçtaşı, Hasançelebi’de demir, Pötürge’de demir ve pirofillit, Yeşilyurt’ta asbest yatakları bulunmaktadır.

Malatya ve yöresinde XX.yüzyılın ikinci yarısında başlayan kazılar ilk yerleşimin Paleolitik Çağa (MÖ. 5500-3500) kadar indiğini göstermiştir. Tarihi çağlar boyunca yöre, eski ticaret yollarının üzerinde bulunuşundan ötürü önemini korumuş, bu nedenle de sürekli yerleşime sahne olmuştur. Malatya’da Ansır (Buzluk) ve İnderesi mevkiinde bulunan mağaralarda Paleolitik Çağa ait buluntularla karşılaşılması bu iddiayı kuvvetlendirmiştir. Ayrıca 1979 yılında başlayan Karakaya Baraj Gölü kurtarma kazıları kapsamında, Cafer Höyükte yapılan kazılarda, o yörede yaşayan insanların Paleolitik Çağda ilk kez mağaralardan çıkarak ovalara inerek yerleşik köy yaşamına başladıkları da anlaşılmıştır.Bunun sonucu olarak, Cafer Höyük kazıları Malatya ve çevresinin M.Ö. 7000 yılında köy yaşantısının izlerini ortaya koymuştur.

Anadolu’nun önemli bir kültürünü oluşturan Hititler döneminde de Aslantepe yörenin merkezi konumunda idi. Geç Hitit dönemi şehir devletlerinden biri olan Malatya’nın tarihi Hitit kitabelerinden öğrenilmiştir. Bunun ardından Asur krallarının yıllıklarında ve Urartu kitabelerinde de bu konu daha açıklık kazanmıştır. Günümüze ulaşan Asur belgelerinde Malatya’nın ismi Milid, Melid, Milidia, Meliddu şeklinde geçmektedir. Urartu ve Hitit kaynaklarında Melitea, Hitit tabletlerinde de geniş biçimde yer almıştır. Bunun yanı sıra Urartu krallarından lspuinis (M.Ö. 824816) ile oğlu Menuas (M.Ö. 816-807) zamanlarına ait Palu kaya kitabelerinde, yörenin tarihine ışık tutacak bilgiler bulunmaktadır. Buradan Urartuların Milid Kralı Sulumeli’yi mağlup ettikleri, Malatya Kralı’nın da bu yeni egemenliği kolayca kabul etmediği öğrenilmiştir. Nitekim bu kitabelerde, I. Argistis (M.Ö. 789-766) “Tanrı Haldi’nin sayesinde Hatti memleketlerine karşı sefer ettiğini ve Tuwate’nin oğlunun memleketini Melitea (Malatya)’yı zaptettiği” ve Malatya krallarının kısa bir süre sonra Urartulara karşı yeniden ayaklandıkları, III. Sarduri’nin (M.Ö. 765-733) Melitea Kralı Sahu oğlu Hilaruwata’yı mağlup ederek, şehri yağmaladığı yazılıdır.

M.Ö. 1750 yıllarında Kuşsara Kralı Anitta, Anadolu’yu tek bir yönetim altında toplayarak siyasi birliği sağlamıştır. Bu dönemde Malatya’nın, büyük bir olasılıkla, siyasi birliğe katıldığı sanılmaktadır. I. Hattuşilis, Kuzey Suriye yolunu emniyet altına almış, yerine geçen oğlu I. Murşilis ise Anadolu birliğini Halep ve Babil seferlerinden sonra sağlamış. Malatya’ nın bu krallar döneminde kuzey Suriye ile Anadolu arasında önemli yol kavşağında olması nedeniyle Hitit birliğine girdiği ve bir Hitit şehri olduğu sanılmaktadır. I. Mursilis, babası I. Hattusilis ’in gösterdiği, çıkarlarının güneyde olduğu fikri üzerine hareket edip, Halep ve Bağdat’ı fethederek “Büyük Kral” unvanını aldığı Akad metinlerinde görülmektedir. Hitit Krallarından Ammunas ile Huzziyas’tan dönemlerinde M.Ö.XV. yüzyılda yer yer görülen isyanlar sonunda Hitit Birliğinin kuzey Suriye’deki egemenliği Mitanni Krallığının eline geçmiştir. Böylece, Malatya da bu dönemde Mitanni egemenliği altına girmiştir. Hitit Kralı Şuppiluliuma, M.Ö. 1450 yıllarında Fırat Nehrini geçerek bölgede yer alan Mitanni egemenliğine son vererek Malatya’yı yeniden Hitit İmparatorluğuna kazandırmıştır. II. Mursilis, Muvatalli ve III. Hattusilis dönemlerinde Malatya, Hitit Merkezine bağlı kalmıştır.

M.Ö. 1000 yıllarında Malatya, Kargamış Krallığı’na bağlı olarak varlığını sürdürmüştür. Gürün yakınlarında bulunan bir kitabeye göre “Sasa” isimli biri Malatya Kralı olarak bilinmektedir. Asur Kralı II. Adad Nirari (M.Ö. 911-891) Kargamış’ı egemenliği altına alarak, Kargamış’ın Malatya üzerindeki hakimiyeti son bulmuştur. Yöredeki Urartu egemenliği, Asur kralı III. Tiglat Psaser’in tahta çakışına kadar devam etmiş ve Malatya, M.Ö. 733’de yeniden Asur Krallığına haraç veren beylikler arasına girmiştir. M.Ö. 722 yılında Malatya Kralı Funzianu, Asur Kralı II. Sargon’a esir düşmüştür. Bu tarihte Asur Kralının Malatya’yı egemenliği altına aldığı, bir isyan sonunda M.Ö. 713 yılında Malatya Kralı Tarhunaz’ı esir ettiği anlaşılmaktadır. Kral Tarhunaz’ı halkı ile birlikte Asur’a, Basra’ya sürgün ettiği, Basra halkından bir kısmını da Malatya’ya getirerek yerleştirdiği bilinmektedir. Malatya’ya Asurlu bir kral atadığını ve emrine 150 savaş arabası, 1500 atlı, 20.000 yaya, 10.000 kalkan ve mızrak taşıyıcıları verdiğini II. Sargon’un kitabelerinden öğrenilmektedir. Asur Kralı Sanherib (M.Ö. 705-681) döneminde Asur egemenliğinde olan Malatya’da, Asar Haddon (M.Ö. 681-669) zamanında Asur egemenliği sona ermiş, bunun yerini bölgede Med ve Persler almıştır.

Perslerin Anadolu egemenliği Büyük İskender’e kadar sürmüştür. Makedonya Kralı Büyük İskender Perslerin kurmuş olduğu idari sistemi bozmamış, bölgeye atadığı komutanları ile Helenistik kültürünün Anadolu’ya yayılmasını sağlamıştır. Bundan sonra Malatya, tamamen Helen kültürünün etkisi altında kalmıştır. İskender’in M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra bu büyük İmparatorluk, onun komutanları ve Satrapları arasında bölüşülmeye başlandı. Malatya bölgesine ilk önce, İskender’in Kapadokya Satrabı Eumenes’in egemenliğine girmiştir. Eumenes’in M.Ö. 315’de komutan Antiogonos’a yenilmesi üzerine bu kez yöre Antiogonosların egemenliğine girmiştir. Böylece, M.Ö . 312’de Seleukos devletinin temelleri atılmıştır. Seleukosların Malatya’yı da içerisine alan topraklarda yeni bir krallık kurması, Lisimaukhos’u M.Ö. 281 ’de yenilgiye uğratmasından sonra gerçekleşmiştir. Seleukosların Malatya’da egemenlikleri yalnızca bir yıl sürmüş, yöre halkının isyanı sonucu Seleukoslar Malatya’yı terk etmek zorunda kalmışlardır. Bundan sonra yöre Kapadokya Krallığı’nın egemenliğine geçmiştir. Ne var ki Kapadokya Krallığı, bir süre sonra “Sofen Presleri” diye anılan ve Harput yöresinde bağımsızlığını ilan eden prenslere boyun eğmiş ve Malatya yöresinin yönetimini bırakmak zorunda kalmıştır. M.Ö. 212’de bölgedeki yönetim, tekrar Seleukosların eline geçmiştir. Bu yönetimden de memnun olmayan yöre haklı, kuzeyde bulunan Pontus Kralı Farmekes’in koruması altına sığınmıştır (M.Ö. 170).

Malatya yöresi uzun süre Pontus Krallığına bağlı olarak kalmıştır. Pontus Kralı Mitridates Evpator’un (M.Ö. 120-63), Pompeius komutasındaki Roma ordusuna yenilmesinden sonra bölge, merkezi Kelkit Irmağı kıyısındaki Kabira olan Roma eyaletinin sınırları içerisine alınmıştır (M.Ö. 66). Roma döneminde eski kavşak yollarından ötürü, Roma ordularının uğrak yeri haline gelen Malatya; kuzeyi güneye, doğuyu batıya bağlayan bir düğüm noktası konumundaydı. Ayrıca Fırat nehrinin doğu ile batıyı birbirinden ayırması, buranın önemini daha da artırmıştır. Bu bölgeye Romalılar iki Legionu (lejyon) yerleştirmişlerdir. Bu lejyonlardan biri Melitene’ye (Malatya) gönderilerek görevlendirilen lejyon XII. Fulminita’dır. Diğeri ise Samosata (Samsat-Adıyaman) gönderilen lejyon XVI. Flavia’dır. Roma’nın .30 lejyonundan ikisini Fırat kıyısına yerleştirmesi bölgenin önemini gözler önüne sermektedir. Melitene’de yerleştirilen 12. lejyon doğudaki Roma’nın en önemli askeri bir üssü olmuştur. Bu lejyonlar bölgede asayişi sağlayarak, Karadeniz’den Zeugma’ya kadar uzanan doğu sınırlarının ileri karakolu olmuştur. Romalıların 12. Lejyonu buraya yerleştirmelerinin nedeni; önemli bir yol kavşağında olmasının yanı sıra Fırat’ın burada geçit vermesi, su kaynaklarının ve yiyecek depolarının bol olmasıdır. 12. lejyonun Malatya’da yerleştirilmesi ile Aslantepe’deki şehrin yeri değiştirilmiş, şehrin etrafı surlarla çevrilmiştir. Şehir surları (M.S. 98 -117) Traianus döneminde yapılmıştır.

Traianus zamanında, Melitene (Malatya), Part’lara karşı önemli bir sınır üssü olmuş, askeri yolların bir geçit noktası haline gelmiştir. Romalılar döneminde sınır şehri olma özelliğini taşıyan Melitene ’ye komşu devletler tarafından sürekli saldırıya uğramıştır. Savaşlar nedeniyle zarar gören şehir surları, İmparator Constantinus (M.S. 363) zamanında onarılarak genişletilmiştir. Bütün Roma’da olduğu gibi, Melitene’de (Malatya) de isyanlar artmış, şehir sürekli el değiştirmiştir. Daha sonra Pers Kralı Sapor’u Bizans İmparatoru Valens yenerek bölgede Roma egemenliğini yeniden sağlamıştır. Romalılar tarafından askeri bir karargâh olarak kullanılan Malatya’da o döneme ait eserler tahrip olduğundan günümüze ulaşamamıştır. Ulaşabilen kültürel buluntular ve kalıntılar Malatya müzesinde sergilenmektedir.

Roma İmparatorluğu’nun M.S.395’te Arcadius ve Honorius arasında bölünmesinden sonra Anadolu Arcadius’a düşmüştür. Malatya, İmparatorluğun ikiye bölünmesinden sonra Doğu Roma (Bizans) imparatorluğu içinde kalmıştır. Bizanslılar, Malatya’yı Sasanilere karşı bir hudut şehri olarak kullanmışlardır. 575 yılında Sasanilerle Bizanslılar arasında büyük bir meydan savaşı olmuş, Sasani imparatoru 1. Hüsrev yenilgiyi hazmedemeyerek intikam amacı ile şehri yakıp yıkmıştır. Bizans ve Araplar arasında paylaşılamayan bir merkez konumunda olan Malatya, VII. yüzyıldan itibaren sürekli Arap akınlarına uğramıştır. 1993 yılında Battalgazi ilçesinde Belediye Hamam inşaatı hafriyatı sırasında ele geçen VII. Mikhael Dukas (1071-1078) dönemine tarihlenen altın sikkeler, Bizans döneminin bu tarihte Malatya’da son bulduğunu işaret etmektedir.

VII.-X. Yüzyıllar arasında Araplar ile Bizanslılar arasında bir çok kez el değiştiren yöre, 1101’de Danişmendlilerin, 1105’te de Anadolu Selçuklularının eline geçmiştir. Yıldırım Beyazıt 1399’da Malatya’yı ele geçirmişse de Ankara Savaşı’nda (1402) Timur’un ordusu tarafından şehir yağmalanmıştır. Sonraki yıllarda Osmanlılarla Memlüklular arasında çekişmeye neden olan Malatya, daha sonra Dulkadiroğulları’nın yönetimine geçmiştir. Yavuz Sultan Selim 1515’te Malatya’yı kesin olarak Osmanlı topraklarına katmıştır. Zulkadriye eyaletine bağlı Malatya sancağının merkezi konumuna getirmiştir.

1577 yılında Suriye’de, Şam Diyade adlı Türkmen aşiretinden Şah İsmail olduğunu iddia eden bir kişi ayaklanmıştır. Malatya yöresindeki Türkmenlerin de ona katılmasıyla asiler, Kırşehir yöresine kadar ilerlemişlerdir. Osmanlı Devleti bu ayaklanmayı güçlükle bastırdı. 1582 yılından sonra İran’la yapılan savaşlar Anadolu’da karışıklıkları daha da arttırdı. Malatya ve Sivas yöresinde ayaklanan Kiziroğlu Mustafa buraları haraca bağlamış, Onun ölümünden sonra adamları, Malatya’dan Niğde’ye kadar yayılarak ayaklanmalarını sürdürmüşlerdir.
1596 yılında Kiziroğlu Mustafa’nın adamlarından Kelp İlyasoğlu Ali, ve ünlü asilerden Karayazıcı’nın merkezi yönetimle olan çatışmaları, Malatya yöresine büyük zararlar vermiştir. Osmanlılar bu isyanları bastırdıktan sonra Malatya’da yer yer ayaklanmalar olmuşsa da bunu izleyen yıllarda Osmanlı egemenliği sürmüş, halk huzurlu bir yaşam sürmüştür.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1839’da Osmanlı ordusu ile çarpışmaya giderken burada konaklamış, askerlerini Malatya’daki evlere yerleştirmiş, bunun üzerine halk bir sayfiye yeri olan Aspuzu’ya göç etmiştir. Askerlerin buradan ayrılmasından sonra harap olan eski evlerine dönmeyerek Aspuzu’nun olduğu yerde bugünkü Malatya kentini kurmuşlardır. Malatya’dan geçen İngiliz gezgin, W. F. Ainsworth, askerlerin ayrıldığı kentte, yıkık 500 ev bulunduğunu yazmaktadır. Charles Texier de, kervansarayların ıssız, evlerin perişan olduğunu belirttikten sonra Eski Malatya’nın yakında kent olmaktan çıkacağını belirtmektedir. Yeni Malatya’nın kurulduğu Asbuzu yöresi, sulu bahçeler ve bağlardan oluşmakta, ayrıca bağ ve çevrelerinde ufak yerleşim yerleri de bulunmaktaydı. Zamanla dış mahalleler Asbuzu ile birleşmiştir. Malatya XIX. yüzyıl boyunca küçük bir kent olarak kalmış, asıl gelişmesi Cumhuriyet döneminde olmuştur.

Osmanlı döneminde, Malatya yöresi Maraş eyaletine bağlı bir sancak idi. 1831 yılında yapılan idari değişiklikle, Malatya sancağı, Maraş eyaleti sınırları içinde yer almakta idi. 1847 yılında Harput eyaletine bağlanmış, 1867 yılında kazaya dönüşerek, Diyarbakır vilayetinin Mamuret-ül Aziz sancağına bağlanmıştır. Osmanlı döneminin son yıllarında müstakil Mutasarrıflık olan Malatya Cumhuriyetin ilanından sonra 1924’de il konumunu sürdürmüştür.

Malatya’da günümüze gelebilen eserler arasında; Malatya’ya 4 km. uzaklıkta Orduzu Mevkiinde Aslantepe Höyüğü, Eşref Höyük, Merkez Samanköy’de Samanköy Höyük, Kaletepe Höyük, Karahöyük, Kuruçay Höyük, Fethiye Höyük, Malatya-Elazığ karayolu üzerinde Furuncu Höyük, İsahöyük, Morhamam (Uzunoğlan) Höyüğü, Orduzu Pınarbaşı Gölet kenarında Maltepe Höyüğü, Güzelyurt Höyük, Ören Höyük, Arga Tepesi, İkinciler Höyük, Akçadağ’da Kaya Mağaraları ve Kaya Kabartmaları, Rom Dönemi sur kalıntıları , Darende’de Merkez Tümülüsü, Taşhoron Kilisesi (XVIII.yüzyıl), Venk Kilisesi (XIX.yüzyıl), Zengibar Kalesi, Eski Arapgir Kalesi, Eski Arapgir Kale Köprüsü, Yeni Cami (1912-1913), Yususf Ziya Paşa Camisi (1792), Çarşı Camisi (XVII.yüzyıl), Hal Fetih Minaresi (XIII.yüzyıl), Melik Sunullah Camisi (1393-1394), Emir Ömer Mescidi (1563-1564), Ak Minare Camisi (1575), Köprülü Mehmet Paşa Camisi (1660), Sütlü Minare Camisi (XVII.yüzyıl), Abdülselam Camisi (1566-1567), Malatya Ulu Camisi (1224), Karahan Camisi (1589), Cafer Paşa Camisi (1683), Arapgir Yeni Cami (1515), Gümrükçü Osman Paşa Camisi (1787), Molla Eyüp Mescidi (XVIII.yüzyıl), Namazgâh (1243), Şahabiye-i Kübra Medresesi (XIV.yüzyıl), İriağaç Köy Camisi, Somuncubaba Cami minaresi, Mir-i Liva Ahmet Paşa Camisi (XVIII.yüzyıl), Arapgir Ulu Cami (XIV.yüzyıl), Bedesten ,Silahtar Mustafa Paşa Hanı, Kanlı Kümbet (XV.yüzyıl), Kırkgöz Köprüsü, Sitti Zeynep Kümbeti (XIII.yüzyıl), Nefise Hatun Kümbeti (XVI.yüzyıl), Kabak Abdal Türbesi (1844), Taşhan (1218), Köprülü Mehmet Paşa Hamamı (XVII.yüzyıl), Darende’de Kavlak, Taş ve Nadir köprüleri, Hasan Paşa Hamamı, Çarşı Hamamı, Elmasık Hamamı, Osman Paşa Hamamı (XIX.yüzyıl) bulunmaktadır. Ayrıca ilde, Atatürk Anıtı, İnönü Anıtı, Askeri Şehitlik ve Türk sivil mimari örneklerinden evler bulunmaktadır.

Orduzu Pınarbaşı, Horata, Gündüzbey, İnekpınarı, İspendere İçmesi, Sultansuyu Harası, Sürgü Takas, Balaban İçmecesi, Günpınar Çağlayanı ilin önemli mesire yerleridir.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Okunmamış 13-08-2008, 02:53 PM
GaNGsTer
Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

Malatya Gezgin Gözüyle

Eski Malatya Kalesi: Eski Malatya'da olup geniş bir alanı kaplar. Yapımına Roma İmparatoru I. Titus zamanında başlanmıştır. Daha sonra Bizans İmparatoru Justinianus (522-565) zamanında son halini almıştır.
Eski Arapgir Kalesi: Sert kayalar üzerine inşa edilmiş kalenin temel kısımları blok taştan diğer kısımları ise kesme taştan yapılmıştır. Anadolu Selçuklular Dönemi eseridir.
Doğanşehir Kalesi: Doğanşehir ilçesinde yeralan kale beşgen bir yapıya sahiptir. Romalılar Devri'nde yapılmıştır.
Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı: Eski Malatya'da dikdörtgen alan üzerine inşa edilmiştir. 1632 tarihinde IV. Murat'ın silahtarı Bosnalı Mustafa Paşa yaptırmıştır.
Taşhan: Hekimhan ilçesinde Malatya Sivas karayolu üzerinde, Eski Darende'dedir. Selçuklu Sultan Hanlarının geleneklerini devam ettiren bir yapıdır.
Bedesten: Eski Darende ilçesinde yer alan dikdörtgen bir yapıdır.
NEMRUT: Doğu ve Batı Medeniyetlerinin, 2150 m. yükseklikte muhteşem bir piramitteki kesişme noktası, Dünyanın sekizinci harikası Nemrut, Yüksekliği on metreyi bulan büyüleyici heykelleri, metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle, UNESCO Dünya Kültür Mirasında yer almaktadır. Nemrut Dağı, üzerinde barındırdığı dev heykellerin ve anıt mezarın yanı sıra, dünyanın en muhteşem gündoğumu ve gün batışının seyredilebildiği yer olmasıyla da ilgi çekmektedir. Her yıl binlerce insan gündoğumu ve gün batışını seyretmek için Nemrut Dağına gelmektedir. UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak ilan edilen Nemrut Dağı, çevresindeki Kommagene Uygarlığı eserleri ile birlikte ülkenin önemli Milli Parklarından biridir. Nemrut Dağındaki dev heykeller ve tümülüs, Arsameia (Eski Kale), Yeni Kale, Karakuş Tepesi ve Cendere Köprüsü Milli Park sınırları içerisinde yer alıyor.
Malatya müzesi: Malatya, arkeolojik ve etnografik eserler bakımından bol ve zengin kaynaklara sahip olduğundan, bir müze binasına ihtiyaç duyulmuştur. 1969 yılında geçici bir binada hizmete sokulan müze; 1975 yılında yapımına başlanan Kernek Parkı bitişiğindeki yeni yerine 1979’da taşınmıştır.
Mesire Yerleri:Malatya’yı çevreleyen bölge ziyaret edilebilecek bir çok yer sunar. Sultansuyu’nda, sadece safkan Arap atları yetiştirilmez, ayrıca bu büyüleyici yer yakınında Sultansuyu Barajı’nın oluşturduğu göl kenarında insanların piknik yapmasına fırsat tanır. Karakaya Barajı’nın oluşturduğu göl şehirden 15 km. uzaktadır ve yaz ayları yerel halkın gözde piknik mekanıdır. Bu gölde balık avına izin verilmektedir. Darende’nin 10 kilometre batısındaki Günpınar Şelalesi insanların doğal güzelliğin zevkini çıkarıp, piknik yapacağı ve dinleneceği bir yerdir. Şehre yakın diğer dinlenme alanları Gündüzbey Pınarbaşı, Orduzu Pınarbaşı, Yeşilyurt ve Konak kasabasındaki Horata Suyu’dur. Bunlar arasında Yeşilyurt ve Gündüzbey kirazıyla ünlüdür. Kiraz hasat mevsiminde (Haziran ayı), Yeşilyurt’ta Kiraz Festivali düzenlenir.

Arguvan ilçesinin Kızık köyü tabiat güzelliği ile huzur vermekte, köyün koruma havuzunda bulunan balıklar ise ziyaretçileri hayrete düşürmektedir. Burada bulunan bir su kaynağı ve kaynaktaki balıklar kutsal kabul edilir. Bu nedenle balıkların yenmesine izin verilmez. Yerel halk bu balıkları ’bulaşıkçı’ olarak nitelendirmektedir. Çünkü balıklar köylülerin suya bıraktığı kirli kapları temizlemektedirler.
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Okunmamış 13-08-2008, 02:54 PM
GaNGsTer
Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

Malatya Sözlü Tarih

Malatya Beydağı söylencesi

Torosların bir kolu Beydağı Malatya ovasının güneyinde kentin yanındadır.Burada uyuyan taşa dönmüş bir ermişa’e ilişkin söylence:

Ermiş ,yılda bir kez uyanmakta ve şu soruyu sormaktadır.:

-Maltya ovası altın sabanla sürülüyormu?

Olumsuz cevap alınca yeniden uykuya dalmaktadır.Maltya ovası ,çok verimlidir.İyi sürülüp işlenirse bereket bolluk artacak ve sabanlar bile altından yapılacaktır.O gün ermişin yeniden canlanacağına inanılmaktadır.Ermiş bunu beklemektedir.

Eski Malatya Söylencesi

Eski Malatya XlX .yy başlarında terkedilmişitir.aspuzu bağları o knetin yazlığıdır.Halk yazları buraya göç etmektedir.

Eski Malatyalılar her yıl Aspuzu’ya göç ederken ateşlerini bir kuyuya doldurup üstünü kapatmakta,dönünce de aynı kuyudan ateşini almaktadır.O yıl Aspuzu’dan dönen eski Malatyalılar,kuyudaki ateşin söndüğünü görürler.Bunu uğursuzluk sayarak kenti boşaltır, Aspuzuya dönerler.

Zurbahan’a ilişkin söylence

İnanışa göre Zurbahan tepesindeki kayanın içinde üç oda vardır.Biri altın,biri mücevher,biri de altından araç gereçle doludur.Odanın kapısı ancak tılsımlı bir sözle açılabilir.Şimdiye kadar içeri girmeyi başaran olmamıştır,girmişse de içerden bir şey alıp çıkaramamıştır.

Yörede yaşayan bir hoca günün birinde bu odaların kapısını açmaya kararlıdır.Dağın tepesine çıkıp daire çizer.,içine girip okumaya üflemeye başlar.Okudukça çevresine çeşitli yaratıklar çıkar,amaç onun şaşırtmaktır.fakat aldırmaz okumaya devam eder.Sonunda kapı aralarnır içerde mücevherler doludur.Üzerlerinde dünya güzeli bir kız oturmaktadır.İçeri girip koynunu doldurur çıkmak ister fakat bir türlü kapı açılmaz.Sonunda çaresiz mücevherleri bırakıp çıkar.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Okunmamış 13-08-2008, 02:55 PM
GaNGsTer
Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

Malatya Cami ve Mescitleri


Eski Malatya Ulu Camisi (Battalgazi)

Malatya’nın yaklaşık 8 km. kuzeyinde Eski Malatya’da bulunan Ulu Cami VII. Yüzyılda Araplar tarafından yaptırılmıştır. Bu yapı yıkılmış, ve kitabesinden öğrenildiğine göre; Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad zamanında Mansur bin Yakub’un emriyle 1224 yılında yeniden yapılmıştır.
Yapımında 25-30 yıl başlayan onarımlar ile epeyce değişikliğe uğramıştır. Kitabesi dışında eyvan kemerlerinde bazı sütun başlıklarında ve kubbe kasnağındaki nişte Yakub bin Ebubekir el-Malati tarafından yapıldığı yazılıdır. Eyvan arka kemerinin köşesinde de Ahmed bin Yakub’un ismi bulunmaktadır.

Caminin batı portelindeki 1247 tarihli kitabesinde İlyas bin Şahabeddin Ebubekir tarafından yaptırıldığı belirtilmiştir. Doğu portalindeki bir diğer kitabede 1273-1274’de onarıldığı, genişletildiği ve portalin yapıldığı konusunda bilgi verilmektedir. Bu onarımları Hüsrev isimli bir ustanın yaptığı yine kitabeden anlaşılmaktadır. Avlunun kuzey duvarındaki kitabede de Kaysariye bölümünün XIV.yüzyılda eklendiği yazılıdır.
Günümüze orijinal olarak gelebilen mihrabın önündeki mermer mihrapta ise 1900-1902 yılında yapıldığı yazılıdır. Vakıflar Genel Müdürlüğü de 1962 yılından sonra camiyi birkaç kez onarmıştır.

Eski Malatya Ulu Camisi XIII-XIV.yüzyıllarda yapılan onarımlarla kuzey, doğu ve batı yönüne doğru genişletilmiştir. Bunun ardından da farklı dönemlerde yapılan onarımlar yapının orijinal konumunu büyük ölçüde değiştirmiştir.

Eski Malatya Ulu Camisi, Büyük Selçuklu camilerinden, özellikle Zevvare Mescid-i Cuması planı dikkate alınarak yapılmıştır. Cami 36.44x57.22 m. ölçüsünde, kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Mihrap ekseni üzerindeki mihrap önü kubbesiyle eyvanın iki yanında sahınlar yer almaktadır. Erken dönem ulu cami plan tipinde, tek eyvanlı, iç avlulu bir plan şemasını yansıtmaktadır. Prof. Dr. M.Oluş Arık 1969 yılında caminin iki eyvanlı olarak restitüsyonunu yapmıştır.

Caminin cephelerinde, büyük olasılıkla sonradan eklenmiş olan birbirlerinden farklı boyutlarda dikdörtgen kesitli 24 payanda bulunmaktadır. Doğu ve batı cephelerindeki daha küçük ölçüdeki dikdörtgen payandaların orijinal olduğu sanılmaktadır.
Caminin batı cephesinde, doğu cephesinde ve güney cephesinde bugün kapatılmış olan birer portal bulunmaktadır. Bunlardan üzerlerindeki kitabelerden anlaşıldığına göre doğu ve batı portallerinin dışında güneydeki girişin daha sonra açıldığı sanılmaktadır. Cami harim ve kaysariye olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Bu bölümler birbirlerinden bir duvarla ayrılmış, batıdaki kaysariye bölümü içerisinde de minaresi yer almıştır.

Ulu cami plan tiplerinde çok destekli grubun öncülerinden olan harim dikdörtgen payelerle doğu-batı yönünde sivri kemerli enine sekiz sahna ayrılmıştır. Yapının orta ekseninde, mihrap önünde L biçimli payeler, sivri kemerlerle, kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı bir iç avlu, güneyde kare planlı bir eyvan ve mihrap önü bölümünü oluşturmuştur. Avluda ise sekizgen planlı bir havuz bulunmaktadır. Güney ve doğudaki ilk sahnın ortasında sivri kemerli küçük bir kare mekân bulunmaktadır. Bu bölümle ilgili olarak bazı araştırmacılar hünkâr mahfili olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Mihrap önü üç dilimli, kemerli tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Bu bölüm eksenindeki sivri kemerlerle enine ikiye bölünmüştür. Bunun güneyi dilimli çapraz tonozludur.
Kuzeyde harim ile kaysariyeyi birbirinden ayıran duvarda, eksenin batısında dikdörtgen iki duvar payesi ve batı ile doğuda kaysariyeye girişi sağlayan basık kemerli birer kapı bulunmaktadır.

Caminin güney duvarında yarım yuvarlak nişli mihrap bulunmakta olup bunun önüne sonradan mermer bir mihrap eklenmiştir. Harimin üç cephesi sağır duvarlı olup, kuzeydeki kaysariye ile ortak duvarın doğusunda dört, batıda bir mazgal tipi pencere içerisini aydınlatmaktadır. Ayıca kubbenin sekizgen kasnağında da basık kemerli yedi pencere bulunmaktadır.

Caminin kaysariye bölümü enine, çok destekli ve mihrap önü boyunca iki kubbelidir. Birbiriden farklı aralıklarla yerleştirilmiş üç sıra halinde dikdörtgen payeler sivri kemerlerle enine dört sahna ayrılmıştır.
Mihrap önünde kuzey-güney yönünde sivri kemerli iki kare planlı mekân meydana getirilmiştir. Bunlardan mihrap önü birimi oval, kuzeydeki ise pandantifli yuvarlak bir kubbe ile örtülmüştür. Bu bölümün batısında, ikinci sahnın köşesinde kare kaideli, dıştan silindirik gövdeli, tek şerefeli minare bulunmaktadır. Minarenin basık kemerli kapısı harime açılmaktadır. Kaysariyenin güney duvarına ayrı bir yuvarlak nişli mihrap yerleştirilmiştir.

Caminin doğu ve batı cephelerindeki portaller taştan yapılmış olup oldukça sade bir taş işçiliği gösterirler. Güneydeki portal geç dönemlerde yapılan onarımlar sırasında kapatılmıştır. Batı yönündeki portal ise dokuz sıra mukarnas dizili ve sivri kemerlidir. Portalin karşılıklı cephelerinde yarım yuvarlak nişler yerleştirilmiştir. Bunların üst örtüleri istiridye motifini andırmaktadır.
Giriş kapısına dört basamaklı bir merdivenle ulaşılmaktadır. Portal taş işçiliğinin zengin örneklerini sergilemektedir. Burada üçgen, dikdörtgen, altıgen, düğüm, zikzak, yıldızlar, daire ve yarım daireler, kıvrık dallar, rumiler, palmetler ve çiçek motifleri görülmektedir.

Dışa taşkın olan doğu portali dokuz sıra mukarnas dizili ve sivri kemerlidir. Portalin karşılıkla cephelerinde üçer cepheli nişler bulunmaktadır. Güneydeki niş dört sıra mukarnas kavsarılı olup köşelerde altıgen, çarkıfelek, ok uçları, daireler, altı yapraklı çiçek ve palmetlerle bezenmiştir. Bu portalin güneyinde ve yukarıdaki bir taş üzerinde altıgen ve sekiz kollu yıldız motifleri dikkati çekmektedir.

Mihrap önündeki eyvanın doğusundaki kemerle üzerinde kabartma rumiler dikkati çekmektedir. Mihrap önündeki mekânın kemerlerinde yer yer firuze renkte sırlı çiriler görülmektedir. Kubbeyi taşıyan tromplarda ise tuğladan zikzak, baklava motifleri bulunmaktadır. Kubbe kasnağında ise zencerek motifleri ile oluşturulmuş bir yazı frizi dikkati çekmektedir. Kubbenin içerisi firuze ve patlıcan moru çini mozaikler ve Mühr-ü Süleyman motifi ile bezenmiştir. Eyvan kemerinde ise iç içe altıgenler ve on kollu yıldızların oluşturduğu çini mozaikler görülmektedir. Ayrıca eyvan tonozu baklava, kıvrık dal, baklava ve Rumilerle bezenmiş bir kufi yazı ile çepeçevre kuşatılmıştır. Kaysariye bölümündeki mihrapta ise iki lale motifinin bulunması o dönem için oldukça ilgi çekicidir.

Caminin ahşap minberi Ankara Etnografya Müzesi’ndedir.

Eski Malatya Ulu Camisi planı, kullanılan malzemeleri, tasarımı ve yapım teknikleri ile daha çok Büyük Selçuklu dönemi mimari geleneğini yansıtan değişik bir örnektir.


Ak Minare Camisi (Battalgazi)

Eski Malatya surları dışında, Derme Deresi kıyısında olan Ak Minare Camisi’ni Zaim Yusuf oğlu Hikmet Bey 1572 yılında yaptırmıştır. Camiye ismini veren minare caminin yapımından daha önce, XIII.yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır.

Cami kesme taştan, kare planlı olarak yapılmıştır. Osmanlı mimarisinde tek kubbeli küçük camiler gurubundandır. Düzgün taş işçiliği gösteren duvarlar sağır durumda olup, yalnızca kenarlarında birer küçük penceresi bulunmaktadır. İbadet mekânı oldukça sade olup üzerini sekizgen yüksek kasnaklı basık bir kubbe ile örtülmüştür. Mihrap ve minberi sade bir görünümde olup bezemesizdir.

Caminin kuzeydoğusundaki minare taş kaide üzerine, tuğla örgülü, tek şerefeli ve yuvarlak gövdelidir. Minarenin tuğladan pabuç kısmı sekizgendir. Sekizgenin her yüzünde sağır kemerler dikkati çekmektedir. Yakın tarihlerde minare restore edilmiştir.



Karahan Camisi (Battalgazi)

Eski Malatya’da Karahan Mahallesi’nde bulunan Karahan Camisi’ni kitabesinden öğrenildiğine göre Malatya komutanı Abdullah oğlu Hüsrev Bey 1583 yılında yaptırmıştır. Cami 1900 yılında onarılmıştır.

Avlu içersindeki cami kesme taştan dikdörtgen planlı bir olup üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekânı iki sütun dizisi ile üç sahna ayrılmıştır. Mihrap ve minberi sade olup iç kısımda bezemeye rastlanmamaktadır.

Minaresi kare taş kaide üzerine tuğladan on altı köşeli olarak oturtulmuştur. Tek şerefelidir.


Melik Sunullah (Adile) Camisi (Battalgazi)

Eski Malatya’da surların dışında, Ulu Cami’nin de 150 m. batısında olan bu cami, Memluk Sultanı Melikülzahir Berkûk zamanında Abdullah oğlu Çerkeş tarafından 1394 yılında yaptırıldığı kitabesinden öğrenilmektedir. Cami halk arasında Adile, Vaiz Ocağı veya Vaiz Baba isimleriyle de tanınmıştır.

Günümüze harap bir durumda gelen cami kesme ve moloz taştan kare planlı olarak yapılmış, üzeri de merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekânı içerisinde bezeme unsurlarına rastlanmamaktadır. Minaresi kesme taş kaide üzerinde yuvarlak gövdeli olup yer yer dökülmüş olan firuze renkli çinilerin izleri görülmektedir. Minare üzerinde 1394 tarihli bir onarım kitabesi bulunmaktadır.

Caminin yanında birbirine bitişik olan türbe bulunmaktadır.





Emir Ömer Mescidi (Battalgazi)

Eski Malatya’da bulunan Emir Ömer Mescidini kuzey cephesinin batısındaki pencerenin üzerine yerleştirilen kitabesinden Emir Ömer tarafından 1563-1564 tarihinde yaptırıldığı öğrenilmektedir.

Cami kesme taş ve kaba yontma taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri düz bir dam ile örtülmüştür. Osmanlı camilerinin alışılagelen plan düzeninden farklı olan caminin kuzey cephesinin doğusunda portali bulunmaktadır. Portale birkaç basamaklı merdiven ile ulaşılmaktadır. Dışarıya doğru çıkıntılı portal, dikdörtgen kuşaklar içerisine alınmış, giriş nişi sivri kemerlidir. Mukarnas kavsarası içerisindeki girişin cephesinde kabartma olarak bitkisel ve geometrik taş süslemeler yapılmıştır. İbadet mekânında dikkati çeken bir bezeme görülmemektedir. Mihrap ve minberi taştan yapılmıştır.

Girişin yanında bir mezar bulunmaktadır. Cami yakın tarihlerde onarılmışsa da bu onarım özgünlüğünü yitirmemiştir.


Sütlü Minare Camisi (Battalgazi)

Eski Malatya’da, güneydoğu surlarının dışında yer alan Sütlü Minare Mescidi günümüze harap bir durumda gelmiştir. Yapım tarihini belirten kitabesi bulunmamaktadır. Yapı üslubundan caminin XVII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Günümüze ibadet mekânının bazı duvarları ile minaresi gelebilen caminin kalıntılarından dikdörtgene yakın kare planlı olduğu üzerinin de tromplu bir kubbe ile örtüldüğü sanılmaktadır. Duvarlarında kesme taş kullanılmıştır.

Minaresi düzgün kesme taştan silindirik gövdelidir. Kare kaide üzerinde yükselen minare yuvarlak gövdeli, taş külahlıdır. Şerefe altı mukarnaslıdır. Minare üzerindeki kitabeden 1808 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır.

Hal Fetih Minaresi (Hötüm Dede Minaresi) (Battalgazi)

Malatya Battalgazi ilçesi’nde bulunan Hal Fetih Minaresi XIII. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmektedir. Şahabiye-i Kübra Medresesi’nin güneyinde bulunan bu minarenin camisi yıkılmış ve günümüze gelememiştir.

Minare kaba yontma taş bir kaide üzerinde, sekizgen bir pabuç kısmının üzerinde yükselmektedir. Silindirim gövde tuğladan olup şerefesi ve petek kısmı yıkılmıştır.
Minarenin Pabuç kısmının üzerinde ve şerefe altında firuze renkli yıldız şeklindeki çinilerin oluşturduğu bir bordür bulunmaktadır. Ancak bu çini şeritten de günümüze çok az çini parçası gelebilmiştir.




Ahmet Duran Mescidi (Battalgazi)

Malatya Battalgazi ilçesinde bulunan bu camiyi Muhammed Sabit Bey 1792 yılında taş temeller üzerine ahşaptan yaptırmıştır. Sonraki yılarda mescit moloz taştan yenilenmiştir.

Muhammed Sabit Bey’in kim olduğu bilinmemekle beraber halk arasındaki inanışa göre bu kişi Battalgazi’nin komutanlarından birisidir. Mescidin yanında bir de türbe bulunmaktadır.


Yeni Cami (Merkez)

Malatya il merkezinde vilayet binasının kuzeyinde bulunmaktadır. Cami burada bulunan hacı Yusuf Camisi’nin 3 Mart 1894’de deprem sonucu yıkılması üzerine aynı yerde avlu içerisinde yapılmıştır. Eski camiden günümüze minarenin şerefeye kadar olan kısmı gelebilmiştir. Minare kürsüsünün batısındaki dört beyitlik kitabede 1842 tarihi okunmaktadır.

Cami kare planlı olup 22.00x22.00 m. ölçüsündedir. İbadet mekânının üzerini sekizgen dörtayağın taşıdığı pandantifli merkezi bir kubbe örtmektedir. Merkezi kubbe dört yönden beşik tonozlar, köşelerde de küçük kubbelerle desteklenmiştir. Kubbenin yüksek kasnağı çevresinde çok sayıda pencereler açılmıştır.

Caminin güney cephesinin ortasında mihrap, yarım kubbe içerisinde bulunmaktadır. Beşgen olan mihrap mukarnaslı bir kavsara ile sonuçlanmaktadır. Ahşap minber rokoko üslubundadır. Kuzeydeki ahşap mahfil daha sonraki dönemde buraya konulmuştur.

Caminin eski minaresi günümüzde aynen korunmuş olup, bunun yanı sıra son cemaat yerinin iki yanına ikişer şerefeli, taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli iki minare daha eklenmiştir.






Yusuf Ziya Paşa Camisi (Merkez)

Malatya il merkezinde, İzzetiye Mahallesi Mücelli Caddesi’nde bulunan bu caminin kitabesinden öğrenildiğine göre Yusuf Ziya Paşa tarafından eşi Ayşe Hanım için, 1793-1794 yılında yaptırılmıştır.

Cami dikdörtgen planlı olup kesme taş ve moloz taştan yapılmış, üzeri çatı ile örtülmüştür. Caminin duvarları kırma taş, son cemaat yerinin tamamı ile kemer, kapı ve pencere kenarları ve portal kesme taştan yapılmıştır. Caminin kuzeydoğu köşesinde bir de türbe bulunmaktadır. Avlu içerisindeki caminin kuzeyinde son cemaat yeri, kuzeybatısında da sonradan yapılmış minaresi bulunmaktadır. Son cemaat yeri dikdörtgen ayakların sivri kemerlerle birbirine bağlanmasıyla meydana gelmiştir. Basık kemerli giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır.

İbadet mekânı 15.00x7.40 m. ölçüsündedir. Üzerini örten ahşap hatıllı, kiremitli çatı beden duvarları üzerine oturmuştur. Mihrap ve minber oldukça sade olup caminin içerisinde sanat tarihi yönünden önemli bir bezeme görülmemektedir.

Son cemaat yerinin kuzeydoğusundaki, kesme taştan türbe iki sivri kemerli eyvan şeklindedir. Türbede üç sanduka bulunmaktadır. Bunlardan güneydeki sanduka Keban ve Ergani madenleri Emini olan Diyarbakır Müşirliği yapan Süleyman Paşa’ya aittir. Sanduka üzerinde on dört mısralık bir şiir ile 1840 tarihi yazılıdır. Diğer sandukalar Malatya Mutasarrıfı Şakir Paşa’nın kızı Hamdiye Hanım’a aittir. Baş taşında 1885 tarihi yazılıdır. Türbenin kuzeyindeki, diğerlerinden farklı olan sanduka Edirnekâri bezemelidir. Bu sanduka Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın kızı, 14.Liva kumandanlığı yapan Mustafa Naim Paşa’nın eşine aittir. Sanduka üzerinde de 1898 tarihi yazılıdır.


Ulu Cami (Arapkir)
Malatya Arapgir ilçesinde bulunan Ulu Cami, kayalık bir alanda yapılmıştır. Osman Paşa Camisi’nin kuzeyinde olan Ulu Cami’nin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber mimarisi ve bezemesi dikkate alındığında XIV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Büyük olasılıkla da İlhanlı döneminde yapılmıştır. Bazı iddialara göre de, çevresindeki yapı kalıntıları ve hankâh ile birlikte bir dergâh yapısı olduğudur.

Caminin dış duvarları kesme taştan, iç duvarları moloz taştan yapılmıştır. Dikdörtgen planlı olan caminin üzerini iki kubbe örtmektedir. Giriş kapısı kuzeyde olup, kapının çevresi geometrik, vazo biçimli sütun başlıkları, palmet, kıvrık dal ve yıldız motifleri ile kesme taştan kabartma olarak yapılmıştır. Portal yapının en görkemli bölümü olup, sütunçelerin yanında bulunduğu sivri kemerlidir. Kapının iki yanına sivri kemerli nişler yerleştirilmiştir.

İbadet mekânının üzeri giriş kapısı üzerinde ard arda sıralanmış iki kubbeli bölüm ve bunların dışında kalan alanlar da paye ve kemerlerin taşıdığı beşik tonozlu bir üst örtü ile kapatılmıştır.

Mihrap nişi beş sıra bordürlü olup, bunlardan dışta kalan ilk bordür altı sıra halinde, sekizgen geçmeler ve palmetlerle bezenmiştir. Mihrap nişinin iki yanında köşe sütunçeleri bulunmaktadır. Bunun taban ve başlıkları bitkisel ve geometrik motiflerle bezelidir.

Caminin minaresi bulunmamaktadır.


Yeni Cami (Arapgir)

Malatya Arapgir ilçesinin eski yerleşim alanında, Osman Paşa Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmamaktadır. Bu bakımdan yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Ancak, yapı üslubundan Akkoyunlular döneminde (1389-1515) yapıldığı sanılmaktadır.

Günümüze yıkık ve harap durumda gelen caminin doğu yönü arazi konumundan ötürü iki katlı yapılmıştır. Dikdörtgen planlı olan caminin moloz taştan örülmüş duvarlarına yer yer tuğla hatıllar yerleştirilmiştir. Caminin kemerleri ve payeleri taştandır. Caminin üst katı kubbeli, orta mekânı ise beşik tonozludur. Yan mekânlardaki beşik tonozlu bölümler köşe hücrelerini oluşturmaktadır.


Mirliva Ahmet Paşa (Çarşı) Camisi (Arapgir)

Malatya Arapgir ilçesi, İsaoğlu Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi yerinden sökülmüş olup, günümüze gelememiştir. Bu bakımdan yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber XVIII.yüzyılın ilk yarısında Sancak Beyi Mirliva Ahmet Paşa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Cami çarşı içerisinde olmasından ötürü de halk arasında Çarşı Camisi olarak da tanınmaktadır.

Cami kesme taştan yapılmış olup, dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı birbirlerine kemerlerle bağlanmış sekiz sütun ile üç nefe ayrılmıştır. Üzeri düz bir damla örtülüdür. İbadet mekânının çevresi ahşap mahfillerle çevrilmiştir. Giriş eksenindeki mihrap nişi alçı bezemelidir ve bitkisel motiflerle süslenmiştir. Minberi ağaç olup, oldukça sade bir görünümdedir.

Caminin önündeki son cemaat yerinin yanına, batı cephesine sonraki dönemlerde kare kaideli, yuvarlak taş gövdeli ve tek şerefeli bir minare eklenmiştir.

Caminin yanında 1806 yılında yapılmış Çarşı Hamamı bulunmaktadır.


Gümrükçü Osman Paşa Camisi (Arapgir)

Malatya Arapgir ilçesi, Osman Paşa Mahallesi’nde, Arapgir Çayı kıyısında bulunan bu cami üzerinde üç kitabe bulunmaktadır. Bunlardan en eski tarihli olan ve dış avlunun taç kapısı üzerindeki kitabeden öğrenildiğine göre; Gümrükçü Osman Paşa tarafından 1824 yılında yaptırılmıştır.

Cami kesme taştan, kareye yakın dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Arazi konumundan ötürü cami dıştan payandalarla desteklenmiştir. İbadet mekânının üzeri yüksek bir kasnak üzerine oturan kubbe ile örtülmüştür. Son cemaat yeri sekiz ağaç sütunun meydana getirdiği bölümlerden oluşmuştur. Mihrap nişi ortadan ikiye ayrılmış olup, kalem işleri, kandil motifleri ile bezenmiş, üzerine kufi bir yazı yazılmıştır. Mermer minber de geometrik bezemelidir.

Son cemaat yerinin sağında bulunan minare on altı köşelidir. Kare kaide üzerine kesme taştan oturtulmuştur.

Caminin avlu giriş kapısında Sultan II.Mahmud’un 1824 tarihli tuğralı bir kitabesi, yanındaki çeşmede 1796 tarihi bulunmaktadır.


Cafer Paşa Camisi (Arapgir)

Malatya Arapgir ilçesinin eski yerleşim alanında, Osman Paşa Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi yerinden sökülmüş ve günümüze gelememiştir. Bununla beraber, minare kapısı üzerindeki kitabeden XIV.yüzyılda yaşamış İlhanlılardan Şeyh Hasan tarafından yaptırıldığı, 1694’te de Sancak Beyi Cafer Paşa tarafından onarıldığı öğrenilmektedir. Bu yüzden de camiye Cafer Paşa Camisi ismi verilmiştir.

Cafer Paşa’nın yaptırdığı onarım öncesinde caminin üzeri üç çapraz tonozla örtülü bir ibadet mekânı ve ayrıca mihrap önü mekânından meydana geldiği bilinmektedir. Onarım sırasında doğu duvarı cami içerisine alınmış ve tonozla örtülü mekânlar üçten ikiye indirilmiştir. Böylece cami kareye yakın dikdörtgen planlı şekle dönüştürülmüş, üzeri de sekiz köşeli kasnağa oturan bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin doğu duvarında giriş kapısı bulunmaktadır. Giriş kapısı sivri kemerlidir. Bunun önünde ahşap çatılı bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Mihrap yaprak motiflerle bezelidir. Ahşap minberi ağaç işçiliğinin en güzel örneklerini sergilemektedir. Minber üzerinde 1694 tarihli bir onarım yazıtı bulunmaktadır.

Doğu duvarına bitişik olan minarenin ahşap basamaklarla çıkılan mukarnaslı bir kapısı vardır. Bu kapı, iç içe geçmiş kemerlerle bezenmiştir. Minarenin kaidesi ile gövdesi arasında renkli taşlar ve istiridye motifleri ile bezeli iki taş kuşak sırası bulunmaktadır.

Camiyi yaptıran Şeyh Hasan’ın türbesi Arapgir’in güneydoğusundaki Onar Köyü’ndedir.


Molla Eyüp Mescidi (Arapgir)

Malatya Arapgir ilçesi Osman Paşa Mahallesi’nin güneyinde bulunan bu cami, kaynaklarda Ispanakçı Mustafa Paşa Kütüphanesi olarak geçmektedir. Kütüphane olarak yaptırılan bu yapı, sonradan camiye çevrilmiştir. Kitabesi bulunmayan caminin yapı üslubu XVIII.yüzyıla işaret etmektedir.

Kayalıklar üzerindeki bu yapı dikdörtgen planlı olup, kesme taş ve moloz taştan yapılmış, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Batı yönündeki giriş kapısı arazinin altında kalmıştır. Kuzey duvarı ise içeriden payandalarla güçlendirilmiştir. İbadet mekânı paye ve bunları birbirine bağlayan sivri kemerlerle iki nefe ayrılmıştır. Minber ve mihrabında dikkate değer bir özellik görülmemektedir.

Alacakapı Mescidi (Battalgazi)

Malatya Battalgazi ilçesinde bulunan Alacakapı Mescidi 1585 yılında yaptırılmıştır. Banisi bilinmemektedir. Kare planlı olan cami kesme taştan yapılmış ve üzeri ahşap çatı ile örtülmüştür. Yanındaki tuğla minaresi XX.yüzyılda yapılmıştır.

Cami son dönemde yapılan onarımlarla özelliğini tümüyle yitirmiştir.


Ulu Cami (Darende)

Malatya Darende ilçesi, Zaviye Mahallesi’nde bulunan Ulu Cami’nin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Dulkadiroğulları zamanında, XIV. yüzyılda yapıldığı ileri sürülmüşse de bu iddia kesinlik kazanamamıştır.

Caminin doğu ve kuzey duvarları ve minaresi dışında, günümüze gelememiştir. Kalıntılarına dayanılarak caminin kesme taş ve moloz taştan dikdörtgen planlı olduğu anlaşılmaktadır. İbadet mekânı içerisindeki payelerle beş nefe ayrılmıştır. Bu camiden günümüze gelebilen minare kesme taştan olup, kare kaide üzerine yuvarlak gövdelidir. Alt bölümü sekizgen, üst bölümü on altıgen olan gövdenin ortasına bir de taş kuşak yerleştirilmiştir. Tek şerefeli olan minarenin külah kısmı da yıkılmıştır.

Kendi haline terk edilen cami bir süre depo olarak kullanılmış, daha sonra Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı tarafından restore edilmiş ve çevre düzenlemesi yapılmıştır. Bugünkü caminin üzeri geniş bir çatı ile örtülmüş önüne de yuvarlak kemerli bir son cemaat yeri eklenmiştir.



Sadrazam Mehmet Bey Camisi (Darende)

Malatya Darende ilçesi, Eski Darende Mevkii’nde bulunan Sadrazam Külliyesi olarak isimlendirilen bu yapı topluluğu, cami, türbe ve kitaplıktan meydana gelmiştir. Kitaplığın üzerindeki kitabeden yapı topluluğunu Sadrazam Mehmet Paşa’nın yaptırdığı anlaşılmaktadır.
Bu yapı topluluğundan günümüze yalnızca kuzeydoğudaki minaresi gelebilmiştir. Minare kesme taş kaide üzerinde oldukça ince ve yuvarlak gövdelidir.

Caminin yanındaki kitaplık da kare planlı, kesme taştandır. Üzerini tromplu, kasnaksız bir kubbe örtmüştür. Kütüphanenin batısındaki türbede ise sanduka bulunmaktadır. Buradaki iki mezardan biri Hasan Paşa’ya aittir.

Darende de yapılmış olan Danabey, Hacı Hüseyin ve Hacı Müşrif camilerinin günümüze sadece minareleri gelebilmiştir. Bunlardan Danabey Camisi eski kaynaklardan öğrenildiğine göre Hacı Hüseyin Paşa tarafından 1727 yılında yaptırılmıştır. Caminin minaresinin şerefe korkulukları ve külahı yıkılmıştır. Kesme taş kaide üzerinde yuvarlak gövdelidir.

Eski Darende’deki Hacı Müşrif Camisi Abidin Paşa tarafından 1740 yılında yaptırılmıştır. Günümüze gelen minare kesme taş kaide üzerinde onaltıgen gövdelidir.


Abdurrahman Erzincani Camisi (Darende)

Malatya ili Darende ilçesi, Balaban kasabasında bulunan bu cami Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı tarafından yaptırılmıştır.

Cami Osman Hulusi Ateş Efendi’nin direktifleri doğrultusunda yapılmış olup, farklı bir mimari özellik göstermektedir. Kareye yakın planlı olan caminin üzeri kubbe ile örtülmüştür. Yanında tek şerefeli bir minaresi bulunmaktadır.

Caminin yanında üç katlı yatılı bir Kız Kuran Kursu vardır. Yapının bakım onarım ve çevre düzenlemesi de aynı vakıf tarafından gerçekleştirilmiştir.





Abdurrahman Gazi Camisi (Darende)

Malatya ili Darende ilçe merkezine 15 km. uzaklıktaki bu cami harap bir durumda iken Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı tarafından modern bir tasarımla yenilenmiştir.


prülü Mehmet Paşa Camisi (Hekimhan)

Malatya Hekimhan ilçesinde, Taş Han’ın 50 m. güneydoğusundaki bu cami, kitabesinden öğrenildiğine göre 1661 yılında Köprülü Fazıl Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sonraki dönemde Köprülü Mehmet Paşa tarafından onarıldığı ve bu yüzden de bu ismin verildiği sanılmaktadır. Son cemaat yerinin ve karşısındaki şadırvanın üzerinde de 1815 tarihinde onarıldığını gösteren bir kitabe bulunmaktadır.

Cami kesme taştan, dikdörtgen planlı olup, üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin dışında kalan bölümler beşik tonozla örtülüdür. Caminin önünde beş kubbeli bir son cemaat yeri vardır. Girişin karşısındaki mihrap oldukça sadedir. Batı duvarına bitişik olan taş kaide üzerinde yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.





Abdülselam (Abdülrezzak) Camisi (Yazıhan)

Malatya, Yazıhan’ın 6 km. kuzeybatısında Fethiye Köyü’nde bulunan bu camiyi giriş kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre; Abdüsselam oğlu Mustafa Paşa 1566 yılında yaptırmıştır. Halk arasında Uzun Hasan Camisi olarak da tanınmaktadır.

Osmanlı dönemi tek kubbeli kare planlı camiler grubundan olan bu caminin önünde, yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanan dört mermer sütunla beş bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Bu bölümlerin üzeri beş kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekânı kare planlı olup üzeri dört yarım kubbe ile desteklenen, tromplu merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Ayrıca yanında tabhane bölümleri bulunmaktadır. İbadet mekânı oldukça sade olan ibadet mekânında mihrap mermerden, minberi de taştan yapılmıştır.

Caminin kuzeybatısında tek şerefeli minaresi, kare bir kaide üzerine oturtulmuş, yuvarlak gövdelidir. Caminin yanında birde konuk odası bulunmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Okunmamış 13-08-2008, 02:56 PM
GaNGsTer
Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

Malatya Türbe ve Kümbetleri


Sitti Zeynep Kümbeti (Battalgazi)

Eski Malatya Battalgazi ilçesinde, Karahan Mahallesinde, sur dışında bulunan Sitti Zeynep Kümbeti XII.yüzyılda yapılmıştır. Kitabesi bulunmamaktadır. Selçuklu sultanlarından olan Sitti Zeynep Sultan’ın kim olduğu bilinmemektedir.

Kümbet, düzgün kesme taştan olup sekizgen planlıdır. Üzerini sekiz köşeli piramidal bir külah örtmektedir. Türbenin altında mumyalık bölümü bulunmaktadır. Türbenin toprağa gömülmüş giriş kapısı dışında duvarlarında pencere bulunmamaktadır.


Kanlı Kümbet (Battalgazi)

Eski Malatya Battalgazi ilçesinde, Meydanbaşı Mahallesi’ndeki mezarlık içerisinde bulunan Kanlı Kümbet’in kime ait olduğu ve bu ismin neden verildiği konusunda bir bilgi bulunmamaktadır. Kümbetin yapı üslubundan XV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Kümbet kare planlı, baldaken tarzında bir mezar anıtıdır. Altında mumyalık kısmı bulunmaktadır. Mumyalık düzgün kesme taştan ve beşik tonoz örtülüdür. Kümbetin gövdesi bir sıra düzgün kesme taş, üç sıra tuğla hatıllı duvar örgüsüne sahiptir. Günümüzde üzerini örten kubbesinin bir bölümü yıkılmıştır. Buna rağmen kubbeye geçişlerin pandantifli olduğu görülmektedir.





Nefise Hatun Kümbeti (Battalgazi)


Eski Malatya’da, Battalgazi ilçesinde bulunan Nefise Hatun Kümbeti’nin kime ait olduğu bilinmemektedir. Kaynaklarda da onunla ilgili bir bilgiye rastlanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan XVI. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Kümbet baldaken üslubunda kare planlı bir mezar anıtıdır. Üzeri kubbe ile örtülmüştür. Altında mumyalık olup olmadığı toprak dolgusu nedeniyle anlaşılamamıştır. Kesme taştan yapılmış olup günümüzde çok harap bir durumdadır.

Ali Baba Türbesi (Battalgazi)
Malatya, Battalgazi ilçesinde bulunan Ali Baba Türbesi, XIII.yüzyılda yapılmıştır. Sonraki dönemlerde yapılan onarımlarla özelliğinden kısmen uzaklaşmıştır.
Türbe kaba yontma taş ve moloz taştan yapılmıştır. Kare planlı olup, üzeri geniş ve çok yüksek bir kubbe ile örtülmüştür. Giriş kapısı düz lentolu olup, duvarları sağır olarak yapılmıştır. Duvarların dört köşesi dışarıya doğru çıkıntılıdır. Bu durumda türbenin orjinalinin daha farklı biçimde olduğu sanılmaktadır.
Türbenin çevresinde mezarlar ve bazı mimari kalıntılar bulunmaktadır.



İkiz Türbe (Darende)

Malatya Darende ilçesi mezarlığında birbirine benzer planda iki türbe bulunmaktadır. Türbelerin kitabeleri bulunmadığından yapım tarihleri kesinlik kazanamamıştır. Türbelerden birisi Hacı Hüseyin Paşa’ya ait olup diğer türbenin kime ait olduğu bilinmemektedir.
Türbeler kare planlı, kesme taş ve moloz taştan yapılmıştır. Her ikisini de üzeri kubbe ile örtülüdür. Türbelerin çevresinde yuvarlak kemerler bulunmaktadır.


Somuncu Baba Türbesi (Darende)

Malatya Darende ilçesinde, Hıdırlık Zaviye Mahallesi’nde, Tohma Çayı yanındaki Şeyh Hamid-i Veli Zaviyesi’nin yanında bulunan Somuncu Baba Türbesi bulunmaktadır.

Somuncu Baba ismiyle bilinen Şeyh Hamid-i Veli mutasavvıflardan olup Kayseri Akçakaya’da 1331’de dünyaya gelmiştir. Bu arada Horasanlı olduğu da iddia edilmiştir. İlk öğrenimini babası Musa Efendi’den almış, sonra Şam’da bulunan Bayezidiyye Dergahı’na, ardından Tebriz civarında Hoy kasabasında Şeyh Hacı Alaeddin Erdebili’nin öğrencisi olmuştur. Şeyh Erdebili’den halkı aydınlatma görevini aldıktan sonra Bursa’ya gelmiş, Bursa çilehanesi yanında açtığı fırında bereketli ekmekleri ile tanınmış ve halk tarafından sevilmiştir. Bu yüzden de Somuncu Baba ismiyle tanınmıştır. Daha sonra bir süre Şam’da kalmış ve sonra Darende’ye gelerek yerleşmiştir. Burada 1412 yılında ölmüş ve kendi adına taşıyan cami ve zaviyenin yanındaki türbesine gömülmüştür.

Somuncu Baba Türbesi kesme taş ve moloz taştan yapılmıştır. Kare planlı türbenin üzeri kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Türbenin içerisi kasnaktaki pencerelerle aydınlatılmıştır. Türbede Şeyh Hamid-i Veli ile oğlu Halil Tayyibi gömülüdür. Sandukaları ceviz işlemelidir. Ceviz sandukanın üzerinde kubbe bulunmaktadır. Ayrıca türbenin önünde Şeyh Hamid-i Veli’nin müritlerinin mezarları vardır.


Hasan Gazi Türbesi ve Şehitlik Anıtı (Darende)

Malatya ili Darende ilçesinde, Şehitlik Tepesi olarak anılan yerde “Fahr'ül Ulema Seyyid'üş-Şüheda” Seyyid Hasan Gazi’nin türbesi bulunmaktadır. Hasan Gazi, Hz. Peygamber'in torunlarından, Hüseyin Gazi'nin kardeşi, Seyyid Battal Gazi'nin amcası ve aynı zamanda kayınpederidir. Hasan Gazi Abbasiler döneminde Zengibar kalesinin kuşatmasında 830 yılında şehit olmuştur.

Türbe mescit inşası ve çevre düzenlemesi Sarımehmetzâde Mimar Yücel Sarı ve çocuklarının katkılarıyla Es Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı'nca yapılmıştır. 26 Ağustos 2005 tarihinde açılışı yapılarak hizmete sunulmuştur.

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı H. Hamidettin Ateş’in teklifi, Darende Belediyesi’nin ve Mimar Yücel Sarı’nın da destekleriyle Darende'de Şehit Hasan Gazi Türbesi’nin bulunduğu tepeye bir Şehitlik Anıtı’nın yapılması için çalışmalarına 2003 yılında başlanmış, 26 Ağustos 2005’te açılmıştır.

Bu şehitlikte I.Dünya Savaşı'nda, İstiklâl Savaşı’nda, Osmanlı-Rus Savaşı’nda, Kore'de, iç isyanlarda, Trablusgarb'ta ve terörle mücadelede şehit olan pek çok Darendeli bulunmaktadır. İsmi tespit edilen 92 şehidin isimleri birer mermer levhalara yazdırılarak Şehitlik Anıtı içerisine konulmuştur.

Kabak Abdal Türbesi (Kuluncak)

Malatya Kuluncak ilçesi, Alvar Köyü’nde bulunan bu türbe, üzerindeki kitabesine göre; 1844 tarihinde yapılmıştır.

Kare planlı olan türbenin üzeri kubbe ile örtülüdür. Türbenin içerisinde beton sıvalı bir mezar bulunmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Okunmamış 13-08-2008, 02:57 PM
GaNGsTer
Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

Malatya Medreseleri


Şahabiyye-i Kübra Medresesi (Battalgazi)

Malatya Battalgazi ilçesinde, Malatya Ulu Camisinin güneyinde bulunan Şahabiyye-i Kübra Medresesi Malatya Ulu Camisi’nin yanında bulunmaktadır. Selçuklular döneminde 1224 tarihinde, Mir-i ümera lakabı ile tanınan Şahabeddin Hızır isimli bir emir tarafından yaptırılmıştır. Medresenin kitabesi günümüze gelememiştir. Ancak kaynaklardan mimarlarının Şemseddin Muhammed bin Osman ve Takvor bin Stefan olduğu bilinmektedir.

Medrese günümüze çok harap ve büyük ölçüde yıkılmış olarak gelebilmiştir.Büyük ateş medresesi anlamına gelen bir ismi vardır. Yapı malzemesi kesme taş ve moloz taştandır. Planını çıkarabilmek mümkün olamamıştır. Kalıntılara dayanılarak iki eyvanlı medreseler gurubundan olduğu sanılmaktadır. Bununla beraber büyük bir orta avlusu girişin ekseninde, eyvan içerisinde mihrabı ve batı yönündeki bir odası ayakta kalabilmiştir. Portali taş işçiliğinin güzel örneklerinden olup kenar silmeleri ile yan kuşaklarında bezemeleri bulunmaktadır.

Girişin sağında türbesi bulunmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Okunmamış 13-08-2008, 02:57 PM
GaNGsTer
Cevap: Malatya'nın Tarihçesi

Malatya Hanları


Malatya’nın Selçuklular dönemine tarihlenen hanları konusunda yeterli bilgilerimiz bulunmamaktadır. Bununla beraber Eski Malatya’nın surları dışında, doğu ve batı da birer han olduğu da bilinmektedir. Yalnızca Silâhtar Mustafa Paşa’nın Kervansarayı şehir surları içerisinde Alacakapı’da bulunmaktadır. Kaynaklardan Malatya çevresindeki hanlardan Çingene Hanı’nın, Şahna Hanı’nın, Sarıca Hanı’nın, Kurttepe Hanı’nın, Hormu Hanı’nın, Görk Hanı’nın, Kantarmış Hanı’nın, Kömüş Hanı’nın ve Hekim Hanı’nın isimlerini öğrenebiliyoruz.


Çingene Hanı (Battalgazi)

Eski Malatya Battalgazi ilçesinde bulunan Çingene Hanı XIII.yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. Günümüze gelemeyen bu han avlu ve kapalı kısım olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir.

Çingene Hanı’nın kalıntılarından anlaşıldığına göre kesme ve moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, kapalı bölüm payelerle desteklenmiştir.


Taşhan (Hekimhan)

Malatya Hekimhan ilçesinde, Taşhan Mahallesi’nde bulunan Taşhan, İstanbul-Bağdat kervan yolu üzerinde önemli bir konaklama yeridir. Hanın üzerinde üç ayrı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabelerden hanın iki aşamada yapıldığı öğrenilmektedir. Hanın kapalı bölümünün üzerindeki bir kitabede Sultan I. İzzeddin Keykavus döneminde (1183-1220) , Selçukluların ünlü doktorlarından El Malat tarafından 1218’de yaptırıldığı yazılıdır. Bu kitabe Süryanice ve Ermenice olarak tekrarlanmıştır. Handaki ikinci kitabe avludaki bölümlerden biri üzerinde olup Sultan Alaeddin Keykubad döneminde (1220-1237) yılında yaptırıldığı yazılıdır. Üçüncü kitabe ise hanın kapalı bölümlerindedir. Burada da XVI. yüzyılda yapılmış bir onarımdan söz edilmektedir. Bu onarımı Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa 1660’da Mimar hasan Ağa’ya yaptırmıştır.

Taşhan Selçuklu döneminin gelenekselleşmiş, kapalı avlulu hanlarından bir örnektir. Moloz ve kesme taştan yapılan han dikdörtgen planlı avlulu ve kapalı bölümlerden meydana gelmiştir. Duvarlar dışarıdan payandalarla desteklenmiştir. Hanın giriş kapısında ve içerisinde bezemeye rastlanmamaktadır.

Hanın ilk bölümünde ortada bir avlu ve bunun çevresinde çeşitli büyüklüklerde ocaklı odalar sıralanmıştır. İkinci bölümdeki kapalı mekan her sırada, birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlanmış 5’er paye ile üç bölüme ayrılmıştır. Bu bölümlerin üzeri içten tonoz dıştan da düz toprak bir üst örtü ile örtülmüştür.

Taşhan’ın doğusundaki duvarında, ona bitişik olan Köprülü Hamamı 1660’da yapılmıştır. Ayrıca hanın 50m güneydoğusunda da aynı tarihte Köprülü Camisi yapılmıştır.
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Seçenekler
Stil


Malatya'nın Tarihçesi

Malatya'nın Tarihçesi konusu, EĞLENCE VE BİLGİ REHBERİM/Yörelerimiz & Memleketimiz bölümünde tartışılıyor .




Gündemden Başlıklar

Konu Kategori
Evden eve nakliyat Liseler & Üniversiteler
Şehir ve Firma Rehberi Tatil ve Oteller
Tatil ve Oteller Seo

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:01 PM.




Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.2
Tynt Script Sponsored by Information Technology Salary
Bütün Hakları Saklıdır 2005-2011 Rehberim.net